31. bölüm / 43
Düşünceler Cehennemi30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR
Bölümler 43Şu an: 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR
- 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
- 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
- 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
- 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
- 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
- 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
- 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
- 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
- 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
- 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
- 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
- 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
- 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
- 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
- 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
- 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
- 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
- 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
- 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
- 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
- 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
- 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
- 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
- 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
- 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
- 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
- 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
- 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
- 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
- 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
- 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime · Okuduğun bölüm
- 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
- 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
- 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
- 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
- 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
- 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
- 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
- 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
- 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
- 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
- 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
- 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Merhabalar herkese,
Yoğun bir hafta geçirdiğim için bölüm biraz geç geldi ama zaten geçen hafta iki bölüm birden atmıştım biliyorsunuz. Bu yüzden bana kızmadığınızı umuyorum. 🦥🦦🫣 Diğer bölüm haftasonu gelecek bir aksilik olmazsa. Keyifli okumalar 😍
**
"Hisler söylenmemeli, hisler hissettirilmeli."
**
Hayatımın ince bir ip üzerine kurulu olduğunu bir kez daha fark ettiğim bir anın içindeydim. Gördüklerim ve duyduklarım, benimle bütünleşmiş her tehlikenin birer yansımasıydı. Hep böyle devam edecekti, güvenebileceğim insan sayısı çok azdı. Hiç beklemediğim anda etrafımdaki insanların karanlık taraflarını görmek, onlarla var olabilecekken birden yok olmamıza neden oluyordu ve şimdi benden geriye ne kaldı bilmiyorum, iyi duygularımı birer birer kaybettim. Tüm kötü duygularla tanıştım ve hiçbirini sevemedim. Bu ben değildim. Tüm bu olanlar, benim hayatımın bir parçası değildi, olmamalıydı. Korkuyordum ve yaşanılanların bir kâbus olmasını diliyordum. Bir an önce uyanmak istiyordum.
Uzun süre tuttuğum nefesimi yavaşça bıraktım. Kalbim gümbürdüyordu ve o kadar şiddetliydi ki, bulutları yaran gök gürültüsünü bile bastırıyor olabilirdi. Yüzüme düşen yağmur damlasıyla yerimde sıçradım ve artık onları duyamadığım için bir an önce buradan kaybolmam gerektiğinin farkına vardım. Hızlı ve dikkatli adımlarla ön tarafa geçtim. Onlar hâlâ bir şeyler konuşuyorlardı fakat bir süreden sonra benim için tüm sesler uğultuya dönmüştü.
Evime giden yola doğru tekrar ilerleyip kendimi gizledim. Biraz burada kalacaktım ve ne yapmam gerektiğini düşünecektim.
Aklım almıyordu. Kendini, Tiazza'dan olduğuna o kadar iyi inandırmıştı ki duyduklarımın gerçeklik payını hâlâ sorguluyordum. Ben buraya gelmeden uzun zaman öncesine kadar hep buradaydı ve aslında benim düşmanlarımın Tiazza'yla ve doğal olarak Altay amcayla da bir alıp veremedikleri olmalıydı. Belki Demir'le alakalı olaylar da dönüyordu. Bu durumda tam olarak benim rolüm neydi? Neden düşmanlarım vardı ve tüm bu parçalar ne zaman bir araya gelecekti bilmiyorum. Hepsini birleştirdiğimde, muhtemelen tüm öğrendiklerim felaketim olacaktı.
