35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ

Vaveyla Yazarı: A G

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 43Şu an: 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ
  1. 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
  2. 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
  3. 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
  4. 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
  5. 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
  6. 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
  7. 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
  8. 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
  9. 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
  10. 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
  11. 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
  12. 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
  13. 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
  14. 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
  15. 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
  16. 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
  17. 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
  18. 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
  19. 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
  20. 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
  21. 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
  22. 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
  23. 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
  24. 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
  25. 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
  26. 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
  27. 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
  28. 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
  29. 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
  30. 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
  31. 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
  32. 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
  33. 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
  34. 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
  35. 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
  36. 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime · Okuduğun bölüm
  37. 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
  38. 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
  39. 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
  40. 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
  41. 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
  42. 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
  43. 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime

Merhaba, biraz geç geldi bölüm. Anca bitirebilirdim. Bölümün sonunda neden burada bitirdin deyip bana kızmayın tamam mı?🫣🤭

Keyifli okumalar. 🤗😍

**

İnstagram - balllyazar

**

"Boğazını sıkan bütün elleri tanıyorsun."

**

Bir kalp ayrıldığı parçalardan tekrar tekrar parçalanır mı? Bunun cevabını belki veremezdim ama yaşamaya devam ettikçe başıma gelenler ne yazık ki bunu bana açıklıyordu. Paramparçaydım ve benden evi terk etmemi isteyen kadın için burada gözyaşı döküyordum. Yere yığılmıştı, kanlar içindeydi. Onu böyle görmek benden bir parçamı söküp attı. Onunla olan anılarım gözümün önünden bir film şeridi gibi geçti. İlişkimizde her zaman güçlük çeksem de hep iyi anılarımızı hatırlamak bana vicdan azabı çektirdi. Her şeye rağmen beni büyütmüştü ve elinden geldiği kadar sevgisini vermişti. Onunla bir anne-kız gibi daha çok vakit geçirmek isterdim. Biraz daha kahve içmeye kaçabilir, babamın kartlarını patlatacak kadar alışveriş yapabilir ve hatta o meşhur kavgalarımızı edebilirdik. Zamanımız bu kadardı. Her şeye rağmen onu iyi hatırlayacaktım.

"Abi kız burada," dedi biri. Duyduklarım kendime gelmemi sağladı.

"Kaç!" diye bir çığlık yükseldi babamdan. Yaşadığımı biliyordu, biliyordu!

Kendime koşmam için komut verdikten kısa bir süre taksideydim.

Taksici tüm bu olanları anlamış gibi arabayı çalıştırdı ve sürmeye başladı. Dış kapıdan çıkan adamlardan kıl payı kurtulmama rağmen kurşunlarından maalesef kaçamamıştık. Aracın camları gürültüyle patladı ve cam kırıklarından bazıları yüzüme sıçrarken bir kısmı kucağıma düştü. Ellerimle yüzümü kontrol ettim. Sıyrıklar yüzümü kanatmıştı.

"Nereye gidiyoruz?" diye sordu taksici. Dikiz aynasından bana bakarken bir müddet cevap veremedim. "Gidecek yerin var mı? Belli ki kötü adamlara bulaşmışsın. Polise mi gideceksin?"

Kafamı iki yana salladım. "Tiazza."

Bana ilginç bir bakış attı. Muhtemelen neden bu anın içinde olduğunu sorguluyordu. Aynı şeyi ben de yapıyordum. Hatta neden polise gitmek yerine Tiazza'ya gittiğimi dahi bilmiyordum.

"Zararınızı karşılayacağım," dedim hemen. Bunu nasıl yapacağımı bilmesem de bir yolunu bulmam gerekiyordu.

Taksici bir şey söylemeden sürmeye devam etti fakat kısa bir sürenin sonunda, "Takip ediyorlar," dediğinde hemen arkamı döndüm. Birkaç araba sekronize olmuş şekilde arkamızdaydı.

"Sakın durma!" dedim panikle. Böyle bir durumun içinde olmak istemediğini biliyordum ve bu yüzden arabayı kenara çekmesinden korkuyordum fakat o beni şaşırtarak arabayı daha da hızlandırdı. Tiazza'ya çok az kalmıştı. Sağ salim oraya varmak istiyordum.

