39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR

Vaveyla Yazarı: A G

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 43Şu an: 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR
  1. 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
  2. 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
  3. 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
  4. 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
  5. 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
  6. 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
  7. 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
  8. 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
  9. 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
  10. 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
  11. 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
  12. 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
  13. 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
  14. 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
  15. 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
  16. 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
  17. 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
  18. 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
  19. 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
  20. 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
  21. 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
  22. 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
  23. 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
  24. 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
  25. 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
  26. 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
  27. 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
  28. 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
  29. 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
  30. 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
  31. 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
  32. 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
  33. 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
  34. 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
  35. 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
  36. 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
  37. 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
  38. 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
  39. 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
  40. 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime · Okuduğun bölüm
  41. 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
  42. 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
  43. 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime

Ahsen vücudumdaki sargılarımı açarken bir aynanın karşısındaydım. Her sargı açılırken derin bir nefes verdim. İyileşmiştim fakat vücudumda belli belirsiz izleri görüyordum. Bunun beni rahatsız etmesi gerekiyordu, eskiden olsa ederdi fakat şimdi kendime baktığımda karşımda güçlü bir Eliz görüyordum. Kendimi gülümserken bulduğumda Ahsen'le göz göze geldim. Ne olduğunu anlamadığı için şaşırsa da ardından bana ayak uydurdu.

"Kendini nasıl hissediyorsun?" diye sordu çekingen bir sesle. Sanki sorması gerektiği soru bu olmamalıymış gibi hissettiğine neredeyse emindim. Nasıl göründüğüm ortadaydı onun gözünde fakat ben öyle hissetmiyordum. Her zamankinden daha güçlü hissediyordum ve daha güçlü olacaktım, olmalıydım.

"Gayet iyiyim," dedim sesimi neşeli tutarak. Başta inanmak istemedi fakat duygularımın gerçekliğini gördüğünde bana inandı.

"Sana bir krem yazacağım," dedi masasına gidip bir kağıt ve kalem alırken. Kağıda birşeyler yazarken, "Sabah ve akşam kullanman gerek," dedikten sonra kağıdı bana uzattı.

"Tamam Ahsen Hanım," dedim dalga geçerek. Bana gözlerini kısarak baktı.

"Dövüş derslerine ne zaman başlayacaksın?" diye sordu kahvesinden bir yudum alırken. Ardından sandalyesinde arkaya doğru gerildi. Yorgun görünüyordu.

"Henüz belli değil. Yaralarımın durumuna göre başlayacaktım ama sanırım biraz daha zamanı var."

Ahsen kafasını salladı. "Sana söyleyeceğim zamana kadar bekle," dedikten sonra aklına bir şey gelmiş gibi doğruldu. "Ah, sana bir şey söylemeyi unuttum."

"Ne söyleyeceksin?" diye sordum tek kaşımı kaldırarak. Merak ettiğim için masasına ilerledim ve sandalyelerden birine oturdum.

"Demir bana yeni bir yardımcı vereceğini söyledi."

Tek kaşım hâlâ havada dururken "Kim?" diye sordum bu sefer.

Söyleyip söylememek arasında kaldı fakat elbet bir gün öğrenecektim. Ayrıca konusunu çoktan açmıştı ve ondan duymam daha doğruydu.

"Derin," dedi çekinerek.

Bu sefer kaşlarımın ikisi de hayretle havalandığında "Deniz'in kardeşi..."dedim zorlukla. Sesimdeki şaşkınlıktan dolayı bakışlarını benden kaçırdı. "Deniz'in kardeşi Derin mi?"

Ahsen yüzüme bakmaya devam ettiğinde gerçeği anlamak çok da zor olmamıştı. "İnanamıyorum."

"Eliz sakin ol, yani yanımda olacak olması onunla bir şeyler paylaşacağım anlamına gelmiyor."

"Sence senin yanında olmasına mı sinirleniyorum?" diye sordum sesimin yüksekliğine engel olamayarak.

Tepkim karşısında gözleri kocaman açıldı. Belki de onunla ilk kez böyle konuşuyordum. "Neden?" diye sordu derin bir nefes alarak. Ne olduğunu anlamamış gibi ellerini iki yana açtı.

