19. bölüm · AŞKIN GÖZYAŞLARI
BÖLÜM 19
Bölüm 28
Eslem, yeni evinde mutluydu. Artık o sıkıntılı dönemler bitmişti artık. İş yerinde kazandığı parayla kendi geçimini sağlıyor geri kalanla da sokak hayvanlarına yardım ediyordu. Arada bir de huzurevine gidip yaşlıların gönlünü alıyordu. Onları mutlu ettikçe geçmişinde yaşadığı sıkıntılar bir nebze de olsa hafifliyordu.
Öyle iyi kalpliydi Eslem, iyi kalpli olması ister istemez etrafına da yansıyordu. İyi kalpliği ve kavrama yeteneği iş yerinde de takdirle karşılanıyordu. Bunun yanı sıra onu çekemeyenlerde vardı. Bunların başında da Basri geliyordu. O da ona takıntılı olan erkekler gibi takıntılı olmuştu.
Eslem’in güzelliği Basri’nin de gözlerini boyamıştı. Olur, olmaz yerlerde kızı sıkıştırıyordu. Bir kere de olsa kahve içmeye veyahut yemek yemeğe davet ediyor, Eslem de onu her seferinde reddediyordu.
‘Yeter be’ diye bağırdı Eslem, Basri’nin son teklifi karşısında ‘Güzel olmak benim suçum mu yani. Her önüne gelen bana sulanıyor’
‘Güzelim, bir kere he desen ne olur ki. Bak o zaman seni nasıl yaşatıyorum’ dedi Basri, pişkin bir şekilde.
O elini kaldırıp Eslem’in yüzüne dokunacaktı ki eli havada kaldı. Onun elini havada tutan Erdem’di.
‘Ulan sen hangi hakla bir helalin olmayan hanımefendiye dokunabilirsin’ dedi bağırarak.
‘Bırak elimi bırak, bırakmazsan kötü olur’ dedi Basri, canı yanarak ‘Hem sana ne elin kadınlarından’ bu sözüyle kendisiyle çelişmiş, suçüstü yakalanır gibi olmuştu.
‘Bir erkeğin veyahut kadının fark etmez helali olmayan bir kimseye dokunması günahtır. Böyle bir şeyi asla kabullenemem’ dedi Erdem, çakmak çakmak gözlerle.
‘Şimdi de ahlak polisi mi kesildin başıma’ dedi Basri, çirkef ağzıyla.
Onun konuşmalarını Fatma’da duymuş içinde bir şeyler uyanmıştı. Midesinde kelebekler uçuyormuş gibi olmuştu o gün.
‘Konuştukça daha çok batıyorsun, o yüzden sus ve defol buradan’ dedi Erdem.
‘Sana ne oluyor ya’ dedi Basri ‘Yoksa sende mi Eslem’e âşık oldun’
‘Tövbe estağfirullah, o benim dünya ve ahret bacım. Ben ona hiçbir zaman o gözle bakmadım bakamam da. Hem dinimizde bir kadına yan bakmak hele de şehevi arzularla bakmak yasaklanmıştır, bunu bilmiyor musun?’
‘Şimdi de hoca mı kesildin başımıza’ dedi Basri
‘Bu hocalık değil, hakikat’ dedi Erdem.
Bağrışmaları uzaktan duyan Ensar, yanlarına gelerek:
‘Siz ikiniz rahat durmayacak mısınız?’
‘Ensar Bey, bu yanımdaki şahıs ikide bir Eslem Hanım’ı sıkıştırıp duruyordu. Bende dayanamadım ve müdahale ettim. Hepsi bu kadar’ dedi Erdem.
Erdem’in sözleri karşısında Basri, hiçbir tepki vermiyor sadece pis pis sırıtıyordu.
Ensar, Eslem’e dönerek:
‘Eslem, Ensar’ı söyledikleri doğru mu?’ dedi, sorgulayıcı bakışlarla.
‘Evet’ dedi Eslem, utançla ‘Onu her seferinde ikaz ettim ama beni dinlemedi. Sağ olsun Erdem Bey olmasaydı zor durumda kalacaktım’
Bu seferde Basri’ye dönerek:
‘Söyle, neden Eslem’i sıkıştırıp duruyorsun?’ bunu derken onu boğmamak için kendini zor tutuyordu.
Basri, yine aynı şekilde hareket ederek pis pis sırıtmakla yetindi.
