27. bölüm / 43
Düşünceler Cehennemi26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER
Bölümler 43Şu an: 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER
- 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
- 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
- 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
- 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
- 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
- 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
- 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
- 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
- 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
- 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
- 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
- 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
- 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
- 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
- 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
- 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
- 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
- 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
- 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
- 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
- 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
- 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
- 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
- 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
- 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
- 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
- 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime · Okuduğun bölüm
- 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
- 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
- 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
- 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
- 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
- 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
- 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
- 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
- 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
- 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
- 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
- 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
- 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
- 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
- 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
- 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bir aksaklık yaşandığı için dün yüklemem gereken bölümü bugün yüklemek zorunda kaldım. Bu bölümü okumaya başladığınızda ben 27. bölüm için çalışmaya başlayacağım ve haftasonundan önce biterse yayınlayacağım. Keyifli okumalar diliyorum. 😍🥰
**
"İki büklüm oldum acıdan ve yine de gülümsedim."
**
Acı, aslında üç kelimeden oluşan basit bir kelime gibi görünebilir fakat bıraktığı hissiyat insanı devirir. Fiziksel ya da manevi, hangisini barındırırsa barındırsın katlanılamaz bir duygunun tarifini verebilmem, benim için şu an oldukça zor görünüyordu. Parçalanmış kolumun sızısını yok saymaya çalışırken, sol tarafımda arabanın direksiyonunu bütün siniriyle sıkan ve arkamızdan gelen adamlara binbir çeşit küfür saydıran Demir'e odaklanmak her şeyi daha da zorlaştırmama neden oluyordu.
"Gördün mü?" diye bağırdı bir anda. "Kaçtığın için neler olduğunu görüyor musun Kaçak?"
Bağırışı irkilmeme neden oldu ve bununla eş zamanlı olarak canımın acısıyla elim omzuma kaydı. Yaralandığımı görememişti çünkü her şey çok hızlı gelişmişti ve arabayı hızlı sürdüğü için odağı bende değildi.
Elimi omzumdan çektim. Beyaz tenimin üzerindeki yoğun kan adeta parlıyordu. Bir süre kendime gelemedim. Nefes alışverişim hızlandı ve bununla beraber nabzım yükselmeye başlamıştı.
"Demir," dedim mırıldanarak. "Vuruldum."
Ani bir reflekle savrulduk fakat o, hemen arabayı toparlamıştı. Elime baktı ve dişlerini gıcırdattı. "Hassiktir Eliz!" dedi ve önümüzdeki yol ayrımından başka yola saptı. Göz ucuyla dikiz aynasına bakıp bir şeyler mırıldandı fakat benim duyamayacağım kadar kısık sesle yapmıştı bunu.
"Hâlâ peşimizdeler," derken biraz daha hızlandı. "Şu hâle bak Kaçak! Yaptığın aptalca hareketlerin sonuçlarına bak. Sana buradan başka bir yer de seni bekleyen bir hayat olmadığını söyledim. Benimle kalacaksın ve güvende olacaksın. Bu kadar basit."
Tek elini sinirle ensesine attı ve ovuşturdu. Bu ona yetmemiş olacak ki, saçlarını karıştırdı ve iyice dağıttı. Omzum sızlıyordu fakat bu acının içinde bile onu izlemek bana keyif veriyordu.
"İzimizi kaybettirmeye çalışacağım ve sonra Akif Hoca'nın yanına gideceğiz tamam mı? Dayanabilir misin?"
"Evet," dedim sakince. "Yani sanırım dayanabilirim."
Düz bir yola geldiğimizde direksiyonu bir süre bıraktı ve üzerindeki ceketi hızlıca çıkardı. Bunu yaparken çok rahat görünüyordu.
"Ceketi omzuna sıkıca bastır. Şu an başka çaremiz yok," derken stresli görünüyordu. Kafasından neler geçtiğini bilmeyi her şeyden çok istiyordum. Endişelendiği kesindi ama bunu, koruması gerektiği biri için yapıyor ise bu beni kahrederdi. Bana kötü bir şey olacak endişesi taşıması, ne kadar garip görünse de benim kabul edebileceğim bir davranıştı.
