25. bölüm / 43
Düşünceler Cehennemi24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM
Bölümler 43Şu an: 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM
- 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
- 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
- 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
- 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
- 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
- 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
- 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
- 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
- 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
- 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
- 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
- 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
- 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
- 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
- 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
- 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
- 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
- 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
- 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
- 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
- 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
- 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
- 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
- 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
- 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime · Okuduğun bölüm
- 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
- 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
- 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
- 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
- 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
- 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
- 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
- 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
- 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
- 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
- 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
- 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
- 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
- 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
- 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
- 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
- 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
- 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Merhaba, ben geldim. 😇🥰 Bu ara ilham perileri benim evimde konaklıyor galiba. 😂🫠 Yeni bölümü de birkaç gün içinde paylaşırım bir problem olmazsa. Bu arada instagram balllyazar olarak aratıp beni takip edebilirsiniz. Orada reels falan paylaşıyorum. Bana tüm gün yazabilirsiniz, seve seve cevap veririm. Kitaptan konuşuruz, aklınıza takılanları yanıtlayabilirim. 🤩😍
Sizi Düşünceler Cehennemi'yle baş başa bırakıyor ve keyifli okumalar diiyorum. 💜🙇♀️
**
"Dünya bir bütün, ben dışındayım."
**
Kulaklarıma dolan ve neredeyse beni çılgına çeviren kahve makinasının sesiyle kendime geldim. Uyku sersemliğinden ayrılmam için birden fazla fincana ihtiyacım varmış gibi görünüyordu. Yaşadığım iç içe girmiş duyguların dışa vurumu bedenim için fazla tetikleyici olmuştu. Ağlamalarım sinir krizine dönüşmüştü fakat bu kriz ilginç şekilde sessizlikle örtülmüştü. Bu da hâliyle uykusuzluğu kaçınılmaz kılıyordu.
Fincanı aldım ve zor bela attığım birkaç adım sonrasında cam kenarındaydım. Hareketlerim bir yaşındaki bebeğin hızından bile yavaştı. Bitik durumdaydım ve bu durumun bilincinde olmak, beni depresyonla daha samimi bir ilişkiye zorluyordu. Aslında kendime böyle davranmamam gerektiğine dair onlarca ders vermiştim ve sonuç olarak bu dersten kalmıştım. Olmuyordu, ne kadar iyi bir ruh haline girmeye çalışsam da acının kapısına dayanan yine kendim oluyordum.
Kahvemden bir yudum aldığımda suratımı buruşturdum. Biraz acı olmuştu. Umursamadım ve içmeye devam ettim.
Salonun dışından gelen kıpırtıyı duyduğumda istifimi bozmadım. Onun olabileceği ihtimaline karşı gardımı indirmemeye çalışıyordum. Kendisini görmek için sabırsızlandığımı düşünmesini istemiyordum.
Birinin içeriye girdiğini gördüm fakat o tarafa hiç bakmadım. Bu tavrı koruyacak ve ne olursa olsun onun izinden gidecektim.
"Günaydın," dedi Demir neredeyse mırıldanarak. Muhtemelen onunla konuşmak istemediğimi düşünüyor olmalıydı ama yine de şansını deniyordu. "Erkencisin."
Bakışlarımı ona iğreti bir ifadeyle çevirdim. Çığlık çığlığa ona hiç uyumadığımı ve hayatımı mahvettiğini söylemek istiyordum fakat yapmadım. Zaten gözlerimin şişliğinden ve ona olan bakışlarımın gerçekliğiyle bunu anlamış olması gerekiyordu.
Cevap vermeden kahvemi içmeye devam ettim. Layık olduğu kelimeleri kullanamıyorsam eğer, hiçbir şey söylememek onun hak ettiği türden bir davranıştı.
"Yürüyüşe gelmek ister misin?" diye sordu pes etmeden. Ne istiyordu ki? Bana yaşadıklarımızın bir anlam ifade etmediğini söyledikten sonra gerçekten onunla hiçbir şey olmamış gibi yürüyüşe mi çıkmalıydım? Bu, bana aptalca geliyordu.