Adam, Tiazza'yı avcunun içi gibi biliyor olmalıydı çünkü tam olarak güvenliğe kadar beni getirmişti. Hızlıca arabadan inip koşmaya başladım. Yaptığım bencillikti belki ama bu zamana kadar beni düşmanlarıma teslim etmelerini ve buna son vermelerini söylesem de ölmekten korkuyordum. Şimdi ölemezdim, ölemezdim çünkü önce kim olduğumu bilmem gerekiyordu.

Güvenlik görevlisi beni gördü fakat içeri girerken bana sorun çıkarmadı. Koşmaya devam ettim. Nefes nefeseydim ve koştuğum için vücudum ısınmaya başlamıştı. Omzumdaki kazağı düşürdüm fakat almak için uğraşmadım bile. Sadece Demir'e ulaşmam gerekiyordu. Benimle konuşmayacağını, kapıları açmayacağını ve eğer kapıyı başka biri açarsa beni içeriye aldırmayacağını biliyordum. Hepsini bilmeme rağmen yine de ona gidiyordum. Başka ne yapabilirdim? Bana o neredeyse benim de orada olmam gerektiğini söylüyordu. Şimdi ise beni bir başıma bırakıyordu.

Demir'in evine ulaştım. Kapının zilini çalarken aynı zamanda avcumun içiyle kapıya son gücümle vuruyordum. Kapı telaşla açıldı. Zeren karşımdaydı.

"Eliz neler oluyor?" diye sordu korkuyla.

"Peşimdeler. Demir'i görmem lazım," derken nefes nefeseydim ve konuşmak oldukça zor olmuştu.

"Kim peşinde? Sakinleş."

"Bilmiyorum. O adamlar...düşmanlarım."

Zeren etrafı inceledi ve ardından patlayan silah sesini duyunca refleksle yere çömeldi. Aynısını yaptım. Demir'i gördüğümde çatık kaşlarıyla bana bakıyordu. Yüzümü inceledi bir süre. Muhtemelen çizikleri görmüştü. Ne yaşadığımı merak ediyor muydu?

Demir tam ilerleyecekken Zeren kolundan tutup onu durdurdu. "Dikkatli ol."

Yavaşça kafasını salladı Demir. Yürümeye devam ederken peşinden ilerledim. Varlığımın farkına vardı fakat hiçbir şey söylemedi.

"Seninle konuşmalıyım," dedim yalvarır gibi. Bu ses tonuyla konuştuğum için kendime kızdım.

"Evine git," dedi yüzüme bakmadan. Yürümeye devam ettim. Başıma gelen her şeyi anlatmam gerekiyordu. Dışarıdaki taksiciye de yardım etmeliydi.

Adımlarını durdurdu ve bana olan tüm öfkesiyle bağırdı. "Evine git!"

Yerimde kalmayı tercih ettim. Ağlamaya başladım ve asla durduramadım. O, yolun başına varıp kaybolana kadar ve sonrasında kaç dakika geçtiğini bilmeden gözyaşlarım akmaya devam etti. Annem bildiğim kadın ölmüştü ve ben de ölümün ucundan dönmüştüm. Eğer biraz daha zamanım olmasaydı bir kurşun da benim kafamda patlayabilirdi. Beni ölüme terk etmişti. Ondan başka kimsenin beni koruyamayacağını bildiğimiz hâlde bana sırtını dönmüştü. Bunu nasıl yapabilirdi?

Arkamda birinin koştuğunu duyduğumda korkuyla arkamı döndüm. Ahsen'i görmek rahatlamama neden oldu. Gerçekten Tiazza'da ondan başka kimsem yoktu. Ağlamaya devam ederken kollarımı ona açtım. O da aynısını yaptı ve sertçe sarılırken bedenim biraz geriye doğru sarsıldı. Beni sıkıca tutmasa belki düşebilirdim. Sarılmaya devam etti ve bir süre benim hıçkırıklarımı dinledi. Geri çekildiğinde onun da ağladığını gördüm.