"Burası Tiazza'ya gidilen yol değil mi?" diye sordum ceketi omzuma sıkıca bastırırken. Canım acıyordu ve bu durum derin nefesler almamı sağlıyordu.
"Evet," dedi ve arabaya yerleştirmiş olduğu telefonundan birkaç tuşlama yaptı. Arabadaki ekrandan kimi aradığını görebiliyordum. Anıl'dı aradığı kişi ve telefonu birinci çalışın sonunda hemen açmıştı.
"Yaklaştın mı?" diye sordu Anıl hemen.
"Evet, beş dakikaya ordayım."
Ardından Demir arabayı biraz daha hızlandırdı ve bu sarsılmama neden oldu.
"Neler oluyor," dedim benden uzaklaşmaya çalışan bilincimi tutmaya çalışırken.
Demir'in sol omzuma dokunmasıyla birlikte irkildim. "Konuşmaya devam et Kaçak. Bilincini sakın kaybetme. Konuş hadi, neden gitmek istediğini anlat bana."
Yüz ifadem anında düştü. Eğer yüzüme bakabilseydi cevabını çoktan almış olurdu fakat hızla araba kullandığı için yoldan başka bir şeyle ilgilenemiyordu.
"Beni korumaya çalıştığını söylüyorsun ama aynı zamanda bana kötü davranıyorsun," diye cevap verdim sorusuna. Aslında cevabım bu değildi. Beni seviyormuş gibi yapıp nasıl dalga geçtiğini onun yüzüne vurmak istemiştim fakat onu sevdiğimi göstermeye pek niyetim yoktu.
"Sana kötü davranmıyorum. Benim tarzım bu, değiştiremem."
"Sen aslında o bürünmeye çalıştığın Demir'den farklısın. Seni sevdiğim hâlin bambaşka ve sen bu tavrı yapmak zorundaymışsın gibi hissettiriyorsun. Kendi isteğinle değil başkasının istekleriyle yaşıyormuş gibisin ve üzgünüm ama bu çok aptalca. Bazen bir şeyler inceldiği yerden kopmalı. İpler kopacak diye daha çok düğüm atmaya çalışma," dedim ve onu sevdiğimi göstermemeye çalışsam da başarısız oldum.
İçinde bulunduğumuz an, Demir'in bir şey söylemesine izin vermedi çünkü bahsettiği yere gelmiştik. Demir yine hızlandı ve birden çıkan araba, arkamızdaki aracın önünü uzaktan doğru kesmişti. Muhtemelen kaza olma olasılığını aza indirmek adına biraz geride durmuşlardı çünkü arkamızdaki araba da çok hızlıydı.
"Anıl onlarla ilgilenir. Az daha sabret," derken yine omzuma dokundu ve benim bilincimin açık olup olmadığını kontrol etmeye çalıştı.
Demir hızlanmaya devam etti. Sarsıldıkça canım acısa da bunu ona söylemedim çünkü biliyordum ki beni bu durumdan kurtarmak istiyordu. Bana beş dakika aralıklarla sürekli neredeyse geldiğimizi ve biraz daha sabretmemi söylüyordu. Benimle konuşmayı asla bırakmadı ve bilincimin açık kalması için oldukça çaba sarf etti. Bilincimi kaybedeceğimi düşünmüyordum çünkü idare edebilecekmiş gibi hissediyordum.
Akif hocanın evine neredeyse geldiğimizde Demir telefonundan tuşlamasını yaptı ve birkaç saniye sonra arama sesi arabanın içinde yankılandı. Telefon uzun bir çalışın ardından açıldı.
"Akif hocam yardımına ihtiyacım var. Eliz vuruldu," dedi sabırsızca. Karşıdan bir süre ses gelmedi. Ardından sesi duyuldu.
"Demir hemen geri dön. Buradalar!"
