38. bölüm / 43
Düşünceler Cehennemi37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR
Bölümler 43Şu an: 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR
- 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
- 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
- 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
- 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
- 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
- 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
- 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
- 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
- 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
- 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
- 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
- 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
- 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
- 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
- 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
- 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
- 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
- 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
- 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
- 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
- 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
- 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
- 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
- 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
- 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
- 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
- 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
- 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
- 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
- 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
- 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
- 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
- 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
- 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
- 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
- 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
- 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
- 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime · Okuduğun bölüm
- 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
- 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
- 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
- 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
- 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kendimden emin tavrımla ve beni ele geçiren cesaretimle yürümeye devam ettim. Bisikletimi Demir'den almadığıma o an için pişman oldum çünkü hızlı yürümek ayaklarımın dermanını maalesef bitirdi. Vücudumdaki ağrıları da göz önünde bulundurduğumda böyle hissetmem kaçınılmaz olmuştu. Yine de yılmadan ilerlemeye devam ettim.
Onunla olan kavgamda söylediklerim içimdeki yangını söndürmedi. Güvenliğim için yapılan bu planın benim için bir anlamı yoktu çünkü bir can için bir sürü cana kıyılmıştı. Beni Yıldıray'a teslim etmesini yeğlerdim çünkü belki de değersiz olan hayatım bir anlam bulurdu. Bana söyleyeceği birkaç önemli söze ihtiyacım yoktu. 'Seni korumalıydım, ölmene izin veremezdim,' gibi cümleleri duymak istemiyordum çünkü yaşadığım her geçen gün ıstırap doluydu. Bir ailemin olmadığını bilerek yaşadım, sevdiğim insanları kaybettim ve şimdi tüm bu yaşadığım şeylerin aslında beni korumak için yapılan bir plan olduğunu öğrendim. Onlardan dinleyeceğim herhangi bir destek konuşmasını dinlemek de istemiyordum.
Nihayet ofise geldiğimde soluklanmak için kendime zaman tanıdım. Canımın acısı katlanmıştı ve bu suratımı buruşturmama neden oldu.
"Eliz?" dedi tanıdığım bir ses. Anıl karşımdaydı. "İyi misin?"
"Ah,iyiyim!" dedim sırtımı dikleştirerek. Yüz ifademi düzeltmeye çalıştım. Sargılar vücudumun her yerinde olduğu için bakışlarını vücudumda gezdirdi ve bunu yaparken hiç çekinmedi.
"Sargıların stiline çok yakışmış," dedi gülümseyerek.
Kaşlarımı çattım. "Dalga mı geçiyorsun?"
Savunmaya geçer gibi ellerini havaya kaldırdı ve kafasını aynı anda iki yana salladı. "Hayır aslında moral vermek istemiştim. Olmadı mı?"
"Bir daha yapma," dedim kibarca ve kaşlarımı havaya kaldırdım.
Anında omuz silkti.
"Aslında şaşırdım," dedim kollarımı göğsümde birleştirerek. Bana sorar gibi baktı. "Bana moral veriyor olman çok ilginç. Senin bu durumdan mutlu olup benimle eğleniyor olman lazım."
Bıkkınlıkla nefesini verdi. "Huysuz günündesin. Gitsem iyi olacak yoksa halkı etrafımıza toplayacağız ve seninle manî atışmasına başlayacağız gibi görünüyor."
Kıkırdamadan edemedim. "Demir odasında mı?"
"Evet," diye cevap verdi.
"Nasıl?"
Suratını buruşturdu ve çok geçmeden sırıttı. "Senin iki katın huysuzlukta."
"Ha ha! Ne komik!"
"Altay Bey yanında. Konu her zamanki gibi sensin. Her şeyi bildiğine göre artık bir şey saklamama gerek yok. Demir senin her şeyi bildiğini ona anlattı. Şaşırdık tabii ve çok geçmeden kavga etmeye başladılar. Ben de çıktım."
