28. bölüm / 43
Düşünceler Cehennemi27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!
Bölümler 43Şu an: 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!
- 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
- 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
- 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
- 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
- 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
- 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
- 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
- 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
- 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
- 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
- 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
- 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
- 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
- 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
- 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
- 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
- 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
- 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
- 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
- 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
- 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
- 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
- 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
- 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
- 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
- 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
- 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
- 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime · Okuduğun bölüm
- 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
- 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
- 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
- 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
- 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
- 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
- 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
- 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
- 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
- 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
- 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
- 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
- 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
- 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
- 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Ne yazık ki yaralarıma neden olan benim kendi oklarım."
**
İnstagram-balllyazar
**
Keyifli Okumalar🥰💓
**
Bakışlarıyla beni olduğum yere sabitleyen Demir'in, hem bu kadar sakin görünüp hem de öfkeden kudurmuş halinin yaşattığı tezat durum beni endişelendiriyordu. Kapının hemen arkasındaydı ve içeri girdiğinde ortamdaki sessizliği dağıtan kapının üstündeki zil oldu.
"Merhaba," dedi mesafeli bir şekilde. Sadece ikimiz olsaydık eğer, tepkisi çok başka olabilirdi.
"Klinikte olman gerekmiyor muydu? Ahsen'e oraya gidip gitmediğini sordum ve cevabı, hayır, oldu. Gidebileceğin her yere baktım," dediğinde direkt yüzüme bakıyordu ve bu ortamda gözlerindeki siniri sadece ben görüyordum.
"Oraya gitmeden önce Kutay'ın yanına uğramak istedim," dediğimde yandan ona delici bakışlar attı. Dikkatini tekrar kendime çekmek için konuşmaya devam ettim. "Hem sen işinin olduğunu söylemedin mi? Beni neden aramaya çıkıyorsun? Nereye gidebilirim?"
"Sayende işimi yarım bıraktım," dedi öfkeyle. "Ayrıca her yere gidebilecek potansiyele sahip olduğuna bizzat şahit oldum."
Suratımı buruşturdum. Beni gıcık ediyordu ve onu delirtmek için çok iyi bir kozum vardı. Kutay yüzünden sinirlerinin bozulduğunun farkındaydım ve bunun üstüne gitmek için sabırsızlanıyordum.
"Ben yine gelirim," dedim Kutay'a bakıp gülümserken ve bunu bilerek yaptım. "Görüşürüz."
"Görüşürüz," dedi Kutay ve Demir ölümcül bakışlar atarken çok rahattı fakat Kutay hiç etkilenmiş gibi görünmüyordu. İstediğini alacak bir duruşu vardı ve bu yüzden onu içimden takdir ettim.
Demir beni kolumdan tutup çıkartırken sinirine göre oldukça nazikti. Tam arabanın yanına geldiğimizde kolumu bırakıp beni kendisine çevirdi.
"Bilerek mi yapıyorsun?" diye sordu öfkeyle bağırırken. Birkaç yüz bize çevirdi bakışlarını. Rahatsız olduğumu belli ederek etrafa bakındım ve Demir onları resmen bakışlarıyla uyardı.
"Arabaya bin!" dedi emir vererek. Dediğini anında yaptım çünkü öfkesi yüzünden etrafı görmüyor ve bağırıp çağırıyordu. Arabaya bindiğimde arabayı hızlıca çalıştırıp Tiazza'nın tepesine doğru sürdü. Eğer oraya çıkıyorsak önemli bir konuşma bizi bekliyor gibi görünüyordu.
Toprak yolda sarsılarak yukarı çıktık. Demir tepedeki açık alana arabasını park etti ve manzaraya doğru yürüdü. Aynısını yapıp peşinden gittim. Bir anda arkasını döndüğünde neredeyse yerimde sıçrayacaktım.