Bunu kimseye anlatamazdım. Birini daha ölüme göndermeden bu işi halletmeliydim. Kutay, o yabancı adama beni tehlikeye atamayacağını ve Tiazza'da kalacağını açık bir dille söylemişti. Çalıştığı adamları terk edip Tiazza'lı olduğunu ilan etti fakat tüm bunları ben gerçekleri öğrenmeden yapmış olmalıydı. Aklımı kurcalayan başka bir şey daha vardı. Neden o adama beni buradan çıkaramayacağını söyleyip aynı zamanda kaçmayı teklif etmişti? Aklında başka bir şeyler olmalıydı ve ben bunları öğrenmeliydim. Bilgi alabileceğim tek kişi şu anlık Kutay gibi görünüyordu. Bir şeyler yapmalıydım, kafam fazlasıyla karışıktı ve önce hangi adımı atmalıydım bilmiyorum. Bildiğim tek şey, acele etmeden dikkatli bir şekilde ilerlemekti. Kutay'a hiçbir şey çaktırmadan evine girmem ve birkaç bilgi edinmem gerekiyordu. Eğer hiçbir şey bulamazsam onunla yüzleşmekten başka çarem yoktu. Evinin anahtarını almalıydım ve bunu nasıl yapacağıma dair herhangi bir fikrim henüz yoktu. Zihnimi kemiren düşünceler yüzünden kafamın içi savaş alanı gibiydi. Belki de öğrendiklerim bu savaşı başlatmıştı ama hissettiğim ağrılar yan tarafımda bulunan büyük bir taşın üstüne oturmama neden oldu. Neredeyse olduğum yere yığılacakmış gibiydim. Başımı ellerimin arasına aldım ve orada ne kadar zaman geçti emin değilim. Öylece bekledim. Beklemek umrumda değildi, sadece sıradan bir hayat yaşamak istiyordum. Her gün, ne zaman öleceğim düşüncesiyle uyanmak istemiyordum. Eğer düşmanlarımdan kurtulacaksam, bekleyebilirdim. Sadece buna katlanabilirdim, öleceğim günü bekleyerek yaşamak istemiyordum. Tiazza'da geçen tehlikeli zaman dilimlerinin karşılığı sıradan bir hayata kavuşmaktı. Hayattan beklentilerim artık bu kadar küçüktü.
Bir arabanın tam önümde durduğunu, yüzüme çarpan far ışıklarından anladım. O zamana kadar çevremdeki herhangi bir sesin farkında bile değildim. Işık suratımı buruşturmama neden oldu ve kimin olduğunu görmeye çalıştım. Gözlerimi kırpıştırdığımda karşımda Çağatay duruyordu. Arabadan ne zaman inmişti ve yanıma gelmişti bilmiyorum.
"Eliz iyi misin sen?" diye sordu omzuma dokunurken. Kafamı hızla salladığımda ağrıdan dolayı suratımı tekrar buruşturdum.
"Emin misin? Hiç iyi görünmüyorsun."
"Biraz başım ağrıyor, birazdan geçer." Suratıma düz bir şekilde baktı çünkü cevabım onu tatmin etmemişti.
"Hafiften yağmur yağıyor bilmem farkında mısın? Neden burada oturuyorsun? Hasta olacaksın."
"Yağmur mu yağıyor?" diye sorarken etrafıma baktığımda bana deliymişim gibi baktı. Bir insan, vücuduna çarpan yağmuru nasıl hissetmezdi? Henüz benim kafamın içindeki cehennemden başkalarında yoksa, elbette delirmezdi fakat ben tam da delirmek üzereydim.
"Seni evine kadar bırakayım," derken bir soru değil de bir emir cümlesi algıladığım için itiraz etmedim. Dinlenmeye ihtiyacım vardı. Kutay meselesini daha sonra düşünecektim.
Arabaya bindiğimde, "Sen nereye gidiyordun?" diye sordum hemen.
"Demir'e gidiyorum, hep beraber toplanacaktık. Sana söylmediler mi? Hem Ahsen de bugün biraz erken gelecekti," dediğinde öylece kalakaldım. Ahsen'in de içinde bulunduğu ve bana haber verilmeyen bir buluşma oldukça canımı sıkmıştı. Böyle bir buluşma için benim gitmemi mi beklemişlerdi yani? Bu kadar çabuk mu unutulmuştum?
"Ha bir de Derin var, tanışmış mıydınız? Deniz'in kardeşi," diye devam ettiğinde suratımı buruşturdum. Demir'le olan samimi halleri gözümün önüne geldikçe içten içe sinir krizi geçirdim. Deniz'in, Demir'e olan yakınlığı beni her zaman bunaltmıştı ve şimdi de kardeşi çıkmıştı.
"Evet, hoş olmayan bir şekilde tanıştık."
"Sana bir şey mi dedi?"
Omuz silktim. "Önemli bir şey değil, sadece beni kabullenemiyor hâliyle. Anlayacağın, gelmesem iyi olur. Zaten kimse bana bir şey söylemedi. Böylesi daha iyi. Evime gidip dinlenmek istiyorum," dediğim sırada tam da Demir'in evinin önünde biraz yavaşlamıştı ve söylediklerimin ardından hızını arttırdıktan bir dakika sonra evimin önündeydik.
Kucağımdaki kek dolu kabı ona doğru uzattım. "Kek yapmıştım, afiyet olsun."