"Seninle bundan sonraki hayatımda hiçbir şey yapmak istemiyorum. Mümkünse seni görmek hiç istemiyorum," diye itiraf ettim kendimden emin bir şekilde. Söylediklerim onu sinirlendirmişti. Bunu onun yüzüne bakmadan söyleyebilirdim ve ne hissettiği gerçekten umrumda değildi. Beni binbir parçaya ayırmıştı. Koca bir karanlığın ortasında, tek başına duran Eliz için bir umut ışığı yakmıştı ve sonra, dalga geçer gibi beni yine orada tek başıma bırakmıştı. Onu affedemezdim ve en çok da onu affetmekten korkuyordum.
"Sana söyledim," dedi ve sesi bu sefer daha yakından geliyordu. "Seni burada koruyan kişi benim."
Dudağımın kenarını alayla kıvırdım. "Güvenliğim için artık endişelenmiyorum."
"Bu da ne demek?" diye sordu. Ses tonu yavaşça yükselmeye başlıyordu.
"Başıma ne gelirse gelsin umrumda değil, demek."
"Ben buna izin verir miyim sanıyorsun? Başına bir şey gelip gelmemesi benim umrumda."
Zaman kavramını yitirdiğim bir anın sonunda bakışlarım onu buldu. Şu an daha sakin görünüyordu.
"Kafamı karıştırmana izin vermeyeceğim."
"Eliz..-" dedi ve her zamanki sert tavrını ortaya koymaya çalıştı fakat ben onun cümlesini tamamlamasına izin vermeden yanından ayrıldım.
**
Ahsen'le kafeden içeri girdiğimizde keyifli görünmeye çalışıyordum. Demir'le olan bir günlük ilişkim tüm Tiazza'ya yayılmıştı ve ben bunun nasıl olduğuna dair hiçbir fikir yürütemiyordum çünkü o gün orada sadece ikimiz vardık. Bazı tiksinç bakışlara maruz kalırken, bazı insanlardan da beni Demir'in yanında ilk gördükleri günden beri yakıştırdıklarını söyleyen çok olmuştu. Benden hem nefret edenler vardı hem de beni sebepsiz yere sevenler. Nefret edenlerin sebebini anlamak çok da zor olmasa gerekti.
Ahsen işine başladığı için ve Utku'yla çok görüşemediklerinden her zaman haftasonunu iple çekiyordu. Utku bayağı toparlanmıştı ve artık yine kafede şarkı söylüyordu. Ben ise, bazen Ahsen'le birlikte kliniğe gidiyordum ve yapabildiğim kadar ona yardım ediyordum. Böylelikle Demir'i görmemiş oluyordum. Onu düşündüğüm zamanları en aza indirmeye çalışıyordum. Kafamın içini meşgul tutmalıydım çünkü bunu yapmadığımda her an onu düşünmek istiyordum. Kaçma planım hâlâ vardı ve sadece 6 martı bekliyordum çünkü her ayın altısı eğlence oluyordu. Herkes toplanıyordu ve planı yapmak daha kolay olacaktı. Normal günlerde insanlar sokakta olabiliyordu fakat belirledikleri o günler hep birlikte eğleniyorlardı.
Ahsen'le boş sandalyelerde yerimizi aldık. Önceden buradaki kalabalığı Utku'yu görmek için geldiklerini düşünüyordum fakat onun sevgilisi olduğunu herkes biliyordu. Yine de ilk günlerdeki gibi burası hâlâ çok kalabalıktı.
Utku'nun insana huzur veren sesini dinlemeye daldığım sırada köşede bana öfkeyle bakan İlker'i gördüm. Bakışlarının neden böyle olduğuna dair, tabiki de içsel çatışmaya girmeyecektm. Sebebini elbette biliyordum. Demir'le aramda olanları biliyordu. Bir anda arka odadan çıktığını gördüm Demir'in. Onu gündüz vakitlerinde burada görmek pek mümkün olmuyordu.