‘Yetti artık, sizin gibi erkekler yüzünden rahat bir hayat yaşayamadım. Önüne gelen güzelliğimden yararlanmak istiyor. Onlardan korunmak için ne yapmam gerekiyor söylesenize’ dedi Eslem, Basri’nin sırıtması karşısında.
‘Senin yaptıklarına daha fazla tolerans gösteremem. O yüzden muhasebeye git ve çıkışına al. Seni bir daha bu holdingde görmek istemiyorum’ dedi Ensar, daha sonra da eliyle çıkmasını işaret etti.
O muhasebeye giderken Eslem’in öfkesi halen daha dinmemişti.
‘O ve onun gibiler var oldukça bizler rahat edemeyiz’ dedi bağıra bağıra ‘Söyle, biz ne yapmalıyız?’ bunu derken Ensar’ın yüzüne sertçe bakmıştı.
Şu ana kadar olana bitene sessiz kalan Fatma, araya girerek:
‘Özür dilerim, araya girmiş gibi oldum ama eğer isterse Fatma Hanım’la ben ilgilenebilirim’
‘Tamam, Fatma Hanım Eslem’le sen ilgilen’ dedi Ensar ‘Bu arada ikinizde bugün izinlisiniz istediğiniz yere gidin ve kafanızı boşaltın’
‘Hiçbir yere gitmiyorum’ dedi Eslem, diklenerek ‘Ben kapanmak istiyorum anlıyor musun, ama bu konuda hiçbir bilgim yok. Ne babam öğretti ne de başka bir kimse. Sevdiğim adamdan öğrenebilirdim diye düşünüyordum ama o da benim gibi dinden imandan bi haber’
‘Benimle gel Fatma Hanım, ben sana bütün bildiklerimi öğreteceğim, tabii istersen’ dedi Fatma.
Dinden imandan bi haber kelimesi Ensar’a bir balyoz gibi inmişti kafasına. Evet, doğruydu Eslem’in sözleri. İşleri güçleri bahane edip hep ertelemişti namazı niyazı. Ama bundan sonra kılacaktı namazlarını, tutacaktı oruçlarını. Şimdiye kadar vermediği zekâtlarını verecekti. Bu konuda kararını vermişti artık. Önüne hangi engeller çıkarsa çıksın yılmadan İslam’ı yaşayacaktı.
Bölüm 29
‘Şimdiye kadar tanışmak nasip olmadı’ dedi Fatma, daha sonra da ‘Benim adım Fatma’ dedi kendini tanıtarak ‘Aramızda ne kadar yaş farkı var bilemiyorum ama ben sana abla diyeceğim’
‘Benim adımı biliyorsun zaten’ dedi Eslem, gözlerinden yaşlar boşanarak. Daha sonra da çocukluğundan bu yana yaşadığı sıkıntıları anlattı.
‘Bu dünyada imtihan için varız’ dedi Fatma ‘Kimisinin imtihanı ağır olur, kimisininki de hafif olur. En büyük imtihanlar da Peygamberler atlatmıştır. Bu dünya rahat etme yeri değildir. Asıl rahat etme yeri Cennettir. Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bu dünya imtihan yeridir. Her şeyi imtihana tâbidir. Allahü teâlâ çok mal verir veya fakirlik verir, imtihan eder. Hep sıhhat verir veya hastalık verir, imtihan eder. Hepsi imtihandır. İmtihan demek, terlemektir. İmtihan demek, uyanık olmak demektir. İmtihan demek, (İyi çalış, verilen süre içerisinde, sorulan sorulara doğru cevap ver) demektir. Vakit dolunca kâğıt alınır, (ben şimdi yazacaktım) diyene, geçti artık denir.
‘Anladığım kadarıyla can boğaza gelince imtihan kâğıdı elimizden alınır. İyi sonuç mu kötü sonuç mu alacağız yaşadığımız dünya hayatı ile ilgili değil mi?’
‘Evet, aynen dediğin gibi’ dedi Fatma, daha sonra da ‘
Ömrümüz bitince, imtihanda yazdıklarımız için, işte kâğıdın, oku diyecekler. Oku bakalım, ne yapmışsın, gör diyecekler. Eyvah ben ne yapmışım diyeceğiz; ama bir faydası olmayacak. Bunu nasıl olsa söyleyeceğiz, vakit varken onu dünyada söyleyelim. Tevbe edip, ibadetlerimizi yapalım.