"Yemin ederim," dedi işaret parmağını bana doğru savururken. "O dükkanın Tiazza'da işi zaten yok ama sen kitap okumayı sevdiğin için amcamı zar zor ikna ettim ve böylelikle açıldı. Beni zorlamaya devam edersen o kitapçıyı ateşe veririm."
Kaşlarımı çattım. "Ne yaptım da seni zorladım?" diye sorarken bir şey bilmiyormuş gibi davrandım.
Sinirli bozulmuş gibi güldü ve bir sağa bir sola volta attı. Benimle konuşması için onu sessizce bekledim.
"O çocuğun," derken bir süre bekledi ve Kutay'ı küçümsermiş gibi konuştu. "Nasıl oluyor da sana dokunmasına izin veriyorsun?"
Omuz silktim. "Konuşmamızı bölmeseydin eğer, saat kaçta buluşacağımızı öğrenecektim," dedim ve kollarımı göğsümde birleştirirken ciddi göründüm.
İnanamamış gibi bana baktı. "Söylediklerimin senin için bir önemi yok sanırım?"
"Evet!"
Öylece kalakaldı ve aptal gibi göründü. Ona verdiğim değerin farkındaydı ve şimdi bu şekilde davranmak onu altüst etti. Hiç beklemiyordu ve ne diyeceğini bilememenin verdiği sessizlik Tiazza'yı bile esir almıştı.
Bakışlarını benden çekti ve kabanının cebindeki paketini çıkarıp hızlıca bir sigara yaktı. Bir süre sessiz kaldı ve ben de ona düşünmesi için zaman tanıdım. Yalan söylediğini her zaman söylemiştim ve bunu neden yaptığını hiçbir zaman anlamadım. Şimdi beni bir adamla yakınlaşırken gördüğünde tüm bu olanlara tahammül edemiyordu. Sigarasını bitirdi ve bakışlarını bir anlığına benimle buluşturdu ve bu, onu kahrediyormuş gibi hızlıca yanımdan geçip gitti. Konuşacak hiçbir şeyimizin kalmadığını ne yazık ki anladım. Bana bağırmasını, öfkesini içinde tutmak yerine bana kusmasını beklemiştim. Beni sevdiğini haykırmasını istedim ama yapmadı. Zaten yapmazdı, korkak olmaya devam edecekti. Birine değer vermek onun için katlanılamaz bir şey olmalıydı. Ne kadar sığ düşünceli olduğunu düşündüm. Ona bu kadar bağlandığım için kendime kızdım. Hislerimin hiçbirini hak etmiyordu ve ona bir şeylerin anlamını yüklemeye devam ettikçe Demir için bunlar bir ifade etmeyecekti. Sinirlerim bozuldu ve biraz zaman önce yaptığı gibi güldüm ama onunla kavga etmeyecektim. Onun gibi susacak, konuşmaya devam etmeyecektim ve böylece tükeneceğimiz anı beraber izleyecektik. Ne kadar acı diye düşündüm. İkimizde bir şeyler hissederken, sırf biri korkaklık yapıyor diye uzaklaşmak zorundaydık. Bu hayatta tek korktuğu şey, birine aşık olmak olmalıydı.
Buradan gitmek için beni bekliyordu. Arabaya döndüm ve yerimi aldım.
"Seni kliniğe bırakayım," dediğinde bir tepki vermedim. Onunla konuşmak istemiyordum ve hatta yakınında kalmayı hiç istemiyordum. Bir deli cesareti gelse bu arabadan iner, tüm yolu koşarak dönerdim fakat sonrasında Demir tarafından söylenecek onlarca sözleri dinlemeyi hiç istemiyordum. Bu yüzden beni kliniğe götürmesi için bekledim.