"Çünkü kardeşi yüzünden neler yaşadım ve Derin bana açık bir dille karşısına çıkmamam gerektiğini söyledi..." derken dudaklarımın arasından alaylı bir hah tepkisi çıktı. "Sanki suçlu benmişim gibi, kardeşini ben öldürmüşüm gibi, tehlikeli sularda yüzen benmişim gibi. Eğer benim başıma gerçekten böyle bir şey gelseydi, ben Demir'e anında söylemiştim. Neden böyle yaptığını, neden söylemediğini biliyorum ama..."

"Neden?" diye sordu bir kez daha Ahsen sözlerimi bölerek.

"Benden kurtulmak istiyordu. Onun için bir tehdittim."

"Niye seni tehdit olarak görüyordu?"

"Çünkü..."dedim derin bir nefes alırken. Bu konu beni gerçekten yoruyordu. "Demir'i seviyordu ve bir şeylerin değişeceğini biliyordu. Ne kadar inkâr etsem de Demir'le karşılaştığım an kaderimiz belliydi. Günler geçtikçe bu benim için daha belirgin oldu ve ben bunu fark ettikçe hep itiraz ettim."

"Ah, canım arkadaşım," dedi ve oturduğu yerden kalkıp bana sarıldı. Oturduğum için arkamda kalmıştı. Kolları boğazıma dolanmıştı. "Ne kadar şey yaşadın, yaşadık değil mi? Tüm bu geçen zaman fazlasıyla zordu. Her şey bitse, tüm bu düşmanlık ve kaos gerçekten bitse ve biz dingin bir hayat yaşasak..."

Ahsen kollarını benden çekti ve tekrar yerine oturdu. "Biter mi?"

"Bitecek," dedim hemen.

"Konusu açılmışken..." dedi ve boğazını temizledi. "Senin bu intikam işlerine girmeni hiç istemiyorum. Sana bir şey olmasından korkuyorum."

"Merhaba," dedim alayla. "Demir mi konuşuyor şu anda?"

Gözlerini devirdi. "Normalde düşüncelerimin Demir'le uyuşmadığını bilirsin fakat bu konuda ona katılıyorum. Sana da bir şey olursa gerçekten kaldıramam," dediğinde ciddiyetle bana bakıyordu. Ayrıca Çağatay'dan bahsettiğini de biliyordum.

"Ahsen..." dedim onu incitmeden cümleleri özenle seçmeye çalışırken. "Bu dünyada en sevdiğim insan, babamdır. O bile beni vazgeçiremedi. Ölecek olsam bile, bunu bırakamam."

Derin bir nefes aldı. "Anlıyorum," derken sesi mutsuz geliyordu. "Sadece dikkatli ol."

Gülümsedim ve yavaşça ayağa kalktım. "Gitsem iyi olur. Anıl'la buluşacağım."

"Pratik yapmaya mı?" diye sordu.

"Evet," diyerek hızlı bir cevap verdim. "Görüşürüz, yine gelirim."

"Gel tabii."

Bir kez daha gülümsedim ve arkamı dönüp odadan çıkmak üzereyken onu gördüm. Demir'i. Yanında da Derin vardı. Baışlarımı Demir'in yüzünde gezdirdim ve fazla oyalanmış olmalıyımki, kapının önünde öylece dikilmeye başlamıştık. Derin'le göz göze bile gelmedim. Yüzümden hiçbir duygunun geçmediğine emin olarak sağa kaydım ve onları geride bıraktım.

"Siz konuşun, ben hemen geliyorum," dediğini işittim Demir'in. Belki de yanlış duymuştum, sesi biraz uzaktan gelmişti fakat çok geçmeden bileğimi nazikçe tutup önüme geçmesi doğru duyduğumu kanıtlıyordu.

"Bir sorun mu var?" diye sordu meraklı bakışlarını yüzümde gezdirerek. Gülümsedim ve bu gülümseme mutluluktan çok uzaktı. Sadece alayı içeriyordu. Bunu anlamış olacak ki, kaşları çatıldı. Bu bana sinirlendiği için değil, gerçekten anlamadığı için olmalıydı.

