41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR

Vaveyla Yazarı: A G

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 43Şu an: 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR
  1. 1 TANITIM | BİLGİ191 kelime
  2. 2 1. BÖLÜM | TİAZZA’YA HOŞ GELDİN KAÇAK!1.779 kelime
  3. 3 2. BÖLÜM | ŞÜPHE BİR DİĞER ŞÜPHEYİ DOĞURUR5.324 kelime
  4. 4 3. BÖLÜM | ALIŞILMIŞIN DIŞINDA BİR KADIN3.393 kelime
  5. 5 4. BÖLÜM | TOZLU SAYFALARDA KALMIŞ SİLİK BİRİ4.372 kelime
  6. 6 5. BÖLÜM | GECEME YANSIYAN GÖLGE3.835 kelime
  7. 7 6. BÖLÜM | AVCUMA İLİŞTİRİLEN NOT4.892 kelime
  8. 8 7. BÖLÜM | GÜVENSİZLİKLERLE DOLU PLAN4.495 kelime
  9. 9 8. BÖLÜM | ONU GÖRMEK İSTEMEDİĞİM HÂLDE ONUNLAYIM4.679 kelime
  10. 10 9. BÖLÜM | KAÇTIĞIM ŞEYE GERİ DÖNÜYORUM4.035 kelime
  11. 11 10. BÖLÜM | HİÇBİR ZAMAN GÜVENDE DEĞİL2.914 kelime
  12. 12 11. BÖLÜM | ÇAMURLA KAPLANMIŞ ZAYIF BEDEN3.053 kelime
  13. 13 12. BÖLÜM | BU KEZ ÖLÜME DAHA YAKIN3.454 kelime
  14. 14 13. BÖLÜM | HAİNLER NE KADAR YAŞAR?3.693 kelime
  15. 15 14. BÖLÜM | ÇIĞLIKLARINI SESSİZE ALACAKLAR3.147 kelime
  16. 16 15. BÖLÜM | GÜVEN YANLIŞ KİŞİDE EĞRETİ DURUR2.109 kelime
  17. 17 16. BÖLÜM| SEN, BEN VE DUVARLARIMIZDAN YIKILAN BİRKAÇ TUĞLA2.191 kelime
  18. 18 17. BÖLÜM | KAYBEDİLEN HER HİS GERİ GELMEZ3.515 kelime
  19. 19 18. BÖLÜM | ALDIĞIN YARALAR SENİ AYAKTA TUTAR3.250 kelime
  20. 20 19. BÖLÜM | İKİLEMLER SARSAR FAKAT DİBE BATIRMAZ2.778 kelime
  21. 21 20. BÖLÜM | FISILTILAR DUYMAK İSTEDİKLERİNİ SÖYLER2.278 kelime
  22. 22 21. BÖLÜM | KÜLE DÖNMEDEN ÖNCE SAVAŞLAR HEP GÜRÜLTÜLÜDÜR3.534 kelime
  23. 23 22. BÖLÜM | BİRBİRİMİZİN TANIDIK HİSLERİYİZ2.258 kelime
  24. 24 23. BÖLÜM | SANA ALDANDIM, KENDİMİ SUSTURDUM2.203 kelime
  25. 25 24. BÖLÜM | KOCA BİR GÜRÜLTÜ İÇİNDE UFACIK BİR BEDENİM2.688 kelime
  26. 26 25. BÖLÜM | YAŞAMADAN ÖLMEK, ÖLMEDEN ÇÜRÜMEK3.136 kelime
  27. 27 26. BÖLÜM | ONU SADECE AŞK MAĞLUP EDER3.112 kelime
  28. 28 27. BÖLÜM | YIKTIĞIMIZ TUĞLALARLA DUVARLARIMIZI ONARACAĞIM!2.242 kelime
  29. 29 28. BÖLÜM | TANIDIK ACILAR DAHA AĞIR GELİR2.478 kelime
  30. 30 29. BÖLÜM | YENİ BİRİ SENİ HARABEYE DE ÇEVİREBİLİR3.270 kelime
  31. 31 30. BÖLÜM | AİT OLMAK, BİRİNE KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMAKTIR2.155 kelime
  32. 32 31. BÖLÜM | BAZI YÜZLEŞMELERDEN KAÇSAN DA ELBET YAKALANIRSIN2.921 kelime
  33. 33 32. BÖLÜM | BİR CAN, BAŞKA BİR CANA MI BEDELDİR?3.270 kelime
  34. 34 33. BÖLÜM | HATALAR, VEDALARI BERABERİNDE GETİRİR2.847 kelime
  35. 35 34. BÖLÜM | KALP SEVER VE PARÇALARA AYRILIR2.572 kelime
  36. 36 35. BÖLÜM | GİDERKEN AYDINLIĞI DA BERABERİNDE GÖTÜRDÜ3.146 kelime
  37. 37 36. BÖLÜM | GERÇEKLER YALANDI, YALANLAR YİNE YALANDI2.383 kelime
  38. 38 37. BÖLÜM | BAZI KAVUŞMALAR ÖFKE DOLUDUR2.237 kelime
  39. 39 38. BÖLÜM | DEĞİŞİM YAŞANMIŞLIKLARDAN GELİR2.647 kelime
  40. 40 39. BÖLÜM | BAZI GÜZEL ANLARIN SONU FELAKET OLABİLİR3.236 kelime
  41. 41 40. BÖLÜM | BİR KEZ GÜVEN KIRAN HEP DAHA FAZLASINI YAPAR2.518 kelime
  42. 42 41. BÖLÜM | TEHLİKENİN YAKININDAYSAN O HER ZAMAN SENİ BULUR2.120 kelime · Okuduğun bölüm
  43. 43 42. BÖLÜM | GÜÇ, İNSANI İYİLEŞTİRİR VE AYNI ZAMANDA BENLİĞİNİ KAYBETTİRİR2.886 kelime

