23. bölüm / 43
Düşünceler Cehennemi22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ
Bölümler 43Şu an: 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ
- 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
- 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
- 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
- 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
- 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
- 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
- 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
- 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
- 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
- 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
- 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
- 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
- 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
- 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
- 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
- 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
- 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
- 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
- 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
- 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
- 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
- 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
- 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
- 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
- 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
- 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
- 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
- 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
- 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
- 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
- 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
- 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
- 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
- 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
- 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
- 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
- 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
- 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
- 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
- 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
- 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime
- 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Sana ait olan, seni bulur."
~
Demir'in öpüşüne karşılık verdim. Sanki bunca zamandır içimde susturduğum şeyi dışarı vurmayı istemek gibiydi. Sonsuz açlığa sahipmişim ve bu, onun dudaklarını öptüğümde geçecekmiş gibi bir histi. Belki daha fazla betimleyebilirdim bunu fakat her hissi dışa vurabilecek sözcükler bir yere kadar yetebiliyordu. Onu öpmek işte böyle bir şeydi benim için.
Soğuk havaya ve içinde bulunduğumuz gölün buz gibi olmasına rağmen, bu ikimizi de etkilemedi. Nefeslerimiz birbirine karışmıştı ve ağzının içi sıcacıktı. Belimi farklı aralıklarla kavrıyor ve bunu yapmadığı zamanlar, avucuyla ensemi tutup beni dudaklarına bastırıyordu. Suyun içinde beni sürekli hareket ettirip iyice kendi vücuduna yapıştırıyordu. Şu anda bu gölde değil de eğer farklı bir yerde olsaydık, kafamda oluşan sahneyi net bir şekilde canlandıracaktık. İşte tüm bu olanlar, bu soğuk havada gayet de ısınmama yetiyordu.
Dudaklarımdan zorlukla ayrıldı. Gözlerimin içine büyük bir açlıkla bakıyordu. Nefes nefeseydi ve bir süre sonra alnını, alnıma yaslayıp gözlerini kapattı. Sanki istediği bir şeyi başarmış gibi huzurlu görünüyordu. Yanağımı elinin tersiyle okşarken biri için değerli olma hissini, ulaşamamak için kaldırdığım yüksek raflardan geri indirdim. Bana uzun süredir uzak gelen bu duyguyu tekrar hissedebilmek gülümsememe sebep oldu. Bir erkek tarafından sevilmenin nasıl bir şey olduğunu artık hissedemeyeceğimi sanmıştım.
Bakışlarını yüzüme sabitledi ve gözlerindeki binbir hisle bana baktı. Ona gerçekten içten olduğunu bildiğim bir gülümsemeyi sundum. Yanaklarımı okşamaya devam etti ve bir şeyler söylemek için dudaklarını araladı.
"Bunca zamandır nerelerdeydin?" diye sorarken, sanki bugüne kadar geçirdiği tüm zamanların anlamsız olduğunu söylüyor gibiydi.
Yine bir gülümseme. Sanırım buna alışsam iyi olacaktı.
"Biraz geç kaldım," dedim mırıldanarak. "İşte buradayım."
Bir anda kaşlarını çattı. "Bir daha sakın bunu yapma! Göle girdiğini görmeyeceğim."
Uslu bir çocuk gibi başımı salladım. Bir anda beni kucağına aldı.
"Şu hâlimize bak. İkimizi de hasta edeceksin!" derken korkutucu görünüyordu fakat Demir'e bunu bir ara açıklamak zorundaydım. Artık beni endişelendirmiyordu.
"Beni öperken keyfin yerinde görünüyordu."
Gözlerini kısarak bana ölümcül bakışlar gönderdi. Kafamı yukarı kaldırıp kahkaha attım. Sevgi, bir insanı hayatta tutabilecek güçlü bir duyguydu ve buna tüm benliğimle sarılacaktım. Demir, savaşmak için bana büyük neden vereceğini söylemişti. Sözünün eriydi.
Beni gölden çıkardıktan sonra banka oturttu.
