19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ

Vaveyla Yazarı: A G

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 43Şu an: 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ
  1. 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
  2. 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
  3. 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
  4. 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
  5. 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
  6. 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
  7. 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
  8. 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
  9. 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
  10. 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
  11. 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
  12. 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
  13. 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
  14. 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
  15. 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
  16. 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
  17. 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
  18. 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
  19. 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
  20. 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime · Okuduğun bölüm
  21. 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
  22. 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
  23. 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
  24. 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
  25. 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
  26. 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
  27. 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
  28. 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
  29. 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
  30. 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
  31. 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
  32. 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
  33. 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
  34. 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
  35. 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
  36. 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
  37. 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
  38. 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
  39. 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
  40. 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
  41. 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
  42. 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
  43. 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime

İnstagram - balllyazar

**

"Unutma öleceksin,unutma yaşıyorsun."

**

"Demir!" diyerek bir kez daha dudaklarımdan çığlık döküldüğünde, ağzından küçük bir inilti çıktı. Benden destek almaya çalıştı ve elindeki silahı adama doğrultup bir el ateş etti fakat kurşun adama gelmemişti. Kendi canının acısından düzgün nişan alamamıştı ve adam silahın patlamasından dolayı arka taraftan kaçıp gitti.

Kerim amca ve Suna teyze anından Demir'in yanına gelip sırtını duvara yasladılar. Hazal temiz bir bez parçası getirip Demir'in koluna bastırdı. Demir kaşlarını çattı ve nefes alışverişi değişti.

"Telefonumu verir misiniz?" diye sordu fısıltıyla. Hazal hemen ceplerini aradı ve telefonu eline uzattı. Demir yavaş hareketlerle ekrana birkaç dokunuş yaptıktan sonra telefonu kulağına götürdü.

Bir süre bekledi ve sonra "Çağatay," diye seslendi. "Erdal yaşıyor,"

Bekledi ve tekrar devam etti. "Hepsini açıklayacağım. Sadece dikkatli olun diye aradım. Omzumdan vuruldum, Akif hocaya gitmem lazım," derken çok zor konuşuyordu. Telefonu kapattı ve benimle göz göze geldi. Destek almak için omzuma baskı uyguluyordu. Onu kaldırmak için sahip olduğum gücün fazlasını kullanmam gerekti. Benim için zordu ama bunu yapmam gerekiyordu.

"Araba kullanmayı biliyor musun Kaçak?" diye sordu fısıltıyla.

"Evet," dedim onu sıkıca tutarak.

"Pekâla sana yolu tarif edeceğim," dediğinde yürümeye çalıştı.

Kerim amca onu durdurdu. "Demir, oğlum. Sen biliyor muydun? Yaşadığını biliyor muydun?"

"Kerim amca, yanına geleceğim. O zaman sana her şeyi anlatacağım," dedi sabırsızlıkla. Koca adam karşımızda ağlıyordu. Hepsi delice ağlıyordu.

Demir'i çıkışa doğru yönlendirdim. Kolunun altındaydım ve onu yönlendirmek gerçekten kolay bir şey değildi. Göğsüne denk geliyordum, benden fazlasıyla uzundu.

Arabaya ulaştığımızda kapıyı açtım ve dikkatlice oturabilmesi için yardım ettim. Bana arabanın anahtarlarını verdi. Sürücü koltuğuna geçtim ve arabayı çalıştırıp yola koyuldum. Yolu tarif etmesini bekledim fakat bir süre Demir'in acı dolu iniltilerinden başka ses yoktu.

"Buradan sağa döneceksin," dedi kısık sesle. Onu duymak için çaba sarf etmem gerekti. Dediğini yaptım ve sağa döndüm.

"Sen," dedim sesimin tonunu ayarlayarak. "Çok acımasızsın."

Konuşmadı ve sessizliğini korudu.

"Bunca zaman o ailenin oğlunun yaşadığını biliyorsun ve bunu onlardan sakladın mı? Onları sürekli ziyaret ederek vicdanını hafifletmeye mi çalıştın?" diye sordum inanamayarak. Gerçekten inanamıyordum.

"Eliz, şu anda bunları konuşmanın ne yeri ne de zamanı," dedi acı içinde.