"Eliz, çok korktum. Demir'le kavga ettik. Bunu nasıl yapabildiğini, gaddar biri olduğunu ve sevgisinin yalan olduğunu söyledim ona defalarca. O da bana bağırdı. Yakın arkadaş olduğumuz için bir şeyleri bilmekle suçladı beni. Öfkesi onu çılgına çevirmiş."

Ağlamaya devam ettim. "Annem öldü," dedim hıçkırıklarımın arasında.

Yüz ifadesi dondu ve "Ne?!" dedi şaşkınlık içinde.

"Çok kötüydü. O anı hafızamdan asla silemem. Kafasına ateş ettiler, her yer kandı. Ben...ben bununla nasıl baş edeceğim? Sanki her şey ağır çekimde yaşanmış gibiydi. Buraya nasıl ölmeden gelebildim, bilmiyorum. Şu an ne yaşıyorum onu bile bilmiyorum. Hayatım cehenneme döndü."

Bana tekrar sarıldı. Bir öncekinden daha da sıkıydı.

"Çok üzgünüm," diyebildi sadece. Başka ne diyebilirdi? Beni en iyi o anlayabilirdi. Onun annesini de üvey babası öldürmüştü.

Gözyaşlarımı elimin tersiyle sildim.

"Babam yaşadığımı biliyor," dediğimde dudakları birbirinden ayrıldı. "Daha da ilginci, Tiazza'da olduğumu da biliyor."

"Ciddi misin?" diye sordu her geçen dakikada daha da şaşırırken.

"Evet, o adam söyledi babama."

"Düşmanın mı? Yüzünü görebildin mi?"

"Hayır," dedim hemen. "Ama rahatsız edici derecede tanıdık geliyor."

"Çok yaklaştın," dedi Ahsen sırtımı sıvazlarken. "Bu durumdan kurtulacaksın."

"Umarım," diyebildim yarım bir gülüşle.

"Yüzüne ne oldu? Çizik içindesin."

"Bindiğim taksiye ateş açtılar. Cam kırıkları çizdi. Önemli bir şey değil."

Anlamış şekilde kafasını salladı. "Hadi, eve git. Sıcak bir duş al ve sonra uyumaya çalış. Uzun bir süre kliniğe gelme. Demek istediğim, kendini iyi hissedene kadar. Ben Demir'i yanına göndermeye çalışacağım, anlaştık mı?"

Ona yeniden sarıldım. "Anlaştık," dedim ve beraber Demir'in evine doğru yürüdükten sonra ayrıldık. Eve gidip onun söylediklerini yapmaya çalışacaktım.

**

Günler birbirini devirdi, ay değişti ve havalar düzeldi fakat ben fırtınalı, karanlık bir günde tıkılıp kaldım. Sebebi Demir'di. Asla geri gelmedi ve giderken aydınlığı da beraberinde götürdü. Beni asla merak etmedi. İhtiyaçlarım var mı sormadı, neden işe gitmediğimi bile sorgulamadı. Sanki hayatından Eliz geçmemiş gibi davrandı. En çok bu beni yaraladı. Beni unutmuş gibiydi ama ben onu asla unutamadım. Annemin ölümünü bildiği hâlde nasıl bir durumun içinde olduğumu bile merak etmemişti. Her gün kaybım için ağladım fakat hâlâ buna alışamadım. O an, gözümün önünden gitmiyordu ve her gece rüyama giriyordu. Bunu atlatabileceğimi zannetmiyordum.

Tüm bu zaman boyunca Ahsen benimleydi. İşten kalan zamanlarında beni yalnız bırakmadı. Bazı günler Utku'yla birlikte geldi. İlişkileri daha iyiydi. Muhtemelen Utku onun değerini anlamıştı ve saçma sapan davranışlarını kenara bırakmıştı.

Kapımın zili çaldığında, elimdeki kahve kupamı bırakmadan ilerledim ve kapıyı açtım. Ahsen karşımdaydı ve küçük bir pastayı elinde tutuyordu. Üzerinde bir tane mum ve Ahsen'in yüzünde de büyük bir sırıtış vardı.

"İyi ki doğdun Eliz," derken o an her şeyden mutlu görünüyordu.