Merhaba ben geldimmmmm. Bu sefer Eliz gibi kaçak olmadım ve size yeni bölüm getirdim. 😄🤭💗

Umarım bölümü beğenirsiniz. Keyifli okumalar diliyorum. 🥰

**

O akşam, sağ salim eve dönmüş olmam tüm sevdiklerimi sevinçten ağlatmıştı. Ard arda soru yağmuruna tutulmuştum fakat hiçbirini cevaplayacak gücü kendimde bulamadım. Onlara tek istediğimin, şu an dinlenmek olduğunu söylediğimde beni anlayışla karşıladılar fakat tek bir kişi, sadece bir sorunun cevabını almadan bugünün ikimiz içinde bitmeyeceğini söyledi.

"Seni kim kurtardı Eliz?" diye sormuştu Demir. İtiraz bile etmeden istediği cevabı vermiştim çünkü ne kadar susarsam susayım cevabını alacaktı. Beni kaçıranın kim olduğunu sormak yerine kimin kurtardığını merak ediyordu çünkü ister istemez bunun Yıldıray'ın işi olduğunu zannediyordu fakat arkasında çok başka bir gerçek yatıyordu. Bu onu daha çok öfkelendirirdi fakat ben o an sadece Kutay'ın adını verebilmiştim ve onun Altay amcayla olan işbirliğinden bahsedebildim. Bakışlarından onlarca duygu geçmişti fakat ben en net olan öfkesini görebilmiştim. Ardından arkasını döndü ve yatağa ilerleyip uzanmıştı. Benim için ayrılan tarafa birkaç kez vurarak gelmemi söylemişti.

Gülümsemeye çalışarak dediğini yapmıştım ve yanına uzandığımda beni arkamdan kavrayıp elini karnıma yerleştirmişti. Yüzünü boynuma gömdükten sonra derin nefesler eşliğinde birkaç öpücük kondurmuştu.