"Şu Erdal, kendi çocuğunu öldürmüş acımadan ve kendisi de en kötü şekilde ölmeyi hak ediyor. Bu ölüm de senin ellerinden olacak ve sen ailesiyle olan bağını koparmamak için adamın öldüğünü söyledin. Bugün Erdal'ın, ailesini ziyaret edeceğini bilmiyordun. Planını suya düşürdü."

"Buradan sola dön," dedi benim söylediklerimi bir kenara atıp. Her şey ortadaydı. İnkâr etmiyordu ama bir şey de söylemiyordu.

Hiçbir şey söylemedim. Söylediklerimi kayda değer bulmuyordu ya da şu an kendi acısıyla cebelleşiyordu. Bilmiyorum fakat görünen ortadaydı.

"Durabilirsin," dedi büyük, bahçeli bir villanın önünde. Arabayı park ettim ve Demir'e yardım etmek için arabadan indim.

Demir'in kolunun altına girdikten sonra ona ayak uydurdum. Cebinden telefonunu çıkardı ve birini aradı. Bekledi ve ardından "kapıdayım," dedi. Bir süre sonra dışarıdaki demir kapı yavaşça açıldığında içeri girdik.

Birkaç adam hızla yanımıza geldikten sonra Demir'i sıkıca tuttular ve eve doğru taşıdılar. Ben de onları takip ettim.

Eve girdiğimizde ellili yaşlarında bir adam karşımızda duruyordu. Belki de yaşı daha fazlaydı fakat dinç görünüyordu. Demir'in Akif hoca dediği kişi bu adam olmalıydı.

"Hemen aşağıya götürün," dedi gür bir sesle. Adamlar onun dediğini yapıp Demir'i aşağıya götürdüler.

Adam benimle göz göze geldi ve gülümsedi. Dikkatle orada beklerken "Burada kalabilir misin? Arkadaşlar temizlenmen için sana yardımcı olsunlar," diye sorduğunda sadece kafamı salladım.

Genç bir kız yanıma ulaştığında üst kata çıkan merdivenleri gösterdi. Yavaşça ilerledim ve üst kata çıktım.

"Bir dakika beni bekleyin lütfen," dedikten hemen sonra arkasındaki odaya girdi.

Uzun bir süre onu bekledim. Nihayet yanıma tekrar geldiğinde temiz birkaç çamaşırı elime bıraktı.

"İhtiyacınız olacak her şey banyoda mevcut. Bunlar da hiç giyilmemiş, temiz kıyafetler. Tam sizin bedeniniz olmayabilir," dedi nazikçe. Ona gülümsedim ve teşekkür ettim.

Banyoya girdikten sonra kapıyı kilitledim. Her yerine, Demir'in kanıyla bulanmış kıyafetleri çıkardım. Sıcak suyu ayarladım ve temizlenmeye çalıştım.

Temizlendiğime emin olduktan sonra temiz bir havluyu vücuduma sardım. Vücudumu kurulayıp kıyafetleri paketinden çıkardıktan sonra giyindim. Kıyafetler bana olmuştu hatta biraz dar bile gelmişti. İdare etmek zorundaydım.

Temiz bir tarak buldum dolaptan. Saçlarımı güzelce kurulayıp taradım ve artık tertemizdim. Bu temizlenme, sanki saatlerce sürmüş gibiydi. Kirli çamaşırlarımı da bir poşete koyduktan sonra banyodan çıktım ve alt kata indim.

Demir'in ne durumda olduğunu öğrenmeye ihtiyacım vardı. Çok fazla kan kaybetmişti ve ona nasıl bir müdahale yapıldığını merak ediyordum. Hastaneye gitmesi gerekirken neden buraya geldiğini anlamıyordum.

Alt kata inmek için ilerlerken adamlardan biri önümde durdu. "Aşağıya inemezsiniz maalesef," dediğinde ona kaşlarımı çatarak baktım.

"Anlamadım neden?"

"Akif hocamız Demir Bey'e yardımcı oluyor. Size beklemenizi söylememi istediler," dediğinde anladığıma dair kafa salladım.