İlker, Demir'in görüş alanına gidiğinde duraksadı. İlker bakışlarını bir an olsun benden çekmemişti ve bu beni rahatsız ettiği için bakışlarımı ondan kaçırıyordum. Demir, İlker'in nereye baktığını görebilmek için benim olduğum tarafa döndüğünde hemen bakışlarımı çevirdim ve eğlenir gibi göründüm. İlker, Demir'i daha görmemişti çünkü tek odaklandığı kişi,bendim.
Utku şarkısını bitirdi ve bir alkış tufanı koptu. Birkaç kez bize selam verdi ve yarın yine burada olacağını söyledi.
"Ahsen, aklımda birkaç şey dönüyor ve bunu yaparsam sakın beni yargılama," diye onu uyardığımda anlamamış gibi yüzüme baktı. "Ve hatta yapacağım."
Kalabalığın içinde yavaşça ilerlerken bedenim tanımadığım bir sürü insana temas etti. Çok kalabalıktı ve bu inanılmaz derecede rahatsız ediciydi.
İlker ona doğru ilerlediğimi görünce şaşırmıştı, öyle ki dudakları biraz aralanmıştı. Onunla olan konuşmamı sürdürürken Demir'e bakmamam gerektiğini kendime olabildiğince tekrarladım.
"Merhaba," dedim gülümseyerek. "Nerelerdeydin? Uzun zamandır yoktun."
Bir müddet cevap vermedi. Kendini hazırladığında daha rahat görünüyordu. "Buraya her zaman gelemiyorum. Demir'e nazaran ben buraya çok giremiyorum. Babamın aptal kuralları. Beni bu işlere pek bulaştırmamaya çalışıyor," dedikten sonra umursamazca omuz silkti. "Yokluğumda da çok fazla şey olmuş. Duyduklarıma inanılmaz şaşırdım."
"Ne duyduğunu biliyorum," dedim rahat bir şekilde. "Birkaç dedikodudan başka bir şey değil. Tiazza'da herkes bunu konuşuyor ama Demir'le bir ilişkim yok. O beni burada koruyor ve ben de kurallara uyuyorum."
"Emin misin Eliz?" diye sorarken arkamda bir yöne bakıyordu. Kısa bir sürenin ardından bileğimdeki temasla birlikte arka taraftaki odaya sürüklendim. Dar ve loş olan koridoru geçtikten sonra daha önce görmüş olduğum odanın önüne geldik ve Demir, kapıyı büyük bir gürültüyle açtığında yerimde sıçradım. Beni bileğimden tutmaya devam ederken bedenimi savurdu ve sırtımı duvara sertçe yapıştırdı. Tam karşımdaydı ve sol elini duvara kafamın hizasında yaslamıştı.
"Ne yapıyorsun? Deli misin sen?" diye sinirle soludum. Sırtım acımıştı ve bu yüzden ona tokat bile atabilirdim.
"Beni kışkırtma!" diye suratıma yaklaşıp bana bağırırken neredeyse olduğum yere çökecektim. Öfkeden deliye dönmüştü. İlker'le konuşmama tahammül edemiyordu ve bu yüzden söylediklerinin yalan olduğunu biliyordum.
"Anlamadım?" diye sordum yüzümü ona yaklaştırırken. Anında geri çekildi. "Seni neden kışkırtayım? İstediğim kişiyle konuşurum, görüşürüm. İstersem biriyle buluşur, birine deli gibi aşık olabilirim. Bunlar seni kışkırtır mı? Neden? Aramızda geçenleri yanlış anladığını söylememiş miydin?
"İstediğinle görüş," dedi umursamaz bir şekilde. "İlker'le değil, o adamdan nefret ettiğimi biliyorsun. "
Ağız dolusu kahkaha attım. "Seninle karşılaştığım günden beri benden bir şey sakladığını sana defalarca kez tekrarladım. Üstüne basa basa saklamadığını söyledin ve en son aramızdakilerin bir anlam ifade etmediğini söylemiştin. Çok kötü bir yalancısın. Biriyle görüştüğümde o kişinin ertesi gün Tiazza'da ölüsü çıkmazsa bir şey bilmiyorum."