Arabayı sürmeye devam ederken onun olduğu tarafa hiç bakmadım. Biz artık onunla mesafeli iki insan olmalıydık. Daha doğrusu bunu o istemişti ve ben de onun isteğine karşılık vermek zorunda kalmıştım. Aramızda yaşananlardan sonra ilişkimizin bir gün süreceğine asla inanmazdım. Bana olan yaklaşımını görmüştüm. Gözlerinin içi parlamıştı ve onun kayıp parçasını tamamlamışım gibi konuşmuştu. Şimdi onunla iki yabancı gibi yan yana durmak çok garip geliyordu.
Kliniğin önüne geldiğimizde ona bir şey söylemeden arabadan indim. İki yabancı mı olmak istiyordu? Ona istediğini veriyordum.
Kliniğe doğru ilerlerken yanıma yaklaştı ve yürümemi engellemek adına kolunu önüme doğru uzattı. Artık temas etmekten bile kaçınır olmuştu. Bakışlarımı ona çevirip ne istediğini kast ederek baktım. Kolunu çekti ve karşıma geçti.
"Bana düşman olmana gerek yok," dedi ciddiyetle. Bunu söylerken rica ediyor gibi görünüyordu. "İkimize de zorluk çıkarıyorsun, yapma."
Dümdüz ona bakmayı sürdürdüm. Ağzımdan çıkacak birkaç kelimeyi sabırsızlıkla bekliyordu. "Konuşmamızı tepede bitirdiğimizi sanıyordum," dedim hissiz bir şekilde.
Kontrolünü kaybetmeden karşımda dimdik durmaya devam ediyordu. Yüzüne herhangi bir olumsuz duyguyu yerleştirmedi. Ellerini pantolonunun ceplerine gömdü ve sırtını dikleştirerek gerildi.
"Şu an konuşmak için seni tekrar bir yere götürebilirim," dedi bakışlarını gözlerime sabitleyerek. "Ve isterse günlerce sürsün, sen anlayana kadar konuşabilirim."
Çenem kitlenmiş gibi dudaklarımı aralayıp konuşamadım bile. Bu ne demekti şimdi? Yine kafa karıştırma seanslarına başlamıştık.
"Ne demek istiyorsun?" diye sorarken başımı dik tutmaya çalıştım.
"O çocukla görüşmeye devam etmeyeceksin," derken ciddi durmaya çalıştı fakat fısıldayan sesi onu ele vermeye yetmişti.
Kafamı iki yana salladım. "ELbette edeceğim. İlker'den uzak durmamı istemeni anlıyorum zaten ben de bunu yapmak için, arkamdan dönen dolapları bilmeden de sebeplerim vardı fakat Kutay için bunu istemen gereksiz."
"Bir yabancıya nasıl hemen güvenirsin?" diye sorarken sesini alçak tutmaya çalıştı fakat tehditkar tonu göz önündeydi.
Şaşkınlık içerisinde kendimi tutamadım ve sinirlerim bozulduğu için güldüm. "Sen de benim için bir yabancıydın ama çaresizlikle sana güvenmeyi seçmiştim," dedim bu sefer kaşlarımı çatarak. "Bak şimdi ne oldu? Buradayım ve beni koruduğunu söyleyen adamın gitgelleriyle uğraşıyorum."
Uzun süre sakinliğini korumaya çalışan Demir, söylediklerimi kabullenememiş olacak ki sert ve temkinli bir adımla bana yaklaştı. "Ve hayatındaki kararları da ben veriyorum. Kiminle görüşeceğine de ben karar veririm. Nereye gideceğine de ne giyeceğine de. Beni kışkırtma!"
"Sen benim kafamı karıştırıyorsun ve ben de seni kışkırtıyorum," dedim ona meydan okuyarak ve kafamı ona doğru daha da dikleştirdim. Aramızda ufacık bir mesafe kaldığında yine gizlenen duygular açığa çıktı. İkimizin mavileri birbirini buldu ve sert okyanus dalgaları etkisi yarattı fakat yaşadığımız anın ateşini bile söndürecek güçte değildi. Dudaklarımız birbirini bulsaydı eğer, sakince kıyıya varacaktık. Bir gün direnemeyip bana yenileceğini biliyordum.