Konuyu daha fazla uzatmamak adına sadece teşekkür etti ve ben de bu durumdan memnun oldum çünkü açıklama yapacak gücüm bile yoktu. Vedalaşıp arabadan indim ve eve doğru ilerledim. Dairemin olduğu kata çıkıp evimin kapısını açarken evde ilaç olup olmadığını düşündüm. Muhtemelen yoktu.
İlacın olabileceği tüm dolaplara baktım ve malesef ki bulamadım. En sonunda pes edip odama geçtim ve hızlıca aldığım bir duşun ardından şortlu, siyah bir gecelik takımını giydim. Evim sıcacıktı ve bu durumu kullanmak istedim. Rahat rahat evin içinde dolaştığım günleri özlemiştim.
Mutfağa gittim ve kendime bir kahve yaptım. Tüm bunları yaparken düşüncelerimden arınmak benim için zor oldu. Ne yapacağımı bilmediğim bir karmaşanın içine sürüklendim durdum. Kutay'ın evine girmeliydim ve daha nerede oturduğunu bile bilmiyorum. Her şey çok ani olmuştu ve ben bu çıkmaz yoldan asla çıkamıyordum. Tüm bu olanların içinde sıkışıp kalmak yerine Demir'e söylemek ne gibi sonuçlar doğurur diye düşündüm ve gözlerimin önüne binbir senaryo sergilendi. Kafamı iki yana salladım. Bu fazlasıyla aptalca bir fikirdi. Kendim halletmeliydim ve Demir'i bu işe karıştırmamalıydım. Kutay'ın buradan biri olduğunu kanıtlaması için daha fazla güven vermesi gerekiyordu.
Bir anda evin zili çaldığında irkildim. Öyle ki, neredeyse elimdeki kahve kupası yeri boylayacaktı. Kupayı tezgaha bıraktım ve hızlı adımlarla kapıya ilerledim. Kalbim nedense ağzımın içinde atıyordu. Evimin zili çaldığı için bu kadar korkmamın ne anlamı vardı, bilmiyorum.
Kapının dürbününden dışarıya baktım ve Demir'i gördüğümde hızlıca geri çekildim. Neden gelmişti ki? Üzerime baktığımda bıkkınlıkla ofladım çünkü üstüm onu evime alacak kadar uygun değildi. Bu biraz açık bir gecelikti. Onu içeri almadan gönderirsem bir daha buraya gelmez düşüncesiyle kapıyı yavaşça açtım. Önce sadece kafamı gösterdiğimde bana tek kaşını kaldırarak baktı.
"Merhaba," dedi temkinli bir sesle.
Gülümsemeye çalıştım ve, "Merhaba," dedim.
Bir süre bekledi ve benden adım gelmeyeceğini anladığında, "Bir şey mi saklıyorsun sen?" diye sorduğunda şaşkınlıkla gözlerimi büyüttüm.
"N-ne? Hayır!"
Bir adım ileriye atıldı ve kapıyı yavaşça itip, "O hâlde içeri giriyorum," dedikten sonra tüm heybetiyle eve girdi. Üzerine sinmiş kokusu başımı döndürmeye yetmişti. Kokusu bana bunu yaparken yanımda olmasına nasıl dayanabilirdim?
Arkamızdan kapıyı kapattım ve bir süre bekledim. Koridoru yarılayıp bana dönmeden önce, "Çağatay seni yolda görmüş, iyi misin?" diye sordu ve bana doğru döndüğünde kaşları hayretle yukarı kalkarken beni incelemekten hiç çekinmedi. Yerimde huzursuzca kıpırdandım.
"Duş aldım, biraz daha iyiyim," dedim ona ilerlerken. Hemen hareketlendi ve salona doğru geçti.
"Yemek yedin mi? Sana ilaç getirdim."
"Aç değilim ama ilacı alabilirim," dediğimde salondan çıktı ve kısa bir sürenin ardından bir bardak suyla geri döndü. İlacı hemen suyla birlikte yuttum.
"İyi olduğuna emin misin? Çağatay biraz garip davrandığını söyledi."
Gözlerimi kaçırdım. "İyiyim."
"Pekâla, bize kek yollamışsın. Neden gelmedin?"
"Davet edilmedim," diyerek anında savunmaya geçtim.
Bıkkınlıkla suratıma baktı. "Buna gerek var mı? Hem Çağatay seni yolda görmüş, nereye gidiyordun?" diye sordu hesap sorar gibi.
Gözlerimi devirmekle yetindim. Zaten nereye gittiğimi biliyordu.
"Her neyse," dedi birden ayağa kalkarken. "Bilmek istemiyorum."
"İyi."
