8. bölüm / 43
Düşünceler Cehennemi7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN
Bölümler 43Şu an: 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN
- 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
- 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
- 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
- 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
- 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
- 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
- 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
- 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
- 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
- 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
- 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
- 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
- 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
- 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
- 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
- 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
- 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
- 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
- 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
- 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
- 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
- 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
- 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
- 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
- 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
- 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
- 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
- 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
- 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
- 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
- 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
- 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
- 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
- 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
- 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
- 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
- 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
- 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
- 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
- 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
- 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
- 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
**
"Çünkü tam olarak kaçmam gereken şeye geri dönüyorum."
**
Yapmamam gerekenler kafamın içinde sıralanmaya başlarken benim ne yapacağım aslında ortadaydı. Kendimi tehlikeye atacağımı bilsem bile cevaplara ihtiyacım vardı. Birilerine kafamı karıştıran şeyleri sorduğumda sessiz kalmaları artık sinirimi bozuyordu. Bana yardım etmiyorlarsa öğrenmek için yeni bir yol bulurdum. Ben kimim bilmem gerekiyordu. Düşmanlarımı tanımam ve neden düşman edindiğimi öğrenmem lazımdı.
Cebime notu sıkıştırırken bana doğru gelen birkaç kişi yerimde sıçramama neden oldu. Gerçek dünyama geri dönerken Demir'i hatırladım. Çoktan gelmiş olmalıydı ve beni bekliyor olması büyük ihtimaldi. Adımlarımı tekrar geniş salona yönlendirdiğimde Demir'in köşesine ilerlerken biri koluma yapıştı ve vücudumu geri çekti. Bana dokunan kişiye bakmak için kafamı çevirdiğimde Demir'le karşılaştım ve onun dokunduğunun farkına varmak vücudumu baştan aşağıya buz kütlesine çevirdi. Sersem halde ona bakmayı sürdürürken artık sıcaklık hissediyordum. Buz kütlem çoktan erimeye başlamıştı. İki avucunu omzuma yerleştirip bana doğru eğilirken nefesimi tuttum. Etrafımızdaki herkes deli gibi dans ederken biz orada birbirimize bakarak duruyorduk. Neon ışıklar onu rengârenk biri yapıyordu ama o asla renkli biri değildi. Ben onu karanlık bir mavinin ötesinde düşünemiyordum.
Omuzlarımı hafifçe sıkarken "Nereden geliyorsun?"diye sordu. Yüksek sesli müzikte onu duymam için bağırmak zorunda kalmıştı.
Omuzlarımdaki baskısından daha doğrusu dokunuşundan uzaklaşmak için kollarımı geri ittim. Rahatsızlığımın farkına varıp dokunuşunu bıraktı ve kendisini geri çekip vücudunu dikleştirdi. Ona bakmak için yine kafamı kaldırmam gerekecekti.
"Buradan kaçmak için bir yer arıyorum,"dediğimde kafasını salladı ve sanki az önceki rahatsızlığımı unutmuş gibi tekrar bileğime yapışıp beni çıkışa doğru ilerletti. İtiraz etmeden beni yönlendirmesine izin verdim. İsteğimi yerine getirdiğinden dolayı memnundum.
Dışarı çıktığımızda ona neredeyse teşekkür edecektim. Bunu yapmanın eşiğinden dönerken onun arabasına yürüyüşünü izledim. Bana sinirli olabileceğini düşündüm çünkü İlker onun işine burnunu sokuyordu ve dolaylı olarak bana da kızgın olduğunu tahmin etmek zor değildi. Omuz silkip ön yolcu koltuğunda yerimi aldım. Demir klimayı çalıştırırken ona teşekkür etmemem gerektiğini kendime hatırlatıyordum çünkü bu kelimeyi ikimizde kullanmıyorduk. O an sadece birbirimize bakıyor ve teşekkürümüzü sanırım bu şekilde söylüyorduk fakat bu sefer bakmadım ve gökyüzününün kasvetini izledim.Yağmur yağacağa benziyordu.
"Onunla aranda aşk denilen şey varsa bile benim haberim olmadan bir yere gidemezsin. Ben müsaade etmeden bir yere adım atamazsın,"dediği sırada kafamı hızla ona çevirdim. Yoldan gözünü ayırmıyordu ve şakaklarındaki damarlar belli oluyordu.
"Ne?"diyebildim şaşkınlıkla. Kafasını bir anlığına bana çevirdi ve bu kısa sürdü. Göz devirerek tekrar yola dönmüştü.
Suskunluğunu korurken ellerimi yumruk yaptım. "Sana ait bir eşyaymışım gibi konuşma,"dedim sinirle. Kimseye ait değildim ve kimsenin, benim ne yapacağımı söylemesine izin vermeyecektim.
Dudağının üstü yukarı kıvrıldı ve çok geçmeden yüz ifadesi kendi halini korudu. "Bana aitlikten konuşacaksak eğer..."dedikten sonra arabayı evin önüne park edip arabadan inmeden önce "Öyle görünüyor," dediğinde yerimde çivilendim. Nefes alıp alamadığımı kontrol etmek için arabadaki tüm kasvetli havayı ciğerlerime çektiğimde artık tüm kasvet vücudumu esir almıştı.
Aniden arabadan indiğimde peşinden koştum. Eve girmek üzereydi.
"Sen ne saçmalıyorsun?"diye sordum ama yüzüme bakmadı. Yine kafamı karıştıran şeyleri söyleyecek ve sorularıma cevap vermeden her zaman yaptığı gibi gidecekti.
Cevap vermesini beklerken peşinden yürümeye devam ettim. Merdivenlere yöneldiğinde bana yaptığının aynısı yaparak onun bileğine yapıştıktan sonra Demir'i kendime çevirdim.