"Ve kışkırtmaya devam edersen neler olacağını biliyor musun?" diye sorarken bir adım geri gitti.
Gözlerimi devirdim. "Senin saçmalıklarını daha fazla dinlemeyeceğim."
Beni tekrar durdurmaya çalıştı fakat ondan kurtulup kliniğe girdim. Danışma bölümünde duran esmer bir kızın yanına ilerledim.
"Merhaba, Ahsen nerede acaba?" diye sorarken kibar görünmeye özen gösterdim çünkü bir çift mavi göz tarafından sinir seviyem aşılmıştı.
"Eliz mi?" diye sorduğunda kafa salladım ve bir yeri işaret ettikten sonra bakışlarımı o yöne çevirdim. "Sizi bekliyordu."
Ona teşekkür edip işaret ettiği yere ilerledim. Burası bugün sakin görünüyordu ve bu hoşuma gitti. Kapıdan içeri kafamı uzattığımda bilgisayarına dalmış olan Ahsen'i gördüm. Kapıya iki kez tıklattım. Bakışları anında beni buldu ve yüzünde belli belirsiz oluşan hoşnutsuzluk beni tedirgin etti.
"Gelebilirsin," derken mesafeliydi. Ayağa kalktı ve aynı tavrıyla yan tarafta bulunan hasta yatağını gösterdi. Temkinli adımlarla yatağa ilerledim ve oturdum.
Üzerimdeki kazağı çıkarıp kolumu ona emanet ettim. Sargımı açtı ve kahverengi bir sıvı sürdü. Elinde iki alet vardı ve biriyle dikişi tutarken diğeriyle kesiyordu.
"Ahsen," dedim fısıltıyla.
"Sus lütfen," diye geçiştirdi beni. "Çalışıyorum."
Sustum ve dikkatinin dağılmaması için işini bitirmesini bekledim. Dikişleri almayı bitirdi ve tekrar pansuman yaptı.
"İki gün su değdirme," dediğinde yine yüzüme bakmadan konuşuyordu. Kazağımı giydim ve bir şey söyleyip söylemeyeceğini bekledim ama yüzüme bakma ihtiyacı bile hissetmedi.
"Ahsen," dediğim sırada uzun zaman sonra ilk kez benimle göz göze geldi. Yüzüme baktığında sabırsızca ona ne söyleyeceğimi bekliyor ve buradan defolup gitmem için kabaca bakıyordu.
"Sence de aramızdaki küslük çok uzamadı mı? Gerçekten arkadaş olduğumuzu söylemiştin ve arkadaşlar birbirlerine böyle düşman mı olmalı?" diye sordum ve bana olumlu bir şeyler söyleyeceğini umdum.
"Gerçek arkadaşlar birbirini terk etmez ama bil bakalım bunu kim yaptı?"
"Ben gerçekten çok üzgünüm," dedim kısılan sesimle. Neredeyse ağlayacaktım ama bunu onun karşısında yapmak utanç verici olmayacaktı. "Son zamanlarda hiç iyi değilim ve buradan gitmek istedim. Bunu yaparken sen aklımdaydın ama bu belirsizliklerle yaşamak o kadar zor ki..."
Daha fazla konuşamadan ağlamaya başladım. Etrafım bulanıklaştı ve onu görmekte zorlandım. Belki de bana hâlâ nefretle bakıyordu. Ardından vücudumda bir temas hissettim. Ahsen'di ve bana sarılıyordu. Merhametine yenilmiş olmalıydı. Anında karşılık verdim.
"Bir daha sakın böyle bir şey yapma. Seni anlayamadığım için ben özür dilerim ama bir şeylerin üstesinden geleceksek yanına beni de al. Her şeyin üstesinden beraber geleceğiz, tamam mı?"
