33. bölüm / 52
Abimin arkadaşı32. Bölüm
Bölümler 52Şu an: 32. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.458 kelime
- 2 2. Bölüm1.301 kelime
- 3 3. Bölüm905 kelime
- 4 4. Bölüm1.015 kelime
- 5 5. Bölüm1.033 kelime
- 6 6. Bölüm1.187 kelime
- 7 7. Bölüm1.436 kelime
- 8 8. Bölüm1.489 kelime
- 9 9. Bölüm1.190 kelime
- 10 10. Bölüm770 kelime
- 11 11. Bölüm1.173 kelime
- 12 12. Bölüm1.076 kelime
- 13 13. Bölüm1.156 kelime
- 14 14. Bölüm1.416 kelime
- 15 15. Bölüm1.325 kelime
- 16 16. Bölüm1.101 kelime
- 17 17. Bölüm1.080 kelime
- 18 18. Bölüm1.195 kelime
- 19 19. Bölüm1.380 kelime
- 20 20. Bölüm1.349 kelime
- 21 21. Bölüm1.702 kelime
- 22 22. Bölüm1.227 kelime
- 23 23. Bölüm1.493 kelime
- 24 24. Bölüm1.395 kelime
- 25 25. