40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR

Vaveyla Yazarı: A G

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 43Şu an: 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR
  1. 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
  2. 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
  3. 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
  4. 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
  5. 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
  6. 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
  7. 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
  8. 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
  9. 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
  10. 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
  11. 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
  12. 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
  13. 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
  14. 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
  15. 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
  16. 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
  17. 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
  18. 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
  19. 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
  20. 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
  21. 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
  22. 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
  23. 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
  24. 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
  25. 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
  26. 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
  27. 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
  28. 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
  29. 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
  30. 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
  31. 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
  32. 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
  33. 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
  34. 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
  35. 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
  36. 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
  37. 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
  38. 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
  39. 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
  40. 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
  41. 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime · Okuduğun bölüm
  42. 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
  43. 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime

Merhaba uzun bir süredir burada değildim, zaten okunması az olan bir kitapta ne kadar okuyucu kaldı bunu sorgulamadan bu bölümü atıyorum. Okumaya devam eden varsa desteklerinizi esirgememenizi rica ediyorum. 🥰🥰 Biraz bencilce olmuş olabilir 😬 Zaten bölüm atmıyorsun bir de destek mi bekliyorsun diyenler varsa hak veriyorum. 🫡 Söylemek istediğim aslında şu ki, bu kurgu uzun bir zamandır benimle ve artık tamamlanması gerekiyor çünkü başka kurgularım var. Bu kitabı yazarken fazla okuyucusu olur diye düşünmüştüm fakat önemli değil. Belki bundan sonrakiler hak ettiği değerleri görür.

Bundan sonra bölümleri elimden geldiği kadar hızlı atacağım.

Keyifli okumalar dilerim. 🥰

**

Dudaklarım neredeyse bir çöl toprağı kadar kuruydu. Zaman kavramı benim için durmuştu. Kaç saattir ellerim ve ayaklarım bağlı bir şekilde bu sandalyede oturuyordum bilmiyorum. Bildiğim sadece Demir'in ismini sayıklamaktı. Belim ve boynum ağrıyordu ve bir süre sonra boynumu dik tutamadığım için kafam önüme düşmüştü. Bütün vücudum karıncalanmıştı ve bir ölü nasıl bir durumda olur, tam olarak bilmesem de ölüden farkım yok gibi görünüyordu. Oda karanlıktı, sadece kapının altından içeriye ince bir ışık giriyordu.

Ölüme bir kez daha bu kadar yaklaştığımı hissettim. Daha önce başıma gelenlerin hiçbiri bu kadar korkutucu değildi çünkü başka biri tarafından kaçırılmamıştım. Tiazza'ya ilk gelişimi saymazsak tabii. Gerçi o kaçırılmak bile değildi.

Dudaklarımı kalan son gücümle ıslattım. Bunu yapmakta oldukça zorlandım. Burada uzun süre ellerim ve kollarım bağlı oturmak beni güçsüz düşürmüştü. Son zamanlarda takındığım güçlü ve cesaretli tavrım bir toz bulutu gibi dağılmıştı.

Odanın kapısı yavaşça açıldı ve uzun zaman sonra kafamı ilk kez kaldırdım. Koridordan sızan ışık, karşımdaki adamın ayaklarını gösteriyordu sadece. Adam, yavaşça odanın içinde ilerledi ve bir sandalyeyi hemen karşıma, biraz mesafe bırakarak koydu. Ardından tekrar hareketlendi ve odanın ışığını açtı. Uzun süredir karanlıkta kaldığım için gözlerim aydınlığa karşı tepki gösterdi. İstemsizce gözlerim kısıldı ve daha sonra yavaşça açmaya çalıştım. Karşımda gördüğüm kişi bana hayatımın şokunu yaşattı. İlker tam karşımdaki sandalyede oturuyor ve gözlerimin içine daha önce bana hiç bakmadığı bir şekilde bakıyordu. Bu duygunun ne olduğunu bilmiyordum fakat iyi bir duygu asla değildi.

"Merhaba," dedi dümdüz bir sesle. "Uzun zaman oldu."

Bir şeyler söylemek için zorlukla yutkundum. "Sen," dedim kısık sesime rağmen kendimi konuşmaya zorlayarak. "Düşmanım olmaya mı karar verdin?"