Yavaşça benden ayrıldığında kafamı salladım. Gülümsemeye başladı.
"Şapşal," dedi bana peçete uzatırken. Kendimi bu sefer gülümserken buldum. Meğer Ahsen, bana ne kadar iyi geliyormuş diye düşündüm. Onun yokluğunda neşem hiç yoktu ve kendimi inanılmaz kötü hissetmiştim.
"Birer kahve içelim. Bugün buralar sakin ve bunu değerlendirelim," dediğinde dışarı çıktı ve bir sürenin ardından elinde iki fincanla geri döndü.
"Neden kimse yok?" diye sordum merakla.
"Aslında sabah biraz kalabalıktı. Oluyor bazen böyle. Neyse sen onu boşver, Demir'le aranızdakileri halledebildiniz mi?" diye sorduğunda kafamı iki yana salladım.
"Neden?"
"Bilmiyorum yani olmuyor. Kafamı karıştırıyor ve kendini adım atmamak için zor tutuyor, farkındayım. Beni başka biriyle görünce çok sinirlendi. Onunla görüşmemem için bir dizi tehdit savurdu."
"Ne?" diye bir tepki verirken neredeyse içtiği kahveyi püskürtecekti. "Biriyle görünce de ne demek? Kimle görüşüyorsun?"
Gülümsedim. "Sakin ol tabii ki böyle bir şey yok. Sadece Demir yanlış anladı. Çocuk biraz flörtöz yani saçıma dokundu ve o sırada Demir bizi gördü. Zaten beni takip ediyormuş."
"Kim?" diye sordu bu sefer. Elindeki kahveyi artık masaya bırakmıştı ve tüm dikkati bendeydi.
"Kitapçı," dediğimde gözleri yuvalarından çıkacak gibiydi.
"İnanamıyorum Eliz," derken bu cümle aslında onaylamama tepkisi değildi. "O bence hiç de flörtöz biri değil, sana ilgi duymuş besbelli. Sana kitap aldığım gün neredeyse aramızda bir duvar falan vardı. Ne güldü ne samimi bir şeyler söyledi. İşini ciddiye alan biriydi."
Kaşlarım hayretle yukarı kalktı. "Zaten Demir'in kafesinde çalışmış daha önce ve beni orada çok görmüş. Kitap okumayı o da seviyormuş ve benim de sevdiğimi öğrendiğini söyledi. Sonra da kitapçı açmış işte."
"Aman Allah'ım," dedi ve ellerini yüzüne kapattı. "Ne kadar tatlı!"
"Bilmiyorum," dedim kafam karışmış şekilde. "Evet, benimle ilgileniyor, yakışıklı ve kitap okumayı da seviyor. Dışarıdan bakıldığında benim tipim olabilir ama Demir'e hissettiklerimi ona hissedebilir miyim bilmiyorum. Kafamda kırk tane şey dönüyor. Demir beni açıkça reddetti ve çığırından çıkmaya başladı. Ona katlanamıyorum ve belki de Kutay'a bir şans veririm."
Ahsen yanıma yaklaştı ve bana sarıldı. "Acele etme, her şey zamanla düzelir. Sadece doğru anı bekle."
"Evet," dediğimde bir süre öylece kaldık. Ardından ondan ayrıldığımda danışmada gördüğüm esmer kız birkaç hastanın geldiğini söyledi.
Yavaşça ayağa kalktım ve "Ben artık gideyim, seni meşgul etmeyeyim," dediğimde Ahsen bana gülümsedi.
"Evde görüşürüz."
Odadan çıktıktan sonra kliniğe giren Altay amcayı görmeyi bekleyemiyordum ve o an aklıma gelen şeyin gayet mantıklı olduğunu biliyordum. Onun yanına yaklaşırken beni fark ettiğinde göz göze geldik.
"Eliz, nasıl oldun?" diye sordu kibarca. Nazik yaklaşımından dolayı aynı şekilde karşılık verdim.