Koltuklardan birine geçmeden önce yan taraftaki bir kitaplıktan kitap alıp okumanın herhangi bir sorun teşkil etmeyeceğini düşündüm.

~

Alt kattan gelen seslerle doğruldum. Neredeyse uyuyacaktım. Çok yorgun hissediyordum.

"Merhaba," dedi Akif denilen adam.

"Merhaba," dedim nazikçe.

Gülümsedi ve yanımdaki koltuğa oturdu. "İyi bir fikir," dedi bir anda.

"Anlamadım?" diye sordum tek kaşımı kaldırarak.

Elimdeki kitabı işaret etti. "Beklerken kitap okumak, iyi bir fikir."

"Aaa, evet," dedim şaşkınlığımı kenara iterek.

"Eliz değil mi? Aşağıda Demir'e sorduğumda ismini söyledi. Memnun oldum,"

"Evet," dedim düz bir şekilde. "Ben de memnun oldum. Demir iyi mi?"

"İlk müdaheleyi yaptım. Kanı durdurdum ve yarasını temizledim. Fakat yine de bu gece gözümün önünde olması gerek. Kötüleşirse bizzat kendim hastaneye götüreceğim. Bazen laf anlamıyor," dediğinde gülümsemeden edemedim.

"Sana bir oda hazırlatacağım. Çekinme, kendi evin gibi rahat ol lütfen. Demir şu an uyuyor, yakında onu görürsün," dedi ve ayağa kalktı.

"Teşekkür ederim," dedim nazikçe ve elimdeki kitaba geri döndüm.

~

Akşam olmuştu ve hava iyice kararmıştı. Kitap okumaktan boynum ve sırtım tutulmuştu. Ayağa kalktım ve dış kapıya doğru ilerledim. Hava almaya ve biraz yürümeye ihtiyacım vardı. Sonrasında güzel bir uyku için bana ayrılan odaya çıkacaktım. Kitap okurken bir ara hizmetçi kız yanıma gelip odamı tarif etmişti.

Sol tarafta bulunan oturma alanına ilerledim yavaşça. Derin bir nefes aldım ve ciğerlerimin temiz hava dolmasına izin verdim.

Uzun bir süre öylece kaldım. Temiz hava rahatlamamı sağlamıştı. Bugün yaşadıklarımızı düşündüm. Demir'in kendisini önüme siper edişi aklımdan çıkmıyordu. Silahtaki hedefin ben olacağıma emin gibi davranıyordu ve ölme ihtimalini bile umursamadan beni gözü kapalı koruyordu. Kalbimin gümbürdemesine engel olamadım. Şu an hayattaydı fakat ya tersi olsaydı? Kafamı iki yana salladım. Başka bir şeyleri düşünmeye ihtiyacım vardı.

"Eliz," dedi tanıdığım ses. Bedenimi ona çevirdim usulca. Omzu koluna kadar sargılıydı ve sabit durması için kolunda siyah bir kılıf vardı.

"İyi misin?" diye sordum hemen. İyi görünmüyordu. Olduğumuz yere gelen ışıktan yüzünün beyazlığını görebiliyordum.

"Daha iyiyim," diyebildi bana doğru yaklaşırken. Yalan söylediğini biliyordum. Omzunu bir kurşun delip geçmişti. Nasıl iyi olabilirdi?

Kafamı salladım ve arkamı döndüm.

Kısa süren sessizliğin ardından "Erdal meselesi," diyerek söze girdi. "Bilmediğin şeyler var, bu yüzden sana her şey garip gelebiliyor."

"Anlamam da yardımcı olabilirsin."

Derin bir nefes aldı. "Bir gün Zeren'i, Kerim amcaların kafesine götürdüm. Tıpkı senin gibi çok sıkılmıştı. Erdal onu ilk kez orada gördü ve Zeren'le birkaç görüşmenin ardından onunla evlenmek istedi. Tiazza'nın kurallarını biliyorsun, hepsini kabul etti ve ailesine öldüğünü söylememizi istedi. Şansa o zaman büyük bir fırtına olmuştu. Bunu sebep gösterdik. Zeren'le Erdal evlendi. Yeğenim dünyaya geldi ve sonrasını sen de biliyorsun. En başından beri planı buydu. Ne Zeren'e büyük bir aşkla bağlıydı ne de bebeğine olan herhangi bir duygusu vardı. Tek amacı Tiazza'yı yerle bir etmek isteyen adama yardım etmekti. Para bütün hayatını ele geçirmişti."