"Cevap ver!"derken çıldırmama çok az kalmıştı. Bu çıldırma hissini Tiazza'ya geldiğimden beri sıklıkla yaşıyordum.
"Seni buraya ben getirdim. Bu yüzden benim sorumluluğumdasın, "dediğinde benim cevap vermemi beklemeden beni öylece bırakıp gitti. Söyledikleri şimdi daha mantıklı gelmişti. Tiazza'daki insanlar kendi tercihiyle geliyorsa herkes kendinden sorumluydu fakat beni Demir getirdiği için benim sorumluluğum tamamen ondaydı çünkü bu benim tercihim değildi. Yine de yerine oturmayan taşlar kafamı karıştırıyordu çünkü zorla getirilen insanlardan da bahsetmişti.
Merdivenlerden çıkarken elimi arka cebime attım ve notu çıkarıp cesaretimi sorguladım. Yapıp yapamayacağımı düşünürken Demir'in ona aitmişim gibi konuşması bunu yapmam gerektiğini bir kez daha kanıtlamıştı. Üstümde bir hâkimiyet kuruyor ve kurduğu bu alanda bütün söz hakkımı elimden alıyordu.
Odama girip etrafı aydınlattıktan sonra komodinin üstünde duran ve daha önce kullanmadığım çalar saati 02:30'a ayarladım. Deniz'in bana aldığı sırt çantalarından birine Tiazza'ya geldiğim geceki özel eşyalarımı koydum. Kaçmam gerekirse onları burada bırakamazdım. Bacak kemerimi alıp bıçağımı kemere yerleştirdim. Üzerimdeki kıyafetlerimden kurtulduktan sonra yeni bir gecelik takımını raftan aldım. Kıyafetlerimi giyerken cesaretli olduğumu sessiz bir şekilde tekrarlıyordum. Sadece sakin kalmalı ve o adamla karşılaştığımda dikkatli olmalıydım.
Işığı kapatıp soğuk yatakla buluştuğumda gece üçte yapacaklarımı aklımdan çıkardım. Uyku tüm benliğiyle oradaydı. Gözlerimi kapattığımda bu yatakta geçen son uykum olması için dua ettim.
**
Alarmın o iğrenç sesini duyduğumda telaşla yatağımdan kalkıp alarmı kapattım. Ayaklarımı yataktan sarkıtıp yere bastığımda soğuk zeminle buluştuğum sırada ürperdim ve psikolojik olarak kollarımı bedenime sardım. Hemen giyinmeye başlamadan önce evi kontrol etmem gerekiyordu. Evden çıkarken birinin beni görmesi bütün planımın suya düşüp orada boğulmasına sebep olabilirdi ve bu fırsat elime belki de hiçbir zaman gelemeyecekti. Odamın kapısını açıp kafamı koridora uzattım. Işıklar kapalıydı ve ben de ışıkları açmadan koridorun duvarlarından destek alırken merdivenlere ulaştım. Parmak uçlarımın üstünde temkinli adımlarımla ilerleyip salona geçtim ve etrafı aydınlattım. Birini görecek olursam su içmem gerektiğini söyleyecektim fakat salonda kimse yoktu. Karanlıkta birinin olabileceğini bile düşünecek kadar planımın üstüne titriyordum. Kimsenin uyanmayacağından emin olana kadar biraz daha oyalanmaya devam ettim ve su içmek için mutfağa girdim.
Su içmek üzereyken arkamda bir hareketlilik hissettim ve Demir'in "Kaçak?" demesi o anda planımı yerle bir etmişti. Ona döndüğümde dışarı çıkmak üzere hazır olduğunu gördüm.
"Bir sorun mu var?"diye sorduğumda omuz silkti.
"Deniz barda sorun çıkarmış. Onunla ilgilenmem gerekiyor. Bir de bölge de birkaç sorun daha olmuş. Anlayacağın biraz geç gelebilirim belki sabaha kadar bile sürebilir. Ben gelene kadar Zeren'le kal anlaşıldı mı? "dediğinde içtiğim su neredeyse boğazıma kaçacaktı.
"Ben...şey...Ah! Tamam,"diye kekeledim. Kaşlarını çatıp bana bakarken ellerini saçlarının arasından geçirdi.
"Zeze konusunda mı endişelisin? O daha iyi görünüyor," Tek kaşını kaldırarak konuşmuştu. Tepkime anlam veremediği apaçık ortadaydı.
"Sorun yok, sen git," derken kafamı iki yana sallıyordum. Zeze elbette beni endişelendirmiyordu. Adam beni saat üçte Tiazza'nın girişine yakın bir yerde bekleyecekti ve gelmediğimi gördüğünde arkasına bakmadan çekip gidecekti. Karşıma gelen son fırsat da elimden kayıp gitmişti çünkü Demir evde olmayacağına göre bu gece kaçmak zaten planımı yerle bir ediyordu. Tüm gece sokaklarda olacaktı.
Bakışlarım mutfağın duvarındaki saate kaydı. 02.45. Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Demir bakışlarımı takip ederek saate baktı. Ardından tekrar bana döndüğünde kafası karışmış görünüyordu.
"Sen iyi misin?"diye sorduğunda bana dünyanın en saçma şeyini söylemiş gibi baktım. İyi mi? Ne iyiydim ama!
"Ciddi ciddi soruyor musun?"diyerek onu tersledim. Ellerini pes edip iki yana kaldırdı.
"Gerçekten uğraşmayacağım. Yapacak daha önemli işlerim var," dediğinde iki elimi göğsümde bağladım ve alayla sırıttım.
İkimiz hala orada dikilirken konuşmaya değer hiçbir şey kalmamasına rağmen beklemeyi sürdürdük. İkimizde birbirimizden bir cümle bekliyorduk. Demir'in Deniz'in yanına gitmesi gerekiyordu fakat burada oyalanıyordu. Bakışlarımız birbirini bulduğunda birbirine bağladığım kollarımı çözüp ona bir adım yaklaştım. Kılını kıpırdatmaktan sadece bana bakıyordu.