"Gerçekten anlamıyorum Eliz," dedi kollarını iki yana açarak. "Sorun Derin mi? Bak eğer öyleyse, buna karar veren ben değilim. Tİazza'da kalacağını söylemiş Altay amcama ve o da görev yeri olarak Ahsen'in yanını uygun görmüş. Böyle tepki vermeden önce lütfen bana sor," dedikten sonra bir adım bana doğru yaklaştı. Elini yanağıma koydu, gözlerime bakarken gözlerinin içi parlıyordu. Baş parmağıyla yanağımı okşadı. Gözlerimi kapatıp dokunuşunu hissetmek istiyordum fakat bunun yerine elini tuttum ve yavaşça indirdim.

"İstemediğin bir durum olduğunda, ona itiraz ettiğin zamanları biliyorum. O kız da kardeşi gibi, beni rahatsız eden bir şey var. Ayrıca beni açıkça tehdit etti. Karşıma çıkmanı istemiyorum dedi ve siz de onu benim arkadaşımın yanına, asistan olarak mı veriyorsunuz? Vay canına!"

Sesim istemsizce yükseliyordu. Demir sabırla gözlerini kapatıp açtı. "Seninle bir alıp veremediği yok. Kendisi de söyledi, Deniz kendi kendini bitirdi dedi. Seni suçlu bulmuyor. Onunla konuştum," diye açıklama yaptığında dudaklarımın arasından yine bir hah nidası döküldü. Alayla gülmeye devam ediyordum. Gözümüzün önündekileri reddediyordu ve bu durum beni sinirlendiriyordu.

"Ben gidiyorum!" dedim daha bir şey söylemesine müsaade etmeden.

"Nereye?" diye bağırdı arkamdan.

Arkamı dönüp geri geri yürüdüm. "Pratik yapmaya, belki asıl amacımdan sapar başkalarına da bela olurum!"

"Eliz!" diye bağırdı bir kez daha. "Daha sargılarını konuşmadım!"

Onu duymazdan gelerek yürümeye devam ettim. Sargılarımı konuşmanın hiç zamanı değildi. İzler kalmıştı, onlarla barışık olmalıydım ama onun tarafından nasıl görünüyordum şu an bunu anlamak istemiyordum. Beni çirkin bulursa kahrolurdum ve beni her halimle sevmesini istiyordum. Gerçek sevgi bu olmalıydı. Birini tüm kusurlarıyla sevmeliydik.

Ona gösterdiğim tepkinin gereksiz olup olmadığını düşündüm. Hayır, bana göre gereksiz değildi. Aramızda geçenleri biliyor olmaları gerekiyordu. Her şeyden haberdar olabiliyorlarsa, bundan da haberdar olabilirlerdi. Açıkça beni kabullenemediğini dile getiren biri, benim arkadaşımın yanına neden geliyordu? Bu beni daha fazla görmek demekti. Açıkça buraya gelme mi diyecekti? Ondan böyle bir şey duyarsam, son karşılaşmamızdaki gibi kibar olmayacağımı bilmesi gerekiyordu.

Eğitim salonunun önüne geldiğimde Anıl beni kapıda bekliyordu. Sol kolundaki saatine tırnağının ucuyla vururken "geç kaldın," dedi yapmacık bir kızgınlıkla.

"Özür dilerim hocam!" dedim hemen hazır ola geçerek. Bu hareketim onu güldürdü.

Boğazını temizledi ve iki elini birbirine vurdu. "Evet, hazır mısın?"

Başımı hızlıca ve kendimden emin bir şekilde salladım.

"Hadi içeri girelim, önce yine silahı parçalara ayırıp birleştirme yapacağız. Unutmuş olabilir misin?"

"Hayır," dedim hemen. "Uyumadan önce parçaları kafamdan ayırıp birleştirdim."

Sırıttı. "Vay canına! Gözlerim yaşardı. Huysuz olsan da çekilir bir yanın var."

Gözlerimi devirip omzuna vurduğumda yıkılır gibi yaptı ve bu hareket onu gerçekten dramatik gösterdi. Güldüm ve peşinden yürümeye devam ettim.