Demir'in bir şey demesine müsade etmeden telefonun diğer tarafından silah patlaması duyuldu ve ardı ardına çığlıklar kulağımı doldurdu.
Ellerimi tüm acıma rağmen güçlükle ağzıma kapattım ve çaresizce Demir'e baktım. Şaşkınlıktan öylece kalmıştı ve bir sürenin ardından kaşları çatılmış, deniz mavisi gözleri alev almıştı.
"Seni bulacağım ve geberteceğim orospu çocuğu! Duyuyor musun? Beni zorlamaya devam ederken sonunu kendi ellerinle yazıyorsun!"
Karşıdan bir kahkaha duyuldu ve hiçbir şey söylemeden telefonu kapattı. Kahkahası o kadar tanıdıktı ki, bu durum tüylerimi diken diken etmeye yetti.
Demir ardı ardına direksiyonu yumruklamaya başladı. O yumrukladıkça arabanın kornası gürültüyle çalıyordu.
"Şerefsizler!" dedi ve arabayı bir anda geri sürmeye başlayıp düz ilerledi. Arabanın lastiklerinden gelen feryadı resmen duymuştum.
"Eliz iyi misin? Bir yolunu bulacağım tamam mı? İyi olacaksın."
"Biliyorum," dedim sadece. Sesim hırıltılı çıkmıştı çünkü ağlamaya başlamıştım. Cinayet işlemiyor olsam da insanları öldürüyordum. Bu yüzden kendimi yine de katil olarak ilan ediyordum. Birilerinin ölümüne neden olmak gerçekten katlanılamazdı.
"Ağlama," dedi net bir şekilde. İtiraz istemeyen bir tonu vardı. "Tüm bu olanlar senin suçun değil. Sana mecbur kılınan hayatı yaşıyorsun diye kimse seni suçlu ilan edemez."
Kaşlarımı çattım. "Ne demek istiyorsun?"
"Beni iyi dinle Kaçak. Birileri ölüyor, yaralanıyor ve sürekli bir şeyler yaşanıyor. Tüm bu olanları kendinle bağdaştırıyorsun. Sen sadece bu yolda ulaşılması gereken bir hedefsin. Geçmişte yaşanılan olaylar yüzünden kendini suçlamayı kes."
"Daha açık konuş. Benim geçmişimde yaşanan olayları sen nereden biliyorsun?"
Derin bir nefes aldı. "Bilmiyordum fakat daha sonra hakkındaki bilgileri öğrendim ve seni korumak için görevlendirildim."
"Siz buraya her gelene, onu koruması için birini görevlendiriyor musunuz?" diye inanamayarak sordum.
"Sana nazaran, kimsenin geride bıraktığı düşmanları yok Kaçak. Anlayacağın, senin için amcam tarafından güvenlik önlemleri alındı ama sen ne yapıyorsun? İlk fırsatta kaçıyorsun!"
Sinirlendiği için konuşmayı sürdürmemeyi seçtim. Bu en son isteyeceğim şey bile değildi.
Demir'in telefonu çaldı ve arabadaki ekrana baktığımda amcasının ismini gördüm. Demir arabayı cevapladı.
"Amca hoparlördesin," diyerek onu uyardı Demir. Ben tüm konuşmaları duyacağım için, bilmemem gereken bir şey öğrenmemden endişelendiğinden önlem alıyordu.
"Eliz'i buldun mu?"
"Yanımda," diye cevapladı hemen Demir. "Vuruldu fakat endişelenecek bir şey yok ama daha kötü bir şey oldu. Adamlar Akif hocanın evini basmış ve şu an Eliz'i nereye götüreceğimi bilmiyorum."
"Lanet olsun!" dedi Altay amca bir anda. "Bunu nasıl düşünemedik?"
"Akif hoca'nın donanımlı bir güvenliği vardı fakat bunu nasıl aştılar bilmiyorum. Bu ne demek farkında mısın?" diye sorarken Demir'in endişesini bir kez daha gördüm.