"İyiyim Altay amca. Bugün dikişlerim alındı. Sen burada ne yapıyorsun?"
"Kendimi pek iyi hissetmiyorum. Hazır buraya gelmişken bir uğrayayım dedim."
Anlamış şekilde kafamı salladım. "Geşmiş olsun. İşin bittiğinde seninle konuşabilir miyim?"
Kaşları çatıldı. "Elbette. Bir sorun mu var?"
"Hayır," dedim hemen. "Sadece bir şey rica edeceğim."
"Tamam, işim bittiğinde ofisime geçelim. Orada daha rahat konuşuruz."
"Olur, burada bekliyorum," dedikten sonra yan taraftaki dinlenme alanına ilerledim ve Altay amcanın işinin bitmesini bekledim.
**
Altay amcanın yanından ayrıldıktan sonra içimde tuttuğum nefesi dışarı verdim. Olumlu bir cevap alacağımı hiç düşünmüyordum ama beni şaşırtarak ricamı geri çevirmemişti. Ofisten çıktıktan sonra Utku ve Demir'le kapıda karşılaştım. Neredeyse Demir'le çarpışacak olmam sinirlerimi bozdu. Beni gördüğünde kaşları çatıldı.
"Burada ne yapıyorsun?" diye sorarken anlamsızca bana bakıyordu.
"İşim vardı," diyerek geçiştirmeye çalıştım. Utku yanımızdan ayrılmanın doğru bir karar olduğunu düşünerek uzaklaştı.
"Düzgünce cevap ver Kaçak," derken sinirlenmeye başlamıştı.
"Sen de bana düzgün cevaplar vermiyorsun. İnsan deliriyor değil mi? Hem sen gizli bir şey yapacağımı mı anlıyorsun acaba çünkü ne zaman bir şey yapmaya kalksam orada oluyorsun da!" derken artık ben de sinirlenmiştim.
Tüm sabrıyla etrafı işaret etti. "Farkında mısın bilmiyorum ama Tiazza'dasın. Bu ne demek? Alıp verdiğin nefesi bile biliyorum. Seni buraya getirdiğimde herkese resmini gösterdim. Her yerden bana haberin geliyor. Bir adım uzağındayım."
Öfkeyle ona baktım. Tam bir kontrol manyağıydı. Demek ki bu yüzden benden hemen haber alıyordu.
"Ne yapıyordun burada?" diye sordu tekrar. Bu sefer daha sabırlıydı.
"Amcanla konuştum," dedim aynı sakinlikte.
Çatık olan kaşları iyice çatıldı. "Neden?"
"Bir şey rica ettim ve o da kabul etti," derken bana sabırsızca bakıyordu.
"Böyle tek tek mi cevap vereceksin Eliz? Ne ricası?" diye sorduğunda dikkatle ona baktım. Adımı söylediğine göre biraz ciddi anımıza geçmemiz gerekiyordu.
"Bundan hoşlanır mısın bilmem ama açıkçası beni ilgilendirmiyor," dedim ve kollarımı göğsümde buluşturdum. "Senin yanında kalmak istemediğimi ve bir ev istediğimi söyledim. Beni korumana ihtiyacım olmadığını ve başıma herhangi bir şey geldiğinde tüm sorumluluğu alacağıma dair bir şey imzaladım. Neden bilmiyorum. Klinikte Ahsen'in yanında çalışıp bir işe yaramak şartıyla kabul etti. Biliyorum ki burada kalmanın amacı, aslında bir iş sahibi olabilmek. Uzun lafın kısası, artık sana ihtiyacım yok. İstediğin buydu. Sen de ben de özgürüz."
Cümlelerim bittiğinde bana olan bakışları hayal kırıklığı doluydu. Duvarlarımızı yeniden örmeyi başarmıştım. İstediği buydu ve bu sefer yıkmasına izin vermeyecektim.
**
Bölüm etkileşimi