"İyi," dedi aynı şekilde beni taklit ederek. Birden dış kapıya doğru ilerlemeye başladığında peşinden gittim. Bugün sohbet edebileceğimiz bir anın içinde değildik anlaşılan.
"Bir şey soracağım," dediğim sırada dışara çıkmak üzereyken durdu ve bana döndü.
Beni dinlediğine dair bir bakış attı. "Kutay'ın evi nerede? Biliyor musun?" diye sorduğumda bana ciddi olup olmadığıma dair bir bakış attı. Garip göründüğünü biliyordum ama başka çarem yoktu. Farklı şeyler de düşünüyordum, onu takip etmek gibi ama bu benim için tehlikeli sınıfa giriyordu. Yakalansam ne yapacağımı bilmiyordum. Kutay'ın anahtarını almak da tehlikeliydi fakat kapısının kilidini başka yollarla açmayı beceremeyeceğim için diğer seçenekler maalesef ki bana uymuyordu.
"Neden soruyorsun?" diye sorduğunda hemen bir cevap düşünmeye çalıştım.
"Ona kahvaltı için sürpriz yapacaktım," dedim aniden. Duyduklarına inanamamış gibi baktı. En aptalca şeyi söylemiştim, biliyorum fakat aklıma daha inandırıcı bir şey gelmemişti. Demir sinirden resmen kızardı ve bir anda dişlerini gösterek sırıtmaya başladı. Fazlasıyla aptalcaydı. Onu kendimden uzaklaştıracak türden bir davranıştı. Sırıtması kahkahaya dönüşmeden hemen önce kendini dizginledi.
"Evimin bir arka bloğunda. Karşına çıkan ilk gri binanın ikinci katında oturuyor. Her katta bir daire var zaten," derken az önceki tepkisine kıyasla sakin bir şekilde cevap vermişti. Yıkıldığının farkındaydım ve buna rağmen ben istediğim için bana bir adamın adresini verme nezaketini göstermişti.
"Teşekkür ederim,"
Yüzüme uzunca baktı ve bir şeylerin bana değmeyeceğini kast ettiği bir bakış attı. Bunu görmek de benim yıkılmama neden oldu.
"İyi geceler," dedi ve hızlıca evden ayrılıp gözden kayboldu. Bir şeyleri ona açıklayamamanın verdiği huzurusuzluk hissi tüm vücudumu esir aldı fakat öğrenmem gereken bilgiler vardı. Demir bana hiçbirini anlatmıyordu. Kutay, düşmanlarımla işbirliği yaptığına göre bir sürü bilgiye sahip olmalıydı ve ben bunları ondan öğreneceğimi biliyordum.
Demir gideli neredeyse beş dakika bile olmamışken evin zili tekrar çaldı ve bu sefer gerçekten endişelenmeye başlamıştım. Demir'in tekrar gelmeyeceğini düşünürken kapının dürbününden onu görmek şaşırmama neden oldu. Neden geri gelmişti ki?
Kapıyı yavaşça açtım ve aniden eve girerken, "Konuşmamız lazım," dediğinde barut gibiydi. Gözlerimi kırpıştırarak arkasından baktım.
"Konuşmanın pek sırası gibi durmuyor," dedim Demir'in aksine sakin kalmaya çalışırken. "Sinirlisin, sonra konuşalım."
"Konuşmanın öyle bir sırası ki Kaçak!" diyerek diretti. Gözlerimi sabırla açıp kapattığımda "Beni deli ediyorsun," dediği sırada daha da yakınımdaydı. Dudaklarımı tedirgin bir şekilde dişlemeye başladım ki bunu, gerçekten tedirgin olduğum zaman yapardım.
"Tamam konuşalım ama önce bir sakin ol," derken mutfağı işaret ettim. "Kahve içelim mi? Ben içiyordum ama çoktan soğumuştur."
Biraz öncekinden daha sakin görünürken kafasını salladı ve "Tamam," dedi. Birlikte mutfağa girdikten sonra mutfak sandalyelerinden birini çekip oturdu. Derin bir nefes aldım. Yakınımda olması ve bunun yanında, ayrıca evimde olması garip hissettiriyordu. Onunla yalnız kalmak her zaman böyle hisler veriyordu.
"Neden bunu yapıyorsun?" diye sorduğunda kahve yapmaya henüz başlamadan önce ben de sandalyelerden birini çekip oturdum. Üstümdeki gecelikle karşısında hiç rahat etmiyordum fakat bozuntuya vermedim.