"Burada bekle, hemen geliyorum."
Söylediğini yaparken göle çevirdim bakışlarımı. Buranın manzarasını her zaman beğendiğimi söylemiştim. Şimdi benim için anlamı daha da büyüktü. İçimizde tuttuğumuz tüm duyguların dışarıya vurumu biraz gürültülü olmuştu. Her zaman inkar etsem de derinlerde yatan kuvvetli çekimi hissetmiştim. Bir zaman sonra göz ardı edilemeyecek boyuta gelmişti ve olan olmuştu. Asla pişman değildim. Birine bağlanmayı her zaman sevmiştim. Sonu kötü bittiğinde biraz yıkıcı olabiliyordu tabii ama bu sefer elimden gelen her şeyi yapacaktım.
Demir bedenimi bir battaniyeyle sardı. Psikolojik olarak hemen ısındım. Şu ana kadar titrememi düşüncelerimle durdurmaya çalışmıştım.
"Hadi gidelim."
Arabaya doğru sessizce yürüdük. Bana bu battaniyeyi getirdiği için ona minnettardım.
Islak kıyafetlerimize rağmen arabaya bindik. Bunu dert ediyor gibi görünmüyordu. Zaten başka bir seçeneğimiz yoktu.
Ona yandan bir bakış attım. Her zamanki o düşünceli halinden eser yoktu. Sanki tüm o tavrı gitmişti. Yüzünde neredeyse bir tebessüm oluşacakmış gibi bir ifade vardı. Gülümsemeden edemedim.
Kısa bir süre sonra evin önündeydik. Üstümdeki battaniyeyi sıkıca kavrayarak arabadan indim. Kendimi olduğumdan daha ağır hissediyordum. Eve girip üst kata çıktım. Bir süre sonra merdivenden gelişini ayak seslerinden anladım. Odama girdim ve banyoya ilerledim. Battaniyeyi kendimden ayırmak biraz zor olmuştu. Demir peşimden banyoya girdiğinde ona bakakaldım.
"Ne yapıyorsun?"
Birkaç adımda yanıma ulaştı ve kazağımın iki ucundan tutup çıkardı. "Demir..." Ellerimi bedenime sardım. Parmakları pantolonumun düğmesine iliştiğinde eline yapıştım. "Hey! Durur musun lütfen?"
Kafasını yüzümün soluna doğru yaklaştırıp dudaklarını kulak mememe kadar değdirdikten sonra fısıldadı. "Sadece seni temizleyeceğim. İç çamaşırlarına dokunmayacağım," dedi tüyler ürpertici sesiyle. Titredim ve yanaklarımın kızarmasına engel olamadım.
Bakışlarını bana sabitledi. Onayımı bekliyordu. Hafifçe kafamı salladım. Ellerini at kuyruğu yaptığım saçıma götürdü. Tokamı çıkardı ve hemen bileğine taktı. Bu hareketi, beni lise yıllarıma götürdü. Sırıtmama engel oldum ve ciddi kaldım. Ellerini usulca pantolonuma ulaştı. Beni soyarken tüm nefesimi tutmuştum ve patlamak üzereydim. Aniden yanımdan ayrıldı. Duşa kabinin içine girdi ve sıcak suyu ayarlamaya çalıştı. Su tepesinden sıçrayarak vücudunu daha çok ıslatıyordu fakat o geri çekilmiyordu. Su istediği sıcaklığa gelmiş olacak ki, duşa kabinden çıktı ve üzerindekileri çıkarmaya başladı.
"Ne yapıyorsun?" diye sordum endişeyle. Sesim gereğinden yüksek çıkmıştı.
"Ne mi yapıyorum?" Sırıttı. "Ne yaptığımı görüyor olmalısın."
Şaşkınlıkla ona baktım. "Ee-ee görüyorum evet de, neden soyunuyorsun?"
Daha çok sırıttı. Sadece iç çamaşırıyla kalıp bana doğru ilerlemeye başladığında ondan başka tarafa bakmam gerekti.