"Evet, farkındayım fakat şu an önceliğimiz farklı. Telefonuna bir adres göndereceğim. Oraya git ve adımı ver. Ben onları arayacağım."
"Tamam," dedi Demir ve telefonu kapattı. Bir-iki dakikanın ardından adres Demir'in telefonuna ulaşmıştı. Hemen açtı ve gösterdiği konuma göre arabayı hızlıca sürmeye devam etti.
Ceketi omzuma sıkıca bastırmaya devam ediyordum fakat sağlam kolumda artık hissizleşmeye başlamıştı. Ceket omzumdan yavaşça kayarken onun kolunu bedenimin üzerinde hissettim. Bunu yapmak için gereğinden fazla yaklaşmıştı ve arabanın hızını biraz düşürmüştü.
"Sıkıca tut dedim!" derken itiraz istemiyordu. Dediğini yapmaya çalıştım ve son gücümle bir kez daha bastırdım.
"Neredeyse geldik," dedi ve bunu yaparken inandırıcı görünmeye çalıştı.
"Dayanacak gücüm kalmadı," dedim mırıldanarak ve beni duyduğundan emin değildim. Bu yüzden sesimi biraz daha yükselttim. "Tüm vücudum kurşunlanmış gibi uyuşmaya başladı."
"Eliz," dedi ciddiyetle. "Uzun süredir hareketsiz kaldığından oluyor, endişelenme. Sana bir şey olmasına izin vermeyeceğim."
"Tamam," dedim kurumuş dudaklarımı yalayarak.
Beş dakikalık bir sürenin sonunda, oldukça lüks bir villanın önünde durduk. Büyük, demir bir kapısı vardı ve kapının ardında koruma olduğunu tahmin ettiğim iri yarı bir adamı gördüm. Demir arabayı uygun bir yere park ettiğinde yavaşça inmeye çalıştım. Benim oturduğum tarafa gelip üzerime doğru eğildikten sonra beni kucağına aldığında neredeyse konuşma yetimi kaybediyordum. Zorlanmadan beni taşıması heyecanımı tetikledi ve bu yüzden tüm acımı unutup gözlerine odaklandım. Bakışları bana karşılık verdi ve tüm açlığıyla gözbebekleri dudaklarıma kaydı. Kısacık mesafeden ona bakmayı sürdürüyor ve ne ben ne de o, bakışlarımızı çekiyorduk. Tüm bu olanları unutup dudaklarını istila etmek istiyordum.
Bakışlarını benden ayırıp demir kapıya doğru yürüdü. Kapının ardındaki adam hemen yakınımıza geldi. "Sizi kim gönderdi?"
"Altay Vuralkan," diye cevap verdi Demir hemen.
Kapı bizim açıldı ve anında birkaç insan etrafımızı sardı. "Bu taraftan," dedi içlerinde en uzun boylu olan. Onun bir takım işlerden sorumlu olduğunu düşündüm. İçeri girdikten sonra uzunca bir koridorun sonundaki merdivenlerden aşağı indirdiler beni. Birçok odanın bulunduğu alanda iki kapılı olan odaya girdik ve beni bir ameliyathane karşıladı. Önlük giymiş iki kişi bir sedye getirdi ve beni yatırdılar.
"Buradan sonrasında giremezsiniz. Dışarıda bekleyin lütfen," dedi bir kadın Demir'e. Kafasını salladı ve bana son bir bakış attı. Tebessümle karşılık verdim ve ona el salladım. Kapılar kapanırken o da bana el salladı. Beni bir sürü aletin olduğu alana doğru çektiler ve aynı kadın bana bir iğne yaparken kısa bir sürenin ardından gözlerim yavaşça kapanmaya başladı.