"Bir gün bu sinir bozucu dünyanızdan ayrılacağım ve o gün hafızamın silinmesi için dua edeceğim. Buraya dair kimseyi hatırlamak istemiyorum,"dediğimde ciddi ve bir o kadar da yorgun göründüğümün farkındaydım. Tüm bu sessizliğin üstüne bu kelimeleri söylemek beni bir nebze iyi hissettirmişti fakat Demir 'Bunu bana neden anlatıyorsun?' der gibi baktığı için rahatlamam yarıda kaldı. Ardından başka bir şey söylemeden mutfağı terk etti. Gözyaşlarımın akmaması için tavana bakmam gerekti ve ışık gözlerimi rahatsız ettiğinde savaşımı kaybettim. Gözyaşlarım birer birer döküldüğünde onları hemen elimin tersiyle yok ettim. Bazen yaklaştığımı hissediyordum. Hayatımı geri alabilmeye, nefes alabileceğime, kaçıp uzaklaşabileceğime yaklaştığımı hissediyordum fakat kusursuz ilerleyebildiğim yolda bir ayrım çıkıyordu ve Demir o yol ayrımından kendisini gösterip beni çıkmaz sokağa doğru sürüklüyordu. Diğer yola gidebilseydim işte özgürlüğüm oradaydı. Parlak bir ışık gitmek istediğim yoldan bana göz kırpıyordu.
Ayaklarımı yere sürterek ve omuzlarım düşük bir şekilde üst kata çıktım. Bir iki saatlik uykuyla durduğum için uykusuzluktan başım dönmeye başlamıştı. Şu an için doğru düzgün düşünemiyordum. Yaşadığım umutsuzluk içinde ayakta kalmaya çalışıyordum. Yatağıma uzanıp ayaklarımı karnıma kadar çektim ve üzerimdeki yorganı çeneme kadar kapattım. Bu yatakta son kez uyumak için dua etmiştim fakat yine buradaydım. Hiçbir şansımın kalmadığını bilmeme rağmen beni ayakta tutabilen umudum vardı. O adamın bana tekrar ulaşması için kaç defa dua ettiğimden emin değildim. Ve biliyordum, bir gün o parlak ışığa ulaşacaktım.
**
Gözlerimi açmak benim için oldukça zor olmuştu. Bir süre kendime gelmeye çalıştım ve yataktan hızlıca kalktığımda başımın dönmesine engel olamadım. Yatağımı topladıktan sonra pencereye ilerledim ve dışarıya baktım. Hava düne göre daha iyi görünüyordu. Gri bulutları gördüğümde yağmur yağacağını düşünmüştüm güneş ışınları da odamı çok güzel aydınlatıyordu. Bu aylarda böyle güneş olmasına aldanmayıp kalın giyinmek gerekiyordu.
Banyoya girip yüzümü ayılana emin olana kadar yıkadım. Sıcak suyu tenime çarptıkça daha da istiyordum sanki. Beni dinlendiriyordu.
Dolaptan günlerdir gözüme çarpan kadife eteği aldım. Eteğin ön kısmında sağ ve sol olmak üzere iki pilesi vardı. Siyah ince çorabımı giydiğimde bacak kemerini etekten görünmeyecek şekilde bacağıma yerleştirdim. Eteğimi de giydiğimde görünmediğine emin olmak için boy aynasından kendime baktım. Üzerime kırmızı, boğazlı bir kazak giyip ayakkabı olarak da siyah ve kalın topuklu bir botu tercih ettim. Saçlarımı yaptığım topuzdan kurtardığımda doğal dalgalarım oluşmuştu. Saçlarımı alt taraflarından şekil verdim. Makyaj yapmaya heves edip malzemeleri karıştırdıktan sonra sadece maskara ve bordo bir ruj sürüp diğer malzemeleri elimin tersiyle ittim. Tiazza'ya geldiğim günden beri ilk defa kendime özenmiştim ve bir nebze iyi hissediyordum.
Odamdan çıkıp alt kata yöneldim. Saatin kaç olduğundan haberim yoktu. Karnım zil çalıyordu ve bir an önce bir şeyler yemem gerekiyordu. En son ne zaman yemek yemiştim onu bile hatırlamıyordum. Salona girdiğimde mis gibi yemek kokularını almak beni daha çok acıktırmıştı. Mutfaktan kahkaha sesleri duyduğumda kaşlarım çatık bir şekilde o yöne ilerledim. Deniz de buradaydı ve bayağı keyifli görünüyordu.
"Günaydın,"dedim keyfim kaçık bir şekilde. Deniz beni gördüğünde yüzündeki mutlu ifadesi yavaş yavaş solmaya başladı.
Zeren bana döndü ve o da gülmeyi kesip "Günaydın,"dedi mesafeli bir şekilde. İşte o zaman Zeze'nin sadece bana bu şekilde davrandığını anlamış ve kendimi çok gereksiz biri gibi hissetmiştim. Burada hiç kimsem yoktu ve yalnızdım. Demir ise tek konuşabileceğim kişiyi elimden alıyor ve beni tamamen bir başıma bırakıyordu. Şu an İlker'in burada olmasını istiyordum fakat Demir'in bu duruma sıcak bakmayacağını biliyordum. Yine bana bir sürü nutuk tutacaktı ama ben onu dinlemeyip kendi istediğimi yapacaktım.
Deniz bana sırtını dönüp bir şeylerle ilgilenmeye devam ederken direkt Zeze'ye bakıp "Yardım edilmesi gereken bir şey var mı?"diye sordum onu taklit edip mesafeli bir şekilde konuşarak.