Tam gitmek üzereyken beni tekrar yerime sabitledi ve iki koluda artık kafamın yanındaydı. Ondan yayılan koku tüm hücrelerime sarılmıştı. Deri ceketine işlemiş parfüm kokusu farklı bir aroma yaratmıştı.
"Seni intihardan kurtarmak için yaptım. Anlıyor musun? Sana olan davranışlarımın hiçbirinde duygu yok. Hayatta kal ve uslu dur kaçak!"
Ona tüm nefretimle baktım. Aramızda sözcükler yerine bakışlar vardı. Göz bebeklerim tüm yüzünü istila ediyordu ve dudaklarında çok fazla oyalanıyordu. Dudaklarının tadını yine almak istiyordum. Ona karşı içimde önlenemez bir arzu vardı ve ben bununla nasıl baş edeceğimi bilmiyordum. Beni tam zihnimden uyuşturuyordu. O varken tüm kötü düşüncelerim sekteye uğruyordu. Zihnimin karanlık yolları aydınlanıyordu. Aslında o karanlıkla bütünleşmişti. Bu tezat uyum, ben tarafından nasıl bu denli dengelenmişti emin değilim. Aslında cehennem kafamın tam içindeydi fakat o devreye girdiğinde bütün ateşler sönüyor, serinlik geliyor ve ben cennete kavuşuyordum.
Gidebilmek için kolunu ittim ve hızlı adımlarla oradan ayrıldım. Gerçekten bütün hisleri bu söylediklerinden ibaretse, ondan nefret etmeye başlamam kaçınılmaz olacaktı.
**
Kabanımın şapkasını yüzüme gereğinden fazla örtmeye özen gösterdim. Eğer birine yakalanırsam beni tanısın istemiyordum. Sadece planımda bir sıkıntı çıkmaması adına etrafa dikkatli bakacak ve en sonki kaçma girişimimden sonra bir değişiklik yapılmış mı, buna bakacaktım. Demir'le birçok kez buradan arabayla geçmiştim fakat detaylı incelemek için yeterli bir zaman dilimim yoktu. Bunu yapmak o durumda aklıma hiç gelmemişti çünkü kafamda kaçmak gibi bir düşünce yoktu. Demir beni incitene kadar, Tiazza'ya artık alıştığıma ve gidecek bir yerimin olmadığına dair sözler söylüyordum. Şimdi hiçbir şey umrumda değildi. Ölmeden önce kim olduğumu bilmek istiyordum.
Güvenlik kulübesi görüş alanıma girdiğinde dikkatlice sol tarafa koşup gizlendim. O zamandaki gibi yine ağaçlar vardı ve bu durum kaçmamı kolaylaştıracaktı. Kırmızı çizgiyi görüyordum ama bu sefer kimliği yanımda götürmeyecektim. Tam her şeyden emin olduğum sırada hızlıca geri çekildim. Hareket sensörlü kamerayı son anda fark etmiştim ve ağaçların olduğu tarafa konumlandırılma durumuna bakılırsa, muhtemelen termal kamera olmalıydı. Göz ucuyla güvenlik görevlisine baktım. Gözü sürekli ekrandaydı ve bu adam başka bir şeyle meşgul olmuyordu. Önceki güvenlik görevlisi olsaydı kaçmak daha kolay olurdu.
İçimden lanetler savurdum ve geri dönmeye karar verdim. Bir şeyler düşünmem gerekiyordu ve bunu hızlı yapmalıydım çünkü yarın 6 marttı. Herkes eğlenirken ben kaçıyor olacaktım.
Beş dakika kadar bir mesafeyi geri bıraktıktan sonra kafamdaki şapkayı indirdiğimde bir iki adım ötede duran Çağatay'ı gördüm. Sakin kalmaya özen göstererek temkinli adımlarla ona yaklaşırken sorabileceği sorulara hızlıca yanıtlar düşündüm.