**
Kulaklarım belli belirsiz sesleri işitirken kısa bir andan sonra sessizlikle buluştum. Nerede olduğumu ve saatin kaç olduğunu bilmiyordum. Omzumda ince bir sızı vardı ve sanki hareket etsem acım katlanacakmış gibi hissediyordum. Ardından saçlarımdaki teması kucakladım. Tanıdık hisler etrafımı sardı ve ne de olsa yanılıyorum diyerek kendimi kandırmadım. Parmaklar itinayla saçlarımın arasında geziniyordu ve bir kez daha uyuma hissini bana aşılıyordu fakat buna direnerek gözlerimi kırpıştırıp açmaya çalıştım. Karşımdaydı ve elini elektrik çarpmış gibi hızlıca çekti.
Hiçbir şey söylemeden olduğum yerde doğrulmaya çalıştım. Demir hemen yanıma geldi ve bana yardım etti.
"İyi hissediyor musun? Ağrın var mı?" diye ard arda sorarken kafamı iki yana salladım fakat kafası karışmış görünüyordu.
"İyiyim sadece biraz sızlıyor. Su içebilir miyim?"
"Evet, ameliyatın üstünden uzunca bir zaman geçti."
Kaşlarımı çatarak ona baktım. "Saat kaç?"
"Akşam olmak üzere."
"Gerçekten mi? Niye bu kadar uyumuşum?" derken şaşkın görünüyordum.
"Şanslıymışsın ki, kurşun içeride değildi. Kolunu biraz derin sıyırmış, bu yüzden kanaman çok oldu. Yorgunluktan dolayı fazla uyudun ama gece sürekli bir şeyler fısıldıyordun."
Şaşkınlıkla kaşlarım yukarı doğru kalktı. "Hiç uyumadın mı?"
"Belki bir-iki saat," dediğinde bakışlarım yumuşadı. Beni kızdırıyordu fakat yaptığı herhangi bir hareket, ona olan sevgimi yine coşturuyordu. Cevap veremedim ve ona bakmayı sürdürdüm. Bir önceki zamanımızda olsaydık, bunu uzunca bir süre devam ettiremezdim ama artık bakışları kaçırmanın benim için bir önemi yoktu. Elimde olsa bunu sonsuza kadar sürdürebilirdim ve belki o zaman bir şeyleri anlamasını sağlayabilirdim.
Sessizliğin tahtını deviren Demir oldu ve bir şeyler söylemek için boğazını temizledi. "Sen ait olduğun yerlerden hep böyle kaçacak mısın?"
Yumuşayan bakışlarım eski yerini aldı. "Ben hiçbir yere ait değilim, bu yüzden istediğim yere gitmekte özgürüm."
Kafasını iki yana salladı. "Demir neredeyse Eliz oraya aittir," derken sanki iki yabancı adına konuşuyor gibiydi. Tüm bu cümleyi üstüne basa basa söylemesi, benim bildiklerimin yanlış olduğunu hissettiriyordu.
Söyleyeceklerim ağzımda düğümlenirken konuşmam Demir tarafından engellendi. Kafamı yine karıştırması da cabasıydı.
"Bak yine aynısını yapıyorsun," dedim bıkkınlıkla.
Aynı bıkkınlık onunda gözlerine istila etti. "Anlaşılan sohbetimizin sonuna geldik. Dinlen, yarın sabah buradan ayrılıyoruz."
Gözlerimi devirdim ve yatağımda kaydıktan sonra gözlerimi kapattım. Gitse iyi olacaktı çünkü yine tadımın kaçmasına sebep olmuştu. Kısa bir sürenin ardından odanın kapısının kapanma sesi duyuldu ve Demir, bana yüklemiş olduğu sinirimle beni baş başa bıraktı.
**
Sabah uyandığımda guruldayan midem bana isyan ediyordu ve bu güçlü uyarı, beni yataktan kaldırmayı başarmıştı. Omzum hala sızlıyordu fakat buna rağmen hareket etmek beni zorlamamıştı. Odadan çıktıktan sonra beni geniş bir koridor karşıladı. Birkaç odanın bulunduğu koridor oldukça sessizdi. Saatin kaç olduğunu bilmiyordum fakat çok erken gibi hissediyordum. Ardından bir kapının açıldığını ve hemşire gibi giyinen bir kadının odadan çıktığını gördüm. Benimle göz göze geldikten hemen sonra gülümsedi.