Kafasını iki yana salladı. "Otur ve keyfine bak. Biz hallederiz,"dediğinde üstü kapalı gitmemi söylediğini anlamıştım. Anladığımı belli edercesine kafamı sallayıp mutfaktan çıktığımda salonun penceresine ilerleyip kollarımı birbirine dolayıp dışarıyı seyrettim.
Aslında Zeren bana biraz olsun yakınlaşmıştı. Sorularıma cevap veriyordu ve en önemlisi beni artık tedirgin etmiyordu. İkisinin uzun süredir birbirlerini tanıdıklarını ve Deniz'in de Demir'e aşık olduğunu varsayarsak Demir'in benimle ilgileniyor olması ikisininde sinirini bozmuş görünüyor ve bu yüzden bana ters davranıyorlardı.
Demir'in arabasını gördüğümde pencereden çekildim ve koltuğa geçip iyi hissediyormuş gibi davranacağıma dair kendimi temkinledim. Kendimden emin görünecektim ve onlara istediklerini vermeyecektim. Arada kızların mutfaktan çıkıp masaya hazırladıkları yiyecekleri getirdiğini görüyordum. Bir ara bakışlarım Deniz'le buluştuğunda bana gözlerini devirdi. İnanılmaz gıcık birine dönüşmüştü.
Demir salona girdiğinde "Tam zamanında yetiştin,"dedi Deniz. Demir'e kafamı çevirdiğimde direkt olarak bana bakıyordu. Ayağa kalkıp ona doğru ilerledim ve önünde durdum.
"Yemek yemeyeceğim. Utku'yu dinlemeye gideceğim, orada yiyecek bir şeyler bulurum,"dediğimde kaşları çatık halde bana bakmayı sürdürdü ve ardından omzumun üstünden kızlara baktı.
"Bir sorun mu oldu?"diye sorduğunda yüzümü incelerken bir ipucu arıyordu.
Kafamı iki yana sallarken "Hayır bir sorun yok,"diye cevap verdiğimde tekrar Zeren'le Deniz'e baktı.
Derin bir nefes alıp bileğimi tuttu ve "Az benimle gel,"dedikten sonra benden cevap beklemeden beni dışarıya çıkardı.
Salonun penceresinin çaprazındaydık ve Demir'in pencereye sırtı dönüktü. Birkaç dakika sonra Deniz'in pencerede belirdiğini görmüştüm ama ona bakmamayı tercih edip Demir'e odaklandım.
"Anlat,"dedi net bir şekilde. Yaşadığım gerginlikten dolayı ellerimle oynadım. Aslında büyütmeye değer bir konu yoktu fakat bazen yalnız kaldığımda ve bir şeyleri düşünmem gerektiğinde zihnim bulanıklaşıyordu. Yaşadığım tüm gerginlik bundan ibaretti. Onlar umurumda bile değildi.
"Deniz seni seviyor sanırım," diyerek konuya girdim. Söylediğim karşısında şaşırmadı çünkü zaten bunu biliyordu.
"Benimle ilgilendiğin için Deniz benden pek hoşlanmıyor ve bunu gayet belli ediyor. Ablan da Deniz'le birlik oluyor sanırım.Rahatsız olduğum ortamlarda duramıyorum," diyerek açıklamamı yaptığımda bu durum canını sıkar gibi kafasını iki yana salladı. Ardından konumuzla alakası hiç olmayan bir şey sordu.
"Bisiklete binmeyi sever misin?"
Ona anlamsızca bakmayı sürdürürken "E-evet de konumuzla ne alakası var bunun?"diye sorarken kollarımı iki yana açtım.
"Bana senin altındaki gibi lüks bir arabam yok dememiş miydin?"diye söylendiğinde daha önce hiç umurumda olmayan garaj kapısına ilerlerken onu takip ettim. Garaj kapısını açtığında şaşkınlıktan ağzımın açılmasını önlemeye çalıştım.
Bana bakarken bir nebze stressiz ve her zamanki katı tavrından uzak görünüyordu. Bisiklet yeni durmuyordu. Büyük ihtimal uzun zamandır buradaydı. Asıl şaşırdığım diğer konu ise garajın içiydi. Arka tarafa bakan küçük kare bir penceresi vardı ve yuvarlak, küçük beyaz ışıklarla etrafı donatılmıştı. Kenarda terk edilmiş bir gitar ve boş rafları olan bir kitaplık vardı. Pencere kenarında küçük, tek kişilik bir koltuk ve onun önünde ise minik bir sehpa duruyordu. Sehpanın üstünde kurumuş bir gül vardı. Demir'e bir şey söylemeden içeri girdim ve ışıkları yaktım. Etraf tozlanmıştı. Eşyaların buraya bırakıldığını sanmıyordum çünkü bir zamanlar bu garaj kullanılmıştı. Demir arkamdan gelip tam sağ omzumun arkasında durdu.
"Beğendin mi?"diye sorarken merakla cevabımı bekler gibi bir hali vardı.
Kafamı sallarken bunu göreceğini biliyordum. Ona döndüğümde bakışlarım göğsündeydi ve Demir'i görebilmem için kafamı kaldırmam gerekecekti. Kafamı kaldırdığım sırada bana yukarıdan baktı ve aniden kendini bir adım geri çekti. Ben de aynısını yaparken aramızda bir insanın girebileceği kadar bir boşluk kalmıştı.
"Burası kimin?"diye sordum konuyu dağıtmak için.
"Zeren'e aitti ama artık burayı kullanmıyor,"diye açıklama yaptığında ona sebebini sormadım. Umut dolu Demir'e bakarken "Buraya gelmeme izin verecek misin?" diye sordum.
Kafasını evet anlamında sallarken neredeyse havaya uçacaktım. İnsanlardan kaçmak istediğimde burası benim sığınağım olacaktı.