"Seni kaybettiğimi sandım," demişti endişeli bir sesle. Sesi mırıltı gibiydi. Kendimi ona daha da yaklaştırıp kucağına kıvrılmıştım. Vücudumuz bir bütün gibiydi ve onun yanındayken kendimi güvende hissediyordum fakat Demir'in vücudu benim rahatlığıma rağmen kaskatıydı. Sebebini biliyordum. O an benimle orada uzanmak yerine sorması gereken hesapları vardı. Amcası neden Demir'e haber vermemişti mesela? Neden Kutay tarafından kurtarılıyordum? Demir'in, Kutay'a olan öfkesini hepimiz biliyorduk. Beni Demir'den uzaklaştırmaya mı çalışıyordu? Bir sürü cevabı alınamayan sorular vardı o an kafamda fakat anın huzuruyla ben uykuya dalmış olsam da, gece her uyandığımda Demir'i uyanık görmüştüm. Gözünü bile kırpmamıştı belki de ve kafasındaki sorulara cevap arıyordu. Öylece tavanı seyrettiğini görmüştüm.

Şimdi ben de aynı tavanı seyrediyordum. Yanım boştu, tek başıma uyanmıştım. Beni gece yalnız bırakmak istemediği için yanımdan gitmemiş olsa bile, sabahın ilk ışıklarıyla gittiğine emindim. Ona kızmıyordum çünkü anlıyordum. Ondan gizli şeyler yapılıyordu ve o da Tiazza'da bir yönetici konumundaysa bilmeye hakkı vardı.

Alt kata indiğimde etrafta Zeren'den başka kimse yoktu. Elif Naz ve Mira'yı yan yana yatırmış, mutfakta bir şeyler yapıyordu.

Kardeşimin yanına gittim ve onu kucağıma alıp sevdim. Sanki beni tanıyormuş gibi cıvıl cıvıl sesler çıkarıyordu.

"Günaydın," dedi Zeren yanıma doğru yaklaşarak.

"Günaydın," dedim gülümseyerek. "Demir'i gördün mü?"

"Aceleyle çıktı. Seslendim ama benimle konuşmadı bile ve sanırım sinirliydi. Gideli biraz oldu."

Gözlerimi kapatıp bekledim ve derin bir nefes aldım. Pek iyi şeyler olmayacak gibi duruyordu.

"Bir sorun mu var?" diye sordu Zeren merakla. Ona anlatabilirdim. Zaten yakın zamanda duyulurdu.

"Beni dün gece kurtaran kişi Kutay ve Altay amcayla işbirliği içindeler," dediğimde dudaklarının aralanmasını izledim. "Ve beni kaçıran kişi İlker," dediğimde bu sefer eliyle ağzını kapattı.

"Demir'e, İlker'i söylemedim ama duyduğunda bana da kızacak. Kutay'a bu kadar sinirlendiyse İlker'i öğrendiğinde nasıl bir Demir göreceğiz, bilmek istemiyorum."

"İlker seni sevmiyor muydu?" diye sordu Zeren kaşlarını çatarak.

"Hırsa dönüştüğüne eminim. Seviyordu belki de ama sonra Demir'le olan birlikteliğim onda başka hisler uyandırmış olmalı," dedim derin bir nefes alarak. "Hem kardeşi Yağmur'un durumunu öğrenmiş. Yağmur'un gerçekten babam yüzünden öldüğüne inanıyor. Bunun Yıldıray'la ilgisi olduğunu düşünüyorum. Yoksa bu bilgileri ona kim verecek?"

Zeren olumlu anlamda başını salladı. "Söylediklerini mantıklı buluyorum. Birbirlerinden çok uzun zamandır nefret ediyorlar ve sevdiği kadını, nefret ettiği adamla görmek onu çıldırtmış olmalı."

Omuz silktim. "Beni istediği kadar öldürmeye çalışabilir ya da tekrar kaçırmaya çalışabilir, tabii eğer yapabilirse. Karşıma bir daha çıkarsa onu öldüreceğimi söyledim."