"Yanlarına gitsem iyi olacak. Konuşacaklarım var."
Tam ilerlemek üzereyken kolumdan tuttu. Beni durduracağını düşündüm.
"Tanıştığımız günden beri aramızdaki ilişkinin çok iyi olduğunu söyleyemem fakat bilmeni isterim ki, bu adamlar hafife alınacak kişiler değil. Güçlü kal ve sana her zaman ne mantıklı geliyorsa onu yap. Birilerine baş kaldırman gerekiyorsa bunu da yap. Ancak böyle güçlü yanını görebilirsin. Bilmediğin yanlarını öğrenmekten çekinme. Kendini keşfetmekten korkma. Eminim ki en iyi versiyonunla karşılaşacaksın ve bunca zaman onu bulmadığın için kendine kızacaksın. O Yıldıray denen adam, ondan kurtulacağım diyerek kendini güçlendir. Onu yeneceğini biliyorum. Bunca zaman kendin için korkak biri olduğunu söyledin, kendini güçsüz biri sandın ama Eliz inan bana yaşamak için bu denli inatçı birini gördüğümü sanmıyorum. Kendinle alakalı bu karmaşayı çözmek için yanıp tutuştun, bunu hepimiz izledik ve görüyorsun, hepsini öğrendin. Sakın pes etme."
Kirpiklerimi kırpıştırarak ona baktım ve onun Anıl olup olmadığını algılamaya çalıştım. Bana bu şekilde motivasyon konuşması yapacağını tahmin dahi edemezdim. Fazlasıyla şaşırmıştım. Etrafımda beni destekleyen insanların olduğunu bilmek beni güçlendiriyordu.
"Teşekkür ederim," dedim zar zor konuşarak. Birbirimize bir süre bakakaldık. Ortamın fazla ciddiyetinden bunaldım ve Anıl'la atışmalarımız dışında böyle bir konuşmanın içinde olmadığımız için ikimizde afallamıştık.
"Yaptığın motivasyon konuşmasını tablo yapıp duvarımın bir kenarına assam iyi olur," diyerek dalga geçtim.
Alayla sırıttı. "Tablo yapana kadar söylediğim bütün cümleleri unutursun. Hafızan biraz garip."
"Önemsiz kişilerin söylemlerini hafızam tutmuyor diyelim."
Dudakları hafifçe aralandı. "Yuh ama."
Aynı anda kahkaha patlattık.
"Her neyse, içeri girmem lazım. Görüşürüz," dedim ona el sallayaralk.
"Görüşürüz Huysuz," dedi Anıl ve vedalaştıktan sonra ters yönlere doğru ilerledik.
Demir'in odasının önünde durduğumda içeriden gelen bağırışları duyabiliyordum. Altay amca, Demir'in herkesi tehlikeye attığından bahsedip duruyordu. Gerilim had safhadaydı fakat ben, buradan dinlemeyecek ve içeri girecektim.
Nezaketimden ödün vermeyerek kapıyı tıklattım ve nezaketime gölge düşürerek bütün sinirimle kapıyı açtım. İkisinin bakışları da şaşkınlıkla bana döndü.
"Merhaba, öznesi olduğum konuya dahil olmaya geldim," dedim istifimi bozmadan. Deri koltuğa otururken sessizliği koltuğun gıcırtısı bozdu. Demir masasındaydı ve hâlâ şaşkın gözlerle bana bakıyordu. Altay amca tam karşımdaydı.
"Bu küstah tavırları ne zaman bırakacaksın?" diye sordu Altay amca tüm ciddiyetiyle.
Alayla sırıttım. Bu gülüş ona bir meydan okumaydı. "Bırakmazsam ne yaparsın? Tiazza'dan mı kovarsın?"