Karşıma dikildiğinde çenemden tuttu ve kendisine bakmaya zorladı. Gözlerimi onun gözlerinden başka tarafa kaydırmamaya özen gösterdim çünkü onu uzaktan izlediğimde, ne kadar etkileyici bir vücuda sahip olduğunu görecek kadar vaktim olmuştu. O kasları yapmak için çok çalışmış olmalıydı.
"Bu doğru gelmiyor," diye itiraf ettim. Bakışları ciddileşti. Artık sırıtmıyordu.
"Ne demek istiyorsun?"
Evet, bu anı bozuyordum fakat hiç rahat değildim. Başka şeyler düşünüyordum ve kafam patlamak üzereydi.
"Zeze...yani o adamların elinde ve ben onun için çok endiş...-" Bir anda sözlerim yarıda kesildi çünkü bana sarılmıştı. Sıkı sıkı sarılmasına karşılık vermem biraz uzun sürmüştü. Tenlerimiz birbirine değiyordu ve onun kollarının arasında erimem an meselesiydi.
"Uzun süredir konuşamadığımız için bilmiyorsun tabi," diyerek konuya girdiğinde benden ayrıldı. "Altay amcam olaya dahil oldu. En başından beri yapması gerekeni yaptı. Cihat amcamdan sana bahsetmiş olmam gerek. Savcı olan. Onların bölgesine ekip göndermiş anlaşma yapmak için. Ablam dönecek merak etme."
Elimi kalbime götürdüm. "Şükürler olsun."
"Hadi temizlenelim."
Elimi tuttu ve beni duşa kabine götürdü. Suyun altına girdikten sonra ona baktım. Bakışlarımı anında yakaladı.
"Ne oldu?" diye sorarken eğlenir gibi görünüyordu.
"Yine de doğru gelmiyor." Kafasını arkaya atarak güldü ve ardından saçlarımı şampuanladı.
"Seni dudaklarından öptüm. Hem de sıradan olmayan şekilde ve bunu yaptığım biriyle duş alıyor olmak gayet normal."
Kaşlarımı havaya kaldırıp imalı bir şekilde kafamı salladım. Çok açıklayıcı olmuştu.
Saçlarımı iyice köpürttükten sonra duruladı ve daha sonra tüm vücudumu lifledi. Bu fazlasıyla garip hissettiriyordu.
"Sen de benim saçımı şampuanla."
"Sen benden oldukça uzunsun. Sana yetişmeye çalışırken kayıp düşerim. Kendin yap."
"Dur sana yardımcı olayım," dedikten sonra dizlerinin üstüne çöktü ve yüzü karnımla aynı hizaya geldi. Kafamı yavaşça aşağıya eğdiğimde bana sırıtarak bakıyordu. Onu her zaman sert ve asi biri zannediyordum. Bu durum, meğerse bana karşı takınmak zorunda olduğu bir tavırdı. Şu anda, bu banyoda yarı çıplak bir şekilde onunla duş alıyor olmak gerçeklikten çok uzaktı.
Nefesi karnımın hemen üstündeydi. Tüm bu sergilediği davranışlar tahrik olmama yetiyordu. Nabzımı bu denli değiştireceğine ihtimal dahi vermezdim. Ne de olsa ben ondan hep nefret edeceğimi zannediyordum.
Saçlarını şampuanladım ve onu temizlenene kadar yıkadım ama liflemeyi kesinlikle reddettim. Benimle çok fazla uğraştığını bildiğinden üstelemedi neyse ki.
Banyodan, sudan buruşmuş tenimle birlikte çıktım. Rahatlamıştım ve güzel bir uykuya ihtiyacım vardı.
Beline sardığı havluyla birlikte banyodan çıktıktan sonra karşımda dururken onu seyretmeden kendimi alıkoyamadım. Çok fazla baktığımı hissetmenin hemen ardından kendimi toparladım.
"Biraz uyusam iyi olur," dedim bakışlarımla ricada bulunurken.