Odaya girdiğimizde rütubet ve barutla karışık kokuyu almam burnumu kırıştırmama sebep oldu. Sanırım benden önce birileri çalışmıştı. Anıl geçen seferden tanıdığım silahı önümdeki masaya bıraktı. Bana birazdan lazım olacak diğer malzemeleri almaya gittiğinde silahı elime aldım. Bana gösterdiği şekilde parçaları birbirinden ayırmaya koyuldum.

Silahı parçalarına ayırdım ve tekrar bir bütün haline getirdiğimde sıkıntılı bir nefes verdim çünkü bu tahmin ettiğimden fazla uzun sürmüştü. Anıl yine büyük bir sabırla beni izlemiş ve herhangi bir hatamda müdahele etmemişti. Hata yaptığımı anladığım zamanlar ona göz ucuyla bakmış olsam bile bana bir kez bile bakmamıştı.

Kenarda duran sandelyede oturuyordu ve zıplayarak ayağa kalktı. Saatine baktıktan hemen sonra "kırk beş dakika," dedi ve bu süreyi duymayı beklemiyordum. Sanki daha uzun sürmüş gibiydi.

"Bu normal mi?" diye sorduğumda şapşal bir şekilde sırıttı.

"Bir daha gece yatmadan önce parçaları aklından birleştirmeye çalışma. Bir yararı olmamış," diyerek alayla güldüğünde ona gözlerimi devirdim. "Şaka yaptım, ağız tadıyla dalga da geçemiyoruz!"

Ona inanamayarak baktığımda daha çok keyiflendi. "Evet, ciddiye dönme vakti," dedi ve ellerini birbirine vurdu. "On beş dakika erkenden bitirmen ilerlediğini gösterir. Geçen sefer bir saat sürmüştü ve eğer bugün bir saat ve üstünde yapsaydın hiçbir gelişme yok demekti."

Yüzüne dümdüz baktım. Aynısını yaptı ve biz birbirimizin suratına öylece bakarken dayanamayıp gülmeye başladığında ben de ona eşlik ettim. "Az önce ne oldu bilmiyorum ama çok komik görünüyordu." Gülmekten sırtı kamburlaştığından dolayı kendisini toparlayıp dik duruşa geçti. "Hadi asıl dersimize geçelim."

Masanın üstündeki kulaklığı ve koruyucu gözlüğü takmam için verdiğinde hemen aldım. Silahı kontrol etti ve ardından bana uzattı. "Emniyeti açık, başlayabilirsin."

Silahı elime aldım fakat şaşkın gözlerle ona baktım. "Nasıl yapacağım?"

"Göstereceğim," dedi ve hemen arkama geçti. "Biraz temas edeceğim." Beni önceden uyarması, onun küstah, deli ve korkutucu hallerine rağmen yinede kibar olduğunu gösteriyordu.

Bedeni sol tarafıma fazlasıyla yakın olsa da kendisini temkinli yaklaştırıyordu. Kollarımı öne doğru uzattı ve dirseklerimden biraz kırdı. "Bu senin doğru duruşun," dedikten sonra kollarımı hafifçe sıktı. "Kendini sıkma, rahat bırak. Elindeki silah fazla geri tepen bir silah değil fakat kendini ne kadar sıkarsan kendini o kadar kontrol edemezsin."

Söylediklerini tek tek uygulamaya koyuldum. Silahı kendimden bir parçaymış gibi düşünerek kasılmamı engellemeye çalıştım. Bacağıma dokunduğunda, "Duruşunu değiştir, heykel gibi duruyorsun. Şu an kendini eğitim salonunda gibi düşünme. Çevik olman gerekiyor, sağdan ve soldan birileri gelecekmiş gibi tetikte olman lazım." dediğinde derin bir nefes aldım. Sanki her şey fazlasıyla zor geliyormuş gibiydi.

Anıl silahın ucundaki bir noktaya dokundu. "Tam buradan," dedi elini çekmeden. "Tam buradan nişan alacaksın ve arkadaki hedefi gölgede bırakacaksın ve emin olduktan sonra, bam!"

Göz ucuyla ona baktım. Elini çekti ve ateşlememi bekledi fakat bunu yapmak benim için fazlasıyla zordu. Sanki tetiğe bassam silah kilitlenecek gibiydi. Silah bir anda elime fazlasıyla ağır gelmeye başladı.