Yüzümde kocaman bir şaşkınlıkla ona bakıyordum. "Hey, doğum günümü nereden biliyorsun? Bunu daha önce konuşmuş muyduk?"

Kafasını anında iki yana salladı. "Zamanında öğrenmiştim."

"Ben seninkini bilmiyorum," diye utanarak itiraf ettim. Hatta geçmiş olabileceğinden dolayı fazlasıyla korktum.

Küsermiş gibi omuz silkti fakat hemen gülüverdi. "On dokuz ekim. O zaman Tiazza'da bile değildim, endişelenme."

Yanan mumu üflemeden önce dileğimi tuttum. Eğer periler gerçekse dileğimi kabul etmeliydi. Hayatımın iyi yöne doğru gitmesini, kendimin en iyi ve en güçlü versiyonunu görmeyi ve Demir'i geri istiyordum. Dileğimi diledim ve hızlıca mumu üfledim.

Ahsen eve girdikten sonra mutfağa ilerledik. O, ikimize birer dilim pasta keserken ben de kahvelerimizi yaptım. Benim halihazırdaki kahvem çoktan soğumuştu.

Birlikte salona geçtik. Ahsen bize bir sehpa çekti ve bir koltuğa oturduk.

"Eee, benden nasıl bir hediye istersin? Ben sana kitap alabilirim diye düşünüyordum," dedi Ahsen cıvıl cıvıl bir sesle.

"Normalde hediyeye gerek yok derdim ama kitaba hayır demem," dedim gülümseyerek. Ardından gülümsemem yüzümde soldu. "Kitap dükkanı duruyor mu?"

Ahsen kafasını iki yana salladı. "Demir o kadar öfkeliydi ki, kitaplar içindeyken binayı yıktırdı. Uzun zamandır enkaz halinde duruyor. Muhtemelen senin görmeni bekliyor."

Derin bir nefes aldım. Beni biraz olsun sevmiş olsaydı çoktan affetmişti. Sevseydi zaten ölüme terk etmezdi ve tüm bunlarla birlikte, yaşananlardan sonra benden özür dileme tenezzülünde bile bulunmamasının yanında, evime beni görmeye bile gelmemeyi tercih etmişti. Kin duygusu ağır basan biri olmalıydı.

"Doğum günüm olduğunu biliyor mu?" diye sordum hemen.

"Evet, biliyor."

"Ve buna rağmen beni görmeye yine gelmiyor," dediğimde gerçekten üzgün bir yüz ifadesiyle ona baktığımı biliyordum.

Yavaşça, destek vermek istercesine elimi tuttu. "Sana bir şey söyleyeceğim ama bilmeye ihtiyacın vardır diye düşünüyorum," dediğinde pür dikkat ona odaklandım. "Ona bugün doğum günün olduğunu söyledim ve sürpriz yapıp yapmayacağımızı sordum. Bana senin için kılını bile kıpırdatmayacağını söyledi. Hâlâ öfkeli."

Gözyaşlarım hemen serbest kaldı. Engel olamadım. Demir'in söyledikleri için ağlamıyordum. Sadece yaşadıklarım üst üste gelmişti ve duygu boşalması yaşıyordum.

"Çağatay öldü ve o da beni ölüme terk etti. Bunun üstüne annemin ölümüne şahit oldum ve kıl payı ölümden kaçtım. Her şey üst üste geldi. Yanımda olması gerekiyordu."

"Evet, biliyorum. Tam bir aptal!"dedi sırtımı sıvazlarken. Bir an da ellerini birbirine vurarak ayağa kalktı. "Hadi kalk, dışarı çıkıyoruz."

"Nereye?" diye sordum gözyaşlarımı silerken.

"Kafe Bar'a. Bugün senin doğum günün ve ağlayamazsın. Eğlenmen gerekiyor."

Kafamı olumsuz anlamda iki yana salladım. "İnsanlar Çağatay'ın benim yüzümden öldüğünü biliyor. Tiazza'nın sürekli karışmasının nedeni benim ve bu yüzden kimse huzurlu değil. Beni rahat bırakmazlar. Herkes Demir'in beni terk ettiğini öğrendi."