"Eliz burada ne yapıyorsun?" diye sordu şüpheci bir ses tonuyla.
Panik yapmadan cevap vermeye çalıştım. "Çok canım sıkıldı, biraz yürüyüşe çıktım."
Tek kaşını kaldırarak arka tarafa doğru baktı. "Sen şu taraftan gelmedin mi? Tiazza'nın çıkışında ne yapıyordun?"
Gülümsedim ve bunun gerçek durmasına özen gösterdim. "O taraftan gelmedim. Bir kedinin peşine takılmıştım ama kaçtı ve sen de beni o taraftan geliyor zannettin. Yapma Çağatay, ne düşündüğünü biliyorum. O düşünceleri kafamdan çoktan sildim çünkü dışarıda beni bekleyen bir hayat yok."
Söylediklerime şüpheyle yaklaştı. Gerçekten o an aklıma hiçbir şey gelmemişti. Çıkış tarafından gelmemin başka hiçbir açıklaması yoktu. İlk aklıma gelen şeyi söylemiştim ve buna inanmamıştı. En azından geçiştirmiştim.
"Pekala, benden istediğin bir şey var mı?" diye sordu kibarca.
"Hayır, teşekkür ederim."
"O zaman yarın partide görüşürüz," dedi ve göz kırptı.
"Görüşürüz," dedim ve ona giderken el salladım. Ben ona yalan söylemiştim ve o da bana inanmış gibi yapmıştı. Bir dizinin kısa bir sahnesini çekmiştik sanki.
Derin bir nefes verip adımlarımı hızlandırarak eve doğru ilerledim. Ellerimin titremesine engel olamıyordum ve bu durum soğuktan değildi. Stres yönetimimi istediğim gibi yapamıyordum. Soğukkanlı davranmayı bir türlü öğrenememiş olmama hayret ediyordum çünkü bunun ustasıyla aynı evde yaşıyordum.
Planımı kafa patlatana kadar düşünmeli ve bunu gerçekleştirirken yolumdaki bütün pürüzleri kaldırmalıydım. Güvenlik görevlisi gözlerini kırpmadan termal kamerayı izliyordu. Oraya adımımı attığım an beni görecek ve direkt başıma üşüşecekti. Onun dikkatini dağıtmalı ve klübeden çıkmasını sağlamalıydım. Böylece ekrana bakamayacak ve kaçarken beni göremeyecekti. Dikkatini nasıl dağıtacağımı düşünsem iyi olacaktı. Yolumdaki ilk pürüz buydu.
Eve geldiğimde bana kapıyı açan kişi Ahsen oldu. İşten yeni gelmiş gibi görünüyordu.
"Merhaba," dedim gülümseyerek ve içeri girdim.
"Hey, neredeydin? Artık bensiz mi dolaşıyorsun?" diye sorarken kızmış gibi yapıyordu.
"Hayır, senin yüzünden tek başıma geziyorum."
Dudaklarını büzdü ve kollarını birbirine bağladı. "Demir'in yüzünden diyelim. Bu işi başıma o sardı."
Onu ismini duyduğumda gözlerimi devirdim hemen. Ahsen kıkırdıyordu. Demir'e gıcık olmam onun hoşuna gidiyordu. Benim için başta sevindiğini söylese de, şimdi Demir'in beni üzeceğini savunuyordu.
"Bak sana ne aldım," dedi ve küçük bir poşeti bana doğru uzattı. Heyecanla hemen aldım ve bana ne aldığına baktım. Bir serinin ilk kitabı elimde duruyordu.
"Gerçekten mi?" diye sordum şaşkınlık ve heyecan karışımı ses tonumla. "Bunu nereden aldın? Dışarıya mı çıktın yoksa?"
Gülümseyerek kafasını iki yana salladı. "İnanmayacaksın ama caddeye kitapçı açılmış. Demir'in parmağının olduğunu düşünüyorum."
"Yarın oraya gitmeliyim," dedim heyecanla.