Ellerimi tozlu kitap raflarında gezdirdim. "Kitaplar nerede peki?" diye sorduğumda Demir'in bakışları buğulandı. Yanlış bir soru sorduğumu fark ettim ama artık pişman olmak için geç kalmıştım.
O cevap vermeden "Burada kitapçı var mıydı?"diye sordum hemen. En azından gergin ortamı dağıtabilmeye yardımcı olabiliyordum.
"Evet," dedi düz bir sesle. Ya da yardımcı olamıyordum.
"Onu hallederim," dediğinde bakışlarımı ona diktim ve aramızdaki boşluğu doldurup ona yaklaştım.
"Bana neden iyi davranıyorsun? Sana ayak bağı olmaktan başka ne yapıyorum?" diye sorarken kafamı sağa doğru yatırdım. Derin bir iç çekişin ardından gözlerini devirdi.
"Her ne kadar birbirimizi terslesek de can sıkıntısının ne demek olduğunu iyi biliyorum ve senden sorumlu olduğum için de hoşuna giden şeyleri yapmaya çalışıyorum," derken ağzım açık onu dinledim ve onun Demir olup olmadığını düşünmeye başladım. Bir şey söyleyemediğim için yine konuyu başka yöne çekti.
"Bisikletle tur atmak ister misin Kaçak? diye sorduğunda kafamı salladım.
"Pekala, işte bisikletin,"dedi ve bisikleti dışarı çıkardı. "Burayı birine temizlettiririm ve sana kitap ayarlarım. Birkaç güne kullanmaya başlarsın,"
"Tamam o zaman. Şimdi eteğimi değiştireceğim,"dedikten sonra
eve doğru hızlı adımlarla ilerledim. İçeri girdiğimde Deniz salon kapısının pervazına yaslanmış bana bakıyordu. Bakışları ilk tanıdığım zamanki Deniz'in tatlı bakışları gibi değildi. Benden gerçekten nefret ediyordu.
Onu umursamadan merdivenleri ikişerli çıkarak üst kata ulaştıktan sonra odama koştum. Utku'nun müziklerini kaçırmak istemiyordum. Eteğimi ve çorabımı çıkarıp siyah bir pantolonu raftan aldım. Bacak kemerimi çıkarmak zorunda kaldım. Uzun süre ona ihtiyacımın olmayacağını düşünüyordum.
Tekrar aşağıya indiğimde Demir'in sesi salondan geliyordu.
Demir'i "Sizi bir kez daha uyarmayacağım anlaşıldı mı?" derken nefesimi tuttum. Söyledikleri, onları bana karşı daha fazla kışkırtmaz mıydı? Açıkçası daha fazla tedirgin olmuştum. Temkinli adımlarla salona girdim. Bebek Zeze'nin kucağındaydı ve ellerini çırpıyordu.
"Ben gidiyorum," dedim mırıldanarak.
Demir bakışlarını bana çevirdikten sonra "Tamam, bir şeyler yemeyi ihmal etme. Seni akşam oradan alırım. Bir yere ayrılma,"derken otoriter görünüyordu. Burada yemek yemem için ısrar etmediğinden dolayı ona minnettar bir şekilde bakıp kafamı salladım. O yemeğine döndüğünde bende hızlı adımlarla salondan çıktıktan sonra bisiklete ilerledim. Bisikletle istediğim yere gidecek, istediğim kadar turlayacak ve belki de huzur dolu yeni yerler keşfedecektim.
Bisiklete binip dikkatle sürerken bunu en son lisede yaptığımı hatırlayıp ufak bir duygu seline kapıldım. Ne kadar özlediğimin farkına o an varabilmiştim. Ezbere bildiğim yolda ilerlerken düşünceler beynimi kavurdu. Burada kalıcı olmayacağımı kendime her hatırlatışımda Demir aslında beni buraya bağlayabilecek bir şey sunuyordu. Bir odam vardı, şimdi bir bisikletim ve küçük bir sığınağım. İyi olabilmem için uğraşıyordu. Böyle bir zorunluluğunun olmadığını düşünsem bile mutlaka benden sakladığı şeyler olmalıydı. Çünkü bana baktığında bile gözlerindeki o yoğun hissin altında ezildiğimi hissediyordum. Acaba düşmanlarımı tanıyor muydu? Tanıyor olsa bile bu nasıl mümkün olabilirdi? Düşmanlarımı tanıdığı için mi beni koruyordu? Bunları ona sormam gerekiyordu.
Kısa bir süre sonra Kafe&Bar'a gelmiştim. Bisikleti girişteki görevlilerden biri benden alıp uygun bir yere koydu. Demir'in haber vermiş olabileceğini düşündüm. İçeri girip büyük salona adımımı attığımda Utku son hazırlıklarını yapıyordu. Yine her yer tıklım tıklım dolmuştu. Kendime boş bir yer ararken Utku beni gördü ve yanına gitmem için bana işaret verdi. Hızlı adımlarla yanına gittiğimde bana dostça sarıldı. Biraz garipsesem de onun sarılışına karşılık verdim.
"Gelmene sevindim Eliz. İyi bir dinleyicim olduğu için mutluyum. Buraya gelenlere kıyasla sen iyi bir dinleyicisin," derken onun ne demek istediğini gayet anlamıştım. Konuşmasına devam etti. "Bu yüzden sana bir yer ayırdım," dedi gülümseyerek. Ona minnetle baktım.
"Teşekkür ederim," dedikten sonra ben de gülümseyip bana ayrılan yere geçtim.
Utku yine muazzam sesi ve profesyonelliğiyle şarkılarını söylemişti. Her geçen gün sesine biraz daha mükemmellik eklemeyi başarabiliyordu ve daha iyiye gidiyordu. İlk geldiğim güne göre daha çok dinleyicisi vardı. Tabii Utku'ya göre onlar pek dinleyici sayılmıyor, tam olarak izleyici oluyorlardı.