"Günaydın, birazdan kahvaltı hazır olur. Acıkmışsındır, aşağı gel lütfen," dediğinde gülümsedim ve ona teşekkür ettim.
Aklıma takılan bir şey beni oldukça huzursuz etti. Neden burada hemşireler ve bir ameliyathane vardı? Hastaneye gidemeyecek insanlar için yapılan bir yer olmalıydı. Bir şeylerin gizli kalması gerekiyordu.
Merakıma yenik düşerek hemşirenin çıktığı odaya ilerledim ve kapıyı açmaya çalıştım fakat kilitliydi. Ne ara kilitlemişti bilmiyorum fakat bunu yaptığıma inanamayarak kapının deliğine doğru eğildim. İçeride bir yatak ve üzerinde de hiç kımıldamadan yatan birini gördüm. Vücut hatlarına bakılırsa bir kadına benziyordu fakat yüzü seçilmiyordu çünkü görüş alanımda değildi. Vazgeçerek ayağa kalktım ve alt kata inmek için merdivenlere ilerledim.
"Bekle," dedi nerede duysam tanıyacağım ses. Arkama döndüm ve Demir'le karşılaştım.
"İnebilecek misin?" diye sorarken sorduğu soruya son derece inanıyordu.
"Gerçekten mi Demir?" diye sorarken alay ettim. "Ben kolumdan vuruldum, bacağımdan değil."
"Olsun," dedi omuz silkerek. "Yine de elimden her ne gelirse yardımcı olmaya çalışıyorum."
Birden ciddileştim ve kendimi kaşlarımı çatarken buldum. "Olma ve bir daha kucağına alacak kadar bana yaklaşma."
Bu onun hak edeceği türden sözlerdi. Kafa karıştırması gerekiyorsa, bunu ben de iyi yapabilirdim. Korkak gibi bana olan hislerini saklaması gerekiyorsa, ben de ondan nefret ediyor gibi davranabilirdim. İstersem çok iyi bir oyuncu olup tüm bu davranışlarından pişman olana kadar bütün hünerlerimi sergilemeye hazırdım. Beni kızdırması yeterli olurdu ve bunu zaten yapıyordu fakat benim tahammülüm ona karşı biraz fazlaydı. O anın gelecek olması beni korkutuyordu ve eğer gelirse bu benim için sürpriz olmayacaktı.
Bir şey söylemesine daha fazla izin vermeden merdivenlerden inmeye başladım. Kahvaltımı yapmak ve sonra bu garip yerden gitmek istiyordum. Tekrar Tiazza'ya gitmeli ve eski hayatımıza dönmeliydik. O işleriyle meşgul olurken ben de kimsenin ayağına takılmadan hayatımı sürdürmeliydim. Burada birbirimizle karşılaşmak kaçınılmaz oluyordu. Tiazza'ya döndüğümüzde her zaman birbirimizi görmezdik ve ikimizde bu ıstıraba katlanmak zorunda kalmazdık. Bizim için en iyisi buydu.
**
Tam olarak on günün sonunda kolum daha da iyiydi. Bütün haftayı evde pinekleyerek geçirmiştim. Ahsen benimle bir kez olsun bile konuşmamıştı. Odasının önünde ona birçok kez yalvarmış ve hata yaptığımı söylemiştim. Tüm sabrıyla takındığı tavrından asla vazgeçmemişti. Beni gördüğü ilk an söylediği sözlerden dolayı kalbinin fazlasıyla kırıldığını anlamıştım. "Artık gitmek istemeyeceğine emin olmuştum. Birbirimizi aile gibi gördüğümüzü sanıyordum, yanılmışım. Bundan sonra birbirimize yabancı olalım," demişti ve bu sözler beni yerle bir etmeye yetmişti. Günlerce ağladım ve hissettiğim acı, kolumun acısından daha fazlasını içeriyordu.
Zeren'le birlikte kahvaltımı yaparken her şeyden bunalmış göründüğümün farkındaydım.