"Yapabilirsin," dedi yan taraftan cesaret vermeye çalışarak. "Duruşunu bozma."

Bunu söylediği an duruşumu bozduğumu çoktan anlamıştım ve vücudum bir kez daha kasıldı. Tekrar derin bir nefes aldım. Söyledikleri kafamda dönerken tekrar aynı konuma gelmeye çalıştım. Kollarımı hafifçe kırdım ve gösterdiği yere odaklanıp arkadaki hedefi bakışlarımla buğulandırdım. Yapmam gereken tek şey tetiğe basmaktı.

Parmağımı hafifçe hareket ettirdim ve silahın gürültüsü kulaklarıma doldu. Kulaklık sesi biraz bastırmış olsa da bu benim irkilmeme ve bundan dolayı biraz geri itilmeme sebep oldu.

Silahı indirdim çünkü Anıl karşıya geçti ve hedef kağıdındaki bir noktayı gösteriyordu. "Kağıdı sıyırdı, olsun en azından hedefteki bir yeri vurdun."

Gülümseyerek başımı salladım. "Tekrar deneyeceğim," dedim. Anıl çekildi ve söylediklerinin hepsini tekrar yaptıktan sonra atışları yapmaya devam ettim.

Toplam iki şarjör bitirdiğimde Anıl durmamı söyledi. Onun söylemesine göre, elimdeki silah on beş artı bir şeklinde mermi kapasiteliymiş ve bu da otuz iki kurşunluk atış demekti.

Anıl hedef kağıdıyla yanıma geldiğinde kağıt üzerindeki kurşun izlerini saydı. Tam on tane vardı ve sadece bir tanesi tam hedefti. Kalan yirmi iki tanesi dışarı gitmiş demek oluyordu.

"Yani, kötünün iyisi," dedi sıratarak.

Başaramadığımı düşünerek mutsuz ifademi yüzüme takındım. Kulaklığı ve gözlüğü çıkardıktan sonra arkamdan gelen o tanıdık sesi işittim. "İlk denemeye göre başarılıydın," dedi ve arkama döndüğümde Demir'le göz göze geldim. Kapı pervazına yaslanmış beni izliyordu.

"Ne zamandır oradasın?" diye sordum toparlanmaya çalışırken.

"Bir süredir izliyorum," dedi hiç istifini bozmadan.

"Benim işim bitmiştir, ben gidiyorum." dedi Anıl ve bana göz kırptıktan sonra Demir'le selamlaşıp odadan ayrıldı.

Eşyaları yerine koymak için hareketlendim ve ben bunu yaptığımda arkamdaki hareketliliği de hissettim. Ardından çok geçmeden karnıma uzanan eller, beni kendine yasladı. Üzerimdeki askılı bluzün askısını koluma düşürdü ve omzumu tamamen açıkta bıraktı. Öpücüklerini bırakırken telaşsız ve temkinli davrandı. Muhtemelen onu tersleyeceğimi düşünmüştü fakat dokunuşuna benimde ihtiyacım vardı.

"Seni özledim," dedi iç gıdıklayan, derinden gelen bir sesle. Bir öpücük daha bıraktı. "Yüzüne bakabilir miyim?" Bir öpücük daha.

Kafamı yavaşça salladım. Karnımdaki elleri belime yerleşti ve ardından beni kendine çevirdi. Gözlerimin içine bakarken saçlarımı omzumdan geriye doğru attı. Yüzünü boynuma yaklaştırırken derin bir nefes aldım. Beni kendine daha fazla yaklaştırırken dengemi kaybedip koluna sıkıca tutundum. Bu hareketim onu daha da cesaretlendirdi ve bu sefer sırtımı arkadaki dolaba yaslayıp bedenini bana doğru bastırdı.

Boynuma birkaç kez öpücük bıraktı ve bunu yaparken derin nefesler aldı. Beni hem öpüyor hem kokluyordu. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Bununla nasıl baş edeceğimi bilmiyordum. Aramızdaki boy farkından kaynaklı sırtını gereğinden fazla eğmek zorunda kaldı ve bir süre sonra bununla devam edemeyeceğini anladığında beni yukarı kaldırdı. Hem de altımdaki eteğe aldırış etmeden. Kim eğitime etekle gelirdi ki?

