27. bölüm · AŞKIN GÖZYAŞLARI
BÖLÜM 27
Fatma, utana sıkıla Ecrin Hanımın yanına oturdu. O oturduktan sonra:
‘Kızım, belli ki oğlumu seviyorsun’ dedi Ecrin Hanım ‘Ben oğlumdan eminim sen oğlumdan emin misin?’
‘Evet, beni sevdiğinden adım kadar eminim’
‘Bende kocamdan emindim, yani Erdem’in ve Eslem’in babasından. Evlenmeden önce çok iyi kendini çok iyi gösterdi. Evlendiğimiz o gün gerçek yüzünü gördüm. Her gün dayak yedim, beni kaç sefer aldattı bilemiyorum. Bu aldatmalardan belki de çocuğu da olmuştur. O yüzden oğlumun seni sevdiğinden emin misin?’
‘Ecrin Hanım, az çok ikiyüzlü insanları anlarım. Mimiklerinden, hal ve hareketlerinden anlaşılır. Erdem’de o tür davranışları göremedim’
‘Bana anne de bundan sonra’ dedi Ecrin Hanım, daha sonra da ‘bende oğlumdan eminim kızım, ama yine de oğlum hakkında ne düşündüğünü öğrenmek istedim’
Bölüm 39
Basri, öğrendiği gerçekle serseri gibi dolandı ortalıkta. Nereye gideceğini, ne yapacağını bilemeden uzun süre dolaştı. İçinde öyle bir boşluk vardı ki içini için için kemiriyordu. Uzaklardan ezan sesini duydu, sanki ilk defa duyuyormuş gibi dinledi ezanı. Ezan bitince yıllar evveline gitti, çocukken gittiği camiye. Babasının izin vermemesine rağmen büyük bir istekle gidiyordu kuran okumaya. Bir gün çocuklarla caminin içinde azarken yaşlı bir adam kulağından tutmuş niye caminin içinde azıyorsunuz diye dayak atmıştı. O günden sonra da bir daha camiye gitmemişti. Gitmemeyi bırak düşman kesilmişti dine karşı.
‘Neden, neden yaşlı insanlar çocukları camiden kovarlar ki’ dedi bağıra bağıra ‘Çok büyük vebal altında kalıyorlar da hiç haberleri yok. Rahmetli Cem Karaca ‘Yedi yaşımda camiden kovuldum yetmiş yaşında ancak gelebildim dememiş miydi?’ böyle insanlar yüzünden kaç çocuk camiden cemaatten uzak kalıyor kim bilir’
Kendi kendine söylene söylene camiye girdi. Camide cemaatin çıkmasını bekledi. Cemaat dağıldıktan sonra imama:
‘Hoca, sana soracaklarım var’ dedi ona.
‘Sorabilirsin evladım’ dedi hoca.
‘Soracaklarım çok uzun’ dedi Basri, utangaç bir ifadeyle.
‘O zaman imam odasına geçelim orada konuşalım’
İmam önde Basri arakada imam odasına geçtiler.
‘Hocam’ dedi Basri, daha sonra da yedi yaşında yaşlı bir adam yüzünden camiden kovulmasını ve daha sonra olan olayları anlattı.