"Bir de içeride birkaç masa var. Küçük bir kahve barı da gördüm. Muhtemelen kahve içiliyor ve kitap okunabiiliyor. Kitap sevmeyen biri olarak ben bile bayıldım."
"Beni meraklandırma!" dedim gülerek sitem edermiş gibi. İkimiz de kıkırdadık.
"Yemek hazırlayalım mı?" diye sordu mutfağa doğru ilerlerken. "Bugün o kadar yoğundu ki, doğru düzgün yemek bile yiyemedim."
"Olur, ben de acıktım zaten."
İçeriye girdiğimizde yemeğin çoktan hazırlandığını ve Zeren'in bizi beklediğini gördüm. Ahsen koşarak ona sarıldı. "Ya Zeze! Sen var ya bir tanesin, bir tane!"
Zeren de onun bu davranışına gülümsemeden edemedi. Ahsen böyleydi işte, hayat doluydu ve etrafındaki insanlara enerjisini yayıyordu.
Yemeğimizi afiyetle yedik. Mutfağı ve masayı toplama görevini ben üstlendim. Ardından hepimize birer kahve yapacaktım. Ahsen duş almak ve üstünü giyinmek için odasına çekilmişti. Zeren' de Elif Naz'ı uyutmak için ortadan kaybolmuştu. Herkes işi bittiğinde salonda toplanacaktık ve bir film izledikten sonra günü bu şekilde bitirmeye karar verdik.
**
Gece yatmadan alarm kurduğumdan dolayı, benim için bu sefer bilinçli bir uyanış oldu. Hemen yataktan kalktım ve hızlıca banyodaki kişisel işlerimi hallettim. Daha sonra dolabımın önüne geçtim ve bu kadar kıyafetin içinde ne giyeceğimi bulmak neredeyse on dakikamı almıştı. En sonunda triko krem bir hırkanın içine beyaz dar bir bluz, kısa siyah bir etek, ince siyah çorap ve siyah çizmelerde karar kıldım. Üzerime de içi yünlü deri bir ceket almayı düşündüm. Saçlarımı dalgalandırdım ve mavi gözlerime yoğunluk veren bir makyaj yaptım.
Saate baktığımda 09:30'u gösteriyordu. Zeren'le kahvaltımı yaptıktan sonra bütün günümü kitapçıda geçirecektim. Dükkanın sahibiyle tanışmak için can atıyordum çünkü böyle bir bölgede kitapçı açan biri ancak kitapsever olabilirdi.
Sadece ikimize yetecek kadar hızlıca bir kahvaltı hazırladım.
"Günaydın," dedi Zeren onu görebileceğim kadar yakına gelirken.
"Günaydın."
"Kahvaltıyı çoktan hazırlamışsın. Ben de tam senden rica edecektim. Kendimi pek iyi hissetmiyorum."
"Hasta mı oluyorsun yoksa?" diye sordum bardaklarımıza çay doldururken."
"Sanırım," diye cevap verdiğinde kahvaltımızı yapmaya başladık.
"Bugün ne yapacaksın?"
Çayımdan bir yudum alırken cevap verdim. "Bir kitapçı açılmış. Sözü açılmışken biraz paraya ihtiyacım var."
"Elbette, giderken veririm."
Ona tam teşekkür edeceğim sırada telefonu çaldı. Bana hızlıca bir bakış attığında arayan kişinin Demir olduğunu anlamam uzun sürmedi.
"Tamam söylerim," dedikten sonra telefonu kapattı ve yüzüme baktı. "Demir seni ofisine çağırıyor. Acil olduğunu söyledi."
Kaşlarımı çattım. "Neden telefonda söylemiyor? Benimle ne işi varmış?"
"Bilmiyorum, söylemedi ama bana sinirliymiş gibi geldi."
Gözlerimi devirdim. Bana sinirlenmediği an var mıydı diye düşündüm. Benimle öfkeyle konuşması, onun için temel gereksinimdi.
"Pekâla, gitsem iyi olur."