"Utku orada olacak. Anıl bile bir sorun çıkarsa müdahele edeceğini söyledi. Doğum günün olduğu için yapacak, merak etme."

"Bilmiyorum Ahsen, içim rahat değil. Demir de orada olacak ve beni görmek hiç hoşuna gitmeyecek."

"Hiçbir şey yapamaz. Altay Bey'e haber yolladım. Hadi, hazırlanalım. Ben de senin elbiselerinden birini giyeceğim."

Ardından kolumdan tuttu ve beni odama sürükledi.

**

Kırmızı bir elbise giydim. Nedense doğum günüm için bu rengi yakıştırmıştım. Üçgen yakası olan ve boyundan bağlamalı bir elbiseydi. Derin bir sırt dekoltesi vardı. Ayak bileklerime kadar uzundu fakat derin de bir yırtmacı vardı. Başka bir albenisi yoktu ama bütüne bakıldığında inanılmaz güzel duruyordu. Saçlarımı ensemde dağınık bir topuz hâlinde topladım. Ayağıma ince topuklu, gümüş bir ayakkabı giydim. Makyajımı, gözleri biraz sade bırakarak yaptım fakat kırmızı bir rujla patlattım. İnsanların bana karşı olan tutumunu bildiğim için bacak kemerimi taktım ve bıçağımı yerleştirdim. Sadece önlem içindi yoksa bir bıçak nasıl kullanılır bilmiyordum bile.

Ahsen ise midi bir elbise giydi. Kare yaka, kalın askılı ve lacivertti. Elbisenin eteğinin iki yanında büzgülü duran kumaşı, elbiseyi biraz kabarık gösteriyordu. O da benim gibi gümüş bir ayakkabı giymişti fakat makyajını gözlerine yoğunluk vererek yapmıştı. Saçlarını da dalgalandırarak omuzlarına saldı. Her zamanki gibi çok güzel görünüyordu.

Bara girmek için sıranın yanından geçip kapıya ilerledik. Güvenliklerden biri, "Hoş geldiniz Ahsen Hanım, siz girin fakat Eliz hanım sıraya girmek zorunda," dediğinde Ahsen büyük bir öfkeyle onlara bakıyordu. Kalabalıktan uğultular yükselmeye başladı. Birkaç kişinin hoş olmayan bakışlarını yakaladım.

"Pardon, anlayamadım?" dedi Ahsen. Ben ise sessiz kalmayı seçtim. "Sana bu emri kim verdi?"

"Demir Bey," dedi aynı göevli. Sessiz bir şekilde yutkundum. Bazı şeyler bana çok fazla gelmeye başlamıştı.

"Şimdi biz içeri gireceğiz ve sen de yarın Altay Bey'e hesap vereceksin çünkü kendisi bugün buraya geleceğimizi biliyor. Anladın mı beni?"

Adam dudaklarını birbirine bastırdı ve içeri girmemiz için işaret verdi. Ahsen bileğimi tutarak beni arkasından sürükledi.

"Saçmalığa bak. Demir'e bunun hesabını soracağım," derken hâlâ sinirli görünüyordu.

"Gerçekten önemli değil Ahsen."

"Abartmaya başladı," dedi gözlerini devirirken. "Her neyse, eğlenmemize bakalım."

Anlayışla kafamı salladım. Birlikte içeri girdikten sonra biraz ilerledik ve hemen onun bölümüne baktım. Utku bir kenarda oturuyordu. Demir'in ise yanında çok fazla kadın vardı. Anıl da bir kadınla oturuyordu.

"Ahsen, oraya gitmeyeceğiz değil mi?" diye sordum panikle. Aynı zamanda Demir'den bakışlarımı çekmedim. Kadınlarla çok fazla yakındı ve kadınlar Demir'e dokunuyordu. Kalbimin üstünde bir ağırlık oluştu. Nefes almamı engelleyen türdendi.

"Yanına oturmayacağız, bizimkilere geldiğimizi söyleyelim. Başka masaya geçeriz tamam mı?"