"Eliz!" diye uyardı Demir. Ona asla bakmadım çünkü Altay amcayla birbirimize ölümcül bakışlar atıyorduk. Bakışlarımı asla geri çekmedim. Bu cesaret nereden geliyordu bilmiyorum. Vücudumdaki kesiklerden dökülen kanlarla birlikte kırılganlığımı ve korkaklığımı akıtmıştım sanırım.
"Babana söz vermiş olmasaydım çoktan ölmüştün. Senin gibi huysuz ve şımarık birini burada tutacak değilim. Bana uğrattığın zararın haddi hesabı yok. Senin yüzünden güvendiğim bir sürü adam öldü. En önemlisi de Tiazza neredeyse çökecekti. O giden çocuk, Kutay, onun verdiği bilgiler olmasaydı şimdi hiçbirimiz burada olmayacaktık. Olayın ciddiyetinin farkında ol ve bu saçma sapan tavırları bırak."
"Arkamdan babamla iş çevirdiğin yetmezmiş gibi bir de Demir'le beni ayırmaya çalıştın. Her şeyi benden saklamış, senin verdiğin aptal bir görev yüzünden. Kocaman Tiazza'da bu görevi verecek başka biri bulamadın mı?"
Bakışlarını Demir'e sabitledi ve ardından bulunduğumuz odanın tavanına bir süre bakakaldı. Yardım dilenir gibi bir hâli vardı.
"Bana başlarda seninle uğraşmak istemediğini, yapacak başka bir sürü işinin olduğundan yakınıp dururdu. Bir zaman sonra artık şikayet etmemeye başladı. O zaman bir şeylerin değiştiğini anladım. Senin güvenliğin için hiçbir şeyi sana anlatamazdı," dedikten sonra sinirli bakışlarını Demir'e kilitledi. "Fakat şimdi ne oldu da bütün her şeyi sana anlattı bilmiyorum! Her şeyi bilmen hepimizi tehlikeye atacak çünkü rahat durmayacaksın."
Derin bir nefes aldım. "Hiçbir şey yapmayacağım. Keşke ilk gün bir şeyleri anlatmayı deneseydiniz. Bana gerçekleri anlatmamanız beni kuşkulandırdı ve öğrenme isteğiyle tüm bunları yaptırdı. Kim olduğumu bilmiyordum! Bildiğim tek bir şey vardı. O da Demir'le şans eseri karşılaşmamamdı. Tesadüf olmadığını biliyordum. Bunu ona her gün söyledim!"
"Öylece bekleyecek misin yani?"
"Evet," diyerek başımı salladım. "Sadece bir şey istiyorum."
"Nedir?"
"Babamla görüşmek istiyorum."
Altay amca kısa bir bakış attı Demir'e. Ardından bana baktı ve yavaşça kafasını salladı.
"Babanı Demir'in evine getiririm. Haber verdiğimde gelirsiniz."
"Teşekkürler," dedim ve Altay amca Demir'le vedalaştıktan sonra odadan çıktı.
Odadaki sessizliği ilk bölen Demir oldu. "O kadar yolu yürüyerek mi geldin?"
"Evet," diyerek cevap verdim.
"Pekala," diyerek ellerini birbirine vurdu. "Bu durumu kısa zamanda hâllederim,"
Düşüncesi ne kadar hoşuma gitse de omuz silkerek karşılık verdim. Gözlerimin içine baktı ve tıpkı küçük bir çocuk gibi masum görünüyordu. Masumluğun yanından geçmezdi fakat birini sevdiğimizde hepimiz masumlaşıyorduk. Demir de öyleydi.
"Hâlâ kızgın olduğunu biliyorum," dedi fısıltı gibi çıkan sesiyle. "Seni seviyorum ve ne pahasına olursa olsun seni korumak zorundaydım."
"Ne söylememi bekliyorsun?" diye sordum tek kaşımı kaldırarak.
"En azından beni sevdiğini duymayı istiyorum," dedi hiç beklemeden. Sanki beni ezberlemişti ve hazır cevap hâline gelmişti.