Şimdi yüzümüz aynı hizadaydı. Derin nefesler almaya başladım ve ben bunu yaparken o, dudaklarıma dikkatle bakıyordu. Ardından bakışları tekrar gözlerime tırmandı. Bakışlarından onlarca duygu geçiyordu ve bunları görmek beni çileden çıkarıyordu.

Bakışlarım dudaklarına kaydı çünkü sırıtıyordu ve bu beni bozguna uğrattı. O sırıtışı şimdi görmesem daha iyi olacaktı. Hınzırca bir sırıtıştı. Yüzü yüzüme iyice yaklaştı ve dudaklarımızın arasında bir karış mesafe kaldı. Bana adeta işkence ediyordu.

"Seni istiyorum," dedi dudaklarımın üstüne doğru. Onu öpmemek için kendimle resmen savaştım. "O kadar yanlış bir yerdeyiz ki güzelim..."

Bir şey söylemeye hazırlandım fakat beni konuşturmadı ve dudaklarımızı büyük bir açlıkla birleştirdi. Sanki beni kaybetmişti ve yeniden bulmuştu. Öpüşündeki arzuyu hissediyordum. Ona daha sıkı tutundum. Ben bunu yaptıkça o da öpüşünü derinleştirdi. Elleri vücudumun her zerresinde gezindi. Dudağımdan çıkan birkaç iniltiye engel olamadım.

"Dur!" dedim en sonunda öpücüklerinin arasından. Dudaklarımdan zar zor ayrılırken gözlerimin içine baktı ve beni sorgular gibiydi.

"Yanlış bir yerdeyiz," dedim sakince. Nefesimi düzene sokmaya çalıştım. Bakışları değiştiğinde, "İnan, seni sabaha kadar durmadan öpebilirim ama burada değil." diye itiraf ettim. Bana yine aynı hınzır sırıtışı yolladı bu kez de.

"Bu söylediğini unutmayacağım," dedi ve beni yere bıraktı. Üzerime hemen çeki düzen verdim.

Birlikte odadan çıkmak üzereyken beni tekrar durdurdu. Bakışlarım onu bulduğunda merakla yüzüne baktım. Bir şeyler söylemeye hazırlanıyordu.

"Tiazza'dan kaçalım mı?" diye sordu sırıtarak. "Seninle dışarıda yemek yemek istiyorum."

Gülümsedim. "Ben de isterim," diye itiraf ettim. "Üstümü değiştirmeme gerek var mı?"

Kafasını iki yana salladı. "Gerek yok, hadi gidelim."

Elimi sıkıca kavradı ve beni dışarıya doğru yönlendirdi. O sırada içeriye çalışmak için giren birkaç kişiyle karşılaştık. Gözlerim kocaman açıldı ve Demir'e baktığımda yine muzip bir şekilde sırıtıyordu. Fazlasıyla keyif alıyordu. İçeriye giren kişiler bize selam verdiler ve ardından oradan çıktık.

"Biraz daha geç kalsak..." derken cümlemin devamını getiremedim. Yüzümdeki ifade komik olacak ki, Demir keyifle bir kahkaha patlattı.

"Hoşuna gidiyor değil mi?" diye sordum öfkelenmiş gibi yaparak.

Umrunda bile olmadı ve daha fazla güldü. "Hem de nasıl, bir bilsen."

Ona kaşlarımı çattım ve arabaya bindim. Kollarımı göğsümde birleştirdim ve gitmeyi bekledim.Demir arabaya bindikten sonra kafasını omzuna yatırıp bana baktı. Ona yandan bir bakış attığımda yanağıma uzun bir öpücük bıraktı. Gülümsedim. Karşısında çocuklaşmayı seviyordum.

Demir arabayı çalıştırdı ve Tiazza'dan çıkmak üzere ilerledik. Nereye gideceğimizi merak etsem de sormadım. Acaba sahile mi gidecektik? O insanları özlemiştim ama artık orası bizim için güvenli gelmiyordu. Zeren'in eski kocası bize saldırı düzenlemişti ve o günden sonra sessizliğe büründü. Karşı taraftaki bu sessizlik beni endişelendiriyordu.