Sesine alışıp kendimi kaptırdığım zaman müziği bitirdi. Tıpkı bir yazarın kitabını en heyecanlı yerde bitirdiği gibi. Kendimi biraz yarım kalmış gibi hissetmeme neden oldu. Utku herkesle vedalaşıp yarın yine burada olacağını söylerken ben hiç bitmemesini diliyordum.
Utku'nun yanına ilerledim ve "Mükemmeldi," diye itiraf ettim.
Gülümsedi ve "Yarın da geliyor musun?"diye sorduğunda yapacaklarımı düşündüm.
"Gelmeye çalışacağım. Kitap okuyabilirim," dediğimde gülümsemeye devam ederken kafasını salladı.
"Demir beni aradı sen gelmeden önce. Sana yiyecek bir şeyler hazırlatmam konusunda bana uzun bir konuşma yaptı," dediğinde beni belimden tutup ilerletti. Demir'in böyle yapmasına şaşırmamıştım çünkü benim hakkımda herkesin üstünde egemenlik kuruyordu.
Beni bir masaya bıraktıktan sonra omzumu hafifçe sıkıp yanımdan ayrıldı. Ben de sessizce onu bekledim. Çalışanlar yine etrafı toplamaya başlamışlardı. Kısa bir süre sonra Utku yanıma nefis yiyeceklerle döndü. Gözlerim parlarken Utku'ya bekleyiş içinde baktım. Tabağı önüme koyduğunda hafifçe bana eğildi.
"Bugün biraz erken ayrılıyorum. Kendi başına kalabilir misin?" diye sorduğunda hamburgerimden bir ısırık alırken kafamı salladım. Ağzımdaki lokmamı bir çırpıda bitirdiğimde "Sorun yok, sen git," dedim tebessüm ederek. En azından anlaşabileceğim birilerinin olması Tiazza'da olmayı kolaylaştırıyordu.
Muazzam şekilde gülümsedi ve "Tekrar görüşmek dileğiyle Eliz," dedi ve işaret parmağıyla orta parmağını başına hafifçe yaslayıp selam verdi. Arkasına dönüp gözden kaybolana kadar ona baktım ve yemeğimi yedim. Utku gerçekten nazik ve iyi biriydi. Onun yanında kötü bakışların altında ezilmiyor ve kötü sözlerden dolayı incinmiyordum. En önemlisi normal Eliz olabiliyor ve kendimi eski hayatımdan bir yerdeymişim gibi hissediyordum.
Yemeğimi yedikten sonra boş tabağımı arka taraftaki mutfağa götürdüm ve buraya geldiğim zamanlardaki gibi çalışanlara yardım ettim. Böyle vakit geçirebiliyor ve yapacak başka bir şeyimin olmamasından dolayı üzülüyordum. Aslında bisikletimi alıp gidebileceğimi biliyordum fakat o adamı tekrar görebilme umuduyla kalmayı tercih ettim.
Artık çalışanlar yavaş yavaş dağılırken Bar için şarkılar çalmaya başladı. Alışık olduğum tanıdık çalışanlar dağılırken yarı giyinimli kız garsonlar ortaya çıktı. Işık ayarlandı ve müziğin sesi bir tık yükseltildi. Ben ise Demir'in kısmına geçmiş içeri girenleri tek tek inceliyordum.
Gözlerim ışığa, kulaklarım oldukça bass olan şarkılara katlanamıyordu. Bedenim ise burada değildi sanki. Salonun dolup taşmasına ve içeri giren her insanı incelememe rağmen o adama rastlamamıştım. Tam umudu kestiğim anda oradaydı. Dün onu gördüğüm barın yanında. Yine tam olarak bana bakıyordu. Bilinçaltımın bu adamı uydurup uydurmadığına dair şüphe etsem de elime bıraktığı bir not vardı. Bunu da uydurmuş olamazdı. Ani bir hareketle ayağa kalkıp onun yanına ilerleyecekken Demir'i salona girerken gördüğümde hemen eğildim ve kenara saklanmaya çalıştım. Adam ise temkinli adımlarla dün gittiği bölüme doğru ilerliyordu. Demir benim olduğum tarafa doğru yaklaşırken insanların arasından sıyrılıp ona görünmemeye çalışarak adamı takip ettim. Yine bıçağı almayarak büyük bir hata yaptığımı biliyordum. Adamın bana saldırmasından korkmama rağmen her defasında merakıma yenik düşüp kendimi onun peşinde buluyordum. Sanırım deli cesareti denilen şey buydu. Sırtı dönük olan adamı gördüğümde ona ilerledim. Geldiğimi anladığında bana doğru döndü ve bir kağıt daha uzattı.
Daha fazla dayanamayıp "Sen kimsin?" diye sordum. Tiazza'dan olmadığı belliydi ama buraya nasıl girmişti? Güvenlik konusuna bu kadar dikkat eden bir bölgeye nasıl kolay bir şekilde girebilmişti? Tiazza'dan olabilir miydi? Eğer öyleyse Demir'e ihanet ediyordu.
Cevap vermeden ve yüzünde bir mimik dahi oynamadan yanımdan geçip gitti. Kalbim gümbürdüyordu ve boynumdan aşağı bir ürperti hissettim. Nefesimi tutup avucumdaki notu hafifçe sıktım. Kağıdı açtığımda yazılanları okudum. Dün akşam verdiği notun aynısıydı.
"Kendin hakkında gerçekleri öğrenmek istiyorsan gece üçte Tiazza'nın girişine gel."
Bu sefer ne olursa olsun oraya gitmeli ve gerçekleri öğrenmeliydim.
Tekrar salona girdim ve Demir'i telaşlı gördüm. Çalışanlara bir şeyler soruyordu. Bir adamın yakasına yapıştığını bile görmüştüm. Bu sinirin sebebi neydi merak ediyordum ve umarım bana patlamazdı.