"Tamam," dedim ve birlikte onun bölümüne doğru ilerledik. Görüş alanına girdiğimizde tüm gözler bize döndü. Ahsen merdivenleri çıkıp Utku'nun yanına ilerledi. Ben ise merdivenlerin başındaydım fakat Demir'in karşısındaydım. Bakışlarımı ondan bir an olsun çekmedim. Beni gördüğü an, yanındaki sarışın bir kadının bacağına dokundu ve bacağının üstünden dizine kadar okşadı. O ana kadar ona tüm cesaretimle bakarken bu yaptığından sonra kafamı çevirdim. Görmek istemiyordum çünkü beni kızdırmak için yaptığına emindim.

Ahsen kısa bir sürenin sonunda yanıma geldi.

"Kötü bir haberim var," dedi öfkeyle.

"Bir sorun mu var?" diye sordum merakla.

"Demir, seni buraya getireceğimi ve bir olay çıkarsa bizimkilerden yardım istediğimi öğrenmiş. Orada oturacakları konusunda emir vermiş ve eğer ayrılırlarsa, onlara Tiazza'yı dar edeceğine dair yemin etmiş."

Bakışlarım bu sözler üzerine Demir'le buluştu. Yüzünde zafer gülüşü vardı. Neydi bu? Şimdi de onun düşmanı mıydım?

Onun gülüşünün üstüne merdivenleri çıkmaya başladım.

"Ne yapıyorsun?" diye sordu Ahsen şaşkınlıkla.

"Oturacağım," dedim ve Utku'nun yakınına oturdum. Ahsen için yer ayırmıştım. Demir'e baktığımda bu sefer kaşları çatıktı. Umursamadım.

Utku ve Ahsen'in sohbetine katılmaya çalıştım fakat Demir'in yanındaki kadınların bakışlarından fazlasıyla rahatsızdım. Özellikle içlerinden birinin gözleri sürekli bendeydi ve Demir'den biraz uzakta oturuyordu. Amacı onunla yakınlaşmak değilmiş gibi görünüyordu.

Demir'in kadınlarla geçirdiği vakit bana fazla gelmişti. Umursamamaya çalışsam da olmuyordu. Onu başkalarıyla görmek istemiyordum ve tüm bunları bilerek yapıyordu. Utku ve Anıl'ı tehdit etmişti. Benim her şeye rağmen geleceğimi biliyordu ve şimdi de acı çekmem için büyük bir özenle gösterisini yapıyordu.

"Ben lavobaya gideceğim," dedim Ahsen'e dönerek.

"Seninle geleyim mi?"

"Gerek yok, döndüğümde gidelim olur mu?"

Ahsen , Demir'e yandan bir bakış attı.

"Tamam," dediğinde yavaşça uzaklaştım. Yanan yanaklarıma biraz soğuk su tutmaya ihtiyacım vardı. Belki biraz iyi hissedersem onu göremeyeceğim bir köşeye çekilip biraz içebilirdim.

Lavobaya girdikten sonra üç kız daha arkamdan geldi. Biri Demir'in yanındaki, benden asla bakışlarını çekmeyen kızdı.

"Tutun," dedi yanındaki kızlara. Bir anda iki koluma girip beni duvara yapıştırdılar.

"Ne yapıyorsunuz? Yabancı bir filmin lise sahnesi mi bu?" diye onlarla dalga geçtim.

Karşımdaki kız kahkahasını patlatırken elindeki bıçağı bana savurdu. "Bakalım canını yaktığımda yine böyle dalga geçebilecek misin?"

"Sen kimsin?" diye sordum hemen.

"Hemen açıklayayayım çünkü bunu yapmak için sabırsızlanıyorum," dedi ve derin bir nefes aldı. "Çağatay'a aşıktım. Onun için hiçkimseydim ama reddedilsem bile onu görmek yetiyordu ve sen ne yaptın? Senin yüzünden öldü. Ben seni öldürmeyeceğim ama canını yakacağım."

Gözlerimdeki korkuyla intikam için yanıp tutuşan kadına baktım. Neler yapacağı tahmin bile edilemezdi. Kalbim korkudan titriyordu. Yanımdaki iki kız koluma girmişti ve hareket edemeyeceğim şekilde beni sabitlemişlerdi.