Kafasını iki yana sallarken devam etti. "Onu bulup bir gün kendi ellerimle öldürmek istiyordum. Evet, tam tahmin ettiğin gibi oldu. Onu ailesinin yanında görmeyi asla beklemiyordum. Öldürecektim ve ailesi onu sonsuza dek fırtına da öldü olarak bilecekti. Her şeyi mahvetti ve o aileye şimdi yapmam gereken bir açıklama var."

Suratımı buruşturup Demir'e baktım. "O adam, en kötü şekilde ölmeyi hak ediyor. Sırf Tiazza'yı devirmek için insan kendi evladını öldürür mü?"

"Zeren çok kötü şeyler yaşadı. Olanları hatırladıkça daha da öfkeleniyorum ve kendimden korkuyorum. O adama yapabileceklerimden korkuyorum," dediğinde öfkesini yüzünde görebiliyordum. Öfkesi bedeninden fırlayacaktı ve özgürlüğünü ilan etmesi an meselesi sayılırdı.

"Tiazza'nın amacı tam olarak ne Demir? Neden orayı devirmek istiyorlar?" diye sordum merakla. Bu sorunun cevabını hiçbir zaman alamamıştım ve cevap vermesini umuyordum.

"Devletin açıklayamadığı olaylar, aklına gelebilecek her türlü olay, Tiazza'ya bağlanır ve devlet bu işten bir şekilde sıyrılır. Şehrin en tehlikeli bölgesi denmesinin nedeni bu. Sen ilk geldiğinde belki de kafanın içindeki görseller gördüklerin değildi. Sonuç olarak demek istediğim, devletle bir nevi çıkar ilişkisi. Onlar bize suç atar, biz onlara suçu üstlenen adam veririz ve işimizi yürütürken karışmazlar."

"İş?" diye sordum tek kaşımı kaldırırken.

"İyi işler değil ama bunu yasalmış gibi göstererek yaparız. Bir amcam daha var. Kendisi savcı, o bile işin içinde ve dışarıda Tiazza'ya ait bir sürü şirket var. Demek istediğim açıklamasını yapabileceğim şeyler değil. Bu kadarını bilmen yeterli."

"Açıkçası şaşırdım," dediğimde anlamadığına dair bir ifade vardı yüzünde. "Açıklama yapmana yani, şaşırdım diyorum."

"İstediğin cevaplar vardı," diyebildi alayla.

Ne zaman eski haline dönecek diye merak etmeme kalmadan geri gelmişti. "Bu cevapları vermek, senin için ne kadar zormuş."

Dudağının kenarıyla gülümsedi. "Sana güvenmek biraz zamanımı aldı."

Gözlerimi devirdim. Gerçekten bazen sinir bozucu oluyordu. Hatta bazen değil, çoğu zaman öyleydi.

"Uyusam iyi olacak," dedim sinirle ve önünden geçip gitmek üzereyken sağlam koluyla belimi kavradı. Beni kendine çevirdiğinde bulunduğumuz yakınlık beni neredeyse delirtmek üzereydi. Yüzü yüzüme çok yakındı ve bakışları yüzümdeki her zerreyi tek tek inceliyordu. Yanaklarım alev aldı ve bu durumun dışarıdan görünüp görünmediğini merak ediyordum.

"Gidelim mi?" diye sordu fısıltıyla. Yutkundum.

"Nereye?" diye sordum onun gibi kısık sesle konuşurken.

Bir anda elektrik çarpmış gibi bir tepkiyle benden ayrıldı. Şaşkınlıkla ona baktım. Bu neydi şimdi?

"Eve diyorum, gidelim mi?"

Kafamı anında iki yana salladım. "Sabah gideceğiz."

"Rahat olamazsın diye düşündüğüm için söyledim," derken anlayışlı görünüyordu.

"Benim rahat olmam şu anda önemli değil. Akif hoca benimle konuştu ve seni kontrol edeceğini söyledi. Yarın sabah gideriz."