"Eliz," dedi elimi tutarak. Bir abla ve belki de bir anne sevgisiyle yaklaşıyordu. "Eğer bunu gerçekten yaparsan, çok başka dertler açılır başımıza. Nefretini anlıyorum ama onun Altay amcamın oğlu olduğunu unutma. Onun sayesinde Tiazza'da olduğunu bilmelisin. Böyle bir şey olursa seni nasıl koruruz?"

Sessiz kaldım ve yüzüne öylece baktım. Öfkem düşünmemi engelliyordu. "Haklısın," diyebildim sadece.

Gülümsedi ve bana yavaşça sarıldı. "Aç mısın? Kahvaltı yapalım mı?"

"Demir'i bulsam daha iyi olur," dedim Mira'yı tekrar yerine yatırırken. "Babam burada mı bu arada?"

"Evet."

"Pekala, beni sorarsa söyler misin?"

"Elbette," dedi ve tekrar gülümseyip mutfağa geri döndü.

Evden çıkıp ofisin yoluna doğru ilerledim. Muhtemelen oradaydı. Kutay ve amcasını sorguya çektiğine emindim.

**

Tam binanın önüne geldiğimde Kutay'ı kapıda gördüm. Bana gülümsedi ve yanıma doğru ilerlerken "İyi misin?" diye sorduğunda arkasından yaklaşan Demir'i fark ettim.

"Gayet iyi," dedi sert bir sesle ve elimden tutup beni geldiğim yöne doğru ilerletti. Arkama dönüp Kutay'a özür dileyerek baktım. O ise bana sadece gülümsüyordu.

"Ne yapıyorsun?" diye sordum Demir'e bakarken. Ofisten biraz ilerlediğimize emin olduktan sonra beni yolun kenarına çekip durdurdu.

"Seni kaçıran kişinin İlker olduğunu niye söylemedin?" diye sordu gözlerini gözlerime sabitleyerek.

Gözlerimi sabırla kapatıp açtım. "Sana sonra konuşmak istediğimi söylemiştim. Eğer sabah yanımdan kalkıp gitmeseydin zaten konuşacaktık. Bu yüzden beni sorgulayamazsın," dedim kollarımı göğsümde birleştirirek.

Dudağının kenarıyla gülümsedi ve üzerime doğru yürüdü. Geri geri giderken sendeledim ve yanımdaki ağaca tutunup sırtımı ona yasladım.

Sağ kolunu kafamın hemen üstüne, ağaca doğru yasladı ve yüzüme doğru eğildi. Sol işaret parmağıyla beni işaret ederken, "Ne bu kolları bağlamalar? Senden korkmalı mıyım?" diye sordu mırıltılı bir sesle.

Hafifçe yutkundum ve kafamı daha da yukarı kaldırdım. "Evet, korkmalısın. Ayağını denk alsan iyi edersin."

Dişlerini göstererek sırıttı ve çenemi tutup alt dudağımı dişlerinin arasına aldı. Dudaklarımın arasından hafif bir inilti çıktığında heybetli vücudunu biraz daha yaklaştırdı. Dudaklarımı öperken sakince karşılık verdim fakat o benim kadar sakin değildi. Dudaklarımı adeta istila etmişti.

Onu yavaşça göğsünden ittiğimde, bileklerimi tuttu ve yavaşça indirirken beni öpmeye devam etti. Hiç uygun bir yerde değildik ve bu şekilde biri tarafından görülmek istemiyordum.

Beni biraz daha iştahla öptükten sonra dudaklarını yavaşça benden çekip gözlerimin içine istekle baktı. Öyle bir sırıtıyordu ki, utanmamak elde değildi.

"Seni öperken bir daha beni itme," dedi dudaklarımın üstüne doğru konuşarak. "Yoksa seni daha fazla öperim. Yer, mekan, zaman fark etmez."

"Sen beni tehdit mi ediyorsun?" diye sordum tek kaşımı kaldırarak.

"Nasıl anlıyorsan, Kaçak."

Kaçak dediğine göre keyfi yerindeydi. Tekrar yola doğru ilerlediğinde peşinden gittim ve yanında yürümeye başladım.