Alayla güldü. Elini tüm yüzünde sabırla gezdirdi ve en sonunda çenesini sıkıca kavradı. Bakışları hiddetliydi ve ben kesinlikle düşmanı olmuştum.

"Seni bu hayatta her şeyden çok sevdim. Babam beni her zaman Tiazza'nın dışında tutmaya çalıştı. Bunu babana anlatmaya çalıştığımız hâlde bizi ayırdı. Bu ondan aldığım ilk darbe. Sevdiğim kadını benden aldı," dedi tüm öfkesiyle. Sesi gerçekten ben öfkeliyim diye bağırıyordu. "Sonra o kadın, bu hayatta en nefret ettiğim birinin kollarında, dudaklarında ve belki yatağında!"

Tüm güçsüzlüğüme rağmen sırtımı dikleştirdim. Ona kaşlarımı çatarak bakıyordum artık. Sarf ettiği sözler beni kızdırmayacaktı.

"Bu da sevdiğim kadından aldığım ilk darbe!" dedi derin bir nefes alırken. "Tüm bunları gözlerimin önünde, görmediğim anlarda ama duyacağımı bilerek yaptın. Ne kadar acı çektiğimi biliyor musun?"

Bu sefer alayla gülme sırası bendeydi. "Beni buraya, tüm bunları söylemek için mi getirdin? İkimiz için umut mu var sandın? Biz babam yüzünden ayrılmadık, hepsi senin korkaklığın yüzündendi. Bana her şeyi anlatman gerekiyordu. Bilseydim, seni anlardım. Beni başkasının kollarına iten sensin ve bunu duymak istiyorsan eğer..." dedim ve derin bir nefes aldım. "İyi ki de korkak davranmışsın! İyi ki beni terk etmişsin! Ben her zaman Demir'i seveceğim!"

Oturduğu sandalyeden öyle bir kalktı ve sandalyeyi arka duvara fırlatıp parçaladı ki, onun İlker olup olmadığını gerçekten düşünmem gerekti. Kızgındı ve söylediklerim onu daha fazla kızdırmıştı. Dudaklarım ince bir çizgi halini aldı.

"Aptal aşk hayatın sikimde bile değil," dedi beni bir kez daha şaşırtarak. Çok nadir küfür ederdi ve bunu yaptığında çok kötü bir şey yapmış gibi tepki verirdi fakat o artık eski İlker değil gibi görünüyordu. "Babanın ihaneti yüzünden buradayız!"

Tüm taşlar yerine otururken yine de bilmiyormuş gibi sorularımı yönelttim.

"Neden bahsediyorsun?" diye sorduğumda sinirleri bozulmuş gibi güldü.

"Tiazza'ya niye gittiğini bilmiyor musun? Biliyorsun, sana anlattılar," dedi az önce sandalyenin olduğu yere çökerek. "Seni korumak için yapılan planlar, anlaşmalar, hepsinden haberin var. Babanın ihaneti yüzünden Yağmur'un ölümünü biliyorsun. Bir zamanlar benim için ne kadar önemli olsan da artık buna katlanamıyorum. Kardeşimi çok geç buldum, erken kaybettim. Hepsi baban yüzünden ve bedelini ödeyecek. O da kaybedecek, acı nasıl bir hismiş hepsini tadacak!"

"Sen," dedim söylediklerine inanamayarak. "Babama yapılan bu kumpasa inandın mı? Hepsi o Yıldıray denen adamın düşmanları yüzünden. Babama suçu atan onlar, böylelikle ikisi arasında düşmanlık yarattılar. Birinden intikam alacaksan git Yıldıray'ı bul. Kızının ölümüne neden oldu. Düşmanları onu Yağmur'la tehdit etti. Borcu vardı ve babamdan yardım istedi. Tek istediği Yağmur'un kurtulmasıydı. Babam Yağmur'u sağ salim okulundan aldı ama Yıldıray'ın düşmanları önünü kesti ve babamın arabasından Yağmur'u aldılar. Yıldıray'a da ortağın Orhan, kızını bize teslim etti dediler. Babam acı çekmedi mi sanıyorsun? Benden ayrı kaldı, annemi öldürdüler benim, hem de hamileyken ve sen karşıma geçmiş, bizden intikam alacağını mı söylüyorsun? Sen aklını mı kaçırdın?"