Cevap vermedim. Aramızda ona yaklaşmamı engelleyen görünmez bir duvar vardı. Tüm gerçekleri benden saklaması ve her gün acı çektiğimi gördüğü hâlde hiçbir şey yapmaması bu duvarı örmüştü.
"Anlıyorum," dedi masasındaki birkaç kağıda göz gezdiriyormuş gibi yaparak. "Bir yerlerde hâlâ beni sevdiğini biliyorum."
Elbette onu deli gibi seviyordum fakat sözcükler dudaklarımın arasından kaçmamak için benimle savaşa girmişti.
"Bir kahve alıp arka tarafa geçeceğim, sen de ister misin?"diye sordum konuyu kapatarak.
Tek kaşını kaldırarak bana baktı. "Olur."
Yan tarafta bulunan masanın üstündeki kahve makinesinden birer kupa filtre kahve hazırladıktan sonra Demir'in masasına döndüm. Masanın karşısına geçmek yerine yanına kadar gittiğimde bana yandan bir bakış attı. Kupasını ona doğru uzattım ve tüm sakinliğiyle kahveyi alması neredeyse bir dakika sürdü.
Ardından yavaşça ayağa kalktıktan hemen sonra benim kupamı da aldı ve masaya bıraktı. Bel boşluğuma yerleştirdiği eliyle beni kendine çekti ve sırtımı arkamızda bulunan cama yasladı. Hava sıcaktı fakat nedense cam bedenimin buz kesmesine neden olmuştu.
Bakışları bir an olsun gözlerimden ayrılmadı. Öyle ki, sonsuz bir maviliğe yolculuğa çıkmıştım. Dudaklarıma doğru eğildi ve tam üstündeyken konuştu. Nefesi nefesime karıştı.
"Bana bunu yapmak hoşuna gidiyor değil mi?" diye sorarken sesi fısıltıyla çıktı fakat bu sefer büyük bir açlığı barındırıyordu.
"Evet," dedim hemen.
Dudağının kenarı keyifle kıvrıldı. Dudakları hâlâ dudaklarımın biraz üstündeydi.
"Seni öpebilir miyim?" diye sordu iç gıdıklayan sesiyle. Sesi bir o kadar da itiraz istemeyen tondaydı. Onu nasıl reddedebilirdim ki? Az önce ördüğüm duvarlardan bahsediyordum fakat ben acemi bir işçiydim ve bu işi doğru düzgün yapamıyordum.
Yavaşça başımı salladığımda gülümsedi ve dudaklarını benimkilerle buluşturdu. Yumuşak dudak hareketleriyle beni öperken her anın tadını çıkarıyor gibi görünüyordu. Acele etmiyor ve bu durum hoşuna gidiyordu. Sol eliyle belimi kavramıştı ve sağ eli yanağımdaydı. Ben de kollarımı onun sırtına dolamıştım. Bıkmadan öpmeye devam ediyordu ve ben de onu durdurmak adına bir şey yapmadım.
Dudaklarını benden ayırdığında birbirimize bir süre baktık. Aynı anda birbirimize gülümserken aslında ihanet dışında hiçbir şeyin bizi ayıramayacağını düşündüm. Uzun süre kırgın kalamıyorduk ve bu çok güzeldi. Eh, sakladığı şeyler elbette çok büyük konulardı fakat o sevdiğim adamdı ve bunu beni korumak için yaptığını söylüyorsa ona inanmalıydım.
"Çalışmam gerek," dedi iki elimi yanaklarıma koyarken. Ardından aklına bir şey gelmiş gibi sırıttı. "Acaba seni yanıma asistan olarak mı alsam?"
Kıkırdamadan edemedim. "O zaman hiç çalışamazsın."
"Ben çalışırken gâyet ciddi biriyimdir," derken gerçekten ciddi hâline büründü.