"Neden yemiyorsun? İştahın mı yok?" diye sordu Zeze.
Kafamı iki yana salladım. "Dalmışım, üzgünüm."
"İyi misin?" diye sordu hemen. On gün boyunca bana çok destek olmuştu. Neden kaçmaya çalıştığımı hiç sorgulamadı ve hep anlayışla yaklaştı.
"İyiyim," dedim mırıldanarak. "Ahsen sana bir şey söyledi mi hiç?""
Tebessüm etti ve destek olmak için masadaki elime uzanıp sıktı. "Onunla konuştum ve seni affetmesini söyledim fakat sana biraz kızmış. Zamana ihtiyacı var. Bazen en affedilmemesi gereken kişiye bile nefretimiz kayboluyor."
Kafamı salladım ve tabağımdaki birkaç yiyecekle oyalandım. Hiç keyfim yoktu. Ziyaretime Utku ve Çağatay gelmişti. İlker, Demir'i umursamadan elinde çiçeklerle çoğu kez beni görmeye gelmişti . Anıl, beni ne kadar korkutsa da bana gözdağı vermek için hep buradaydı fakat Ahsen bir geçmiş olsun demeye bile tenezzül etmemişti.
Demir kahvaltı masasına yaklaşırken onu görmezden gelmeye çalıştım. On gün boyunca ondan sürekli kaçtım. Yemek yediğimiz anlarda yüz yüze geliyorduk sadece. Eğer dışarı çıkma yasağı koymasaydı benim için ondan kaçmak daha kolay olurdu fakat kolum iyileşene kadar dışarı çıkmamı yasaklamış ve bunu yaptığım takdirde tüm işini gücünü bırakıp beni eve götüreceğine, onu zorlarsam beni odama kilitleyeceğine dair tehditler savurmuştu. Yalnız bir şey unutuyordu, kaçıp gitmek benim işimdi fakat ona bunu söylemedim. Camı pencereyi kapatacağına dair saçma söylemlerini duymak istemiyordum. Bu yüzden üstelemedim ve söylediğini yaptım. Benim için biraz zor olsa da oyalanacak şeyler bulmayı başarmıştım.
Demir masada yerini aldı ve kahvaltılıklardan tabağına koymaya başladı. "Bugün kliniğe git Kaçak. Ahsen dikişlerini çıkaracak," dedi yüzüme bakmadan.
"Bunu yapmayı kabul etti mi?" diye sordum şaşkınlıkla.
"Söylediğimin tersini yapması söz konusu bile değil. Onun işi bu."
Kafamı salladım ama bunu görmedi. İtiraz etmeyeceğimi bildiğinden Demir de başka bir şey söylemedi ve kahvaltısına devam etti.
Kahvaltımı bitirdiğimde masadan kalktım. Demir bakışlarını bana çevirdiğinde onunla göz göze geldim.
"Seni bırakmamı ister misin? Biraz işim var, sonra seni götürebilirim," dediğinde kafamı iki yana salladım.
"Kendim gidebilirim, yürüyeceğim."
Anlayışla kafasını salladı. Üstelemediği için bundan memnun olarak dış kapıya doğru ilerledim. Peluş montumu ve çizmelerimi giyip evden çıktım. Hava hâlâ hiç ısınmamıştı ve soğuk yüzümü ısırıyordu. Baharın gelmesini dört gözle bekliyordum çünkü son zamanlarda soğuk fazlasıyla katlanılmaz olmaya başlamıştı.
Tiazza'nın ana caddesine çıktım ve ayaklarımın ister istemez kitapçıya yöneldiğini fark etmem bir anlığına duraksamama neden oldu. Kliniğe gitmem gerekiyordu fakat ona kısa bir selam vermenin çok da büyük sorunlar yaratacağını düşünmüyordum.