Bardaktaki içkiyi bir dikişte içtiğinde bakışları beni buldu. Maviler koyulaştı ve gerilmiş yüz hatları yumuşadı.
Hızlı adımlarla bana geldiğinde bileğimi tuttu. Tutuşu yüzünden kıvrandığımda hemen beni bıraktı.
"Neredeydin?" diye sordu hemen. Gerçekten sinirliydi. Ona yanlış yapacağımı düşünüyordu ve haklıydı, yapacaktım. O an da İlker'in Demir için söylediklerini hatırladım. Ona en güvendiğim anda beni kıracağını söylemişti. Sanırım tam tersi olacaktı ama kırılma konusunda şüpheliydim.
"Sadece tuvalete gittim," dediğimde yüzümü inceledi ve gözlerime baktı. Onun gözlerini bir kuyu gibi gördüm. Biraz daha bakarsam içine düşüp boğulacaktım.
"Gidiyoruz, işim var," dedi ve bileğime bu sefer nazik davrandı. Beni ardından çekerken tökezlemedim. Sinirinin sebebinin beni bulamamış olmasıyla alakalı olmadığını düşünüyordum çünkü bu kadar küçücük bir şey onu sinirlendirmemeliydi. Bu bana saçma geliyordu. Benimle ilgilenmesi dışında yoğun bir hayatı vardı. Sanırım bu yaşadıkları dolaylı yoldan beni etkiliyordu.
Dışarı çıktığımızda Demir'in arabası kapıdaydı ve bisikletim bagaja yerleştirilmişti. Ön yolcu koltuğuna oturdum ve Demir de sürücü koltuğuna geçip arabayı çalıştırdığında arka tarafta, koltuğun tam ortasında oturan bir kızı görünce yerimde sıçradım. Demir'e döndüm ve meraklı gözlerle ona baktım. Bakışıma karşılık verdi fakat bir şey söylemeyip tekrar yola döndü. Aynadan kıza doğru baktım. Sessizce ağlıyordu. Demir'in onu buraya zorla getirdiğini düşündüm. Eğer öyleyse ondan bir kez daha nefret edecektim.
Sessiz bir yolculuktan sonra eve geldiğimizde araçtan ilk ben indim. Onları beklemeden eve ilerleyip içeri girdim. Zeze hemen salon kapısında belirmişti. Demir Zeze'yi gördüğünde "Bebek nerede?" diye sordu.
Zeze çekingen bir şekilde "İçeride," diye cevapladığında yanımızda gelen kız koşarak salona girdi. Onun peşinden salona ilerledim. Mama sandalyesinde oturan bebeği hızlıca kucağına alıp göğsüne bastırdı.
"Bir tanem!" derken ağlaması şiddetlendi ve koltuğa çöktü. Biz ne olduğunu anlamadan Zeze'yle birbirimize baktık. Yüzündeki endişesini görüyordum. Bebek ona iyi geliyordu ve onu kaybedeceğinden korkuyordu.
Demir'e yavaşça yaklaştım.
"Kim o? Annesi mi yoksa?"diye sordum. Kollarını göğsünde birleştirip duvara yaslandı.
"Bebeğin ablası. Artık Tiazza'da kalacak. Kendi tercihi," dedi son cümlelerinin üstüne basarak. Yanlış bir şey düşünmemem için söylediğine adım kadar emindim.
Demir yaslandığı yerden ayrılıp kızın karşısına oturdu. "Bebeği neden bıraktın? Anlat," dediğinde kız bebeği tekrar mama sandalyesine koydu ve gözyaşlarını sildi.
"Üvey babam annemi öldürdüğünde kardeşimi korumak zorundaydım. Tiazza'dan haberim vardı. Burada ona sahip çıkılacağını düşündüm ama kardeşim olmadan yapamadım," derken tekrar ağlamaya başladı. İpek gibi sarı saçları ve masmavi gözleri vardı. Tıpkı Elif Naz gibi. Bebek ablasının kopyasıydı. Kızın o haline dayanamayıp yanına oturdum ve sırtını sıvazladım. Çok zor zamanlar geçirdiğinin farkındaydım. Kardeşiyle bir başına kalmış ve ne yapacağını bilememişti.
"Adın nedir?" diye sordum ona bakarken. Çok güzel bir kızdı. Duru bir yüzü vardı ve benimle yaşıt gibi görünüyordu.
"Ahsen," dedi kırık bir sesle. Sesi inanılmaz titriyordu.
"Ahsen biliyorsun, buradan çıkış yok ama güvenliğin için elimizden geleni yapacağımızdan emin olabilirsin. O şerefsiz adam size yaklaşamaz. Annen için üzgünüm," dedi Demir. Konuşanın o olduğuna inanamadım. İstediğinde o bile kibar olabiliyordu.
Zeze bir adım bize yaklaştığında hepimiz ona baktık. "Ona bakmama izin verecek misin?"diye sordu kibar bir şekilde. Korkuyla Ahsen'in cevabını bekliyordu.
Ahsen kafası karışmış bir şekilde bakışlarını Demir'le ikimizin arasında gezdirirken Demir boğazını temizleyip konuya girdi.
"Zeren, ablam. Bebeğe o bakıyordu. Kendi bebeğini kaybetti. Elif ona iyi geldi," diye açıklama yaptığında Ahsen anlamış şekilde kafasını salladı. Bakışlarını Zeren'e çevirdiğinde Zeren'in gözleri parladı.
"Elif Naz'ı benden ayırmayacağına söz verirsen izin veririm," dedi Ahsen.
Zeze hızla kafasını salladığında "Sen ablasısın, böyle bir şey yapamam. Haddime değil,"dedi. Mutluydu yüzünden belli oluyordu. Ayağa kalktığımda Demir'in bakışları beni buldu.