"O hâlde," dedim ellerimi arkamda birleştirip yürürken. "Senden İlker'i sakladığım için beni cezalandırmayacaksın, öyle mi?"

Aklına sinsice bir düşünce gelmiş gibi sırıttı ve bana yandan bir bakış attı. Söylediklerime anında pişman oldum. "Eğer benden bir şeyler sakladığını, dün gece yanımda yatarken öğrenseydim bir şeyler düşünebilirdim."

Gözlerim şaşkınlıkla açılırken daha da gülümsedi ve sonra yüzüme ciddiyetle baktı. "Elbette bu senin için bir ceza değil, ikimizin arasında yaşananları ve yaşanacakları böyle adlandırmamamız gerekiyor."

Yüzüne dikkatle baktım. Yanlış anlamamı ve onun hakkında farklı düşüncelere girmememi istediği için açıklama yapma hissine kapılmıştı. Demir Vuralkan, öfkeli olmasının yanı sıra böyle düşünceli bir adamdı fakat bana kendisini açıklamasına gerek yoktu. Onu çok iyi tanıyordum. Zarar göreceğim hiçbir şeyi yapmazdı.

Ona kaşlarımı çatarak baktım fakat bunu yaparken suratımda haylaz bir ifade vardı. "Bu çok ayıp bir sohbetti."

Onu anladığımı fark ettiğinde gülümsedi ve kolunu omzuma atıp yürümeye devam ettik. Biraz daha ilerledikten sonra ilerideki bir banka oturdum. Demir de hemen yanıma oturdu.

"Ne konuştunuz?" diye sordum merakla. Bunun sırası mıydı bilmiyorum ama merak ediyordum.

Yüz ifadesi ciddileşti. Sağ ayağını, sol dizine yerleştirecek şekilde attı. "Ona rest çektim diyebiliriz."

"Nasıl yani?"

"Benden tekrar bir şeyler saklarsa onun için iyi olmayacağını söyledim. Eliz, Tiazza'daki herkes bana güveniyor. Kendisi ve oğlu işe yaramaz. Tiazza'yı amcamla babam kurmuş olabilir fakat şimdiki konumuna getiren benim. İçeride çok fazla değişiklik yaptım, dövme dışında."

"Neden değiştirmedin?" diye sordum merakla.

"Babamla bu konuşmayı yapmıştık. 'Benden sonra her şeyi değiştirecek olsan bile, dövme kalsın. Annenle gençken yaptırmıştık, bu onu simgeliyor' demişti. Ben de hiç değiştirmedim." Sesindeki duygu yoğunluğunu anlamam zor olmamıştı.

"Hiç sormadım, dövmenin anlamı nedir? Neden hilal yani? Annenle babanın dövmesi olduğu için mi?"

"Bunu ben de babama sormuştum. Bana sadece, annemi hatırlattığını ve vücuduna başka dövme yaptırmak istemediğinden bahsetmişti. Bu yüzden de hilal olarak karar vermişler."

"Bana hep derin bir anlamı var gibi gelmişti," diye itiraf ettiğimde tek kaşını kaldırıp bana baktı. "Oysa sadece baban için anlamı büyükmüş. Bu yüzden sana da anlamlı gelebilir tabi."

Omuz silkti. "Birine olan hislerimi simgelerle bağdaştırmıyorum. Onu kaybettiğinde, insana acıdan başka bir şey vermez."

Anlayışla kafamı salladım. Annesi ve babasından konuşmak Demir'i hüzünlendirmişti. Bu yüzden dağılan asıl konuyu tekrar açtım.

"Amcan, İlker için ne söyledi?" diye sorduğumda değişen bakışlarını görmem uzun sürmedi.

" 'Eğer ilker'e bir şey yaparsan, tüm anlaşmalar biter ve beni karşında bulursun,' dedi." dediğinde Altay amcanın ne demek istediğini anladım. Demir'i benim hayatımla tehdit ediyordu. Oğlunu korumaya çalıştığını biliyordum fakat Demir'in sakin kalmasını da beklemiyordum.