Hoca, onu sakince dinledikten sonra:
‘Evladım, ağaç yaşken eğilir ama bunu maalesef bazı kesim anlamıyor. Onları da çok görmemek lazım, çünkü onlarda kalkmış öyle görmüşler’
‘Hoca, ömrüm hep kötülüklerle geçti’ dedi içi kan ağlayarak ‘Şimdiye kadar o kadar çok küfür dolu söz ve hareketlerde bulundum ki sayısını bile bilemiyorum’ dedikten sonra birkaç saniye sustu. Daha sonra da ‘Söyleyin şimdi ben ne yapayım’
‘Evladım, Allah Teâlâ Zümer Süresinin 53. Ayeti Kerimesinde (Ey kendi aleyhlerine olarak günahta haddi aşan kullarım! Allah Teâlâ’nın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Allah Teâlâ dilerse bütün günahları bağışlar, doğrusu O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir)’ dedikten sonra da ‘“Haddi aşmak”tan maksat, günahlara dalarak Allah’ın hükümlerini çiğnemektir. “Kendi aleyhlerine olarak” diye çevirdiğimiz alâ enfüsihim deyimiyle, günah işleyen kişinin, her şeyden önce kendi ruhunu ve hayatını kirletmiş, kendisine zarar vermiş olacağına dikkat çekilmektedir (Râzî, XXVII, 4). Bu âyet, Allah’ın rahmet ve affının asla ümitsizliğe izin vermeyecek derecede geniş olduğunu en açık bir şekilde ortaya koyan ilâhî müjde olarak değerlendirilir. Allah’ın iradesini sınırlayacak hiçbir güç bulunmadığı için O’nun bağışlama yetkisine belli şartlarla sahip olduğu gibi bir görüş de ileri sürülemez.
Bununla birlikte âyetin “Allah bütün günahları bağışlar” meâlindeki bölümünü, O’nun bir taahhüdü olarak anlayıp, inanan inanmayan, tövbe eden etmeyen, kendisine yönelen yönelmeyen herkesi bağışlayacağını düşünmek, kaçınılmaz olarak dinî ve ahlâkî gevşekliğe hatta anarşiye yol açar. Öte yandan kural olarak Kur’an’ın bir âyetini bütününden kopararak tek başına değerlendirmek ciddi yanlışlar doğurabilir. Nitekim bu âyette “Allah bütün günahları bağışlar” buyurulurken, Nisâ sûresinin 48 ve 116. âyetlerinde aynı ifadelerle, “Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını dilediği kimse hakkında bağışlar” buyurulmuştur. Görüldüğü üzere burada Allah’a ortak koşanların bağışlanmayacağı açıkça belirtildiği gibi bunların dışında kalanları bağışlaması da mutlak olarak ifade edilmeyip Allah’ın dilemesi şartına bağlanmıştır. Yanlış anlama ihtimalini önlemek düşüncesiyle konumuz olan âyetin meâlinde bu şartı (dilerse) şeklinde göstermeyi yararlı gördük. Esasen bir sonraki âyet de Allah’ın affına lâyık olabilmek için her şeyden önce O’na yönelip teslim olmak gerektiğine işaret etmektedir. Bununla birlikte Ehl-i sünnet âlimleri, affın tövbe şartına bağlı olmadığını belirtmişler; bu şartı ileri sürenlerin keyfî olarak âyetin kapsamını daralttıklarını savunmuşlardır (bk. Şevkânî, IV, 538; Allah’ın affının kapsamı konusundaki değişik görüş ve yorumlar hakkında bilgi için bk. Nisâ 4/48).
Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 627-628’
‘Evladım, günahlar ne kadar fazla olursa olsun Yüce Mevlam hepsini affeder. Yeter ki bir daha o günaha düşülmesin’
‘Bu ayetten anladığım kadarıyla Allah Teâlâ benim günahlarımı da affeder öyle değil mi?’
‘Aynen öyle evlat’ dedi hoca ‘Yeter ki gönülden tövbe et ve ona dön’
‘Allah Teâlâ sizden razı olsun hocam, sayenizde içimdeki boşluk bayağı azalabilir’
‘Senden de Allah Teâlâ razı olsun evlat’ dedi hoca ‘İnşallah bundan sonra namazlarını da kılarsın’
‘Tabii ki hocam, yalnız nasıl kılındığını bilmiyorum’
‘Gel o zaman benimle’ dedi hoca, ardından da beraber abdesthaneye gittiler. Orada abdestin nasıl alınacağını uygulamalı bir şekilde gösterdi. Peşinden de namazın nasıl kılınacağını öğretti.