"Babana öyle güveniyorsun ki..." dedi kafasını iki yana sallayarak. "Senin güvenini kırmamak için sana yalan söylemiş. Hikayenin yanlış tarafını biliyorsun."

Resmen söyledikleri beni dumura uğratmıştı. Hayır, ona inanmayacaktım. Hayır, babam bana yalan söylemezdi.

"Yalan söylüyorsun," dedim söylediklerine karşı çıkarak. İlker her kimle konuştuysa ki, Yıldıray denen o alçak herifle konuştuğuna neredeyse emindim, onun kafasını bulandırmıştı. "Yalanlarıyla seni kandırmış! Kendi inandığı intikamına seni de alet etmiş!"

"Ben kimsenin maşası değilim."

"Tüm bunları nereden öğrendin o zaman? Baban seni Tiazza'dan uzak tutuyor, bunları onun söylemediğini biliyorum. Beni aptal yerine koyma. Kiminle işbirliği yaptığın belli. Sana inanamıyorum!" dedim kafamı iki yana sallayarak. Bana bunu yaptığına inanamıyordum.

"Kardeşimi kaybettim, sizin yüzünüzden!" diye bağırdığında yerimde sıçradım çünkü bu öfke patlamasını beklemiyordum. Gözleri öfkeden mi, bulunduğu durumdan mıdır bilinmez dolu doluydu. "Bu ne kadar zor biliyor musun? Anlayamazsın! Seni karşıma alıp tüm bunları yaşamak ne kadar zor, anlayamazsın."

Yüzüne dümdüz baktım. İlker'in , benim ona karşı olan sevgimi, hissettiğim değeri ve onda gördüğüm tüm iyi yönleri nasıl yerle bir edişini bir zaman dilimi içerisinde yavaş yavaş izleme fırsatım oldu. En sonunda, o iyi biri ve sevilmeyi hak ediyor en azından diyerek yollarımızı ayırmıştım ama şimdi ona baktığımda hiçbir iyi duyguyu hissetmiyordum. Bir adamın kendi kendini nasıl bitirdiğine şahit oldum.

"Başladığın işi bitir," dedim onun söylediklerini duymamış gibi. "Tüm yaşadıklarımdan sonra zaten hayatta olmak yeterince zor. Bir intikama bağlandığım için yaşama gücü buluyorum. Öldüreceksen öldür! Şu kendini düşürdüğün hâle bak, sana acıyorum. Yüzüne bakmak midemi bulandırıyor!"

Öfkeyle güldü. "Seni ben öldürmeyeceğim, bunu yapamam," dedi kendisine kızıyormuş gibi. Sanki yapmak istiyormuş ama yaşadıklarımız buna engel oluyormuş gibi bakıyordu. Gülme sırası bendeydi.

"Neden, yapamıyor musun?" diye sordum alayla. "Konumumuz farklı olsaydı, ben hiç çekinmeden alnına namluyu dayamış ve tetiği çekmiştim!"

"Beni sınama Eliz," dedi uyarıcı bir tonda. "Eğer sana zarar vermiyorsam, bu seni sevmem ve yaşadıklarımız için sana saygı duymamdan kaynaklı."

"Hâlâ sevmekten bahsediyorsun," dedim kahkahalarımın arasında. "Senin bu dünya üzerinde bilmediğin tek duygu o."

"Böyle nefretle konuşmak senin yararına olmayacak."

"En azından nefretin ne olduğunu biliyorsun."

Tam bana birkaç adım attığı sırada bulunduğumuz odanın kapısı sertçe açıldı ve içeriye biri girdi. Yüzünde maskesi olduğu için kim olduğunu göremesem de bana fazlasıyla tanıdık geliyordu. İlker belindeki silaha sarılmaya çalıştığında, kar maskeli adam hızlı bir tekmeyle İlker'i yere serdi ve belindeki silahı kıvrak bir hareketle aldı. Ben şaşkınlıkla onlara bakarken kar maskeli adam İlker'e doğru yöneldi ve yere yığılmış İlker'i duvar kenarına hiç zorlanmadan çekerek onu oturtmaya çalıştı.

"Kimsin sen?" diye sordu İlker zar zor konuşarak. Bir tekmeyle bu hâle geldiğine göre, bayılma etkisi veren bir bölgeye darbe almış olmalıydı. Her şey o kadar hızlı olmuştu ki, bunu görememiştim.