"Ne yapacaksın?" diye sordum ona bakarak. Benimle göz teması kurmuyordu ve ben onun bir şey yapacağını biliyordum.

"Şu an hiçbir şey," dedi net bir şekilde.

"Peki ya sonra?"

"Sonra..." dedi derin bir nefes alarak. "Bir daha aynı şeyi tekrarlarsa bu kadar sakin kalmayacağımı ve bu yüzden o aptal oğlunu uyarmasını söyledim."

Bu kez yüzüme bakıyordu ve ben onun ciddiyetini görüyordum.

"Kötü şeyler olacak, hissediyorum."

"Olacak," dedi hemen. "Ve ben seni ve sevdiklerimi korumak için her şeyi yapacağım. Eğer amcamla ters düşersek, Tiazza'daki insanların benimle olacağını biliyorum."

"Ya olmazlarsa?"

"Olacaklar. Kimse ona güvenmiyor. Onlara tüm güvencelerini veren benim. Benim tarafımda olmazlarsa her şeylerini kaybederler, bunu biliyorlar. Amcam beni aptal bir adam sanıyor fakat ben en başından önlemimi aldım. İnsanlar onun için çalışıyor ve paralarının da Tiazza kasasından yattığını sanıyor ama Tiazza'nın kasası benim. Her şeyi kendime bağladım. Bir zamanlar Çağatay sağ olsun, bana yardım eden o. İnsanlar burada para için çalışıyorlar. Paranın kaynağının yanında mı dururlar yoksa diğer adamın mı?"

"Umarım o da seni devirecekler şeyler düşünmemiştir," dedim hemen.

Kafasını iki yana salladı. "O aptal bir adam. Olsa bilirdim, her hareketini izliyorum."

İçim biraz rahatlamış şekilde ona bakıp gülümsedim. Ne ona ne de sevdiğim insanlara zarar gelsin istemiyordum.

"Acıktın mı?" diye sordu kasvetli havayı dağıtmak ister gibi.

"Hem de nasıl!"

Ayağa kalktı ve elini uzattığında tuttum. "Hadi cafe&bara gidip bir şeyler yiyelim."

**

Demir'le bizim için hazırlanan yiyecekleri yerken, Demir peçeteyle dudaklarını sildikten sonra bana döndü.

"Sana bir şey vermeyi unuttum," dediğinde elini ceketinin cebine attı ve bana bir telefon uzattı.

Kirpiklerimi kırpıştırarak ona baktım ve ağzımın içindeki lokmayı yuttum. Bu tahmin ettiğimden uzun sürmüştü.

Yavaşça telefona uzanırken kirpiklerimin arasından ona baktım. "Güveninizi kazandım mı Demir Bey?" diye alayla sorduğumda gözlerini devirip yemeğine geri döndü.

"Telefonu istemiyorsun herhalde Kaçak?" diye sorduğunda gülümsedim. "Aramak isteyeceğin kişilerin numarasını kaydettim. Ben aradığımda anında açıyorsun telefonu."

"Emredersiniz efendim," diyerek alay etmeye devam ettim. Ağzının içinden gelen homurtuları duyuyordum ve bu çok eğlenceliydi.

"Cezaları yeniden konuşsak iyi olur," dediğinde öksürmeye başladım ve çayımdan bir yudum almaya çalıştım. Gülme sırası ona geçmişti.

Kendime geldiğimde, "Ahsen telefonum olduğunu biliyor mu?" diye sordum. Kafasını iki yana salladı. "İlk önce onu arayacağım."

Kahvaltımız bittikten sonra "Bugün ne yapacaksın?" diye sordu.

"Silah antremanı için Anıl'a müsait olup olmadığını soracağım. Eğer müsait değilse Ahsen'in yanına gidebilirim."

"Eğer Anıl müsait değilse beni ara, benimle çalışırsın."