Kafasını salladı. "Benim zaten biraz işim var. Sen güzelce dinlen. İşim bittiğinde birlikte yemek yemeye çıkarız olur mu?"
Gülümsedim. "Elbette."
"O hâlde görüşürüz," dedikten sonra ona el salladım ve Demir odadan çıktığında kapıyı kilitledim. Dolabımdan pijama ve iç çamaşırı takımı aldım. Bu ıslak çamaşırdan artık kurtulmalıydım. Rahatsız etmeye başlamıştı. Üstümü giyindim, saçlarımı taradım ve kuruttum. Artık uyumak için hiçbir engel kalmamıştı. Yumuşacık yatağıma girdim ve gözlerimi kapattım.
~
Pudra pembesi bir elbiseyi dolaptan aldım. Satendi ve elbisenin omuzdaki ipleri ince taştandı. Belinde birkaç drape vardı ve sağ bacak kısmında derin bir yırtmacı vardı. Ayağıma gümüş ince bantlı bir ayakkabı seçtim. Demir'le dışarı çıkacağım için çok heyecanlıydım ve bunun için hazırlanmak keyif vericiydi. Bu elbiseleri veya odadaki herhangi bir eşyayı hiçbir zaman benimsememiştim ve kıyafetlerin her birini Deniz'in seçmiş olması durumunu midem kaldırmıyordu. Hepsini özenle ve hevesle seçmişti ve şimdi benim düşmanlarım yüzünden ölüydü. Bu durum çok rahatsız ediciydi. Bir şeyler yapmam gerekiyordu. Bütün dolabı baştan değiştirmek gibi. Demir'le konuşsam iyi olurdu.
Abartısız bir makyaj yaptım ve saçlarımın bir kısmını yukarıdan toplayıp kalan saçlarımı dalgalandırdım. Kendimi beğenmiştim.
Dolabımdan kabanımı alırken odamın kapısı birkaç kez tıklatıldı ve ardından açıldı. Demir'i gördüğümde gülümsedim.
"Merhaba."
"Merhaba," dedi memnuniyetle. Gözleri vücudumda oyalanıyordu. "Açık konuşmak gerekirse, Tiazza içinde çok da lüks olmayan bir yerde yemek yeriz diye düşünüyordum. Sana ayrıntı geçmediğim için üzgünüm ama bu güzelliği heba etmek istemem."
Tekrar gülümsedim ve ona doğru ilerledim. "Nereye gidiyoruz o zaman?" diye sordum odadan çıkmadan biraz önce.
Beni belimden tutup yönlendirdi. "Düşünüyorum, aklımda birkaç yer var elbette," dediğinde gerçekten düşünceli görünüyordu.
Kısa bir sürenin ardından arabasındaydık. O arabayı Tiazza'nın dışına doğru ilerletirken ben de onunla bulunduğum bu anın içine daldım. Nasıl kısa bir süre içerisinde bu kadar yakın hâle gelebildik, bunu düşünüyordum. Sanki onu yıllardır tanıyor gibiydim. Onda şeytan tüyü falan olmalıydı. Yoksa ki, nefret ettiğim birine sevgiyle bağlanmak benim davranışlarım içinde görünen bir şey değildi.
Denize karşı manzarası olan bir restoranın önünde durduğumuzda buranın ne kadar tanıdık olduğunu fark ettim. Arabadan indim ve Demir'e baktım.
"Biraz tanıdık geliyor," diye itiraf ettiğimde bana doğru ilerledi. Kolunu bana attığında kendimi onun yanında küçücük hissettim.
"Seninle gittiğimiz kafeye çok yakın burası. Suna teyzeyle Çetin amcanın."
Onları hatırlamanın verdiği üzüntüyle hemen duraksadım. "Onlara açıklama yapman gerekiyor."
Ellerini omuzlarıma yerleştirdi ve bana şefkatle baktı. "Çoktan hallettim."
"Peki ablan? Neden gelmiyor? Utku yok, Ahsen yok. Herkes nerede?"