Maskeli adam, kafasındaki maskeyi çıkardı. Sırtı bana dönüktü. Yavaşça bana döndükten hemen sonra, "Sen iyi misin?" diye sorduğunda cevap vermek oldukça güçtü. Dudaklarım o şeklini alırken yüzüne bakmaya devam ettim. Kutay karşımdaydı. Bizi nasıl bulmuştu, bunca zaman neredeydi ve şimdi niye gelmişti hiçbir fikrim yoktu fakat burada olması içimi rahatlatmıştı.

"Hortlak görmüş gibi bakıyorsun," dedi Kutay gülerek.

"Bir nevi öyle sayılırsın," dedim kendimi hemen toparlayarak. "Sen nasıl...bizi...nasıl..."

"Daha sonra açıklarım," dedi aceleyle. "Şimdi buradan gitmemiz gerek, her an biri gelebilir."

Ardından yanıma gelip beni bağlı olduğum sandalyeden kurtardı. Ayağa kalktığımda sabit durmak için zorlansam da düşebileceğimi bile umursamadan Kutay'daki silahı kapıp İlker'in yanına koştum. Dizlerimin önüne çöktüğümde namluyu alnına çoktan dayamıştım. Bana inanamamış gözlerle bakıyordu fakat beni öldürmeyeceğini söylese de bir başkasına bunu yapması için emir vereceğini biliyordum. Ben şaşırır mıydım peki? Elbette hayır çünkü artık ondan her şeyi bekliyordum.

"Eğer bir daha," dedim elimdeki silahı onun alnına daha da bastırarak. "Eğer bir kez daha karşıma çıkarsan, gördüğün son yüz benim yüzüm olacak! Anlıyor musun beni? Sakın! Sakın karşıma çıkma! Tetiği çekmek inan benim için çok kolay olur."

Yıkılmış bir yüz ifadesiyle bana bakıyordu. Belki Demir'le bir şeyler yaşıyor olmam bile canını bu kadar yakmamıştı. Ne bekliyordu ki? Aynı muameleyi o yaparken her şey daha normal mi görünüyordu? Bu durumda silahı benim tutuyor olmam mı sorundu?

Kutay beni yerden kaldırırken İlker bakışlarını gözlerimden ayırmadı. Nefretimi yüzüme sabitlemiştim. Öyle ki, dudaklarımın tiksintiyle kıvrılmasına engel olamadım.

"Hadi Eliz," dedi Kutay beni geriye doğru çekerken. "Gitmemiz gerek."

Hızlı adımlarla ona katıldım. Odadan çıktıktan sonra Kutay'ın arkasından ilerliyordum. Tam o sırada dışarıdan gelen sesleri duyduğumuzda Kutay birkaç adım gerilerken neredeyse bana çarpıyordu.

"Hassiktir," dedi kolunu kaldırıp kendisini bana siper ederek. "Çok vakit kaybettik."

Belinden bir silah daha çıkarırken bakışları hızla bana döndü. Diğer silah hâlâ benim elimdeydi.

"Başka şansımız yok," derken bana ne yapmam gerektiğini söylüyordu.

"O kadar ümitsiz bakma, silah kullanmayı öğrendim," dedim elimdeki silahı kontrol ederken. "Tabii cansız hedeflerle çalıştım ve sadece bir-iki kere."

"Söylediğin iyi oldu," dedi alayla sırıtırken. "Kendimi fazlasıyla güvende hissetmeye başladım."

Gözlerimi devirdim ve silahı tuttuğum elimle omzuna vurdum.

Yüzü ciddi bir hâl aldı ve bana doğru biraz yaklaştı. Dışarıdan gelen sesler yakınlaşmaya başlamıştı.

"Tamam şimdi şöyle yapıyoruz," dedi ve bir yandan etrafı inceledi. "Arkamdan ayrılmıyorsun ve elindekini mecbur olmadıkça kullanmıyorsun. Benimle koordine olman gerek tamam mı? Her dediğimi yapman gerek."

Hızlıca kafamı salladım ve elimi tutup beni arkasına aldıktan hemen sonra ilerlemeye başladı. Büyük kapıyı açıp salona ulaştığımızda karşımızda gördüğümüz bir grup adam yüzünden önümüzdeki koltuğun arkasına saklandık.