"Sen git, ben burayı hallederim. Bir saniye sana para getireyim," dedikten sonra salondaki konsola ilerledi ve çekmeceyi açtıktan sonra bir miktar parayla geri geldi. Teşekkür edip evden hemen çıktım.
Bugün etek giydiğim için bisiklete binmek yerine hızlı adımlarla ofisin yolunu tuttum. Demir'in beni neden çağırdığını düşünmeye başladığımda aklıma dün akşam Çağatay'la karşılaştığım geldi. Elbette beni sorgulamak hatta biraz da azarlamak için çağırıyordu. Bana inanıp inanmaması umrumda değildi fakat ben yine de rol yapacak, asla kaçacağımı belli etmeyecektim.
Yolda ilerlerken karşı yolda açılmış olan kitapçıyı fark ettim. İçeride toplam üç kişiyi görmüştüm. Oraya girmek için sabırsızlanıyordum. Ahsen bahsettiğinde kafamda canlanan görsel tam karşımda duruyordu.
Ofise ulaştığımda Demir'in odasına ilerledim. Kapının önünde durduğumda derin bir nefes aldım. Beni sözleriyle yerden yere vuracaktı ve kendimi bunun için hazırlıyordum.
Kapıyı tıkladım ve içeriden bir komut beklemeden içeri girdim.
"Merhaba, beni çağırmışsın," dedim ve kapıyı kapatıp masasına doğru ilerledim.
"Bir kez soracağım kaçak," dedi ve masasının etrafında ilerleyip karşıma geçti. Masaya kalçalarını yasladıktan sonra kollarını göğsünde birleştirdi ve otoriter görünmeye çalıştı. "Kaçmaya mı hazırlanıyorsun?"
Dersime iyi çalıştığım için sahte ama gerçekçi olduğuna emin olduğum şekilde güldüm. "Kaçacak bir yerim olsaydı belki yapabilirdim fakat ikimizde biliyoruz ki, gidecek yerim yok!"
"Peki o hâlde lanet olası Tiazza'nın çıkışına yakın yerlerinde neden dolaşıyorsun?"
Gözlerimi devirdim. "Dün akşam Çağatay'a da söyledim. Bir kedinin peşine takıldım. Eğer beni buraya getirmeden önce hakkımda araştırma yaptıysan, kedilere bayıldığımı bilmen gerek!"
"Beni aptal mı sanıyorsun sen?" diye sorarken bana doğru birkaç adım attı ve inanılmaz öfkeli görünüyordu. "Bir kedinin peşine takıldığına inanmamı mı bekliyorsun?"
"Evet," dedim vakit kaybetmeden. Sol elini çenesine götürdü ve sabırlı olması gerektiğini vurgularcasına çenesini ovdu. "Doğruyu söylüyorum. Kaçmaya niyetim yok."
"Pekâla, sana inanıyormuş gibi yapacağım," dedikten sonra masasına geri döndü ve bir şeylerle ilgilenmeye başladı. "Ama bilmeni isterim ki, sana karşı tedbirli olacağım çünkü sana güvenmiyorum."
Söylediği sözler canımı sıktı fakat ikimizde gerçeği biliyorduk. Kaçacaktım ve bana güvenmemesini mantıklı buluyordum.
Yine de umursamaz olmaya çalışarak cevap verdim. "Başka bir şey var mı?"
"Hayır, gidebilirsin."
Bu kadar kısa bir konuşma için, tepkilerimi izlemek ve yalan söyleyip söylemediğimi anlamak istediğinden beni buraya çağırdığını biliyordum. Hızlıca arkamı döndüm ve ofisten çıkmadan önce günümün daha ne kadar can sıkıcı olabileceğini düşündüm fakat daha sonra oradan çıktığımda, ayaklarımın altından çivilenmiş gibi hareket edemedim. Az ileride, tam da binadan çıkmak üzere olan babamı görmek, şimdiki hayatımda asla tahmin edeceğim bir şey değildi.
**
Bölüm etkileşimi