"Yarın herkes geliyor. Zeze biraz kafa dağıtmak istemiş, biraz uzaklaşmak iyi gelmiştir. Amcam yarın getirecek onu. Herkes iyi merak etme ve şimdi bize odaklanalım tamam mı?" dedikten sonra kafamı yavaşça salladım. Beni kendine usulca çekti ve sıkıca sarıldı. Nefesimi kesmeye yetecek güçtendi.
"Hadi içeri girelim," dedi ve elimi eline kenetledi. İçim ürperdi. Sanırım onun teması beni hep gafil avlayacaktı.
İçeri girdikten sonra kabanlarımızı bizden aldılar. Bir görevli yanımıza geldi ve Demir'i selamladı.
"Merhaba, rezervasyon yaptırmadım ama..." deyip sözlerine devam edeceği sırada görevli onun cümlesini yarıda kesti.
"Demir Bey, sizin için her zaman bir yerimiz vardır efendim. Şöyle buyurun," derken bir masayı gösterdi. Tam da cam kenarıydı. Masamıza geçtik ve Demir yemeğimi sipariş etti.
"Her zaman nasıl böyle saygı görüyorsun?"
Sorum karşısında inci gibi dişlerini göstererek sırıttı. "Bu bölgede çoğu kişiye yardımımız dokunmuştur."
"Ne gibi yardımlar?"
Birden, çok önemli bir iş yapıyormuş gibi ciddileşti. Konuyu açtığım için pişman oldum.
"Para, karşılıklı yardımlar vs. birkaç farklı şey. Seninle Tiazza'da dönen işleri konuşmayı sevmiyorum," diye söylendiğinde suratımı buruşturdum ve daha fazla uzatmadan başka bir konuyu girdim.
"Sana bir şey soracağım."
Uzatmadığım için minnetle bakıyordu ve beni dinlediğini göstermek amaçlı bakışlarını yüzümden çekmiyordu.
"Seninle ilk tanıştığımız gecenin öncesinde beni tanıyor muydun?"
Birkaç saniye bekledi. Bakışları adeta bana cevap vermek istemediğini söylüyordu. Tam o sırada garson geldi ve sohbetimiz yarıda kesildi. Yemeği bahane edip cevap vermeyeceğini düşünüyordum.
Garsonun masamızdan ayrılışından sonra bakışlarımı ona çevirdim. Göz göze gelmiştik.
"Evet," diye itiraf ettiğinde şaşırdım.
"Nereden tanıyordun?"
"İlker'le resmini görmüştüm. Nişanlanacağı kızı merak etmiştim ve seni ona hiçbir zaman yakıştırmadım. Çok masum görünüyordun ve İlker..." dedikten sonra sustu ve devam edip etmeme konusunda kararsızdı fakat cümlesini bitirdi. "O senin tanıdığın gibi biri değil ama beni her anında görüyorsun. Benim bölgemdesin ve beni tanımana izin veriyorum."
"Seni tanımak ayrıcalık mı?" diye sordum kendimden emin bir şekilde. Kendimize özel atışmamızı yine yapıyorduk."
"Evet."
Sırıttı ve bu gözlerimi devirmeme neden oldu.
"O zaman nişanımda yoktun?"
"Evet, yoktum."
Onun görmeyeceğine emin olarak rahatça nefes verdim. İlker beni nişanda terk ettiği için saatlerce masada ağlamıştım ve bunu görmesini hiç istemezdim. Bir anda aklıma İlker'in, Demir'le olan ilişkimi duyduğunda ne tepki vereceğini düşündüm fakat sonra umursamadım çünkü bu bizim için kaçınılmaz olacaktı.
Ardından keyifle yemeğimi yedim. Gerçekten çok lezzetliydi ve yediğim et tam istediğim şekilde pişmiş ve baharatlandırılmıştı. Beni bir gün tekrar buraya getirmesini kesinlikle isteyecektim.