Karşımdaki kız elindeki bıçakla karnıma çizik attı. Saten elbise anında kesildi ve karnımdaki kesik acısı çığlık atmama neden oldu. Boynumdaki ince ipi kesti. Üstüm neredeyse çıplak kaldı. Üstümü parçalamaya devam etti ve ince ince kesikler atmaktan çekinmedi. Canımın acısından çığlıklarımı bastıramadım. Göğüslerimin biraz üstü ve karnım kesik içindeydi. Önüme doğru eğildi ve biraz eteğimi parçaladı. Açıkta kalan bacaklarıma da kesikler atmaya devam etti.

Ensemde topladığım saçlarımı çözdükten hemen sonra saçlarımı büyük bir uğraşın sonunda kesti. Elinde upuzun bir tutam vardı. Neredeyse belime yaklaşan saçlarım şimdi omzumdaydı.

"Eliz?" dedi Ahsen kapının ardından. Ard arda kapıya vurmaya başladı.

"Ahsen yardım et," diyerek çığlık attım fakat daha sonra ağzımın kapatılmasıyla sesim boğuk çıktı. Kısa bir süre sonra Ahsen'den ses kesildi. Yardım etmesi için birilerini getiriyor olmalıydı.

"Yardım mı istiyorsun?" diye sordu aynı kız. Yanaklarımdan doğru sertçe yüzümü tuttu ve yüzüme de gelişi güzel çizikler attı. Çığlıklarımı ard arda atarken ellerinden kurtulmaya çalıştım ama başaramadım.

"Eğin şunu yere doğru. Biraz da sırtına imzamı atacağım," dediğinde öfkem doldu taştı. Saçlarıma yaptığı o son hamle beni fazlasıyla öfkelendirmişti. Yanımdaki iki kız koluma girdikleri için ellerim boştaydı. Bacağımdaki bıçağa dokundum. Nasıl kullanılıyordu bilmiyordum fakat karşımdaki kız gibi birkaç savurma hareketi yapsam belki de başarılı olabilirdim.

Ona baktığımda tam bana tokat atmak üzereyken bıçağı elinin hizasına doğru tuttum. Hançer şeklindeki kalın bıçak, avcunun içinden girip elinin üstünden çıktı. İkimiz de aynı anda sağlam bir çığlık kopardık. Benimki öfkeden onunki ise acıdandı. Sapladığım bıçağı hızlıca geri çıkardım. Yüzüme onun kanı da sıçradı. Yanımdaki iki kız benden ayrıldığında çıplak olan üst bedenimi sol kolumla gizlerken sağ elimdeki bıçağı da kendime siper ederek onlara doğrulttum. Tam o sırada kapı büyük bir gürültüyle açıldı. Demir gelmişti. Bana dehşet içerisinde bakıyordu ve yüzündeki ifadeyi asla unutamazdım.

Ahsen kenardan bana baktığında, "Aman Allah'ım," diyerek çığlık attı.

"Anıl hemen bu kızları buradan götür. Ne yapacağını biliyorsun," dedi Demir.

Kızlar çığlıklar ve yalvarışlar eşliğinde Anıl ve Utku tarafından lavabodan çıkarıldı.

Korkudan titriyordum. Soğuk değildi ama üşüyordum. Vücudumda elliye yakın çizik olmalıydı ve her yerim kan içindeydi. Kendimi tutamayarak ağlamaya başladım. Başıma gelen tüm bu olaylara bakıldığında, ben nasıl güçlü olabilirdim?

Demir gördüklerine hâlâ inanamıyordu. Tedirgin ve aynı korkuyla yavaşça bana yaklaştı. Üzerindeki ceketi vücuduma örterek çıplaklığımı kapattı. Bakışlarımı yüzüne sabitledim. Vücudumdaki kesiklerin verdiği acı, onun bana yaptığı tavrın yanından bile geçemezdi.

"Ahsen hemen kliniğe gidiyoruz," dedi Demir ve beni aniden kucağına aldı. Apar topar bardan ayrıldık. Beni arabanın arka koltuğuna yatırdı ve kliniğe doğru yol aldık. Yaşadığım acıyı düşünmek yerine Demir'in beni affedebilme ihtimalini düşündüm. Ne kadar acınasıydı.