"Tamam o zaman," dediğinde samimi olmadığını bildiğim şekilde gülümsedim. Vücudum hala alev gibiydi. Böyle dengesiz tavırlarda bulunmayı kesmeliydi.

"İyi geceler," dedim ve bir an önce yanından ayrılmak istediğimi bildiğim için aceleci tavırlar sergiledim.

"İyi geceler Kaçak," dediğinde hızlıca oradan ayrıldım.

~

Gözlerimi açmadan hemen önce, yüzümdeki ve saçımdaki hafif karıncalanmayı hissettim. Uykudan ayrıldım ve gözlerimin odadaki ışıkla kısılmasının ardından yavaş yavaş gün ışığına alıştım. Demir tam tepemde duruyordu.

"Uyan," dedi emir veren ses tonuyla. O benim saçıma ve yüzüme mi dokunmuştu? Buna ihtimal vermedim. Ben öyle hissetmiş olmalıydım.

"Zaten uyandım," diyerek tısladım. "Hem sen ne yapıyorsun benim odamda? Belki ben çıplak yatıyorum?"

Söylediğim sözlerden dolayı afalladı fakat kendisini hemen toparladı. "Odanın kapısını kilitle o hâlde."

Normalde odamı kilitlerdim fakat dün gece beni ani bir durumun içine sokmuştu ve haliyle şaşkınlığım üstümdeydi. Bu yüzden kapıyı kilitlemeyi unutmuştum.

Gözlerimi devirip yataktan kalktım. Çok halsiz hissediyordum ve sanki olduğum yere yığılacakmış gibiydim. Dinlenememiştim ve hâlâ uykum vardı.

"Geri dönsek iyi olacak," dedi odanın kapısına ulaştığında. "Kahvaltımızı yaptıktan sonra yola çıkarız."

"Tamam."

Kapıyı ardından kapattı ve beni odada kendi halime bıraktı. Odadaki banyoya ilerledim ve ayılmak için yüzüme su çarptım. Bunu beş-altı kez yapmam gerekti.

Odaya geri döndüğümde üzerimdeki pijamaları çıkardım ve bana verilen dünkü kıyafetleri giydim. Saçlarımın birbirine girmesine rağmen, umursamadan gelişigüzel topladım. Odadan çıktıktan sonra alt kata indim. Kahvaltı masasına ilerlerken Akif hocayı ve Demir'i koyu bir sohbetin içinde buldum.

"Günaydın," dediğimde bana bakıp gülümseyerek "Günaydın," dediler. Demir'i, keyif aldığı nadir anlardan birinde görüyordum.

"Gelsene," dedi Akif hoca sandalyelerden birini göstererek. "Bizde tam senden bahsediyorduk."

"Yaa, öyle mi?" diye sordum şaşırarak. "Ne konuşuyordunuz?"

Akif hoca peçeteyle ağzını silip bana tekrar gülümsedi. "Demir aykırı biri olduğundan bahsediyordu."

Tek kaşımı kaldırarak baktım. "Sanırım size kendisini anlatıyor."

Akif hoca bu sefer bir kahkaha patlattı ve bunu gerçekten samimi buldum.

"Uzun zamandır tanışıyor olmasınız. Samimiyetinize bakılırsa," diyerek başka bir konuya değindim.

Akif hoca ciddileşir gibi oldu fakat samimi duruşunu bozmadı. "Demir'in babasının doktoruydum. Uzun zamandır bu ailenin içindeyim," diyerek açıklamasını sunduğunda gülümsemeden edemedim. Birilerinin bana cevap vermesi artık mutlu olmamı sağlıyordu.

"Demir'in körü körüne bir şeylere bağlandığını görmek çok güzel," dedi Akif hoca bir anda. O anda Demir'le göz göze gelmem uzun sürmedi. Ne demek istiyordu?

"Nasıl yani?" diye sordum kaşlarımı çatarak.

Demir boğazını temizlediğinde Akif hoca ona yandan bir bakış attı.

"Seni koruduğunu söylemişti. Bundan bahsediyorum Eliz," dediğinde nazikçe yüzüme bakıyordu. Bir yandan kahvaltısını yapmaya devam ederken keyifli görünüyordu.