Yemeğimiz bitince, Suna teyzeyle Çetin amcanın oğullarının yaşıyor olması, yaptığı kötü şeyleri Demir'in onlara anlatması ve ne tepki verdikleri hakkında aramızda uzun bir konuşma geçti. Ailesi tahmin ettiğim gibi yıkılmıştı çünkü çok kötü şeyler yapmıştı. Demir'e hiç kızmamışlar ve onu hâlâ öz oğulları gibi sevdiklerini söylemişler. Buna çok sevinmiştim çünkü aslında Demir'in de ben gibi ailesi yoktu. Sohbetimiz bittikten sonra Demir hesabı ödemeye gitti ve ben de kabanımı almak üzere çıkışa ilerledim. Görevli kabanımı getirdikten sonra giydim ve Demir'in gelmesini bekledim. Kısa bir sürenin ardından yanıma ulaştı ve kabanını giyip beni çıkışa ilerletti. Dışarı çıktığımızda soğuk hava etrafımızı sardı.
"Acele edelim," dedi Demir beni hızlıca arabaya yönlendirirken. Kabanım hariç, üzerimde incecik kıyafetlerim vardı ve muhtemelen hasta olacaktım çünkü soğuk havaya rağmen göle de girmiştim. Yemeğin sonlarına doğru kendimi iyi hissetmemeye başlamıştım.
Arabaya bindikten sonra Demir tekrar Tiazza'ya dönmek için arabayı çalıştırdı. Onunla önceki hayatımda tanışmış olsaydım ve eğer o, bu karanlık hayatın içinde olmasa nasıl bir ilişkimiz olurdu diye düşünmeden edemedim. Bulunduğum yere ne kadar alışsam da oraya ait değildim. Aslında önceki hayatıma da ait değildim ve ait olmadığım yerlere alışmayı çok iyi becerebildiğimi öğrenmiştim. Bunu yaparken hiçbir sorun yokmuş gibi görünüyordu fakat arka planında çok fazla üzüntü taşıyordu. Şimdiki hâlime bürünmek biraz ıstıraplı olmuştu. Kırılgan bünyeme göre iyi idare etmiştim.
"İyi misin?" diye sorduğunda düşüncelerimden ayrıldım. "Sessizleştin."
Gülümsemeye çalıştım. "Sanırım hasta olacağım."
Evin önüne geldiğimizde arabadan inmeden hemen önce, "Sen hızlıca üzerini değiştir, sana ilaç getireceğim," demeyi ihmal etmemişti.
Eve girdim ve üst kata çıktım. Kendimi çok halsiz hissetmeye başlamıştım. Odama girdim ve hemen üzerimdekilerden kurtuldum. Pijamalarımı giydim ve yüzümdeki makyajı temizledim. Ben bunu yaparken Demir çoktan yanıma gelmişti. Bana bir ilaç verdi ve bir bardak su getirmişti. Hemen ilacı yuttum ve suyu içtim. Yatağıma yatmama yardım etti. Üzerimi sıkıca örttü ve alnıma uzunca bir öpücük bıraktı.
"İyi geceler," dedi sessizce. Elimi tutuyordu ve varlığını sonsuz bir güçle bana gösteriyordu.
"İyi geceler," dedim mırıldanarak.
Odadan çıkarken onu arkasından izledim. Eğer beni gölde boğulmaktan kurtarmasaydı ve hayatıma veda etseydim gerçekten bir hiç uğruna mı olacaktı, bunu düşündüm. Bana bir neden verdi ve onun sayesinde hayattaydım. Bundan sonra, eğer hayatımda olmazsa hangi sebep için yaşarım bilmiyorum. Sadece hayatımda olmasını ve beni ayakta tutmasını, güçlü biri gibi görünmemi sağlamasını istiyordum. Zira hiç güçlü değildim.
Düşüncelerden bir kez daha sıyrıldım ve uyumaya çalıştım. Onunla olan bir günlük ilişkimin, bir daha aynı olmayacağını bilmeden uykuya daldım.
**
Bölüm etkileşimi