Birkaç kurşun bize sıkılırken Kutay koltuğun sağ tarafından ileriye baktı ve silahını ateşledi. Aynısını sol taraf için yaptım fakat ben daha ileriyi görmeden beni sırtımdan çekti.

"Söylediklerimi hatırla," diye uyarıda bulundu. Ardından sağ taraftaki bir yeri gösterdi. "Şurayı görüyor musun? O dolabın arkasına doğru koşman lazım.

Endişeli bir şekilde baktığımı gördüğünde, "Merak etme sadece dikkat dağıtacağız," dediğinde ona güvenerek kafamı salladım. Cesaretli olmaya çalışsam bile korkuyordum ve sanki konuşmayı unutmuştum.

"Şimdi birkaç el ateş ettiğimde hemen koş."

"Tamam," diyebildim sadece.

Kutay söylediğini yaptığı an dolabın oraya doğru hızlıca koştum. Son anda bana dönen kurşunlar dolaba isabet etmişti. Kutay birkaç adamı daha indirirken onu seyrettim. El hareketleri çok hızlıydı. Şarjörünü öyle hızlı değiştiriyordu ki bunu neredeyse son anda görüyordum.

Kısa bir sürenin ardından o tanıdık sesi duydum. "Kesin şunu!" dedi tüm hiddetiyle bağırırken. Silah sesleri duruldu. Dolabın arkasından çıkıp onunla göz teması kurdum. Bakışları anında bana döndü. Dağılmış görünüyordu ve geçen tüm bu zamanda buraya zar zor gelebildiği belliydi.

"Bırakın gitsinler," dedi İlker gözlerini bir an olsun benden ayırmadan. Ben ise ona hâlâ aynı nefretimle bakıyordum.

Kutay hızlıca yanıma ulaştı ve beni kolumdan tutup resmen sürükledi. İlker görüş alanımdan çıkana kadar arkama baktım ve bakışlarımız asla ayrılmadı. Bir zaman birbirlerini sevdiğini söyleyen iki insan şimdi düşman olmuştu.

Derin nefesler eşliğinde dışarı çıktım ve Kutay'dan kurtulmam gerekti. Boğuluyormuş gibi hissediyordum. Ellerimi dizlerime koydum ve derin nefes almaya devam ettim.

Kutay elini sırtıma koyup yüzüme doğru eğildi. "İyi misin sen?"

"İyiyim," dedim vücudumu dikleştirerek. "Hadi gidelim buradan."

Kutay ileride duran siyah bir arabayı gösterdiğinde hızla o yöne ilerledim. Arabanın yanına ulaştığımda bindim ve evin önünde durup direkt benimle göz teması kuran İlker'i gördüm. Ne yapmaya çalıştığı hakkında bir fikrim yoktu. Bana son kez göz dağı mı veriyordu, emin değildim.

Kutay hızlı bir manevrayla arabayı ilerletti ve yarı ışıklı orman yolunda ilerlemeye devam etti. Bir süre sessiz kaldım. Ona sormam gereken çok fazla soru vardı. Bunca zaman neredeydi? Şimdi neden gelmişti ve en önemlisi kimin tarafındaydı?

Yerimde huzursuzca kıpırdandığımda bana yandan bir bakış attı. "Hadi sor ne soracaksan, kıpırdanmayı bırak."

"Beni nasıl buldun?"

"Zaten sürekli seni takip ediyorum," diye hiç düşünmeden cevap verdi.

"Neden?"

"Seni bu dünyada koruyan tek kişi Demir değil," dedi ciddi bir sesle. "Yani bu en azından bir süredir olan bir şey."

"Sen," dedim boğazımı temizleyerek. "Yıldıray'ın adamıydın. Beni, o ve onun adamlarından mı koruyorsun?"

"Komik değil mi?" diye sordu gülerek. "Bu hayatta hep doğru olanı yapmaya çalıştım. Kötü adamların safında yer almıyorum, bu benim felsefem. Kötü tarafın siz olduğunu sandım ama öyle olmadığını çok sonra öğrendim ki, artık çok geçti. Kimliğim deşifre oldu, kim olduğumu öğrendiniz ve sonra hayatta kalmam gerekiyordu. Altay Vuralkan, bana yeni bir amaç verdi. Anlayacağın bugün onun sayesinde hayatta olabilirsin. Seni takip etmemi söyleyen o."