"Benim bir şey yaptığım yok Demir. Beni resmen hayatından çıkartacak bir hamle yaptın ve ben de sana istediğini verdim. Şimdi de kendi hayatıma bakıyorum diye beni suçlamaktan vazgeç," dedim tek nefeste. Bu cümleyi kurmak benim için zor olmuştu fakat anlamalıydı. Bizi bu duruma getiren kendisiydi.
"Kutay'la aranda ne var?" diye sorarken her zamanki halinden daha da ciddiydi. Hassas noktası gibi durduğumu düşünmeye başladım ve cevap verirken onu kışkırtmamaya özen gösterdim.
"Hiçbir şey yok, onun için var sadece. Ben buraya geldiğimden beri dikkatini çekmişim ve hoşlandığım şeyleri öğrenip ona göre hareket etmeye çalışmış. Kitapçıyı da bu yüzden açmış," dediğimde resmen suratını buruşturdu. Kutay'la ilgili ne söylersem söyleyeyim sinirlenecek gibi duruyordu.
"Şerefsiz piç," derken bunu söylemekten hiç utanmadı bile. "Adamdaki yüzsüzlük sinir hücrelerimi oynatmaya yetti. Tiazza'nın sahibinin görüştüğü kıza yaklaşmak çok cesurca. Yine de onu takdir ettim."
Söylediklerine kahkaha atmamak elde değildi ve kendimi tutamadım. Bana dümdüz bakıyordu ve bu ona komik gelmiyordu. "Biz seninle görüşmedik ki," diye açıkla yaptım.
O ise, tüm olanların gerçekliğine inanarak kafasını iki yana salladı. "Tüm Tiazza biliyordu, bunu inkâr mı edeceksin?"
"Ama görüşmeye devam etmedik, sen her şeyi başlamadan bitirdin."
"Neyse ne!" dedi bıkkınlıkla. "Herkes bana ait olduğunu biliyordu ve sana farklı bir şekilde yaklaşması beni çileden çıkarıyor."
"Neden?" diye sordum tek kaşımı kaldırırken. "Hislerinde yanıldığını söyledin, bu yüzden biriyle yakınlaşmam seni neden çileden çıkarsın?"
Kahve yapmak için oturduğum sandalyeden kalktım ve tezgâha ilerledim. Tüm malzameleri dolaplarda arayıp bulmak biraz zamanımı almıştı ve bu süre boyunca Demir son söylediklerime hiçbir şekilde cevap vermedi.
Kafamı ona çevirdiğimde öylece bekliyordu. "Bir şey sordum?"
"Bilmemezlikten mi geliyorsun?" diye sorarken kafamı karıştırmaya çalıştığından neredeyse emindim. Omuz silktim. Onun hakkında neye inanacağıma şaşırmıştım artık. Şifreli konuşmalardan bıktım ve bana bir şeyleri dümdüz söylemesine ihtiyacım vardı.
Kahveler piştiğine dair makineden ses geldiğinde fincanları hazırladım. Tam fincanlarımızın olduğu tepsiyi masaya götürmek üzereyken karnımdaki eller bunu yapmamı engelledi. Nefesimi anında tuttum ve tepsiyi tezgâhta biraz ileriye ittim. Sırtımdaki saçlar sol tarafımda toplandı ve boynuma yaklaşan nefes donup kalmama neden oldu. Biraz daha nefes almazsam patlayacakmış gibi hissettim. Dudakları, tenimle buluştuğunda bu benim için resmen bir felaket oldu. Olduğum yerde kıvrandım. Beni kendisine çevirdi ve bir anda tezgâha oturttuğunda neredeyse şaşkınlıktan dudaklarımın aralanmasına engel olamayacaktım. Mavi gözlerinde parlayan alevleri kesinlikle görüyordum. Oldukça yakınımdaydı ve ne zamandır bu anı bekliyordum. Tuttuğum nefesi yavaşça vermeye çalıştım. Titrediğimin farkındaydım, üzerimdeki etkisi tam da böyleydi ve bunu görecek olmasından hiç çekinmedim.
Sağ eliyle yanağımı avuçladı ve yavaşça ensemden doğru beni kavradı. Alınlarımızı birbiriyle buluştururken derin nefesler alıyordu. Adeta kendisiyle savaşıyor gibiydi.
"Seni kendi rızamla nasıl bırakabilirim?" derken kafasını iki yana salladı ve ardından tüm açlığıyla dudaklarımızı buluşturdu.
**
Bölüm etkileşimi