"Hayatta olmaz," dedim aniden. Tepkime önce kaşlarını çatsa da, sonra neden böyle bir tepki verdiğimi anlamış olsa gerek gülmeye başladı. En son orada yalnız kaldığımızda beni kenara sıkıştırmıştı.

"Yaramazlık yapmayacağım," dedi ciddi bir şekilde ve tepkisi kahkaha atmama neden oldu.

"Emin misin?" diye sorduğumda sırıtarak kafasını salladı.

"Pekâlâ, Anıl'ı arayacağım. Sana haber veririm."

Ben bir köşeye geçip, telefondan Anıl isminin üstüne bastıktan sonra çağrıyı başlattığımda göz ucuyla Demir'e baktım. Birkaç çalışanına bir şeyler söylüyordu.

Karşıdan Anıl'ın "Alo?" diyen sesini duydum. Ses tonu arayan kişinin kim olduğunu bilmediği bir tondaydı.

"Benim Eliz," dedim hemen.

Bir anlık durakladıktan sonra "Vay canına!" diye bir tepki verdi. Benimle alay etmeye hazırlandığını anlamamak zor değildi. "Güven barajını geçmiş ve bir de telefon kazanmışsın ha? Tiazza başımıza yıkılacak!"

"Abartma," diyerek ona kızdım. "Müsaitsen antreman yapalım diyecektim."

"Evet müsaitim. Ben de seni ekstra çalıştıracaktım. Mâlum dersleri ekiyorsun."

"Kaçırıldım ya ben hani?" diye sorduğumda hiç beklemeden cevap verdi.

"Bu beni ilgilendirmez."

Göremeyeceğini bildiğim hâlde, sabırla kafamı iki yana salladım.

"Her neyse, o zaman eğitim salonuna geçiyorum. Geç kalmasan iyi edersin."

Karşı taraftan bir kahkaha yükseldi. "Söyleyene de bak! Yine huysuzluğun üstünde."

"Kapatıyorum, görüşürüz."

"Görüşürüz."

Onunla vedalaştıktan sonra telefonu kapattım. Demir'le göz göze geldiğimde yanındaki çalışandan müsaade istedi ve bana doğru ilerledi.

"Ben salona geçiyorum. Anıl da gelecek."

Söylediklerim onu memnun etmemiş gibi bir ses çıkardı. "Pekâla, yürüyerek mi gideceksin?"

"Evet, iyi olur."

"Tamam," dedi hemen. "Akşam biz de yemek yiyelim, anlaştık mı?"

"Anlaştık," dedim ve yanağına öpücük bıraktıktan sonra yanından ayrıldım.

**

Eğitim salonuna geleli on dakika oluyordu ve ben de Anıl'ı bekliyordum. Dövüş yapılan alanın içindeydim ve burayı inceliyordum. Dikkatimi çeken pek fazla bir şey yoktu. Ağızlık, eldiven gibi eşyalardan başka bir şey yoktu.

Dışarıda bir hareketlenme duyduğumda Anıl'ın geldiğini anlamıştım.

Arkama dönmeden hemen önce, "Hiç gelmeseydin," diye dalga geçtim ve döndüğümde karşımda sırıtarak bana bakan Demir'i gördüm.

"Anıl nerede?" diye sordum hemen.

"O çok yorgunmuş, gelemeyeceğini söyledi." Sırıtmaya devam ediyordu.

Kollarımı göğsümde birleştirdim. "Yorgun muymuş?" diye imâyla sordum. "Hiç inandırıcı gelmedi. Sanki sen ona bir şeyler söylemişsin gibi hissediyorum."

"Belki," dedi bana yaklaşırken.

"Madem benimle vakit geçirmek istiyorsun," dedim gülümseyerek ve tam cümleme devam etmek üzereydim ki, sözcüklerimin yerini çığlıklarım devraldı çünkü olduğumuz binanın camlarından doğru kurşun yağmuruna tutulmuştuk.

**

Diğer bölüm görüşmek üzere. 🤗🤭

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.159okunma 13beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.