Tiazza'ya yakın bir restoranın önünde arabasını park etti. Buranın önünden birçok kez geçmiştik fakat ilk kez geliyorduk. Arabadan inmek üzereyken elimi tuttuğunda bedenimi ona çevirdi.

"Bekle," dedi sırıtarak. "Her şeyi usulüne göre yapacağız."

Ardından hızla arabasından indikten sonra arabanın etrafından geçerek benim oturduğum tarafa ulaştı. Kapıyı açarken sırıtıyordu ve elini inmem için hareket ettirirken bir centilmen gibi davranmaya çalışıyordu.

Kendimi gülümserken buldum. Bu halleri çok komiğime gidiyordu. Kolunu dirseğinden kırdı ve elini bedenine yerleştirdi. Koluna girmem için işaret verirken aynı tavrını korumaya çalışıyordu. Dediğini yaptım ve birlikte restorandan içeri girdik. İçerisi çok kalabalık değildi fakat yine de içerisi boş denmeyecek kadar insan vardı. Bir görevli yanımıza geldi ve bize uygun bir masayı önerdikten hemen sonra siparişlerimizi alıp yanımızdan ayrıldı. Etrafa baktım ve genelde masalarda çocukların da bulunduğu aileler gördüm. İki kişi olarak gelen çok az kişi vardı.

"Sanırım buraya aileler daha çok geliyor," dedim etraftan bakışlarımı çekip Demir'e baktığımda.

"Evet, biraz öyle," dedi ve aklına bir şey gelmiş gibi gülümsedi. "Sen de benim ailemsin, resmi olarak olmasa da kalbimdeki yerin bu."

Bakışlarımı yüzünde gezdirdim. Sözleri beni etkisi altına almıştı. Düşündüğümde, ablasından başka kimsesi yoktu. Amcası vardı ama aralarının zaten iyi olmadığını biliyordum. Kuzeni olarak İlker vardı ve onunla da iyi bir ilişkisi yoktu. Demir'in hayatında ablasından, güvendiği arkadaşlarından ve benden başka kimse yoktu. Ha bir de sahildeki aileyi kendi ailesi gibi sayıyordu. Tüm bunları bilmiyor olsam bile, yine onun ailesinden biri olmak isterdim.

"Hem Vuralkan soyadı sana çok yakışır," dedi göz kırparak. Masanın üstünden elime ulaştı ve nazikçe tuttu. Böyle haylaz tavırları beni fazlasıyla utandırıyordu. Etrafımız kalabalıktı, elbette bizi biri duymazdı ama sanki gerçekten duymuşlar gibi yüzüm kızarıyordu. Bu durumu bildiği için üstüme geldiğinin farkındaydım.

"Bunu benim evimde," dedim meydan okurmuş gibi. "Babamla karşılıklı kahve içerken tekrar söyle olur mu? Tepkisini merak ediyorum."

Bir anda yüz ifadesi değiştiğinde kahkahamı engelleyemedim. Tam o sırada garson geldi ve yemeklerimizi servis etti. Böylelikle konu dağılmış oldu fakat söylediğim sözler Demir'i kuşkulandırmış olacak ki konuşmaya devam etti.

"Söylerim bu arada," dedi ciddi bir şekilde. Bakışlarımı ona çevirdiğimde yüzünde ciddi ifadesinden çok uzak bir ifade vardı. Kendisiyle çelişiyordu ve çok komik görünüyordu.

"Ah! Eminim söylersin tabii."

Tam o sırada bir şeyler söyledi ama onu duyumadım çünkü bir anda kalkıp giden iki farklı masadaki aileler dikkatimi dağıtmıştı. Her iki tarafta telaşlı görünüyordu.

Bakışlarım Demir'i bulduğunda benden cevap bekleyen gözlerle bana bakıyordu. "Özür dilerim, ne dedin?"

"Beni dinlemiyor musun?"

Elim saçıma gitti. Rahatsız şekilde hafifçe kafa derimi kaşıdım. "Dinliyorum, aklıma bir şey geldiği için söylediklerini kaçırdım."

Hafifçe gülümsediğinde tekrar bir şeyler söylemeye başladı fakat yine aynı senaryo yaşandı. Demir'in tüm dikkati bendeydi. Etraftaki hiçbir şeyi görmeyecek kadar kör olmuştu fakat ben görüyordum. O anın içindeydim, dikkatim dağılmıştı bir kere ve bunu görememek kaçınılmaz olmuştu.