Tabağıma birkaç yiyecek aldım fakat istediğim cevapları alamamak iştahımı kaçırmıştı.

"Evet, buna anlamadığım bir şekilde fazlasıyla bağlı."

Birkaç şey atıştırmaya başladığımda "Ben de buradayım," dedi Demir hemen.

Akif hoca tekrar bir kahkaha patlattı. "Çocuklar iyi ki geldiniz! Tabii Demir'in vurulduğunu görmek istemezdim ama yine de gelmenize çok sevindim. Biraz daha kalmanızı çok isterim. Uzun zamandır bir şeylerden böyle keyif almamıştım."

"Üzgünüm hocam," dedi Demir sandalyesini geri iterken. "Hatta gitsek iyi olur."

"Şimdi mi?" diye sordu Akif hoca üzülerek.

Demir kafasını sallamakla yetindi. Ağzımı peçeteyle sildim ve yerimden kalktıktan sonra Akif hocaya doğru ilerledim.

"Tanıştığımıza çok memnun oldum. Bizi böyle güzel ağırladığınız için teşekkür ederim," dedikten sonra tokalaşmak için elimi uzattım. Benimle ilk önce tokalaştı ve ardından elimi iki elinin arasına kapattı.

"Ne kadar naziksin güzel kızım. Tekrar beklerim," dediğinde bu güzel kalpli adama gülümsemeden edemedim.

Demir, Akif hocayla tokalaşıp ona saygıyla sarıldı. "Görüşmek üzere hocam. Her şey için teşekkür ederim. Yakında ziyaretinize geleceğim."

"Seni haylaz!" dedi Akif hoca, Demir'in koluna şakasına vurarak. "En son böyle söylediğin zamanı hatırlıyorum. Uzun bir süre önceydi."

"Bu sefer ihmal etmeyeceğim."

"Gelirken Eliz'i de getir," dedi gülerek.

"Söz veriyorum," dedi Demir ve beni belimden nazikçe kavradıktan sonra ön tarafa doğru ilerletti.

Kapının önünde bir kez daha vedalaştıktan sonra Demir araba anahtarlarını bana uzattı.

"Sen kullanırsın değil mi?" diye sordu sargılı kolunu göstererek.

Dudağımın kenarıyla gülümsediğimde ciddi yüz ifadesini bozmamak için karşımda zor duruyordu.

"Tabii ki kullanırım."

Arabadaki yerlerimizi aldık. Bana yönlendirme yapmasına gerek kalmadan geldiğimiz yolları geri döndüm. Demir kafasını cama yaslamıştı. Cama yansıyan görüntüsünü ister istemez görmüştüm. Düşünceli görünüyordu. Bu sefer ben düşüncelerden uzaktım. Sanırım düşüncelerimin olduğu cehenneme bu kez onu da çekmiştim fakat o benden daha derinlere inmiş gibi görünüyordu.

"İyi misin?" diye sordum merakla.

Cama yasladığı kafasını kaldırmadan "İyiyim," dedi düz bir şekilde. Ben de konuşmak istemediğini düşünerek daha fazla konuşmadım.

Yine başka bir ruh haline girmişti. Tiazza'da olduğu zamanlardaki gibi, katı. Akif hocanın evindeyken, bana ayrılan odada, saçımda ve yüzümde hissettiğim kıpırtılar onun dokunuşlarıydı. Biliyordum ama inkar ediyordum. Bunu neden yapıyordu bilmiyorum çünkü bilmememin sebebi dengesiz davranışlarıydı. Onun koruması gereken sıradan biri miydim emin değilim ve bu durumun önüne biraz geçmiş miydik, bunun hakkında herhangi bir şey söyleyemezdim. Sadece kafa karıştırıyordu ve bunu çok iyi yapıyordu. Bana dokunuşları, herhangi birine dokunurkenki verdiği hislerin ötesinde bir şeydi. Dokunduğu yerler karıncalanıyordu ve orası uyuşuyordu. Beni belimden yönlendirmesi bile, nereye gideceğimi şaşırtacak cinstendi.