Dükkanın önüne geldim ve kapıyı ittim. Tanıdık zil sesi kafamın üstünde çınladı ve gözlerim onu aradı. Birkaç kıza bir şeyler anlatırken zilin sesiyle bana döndü ve ciddi yüz ifadesi beni gördüğü anda aydınlandı. Gülümsemesine karşılık verdim. Onu bölmemek adına kitap raflarına ilerledim ve benim yokluğumda yeni bir şeyler getirmiş mi diye bakındım. Nihayet işi bittiğinde yanıma yaklaştı.
"Hey Kaçak, nerelerdeydin?" diye sorduğunda tokat yemiş gibi bir yüz ifadesi takınmak benim için zor olmadı. Bunu gördüğünde yüzüme endişeyle bakıyordu.
"Bana böyle seslenme," diyerek onu uyardım. Neden bilmiyorum, o lakabı ondan duymaktan hoşlanmamıştım. Bu Demir'e özeldi ve başka bir adamın söylemesini istemiyordum.
"Af edersin," dediğinde fazla üzerine gitmiş olduğumu fark ederek kendimi hemen toparladım ve konuyu değiştirdim.
"Ben yokken yeni kitaplar gelmiş," dedim gülümseyerek.
"Evet genel olarak fantastik kitaplar, fark ettin mi? Sevdiğini söylemiştin. Uzun süre seni göremeyince benden hoşlanmadığını ve bir daha buraya gelmeyeceğini zannetmiştim fakat bir takım olaylar olmuş. İyi misin bu arada? Kolun acıyor mu?"
Uzunca süren cümlelerinin ardından herhangi bir tepki veremedim çünkü ne yaparsam yapayım onun açısından yanlış anlaşılacak bir duruma düşecektim. Bu yüzden sadece tek bir sorusuna odaklandım.
"İyiyim, kolumun acısı geçti ve hatta bugün dikişlerim alınacak."
"Öyle mi?" dedi kaşlarını havaya kaldırırken. "Kliniğe mi gidiyorsun? Sana eşlik etmemi ister misin?"
Tek elimi havaya kaldırdım. "Hayır, hayır. Kendim halledebilirim."
Anlayışla kafasını salladı ve ona gitmem gerektiğini söyledikten sonra arkama dönüp oradan ayrılmak üzereyken bana seslendi.
"Eliz?"
Vücudumu ona döndürdüğümde bana doğru ilerledi ve tam karşımda durdu. Bakışlarından herhangi bir anlam çıkarmamaya çalıştım fakat her şey göründüğü gibiydi. Elini yaşadığı ikilemin sonunda yüzüme doğru yaklaştırdı ve bir tutam saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdı. Bunu yaparken onu engellemedim. Ona öylece bakmayı sürdürdüm ve bu konuşmanın nereye gideceğini merak ettim.
"Sen klinikte işini bitirdikten sonra biraz dolaşalım mı? Evet demeni çok isterim," derken oldukça kibardı.
Ne cevap vereceğimi düşünürken onun yerinde başkasının olmasını her şeyden çok istedim fakat eğer yoluma bakacaksam, onunla geçireceğim vakitlere alışsam iyi olurdu. Benimle ilgili olan düşüncelerini korkmadan itiraf ediyordu. Belki dedim kendi kendime. Belki Demir'i görmeden tüm kalbimi esir alan bu his benden uzaklaşırdı. Ben savunmasız biriydim ve Demir beni daha savunmasız kılıyordu.
"Tamam," dedim gülümseyerek. "Görüşmek üzere."
"Görüşürüz," dedi ve arkamı dönüp dükkandan çıkmak üzereyken karşı yolda arabasına yaslanmış şekilde sigara içen Demir'i gördüm. Öfkesi bu dükkanı yakıp kavuracak derecedeydi, bunu yüzünde görebiliyordum ama onu tanımayan biri onun şu an sakin olduğunu söyleyebilirdi. Ben onu tanıyordum, vücudunun gerildiğini görebiliyordum ve dükkana doğru tüm hiddetiyle yürürken bize söyleceği sözler için kendimi hazırlıyordum.
**
Yeni bölümde görüşmek üzere, öpüldünüz. 🫢😘💕
Bölüm etkileşimi