Sessizce yutkundum. Beni hem baş belası olarak görüyor hem de yaşamam için uğraşıyordu. Bu ikilem ben de kafa karışıklığı yaratıyordu ve benden ne istiyordu bilmiyordum. Belki de paranoyak davranıyordum.

"Yine de sana teşekkür edeceğim, ona değil."

"Bana uyar," dedi göz kırparak.

Sakince gülümsedim ve onunla daha fazla konuşmamaya karar verdim. Ne de olsa artık Altay Vuralkan'ın adamıydı.

Kutay Tiazza'nın önüne geldiğinde girişte güvenlik görevlisiyle bir tartışmanın içine girdi. Görevli bizi içeriye aldı fakat Kutay daha önce Tiazza'dan kovulduğu için onu içeriye almak istemedi. Arabayı kenara park ettikten sonra Altay amcaya ulaşmaya çalıştı fakat telefonlara cevap vermedi. Ben de onu yalnız bırakmamak adına içeriye girip kulübenin içindeki sandalyelerden birine oturdum.

O sırada bir grup insanı gürültüyle içeri girerken gördüm. Aralarından biri bağırıyordu ve o ses, nerede duysam kime ait olduğunu bildiğim sesti.

"Her deliğe bakacaksınız, onu bulacaksınız!" diye bağırıyordu. Öyle sinirliydi ki, ne yanından geçtiği Kutay'ı görmüştü ne de kulübedeki beni. "Sakın bana bir kez daha yanlış olabilecek bir adresle gelmeyin! Bu şehri Tiazza'yla birlikte başınıza yıkarım! Onu bulacaksınız, eğer..." dedi sanki devamını getirmek istemiyormuş gibi. "Eğer ona bir şey olursa, sakın karşıma çıkmayın! Duydunuz mu beni?"

Yanındaki her bir adam onu onaylarken titrek ayaklarla kulübeden dışarı çıktım ve ona seslendim. "Demir..." dedim sanki son kez konuşuyormuşum gibi.

Bana doğru öyle bir döndü ki, dengesini kaybedip düşecek sandım fakat sanki ben ona güç veriyormuşum gibi ayakları yere sağlam basıyordu.

Beni gördüğünde dudakları şaşkınlıkla aralandı. Onun güzel yüzüne baktım. Sargı ve yara bandı içindeydi ama hâlâ yakışıklıydı. "Eliz..." dedi neredeyse ağlayacakmış gibi. Hızlı adımlarla yanıma geldi ve beni belimden kaldırarak sarıldı. Vücudumuz sıkı sıkı birbirine kilitlenmişti. Vücudum havadaydı ve ilk defa kendimi bu kadar hafiflemiş hissediyordum. Öleceğimi ve onu bir daha göremeyeceğimi sanmıştım fakat şu an ona sarılıyordum. Yaşadığım tüm mutluluklar bu anımın yanından bile geçemezdi.

Bir süre sıkı sıkıya sarıldıktan sonra beni yere bıraktı. Elleri yüzümü avuçladı. "Hayatımda bu kadar korktuğumu bilmiyorum, seni...seni kaybettim sandım."

Gözlerimden birkaç yaşın süzülmesine engel olamadım çünkü ben de aynı duyguları hissetmiştim. Daha önce çok kez korku dolu anlar yaşamıştım fakat onu bir daha göremeyecek olma düşüncesi hepsinden daha korkutucuydu.

Gözyaşlarımı sildi ve etraftaki kimseyi umursamadan dudaklarını dudaklarımın üstüne kapattı. Öpüşüne karşılık verdim. Hiçbir şey umrumda değildi, şimdiki anımızdan başka bir şeye sahip değildik. Belki yarınımız yoktu. Ölüm her zaman bir adım gerimdeydi. Her an beni yakalayabilirdi fakat ben ondan kaçmak için her şeyi yapmaya hazırdım çünkü Demir'le yaşayacağım yarınlara da sahip olmam gerekiyordu.

"Hadi eve gidelim," dedi dudaklarını benden ayırdıktan sonra. "Tüm bu olanları konuşmamız gerek."

"Öncesinde," dedim parmak uçlarımı sargılarında gezdirirken. "Benimle uyur musun?"

Sadece gülümsedi ve başını salladıktan sonra elimi tutup sessizce onun evine doğru ilerledik.

**

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.134okunma 18beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.