"Müsaadenizle, ben uyusam iyi olacak," dedikten sonra esnedim.
"Eliz, Ahsen'e kıyafet verir misin? Ben bu gece salonda uyuyacağım. Benim odamda kalsa iyi olur. Diğer odalar için plan yapmamız gerekecek," dedi Demir ve ben yine endişelendim. Planımın tekrar suya düşmesine izin veremezdim. Bu gece bu evden ayrılmam gerekiyordu.
"Tamam ben hallederim," dedim çaktırmamaya çalışarak. Ardından Ahsen'e baktım ve gelmesi için işaret verdim. Ahsen kardeşinin kafasına uzunca bir öpücük bırakırken onu kokladı. Elif Naz ellerini sevinçle çırptı.
Üst kata çıkıp odama girdik. Ona daha önce giymediğim bir gecelik takımı verirken "Temiz,"diye ekledim.
"Teşekkür ederim," dedikten sonra ona gülümsedim ve odadan çıkıp Demir'in odasını gösterdim.
"İyi uykular Ahsen," dedim samimi bir tonla. Yabancı kalmasını istemedim ve ilk gecemi hatırladım. Aynı duygular içinde olmayabilirdi fakat hayatı için endişe duyduğunu gözlerinde görebiliyordum. Onun endişe etmesi gereken bir de kardeşi vardı. Ne olursa olsun zor geçeceğini biliyordum.
"İyi uykular Eliz," dedi kırık bir gülümsemeyle ve ardından odaya girdi.
Odama girdiğimde dün akşam hazırladığım çantayı aldım ve bıçağımı çantama attım. Geceliklerimi giydikten sonra üstümdeki kıyafetleri bir kenara koydum. Alarmı tekrar 02.30'a kurduğumda kaçış planımı düşündüm. Pencereme ilerledim ve aşağıya baktım. Yüksekti fakat alt kattaki pencerenin bir ayak sığacak kadar bir çıkıntısı vardı. Buradan inmekten başka çaremin olmadığını biliyordum.
Yatağıma uzanıp yorganımı kafama kadar çektim. Burada son yatışımın olması ve bir de herhangi bir aksilik çıkmaması için dua ettim. Gözlerimi kapatırken buradan kurtulmanın hayalini kurdum ve kendimi uykunun yumuşacık kollarına bıraktım.
**
Alarmın insanı çılgına çeviren sesini duyduğumda gözlerim açılmamak için benimle savaşıyordu. Saati ellerimle arayıp bulduktan sonra hızlıca kapattım ve gözlerimi açabilmek için kendime zaman tanıdım. Nihayet etrafa bakabildiğimde yatağımdan kalktım ve ışığı yakmadan banyoya ilerledim. Ayılmak için soğuk suyu yüzüme birkaç kez çarptım. Odama tekrar döndüğümde gece kenara bıraktığım kıyafetleri alıp zaman kaybetmeden giyindim. Montumu üzerime geçirip sırt çantamı taktım.
Kapımı kilitleyip pencereye ilerledim ve perdeyi sonuna kadar sıyırdım. Pencereyi açtıktan sonra kuvvetli bir rüzgar suratıma çarptı. Tiazza sanki gideceğimi anlamış ve durmam için bu rüzgarı yollamış gibiydi. Pencere pervazına sıkıca tutunup ayaklarımla evin duvarlarından destek alarak kendimi sarkıttım. Ayak uçlarımla çıkıntıya değdiğimde düşmemek için dualarımı sundum. Ellerimi pencere pervazından çektikten sonra nihayet duvardan destek almıştım. Sadece atlamam gerekiyordu ve sonra ayaklarım yere basacaktı. Sakince sırtımı duvara yaslayana kadar döndüm. Çantam bana engel oluyordu bu yüzden dengemi daha fazla sarsmamak için yere atlayıp diz çöktüm ve uzunca bir nefes aldım. Sakinliğimi koruyana kadar orada bekledim ve bütün gücümü ayaklarıma vererek koşmaya başladım. Sadece koşuyordum ve arkama bakmıyordum. Az önce Demir'in bana vakit geçirmem için ayarladığı garajı geçmiştim. Koşuyordum ve nefesimin tükendiğini fark etmeme rağmen durmadım. Bu yol girişe doğru gidiyordu. Adamın beni dışarı çıkaracağına emindim. Tiazza sokaklarında bir yabancının benimle iletişime geçmek istemeyeceğini biliyordum.
Bayağı uzaklaştığıma emin olduktan sonra durdum ve avuçlarımı dizlerime koyup soluklandım. Dinledikten sonra tekrar koşmaya başladım. Tahminime göre beş dakikam kalmış olmalıydı. Bir sokağı daha geçtikten sonra işte ordaydı. Güvenlik kulübesi. Hemen kenardaki ağaçlıklara saklandım. Dikkatli baktığımda adamı az ilerde beklerken gördüm. Temkinli adımlarla ona doğru ilerlerken bıçağımı çantamdan çıkardım ve arka cebime sakladım. Keskin bıçak arka cebimi biraz kesmişti. Tam adama yaklaşmak üzereyken kırmızı, parlak bir çizginin önünde durdum. Yola doğru kafamı çevirdiğimde aynı çizginin oraya doğru devam ettiğini ve yolun üstünden diğer ağaçlığa doğru ilerlediğini gördüm. Sanırım burası sınırdı ve adımımı attığımda artık özgürlüğüme kavuşacaktım fakat öyle olmadı.
Adımımı attığımda Tiazza sokaklarında büyük bir gürültü koptu. Etrafım beyaz ışıklarla aydınlandı ve kafamın üstünde kırmızı alarmlar yanıp sönerken o insanı çıldırtan ses yankılanmaya başlamıştı. Adama baktığımda arkasına bakmadan kaçıp gitti.
Bu sefer sonum gelmişti.
**
Bölüm etkileşimi