Kaşlarımı çatarak alayla ona baktım. "Evet, gerçekten öylesin. Görüyorum."
Gözlerini kısarak bana baktı ve sonra boğazını temizleyip masasına döndü. "Dikkatimi dağıtma Kaçak! Rica etsem tekrar kahve yapabilir misin?"
Arkasından güldüm. "Elbette Demir Bey," dedim ve bana attığı yandan bakışlarını yakaladım. Onunla dalga geçmek çok eğlenceliydi.
Kahvelerimizi tekrar yaptığımda masasına döndüm ve bu sefer kupasını masasının karşısından verdim. Koltuklardan birine oturdum ve kahvemi yudumlamaya başladıktan sonra aklıma Demir'e sormam gereken bir konu geldi.
"Demir?"
"Efendim?" dedi ve bakışlarını bilgisayarından kısa bir süre çektikten hemen sonra tekrar ekrana odaklandı.
"Kendimi savunma konusunda destek vereceğini söylemiştin ve bir de silah kullanmayı öğrenmek istiyorum. Bu konu hâlâ aklında değil mi?"
Sorumun ciddiyetinin farkında olduğu için bilgisayarı kenara çekti ve bakışlarını yüzüme sabitledi.
"Bunu yapmak istediğine emin misin?" diye sordu tek kaşını kaldırırken.
Anında kafamı salladım.
"Emin misin? İyi düşündün mü? Bu yolun geri dönüşü yok. Bu dünyaya bir kez adım atarsan yavaş yavaş eksilirsin, senden geriye bir şey kalmaz."
"Ben zaten o dünyadaydım. Kendim girmedim, itildim ve eğer yaşamam gereken kader buysa onu yaşayacağım. Kararım kesin, o adamı ben öldüreceğim."
"Tamam, elimden ne gelirse yapacağımı biliyorsun. Sadece seninde bilmen gerekiyor ki, bu senin için uzun soluklu bir süreç. Bir günde olmasını bekleme," dedi ve tekrar bilgisayarına döndü. "Seni eğitmesi için Anıl'la konuşacağım."
"Biliyorum, uzun sürecek. O adamın hastalıktan ölmemesi için ya da başkası tarafından öldürülmemesi için dua etsem iyi olur."
Hiçbir şey söylemedi ve ciddiyetini korudu. Beni böyle sevdiğini biliyordum ve şimdi benden bir şeylerin eksileceği düşüncesi onu korkutuyordu. Tamamen başka biri olacaktım. Belki de şu an merhametle yaklaşacağım bir durum sonrasında bana aynı mantıkla gelmeyecekti. Bu, beni de korkutuyordu. Amacım sadece o adama hak ettiğini yaşatmaktı. Masum birilerine dokunmayacağımı biliyordum. Benim derdim sadece kötü adamlar olacaktı.
"Dışarı çıkıp biraz hava alacağım," dedim ayağa kalkarken. "Altay amca haber verdiğinde söylersin."
"Tamam, sen keyfine bak."
Daha fazla uzatmadan dışarı çıktım. Bunu yapmamı istemiyordu ama maalesef yapacaktım. O adamın yaptıklarının bedelini ödetmem için kendimden vazgeçmem gerekiyorsa bunu yapmaya hazırdım.
Elimdeki kahvemle arka taraftaki banka geçtim. Göle kısa bir bakış attım ve burada Demir'le yaşadıklarım küçük bir sahne halinde gözlerimin önüne sunuldu. Boğazımı yakan su, hâlâ oradaymış gibi bana kendini hatırlatıyordu. Hüsranla başlayan fakat daha sonra tüm hayatımı değiştiren bir andı. Onunla olduğum her gün için şükrediyordum. Bazen ne kadar sinirlensem de ait olduğum kişi oydu. Tüm hücrelerime kadar bunu hissediyordum.