Demir yavaşça elimi tuttuğunda ona korkuyla baktım. Bakışlarımdan anlamış olacak ki o da endişelenmeye başladı. Son masadaki insanlar da restoranı terk ederken Demir'in endişesi kelimelere büründü. "İyi misin? Neyin var senin?"

Yavaşça yutkundum. "Bir terslik var," dedim etrafa bakarken. Benimle birlikte bakışlarını çevirirken dudakları şaşkınlıkla aralandı. Koskoca restoranda sadece ikimiz kalmıştık ve bunu yeni fark etmiş olduğuna anlam veremiyordu. Ardından bakışları arkamdaki bir noktaya odaklandı ve hızla ayaklanıp silahına ulaşmak isterken tanıdık olduğum o patlamayı duydum. Ağzımdan bir çığlık kaçarken eş zamanlı olarak Demir'i yerde buldum. Omzundan vurulmuştu ve hepsi kısa bir zaman diliminde gerçekleşmişti. Hemen üstüne atıldım, iyi olup olmadığını anlamam gerekiyordu. Sık sık nefeslerini alırken silahıyla karşı tarafa ateş açıyordu fakat başarılı olamadı.

Adamın biri beni yerden kaldırdı ve sıkıca tuttu. Ard arda çığlıklarımı atarken olduğum yerde tepindim ve elinden kurtulmaya çalıştım. Kurtulsam bile yine yakalanırdım. Etrafımda neredeyse on kişi vardı. Bir tanesi Demir'e yaklaştı. Söz sahibinin o olduğunu düşündüm.

Namluyu Demir'in alnına yasladığında tekrar çığlığı bastım. "Hayır," dedim çığlıklarımın arasında. "Lütfen yapma!"

Yalvarmak ne kadar acizdi ama onun için her şeyi yapabilirdim. Onu kaybedemezdim, şimdi olmazdı.

"Biri şunu sustursun, kulağımı tırmalıyor," dedi adam bana suratını buruştururken. Eş zamanlı olarak biri ağzımı bir bez parçasıyla kapattı. Çığlıklarım boğuk çıkıyordu, kendi sesimde boğuluyordum.

"Patronumun selamı var," dedi aynı adam. Ardından kahkahayı bastı. "Tabii ki de sana kim olduğunu söylemeyeceğim."

Boğazını temizledi ve devam etti. "Özellikle seni öldürmememi söyledi, seninle ilgili planları var sanırım. Ne kadar iyi bir adam."

"O piç kurusu her kimse..." dedi Demir zar zor konuşarak. "Benimde ona selamımı söyle. Bir bakmışsın karşısına çıkmışım ve çığlık atamadan öldürmüşüm. Ben de böyle kötü bir adamım!"

Adam güldü ama keyiften çok uzak bir gülümsemeydi. Öfkeyi barındırıyordu. Demir'e arkasını döndüğünde tavana bakarken ve aynı gülüşü sergilerken dudaklarını yaladı. Ardında hızlıca Demir'e döndü ve tekmelerini onun yüzüne geçirdi. Öne doğru atıldım ve bir anlığına beni tutan adamdan ayrılacak gibi oldum fakat beni yakaladı ve daha sıkı tuttu. Bağırışlarım kimseye ulaşmıyordu. Sanki kendimi sadece ben duyuyordum. Demir'in beni duymasını istiyordum. Onu sevdiğimi söylemek istiyordum, yeteri kadar söyleyememiştim.

"Hadi," dedi aynı adam ayağa kalkarken. "Burada işimiz bitti."

Adamın sırtıyla bakışıyordum. Bana doğru döndüğünde yüzünü hafızama kazıdım. Sevdiğim adamın canını yaktığı için onunla da artık bir hesaplaşmamız vardı.

Beni tutan adamlar, beni restoranın dışına sürüklerken başımı korkuyla Demir'e çevirdim. Onu görünce gözlerimden akan yaşlara yenileri eklendi. Yüzü kanlar içinde yerde yatıyordu...

**

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.158okunma 12beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.