Kliniğe geldikten sonra Ahsen beni hemen pansuman odasına aldı ve Demir'e beklemesini söyledi. Ahsen beni böyle gördüğü için deli gibi ağlıyordu. Muhtemelen beni dışarı çıkardığı için kendisini suçluyordu. Ona baktım dikkatle. Elleri titriyordu fakat ona güveniyordum. Zaten sadece pansuman yapacaktı. Bayılmama neden olacak bir kesiğim yoktu. Bu yüzden sadece bekledim. Ağlamamaya çalıştım çünkü daha fazla zorlanmasını istemiyordum fakat o bir dakika bile durmadan ağlamaya devam etti. Ona ağlamamasını söylemedim. Böyle rahat edecekse ağlamalıydı.

Belki de yarım saat sürecek pansuman bir saati geçmişti. Yaralarımı temizledi ve sargı beziyle sardı. Ben dikiş gerekmeyeceğini düşünmüştüm fakat bazı yerlerime dikişler attı. Güçlü durmaya çalıştım. Vücudumun çok fazla yeri sarılıydı.

"Biraz daha kesiğim olsaydı mumyaya dönecektim," dedim olduğumuz anı yumuşatmaya çalışırken.

Yarım bir gülüş armağan etti bana. Gözyaşları yanaklarında kurumuştu fakat çok geçmeden birkaç damlayı daha serbest bıraktı. "Özür dilerim. Dışarı çıkman için seni zorladım."

"Şşşş," dedim ona sarılırken. "Senin bir suçun yok."

Bir süre bana sarılarak yine ağladı. Rahatladığını düşündüğünde benden ayrıldı. "Demir'e haber versem iyi olur," dedi ve yavaşça ayağa kalktı. Bana tebessüm ettikten sonra odadan ayrıldı.

Bir dakika bile denmeyecek kadar bir süre sonra Demir yanıma geldi. Bakışlarımı bir anlığına bile çekmedim. Ne hissettiğini bilmek istiyordum.

"Üzgünüm," dedi itiraf ederek. "Seni orada öylece bırakmam, yanına gelmemem hataydı. Sadece çok öfkeliydim ama seni böyle görmek asla beklediğim bir şey değildi. Ben seni terk ettiğimde, öfkemden kaynaklı bunların olacağının farkına varamadım ama acı çektiğini görmek, birilerinin senin kılına bile dokunma gerçeği beni mahvetti."

Beni, yaralarıma dikkat ederek kucağına aldı. Hep bunu bekliyormuş gibi kollarımı boynuna doladım ve kokusuyla dolup taştım. Güvenli sığınağıma kavuşmuştum ve bir dileğim gerçek olmuştu.

"O bıçağı da nereden buldun?" diye sordu merakla.

"Tiazza'ya geldiğimde son paramla almıştım."

"Ah, o bıçak."

"Biliyor muydun?" diye sordum hemen şaşkınlıkla.

"Senin hakkında her şeyi biliyorum," dedi beni daha da sıkı tutarak. "Yine de bir şekilde kendini savunmuş olabilmen güzel."

"Kendimi nasıl koruyabilirim öğrenmek istiyorum. Annemi öldüren o adamı kendim öldüreceğim!"

"Bunun için yardımcı olacağıma emin olabilirsin. Ders almanı sağlayabilirim, bunun için geç bile kaldık."

"Evet, biliyorum," dedim hemen.

Ardından Demir saatine baktı. Gece on iki olmasına tam on beş dakika vardı. Beni kucağından indirip tekrar aynı yere oturttu. Ellerimi sıkıca tuttu ve bu, önemli bir anmış gibi gözlerimin içine baktı.

"Doğum günün daha geçmedi. Hediyeni verebilir miyim?" diye sordu ciddiyetle.

Tek kaşımı kaldırdım. "Nedir?"

Derin bir nefes aldı. "Sana bilmen gereken tüm gerçekleri anlatacağım."

**

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.135okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.