Anıl bana, kendini keşfetmekten korkma, demişti. Aslında korkuyordum. Nasıl birine dönüşeceğim konusunda endişelerim vardı çünkü intikam duygusuyla dolup taşmıştım. Sanırım kanımı kaynatan tüm yoğun duygunun adı buydu. Öfkeliydim ve nasıl yapacağımı bilmesem bile, o Yıldıray denen adamı şu an karşımda görsem en acımasız şekilde öldürebilirdim. Acımasız birine dönüşmekten korkuyordum. Ben karanlık günlerimin bitmesi için dua ederken yanlış yöne giderek daha da karanlığa ilerleyen biri olmuştum. Beni artık buradan kimse çıkaramazdı. Demir'in dünyasına ayak uydurmam gerekiyordu. Bana bu karanlıkta aydınlık olabilecek tek kişi oydu. O, yolumu aydınlatacak kişiydi.
"Eliz," diye seslendi arkamdan. "Amcam aradı, gidelim mi?"
"Olur," dedim hemen. Yanına gittiğimde bardağımı elimden aldı ve bir kenara bıraktı. İlerlemem için yolu gösterdiğinde istediğini yapıp önden yürüdüm. Binanın önüne gelişigüzel park ettiği arabasının ön yolcu koltuğuna hiç beklemeden oturdum. Kendimi derin bir nefes alırken fark ettiğimde kendime sakin olmamı telkin ediyordum. O benim babamdı. Aylardır görmediğim, bana yalanlar söyleyen, beni korumaya çalışırken hayatımı mahveden adam... Ona ne söyleyeceğimi bile bilmiyordum. Konuşmak için prova bile yapmamıştım. Normalde buna ihtiyaç duyan biri bile değildim ama şu an buna ihtiyacım vardı. Ona öfkeliydim ve muhtemelen bana bunu nasıl yaptığıyla alakalı aptalca bir- iki şey söyleyecektim ve o da beni korumak için her şeyi göze aldığını zırvalayacaktı. Sonra? Sonrası yoktu. Bu konuşmanın nasıl ilerleyeceği hakkında ufacık bir fikrim bile yoktu.
Demir arabayı çalıştırdı ve her zamanki sürüşünden daha hızlı sürüyordu. Muhtemelen baba-kızı kavuşturmak istiyordu fakat bu nasıl bir kavuşma olurdu, tartışması zordu.
Demir'in evinin önüne geldik. Arabayı park ettiğinde bir süre arabadan inemedim. Demir de sabırla beni bekledi. Bunun benim açımdan ne kadar zor olduğunu biliyordu.
Derin bir nefes alıp arabadan indim. Yavaş yavaş Demir'in arkasından ilerliyordum. Kapının önünde durduğumuzda cebinden anahtarını çıkardı ve kapıyı açtı. Yine onun arkasından ilerlemeye devam ettim. Salona girmeden hemen önce bana kısa bir bakış attı. Ne söylemeye çalıştığını biliyordum. Ne olursa olsun yanımda olduğunu biliyordum.
Yavaşça salonun kapısına ilerledim ve tam girişinde durdum. Belki de yirmi adım mesafede duruyordu. Zayıflamıştı ve sanki on yaş kadar yaşlanmıştı. Omuzları düşüktü ve bu onu olduğundan daha kısa gösteriyordu. Bana derin derin baktı ve ben de göz pınarlarına dolan yaşları izledim.
Tek sığınağımdı, her zaman en güvendiğim insandı ve bu dünyada ona olan sevgimi başka birine hissetmemiştim.
Sağ yanağına düşen gözyaşının bıraktığı yolu izledim. Ağlamamak için kendimle savaşsamda başarılı olamadım. Kendimi kastığım için dudaklarım titriyordu. Hissettiğim tüm öfke onu görene kadardı.
"Baba!" diye bir nida döküldü dudaklarımdan. Koşarak ona sarıldım ve dakikalar boyu kollarında ağladım.
**
Bölüm etkileşimi