Tiazza'nın güvenlik binasının önünde durduğumuzda bariyerin açılmasını bekledim fakat kulübenin içinde kimse yoktu.

"Nerede bu adam?" diye sordum Demir'e bakarken.

Kaşlarını çattı ve "Buradan ayrılacak olsa bile yerine birini koymadan asla ayrılmazdı," dedi endişeyle.

Arabadan hızlıca indi ve kulübeye ilerledi. Onu takip ettim.

"Ha siktir!" dedi dişlerini sıkarak. Ellerimle ağzımı kapattım ve bir adım geriledim. Adam kafasından vurulmuştu.

"Eliz hemen arabaya geç. Şu kırık camdan düğmeye basıp bariyeri açmaya çalışacağım," diye bağırdı tüm şiddetiyle. Korkudan tir tir titriyordum.

"Demir bir yerini yaralayacaksın!"

Tüm gücüyle cama yumruğunu geçirdi. "Sence bir yerimi yaralamak umrumda mı?" derken ardı ardına yumruklarını cama geçiriyordu. "Sevdiklerim içeride benim. Ne durumda olduklarını bilmiyorum. Sence şu an ben önemli miyim?"

Çenemi kapalı tuttum ve geçirdiği cinnetin geçmesini bekledim. Korkutucu görünüyordu ve her şeye, herkese zarar verecekmiş gibi duruyordu. Yine Tiazza'ya yapılan bir saldırıya şahit oluyordu ve artık bu durum fazlasıyla canını sıkmış olmalıydı. Yine bu durumun suçlusu olup olmadığımı düşündüm. Bu yüzden benden nefret ediyor olmalı diye düşünmeden edemedim.

Bariyeri kaldırdığında hızlıca arabaya bindim. O da arabadaki yerini aldı.

"Nereye gidiyoruz?"

"Kafe& Bara," dediğinde arabayı tam gaz sürdüm. "Acil bir durum olduğunda orada toplanırlar."

Oraya doğru ilerlerken, kısacık bir süre de olsa alıştığım birkaç insana bir şey olmaması için dua ediyordum.

Barın önüne ulaştığımızda arabayı gelişigüzel park ettim. Demir arabadan indi ve koşarak bara girdi. Aynısını yaptım ve onu takip ettim.

İçeri girdiğimizde bar her zamankinden daha kalabalıktı fakat kimse eğlenmek için burada değildi. Tanıdık bir yüz aradım ama kimseyi göremedim. Demir en sonunda bir yöne doğru ilerlediğinde onu takip ettim.

Karşımda Utku duruyordu ve koluyla elleri paramparçaydı. Yüzü bembeyazdı. Her yer kan içindeydi. Ağlamaya başladım. Hızlıca yanına gittim ve kendime bakmaya zorladım.

"Sakın!" dedim dişlerimi sıkarak. "Sakın gideyim deme!"

Her zamanki muazzam gülümsemesini sundu bana. Demir barın içinde bir sağa bir sola sinirle volta atıyordu ve yumruk yaptığı elini diğer eline tüm gücüyle vuruyordu. Eli kan içindeydi.

"Merak etme Kaçak," dedi gülümseyerek. Gözyaşlarımın arasında ona gülümserken çaresiz görünüyordum. "Kötü yerden vurulmadım. Sizi bırakmaya niyetim yok!"

Gülümsemeye devam ederken Utku zor da olsa gülümsememe karşılık veriyordu.

"Yaralarınızla kim ilgilenecek?" diye sordum gözyaşlarımı elimin tersiyle silerken.

"Yoldalardır, endişelenme her şey yolunda," dedikten sonra "Demir," diye seslendi Utku hırıltılı bir sesle.

Demir anında Utku'ya yaklaştığında onun yüzüne baktım. Yüzü sinirden alev almış gibiydi. Kıpkırmızıydı.

"Söyleyeceklerim hoşuna gitmeyecek," dedi Utku başta onu uyararak. Derin bir nefes aldıktan sonra sakince konuşmaya çalıştı.

"Erdal, Zeren'i aldı ve onun karşılığında Eliz'i istiyor."

Yanılmamıştım. Tüm bu olanlar yine benim yüzümdendi.

~

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.183okunma 9beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.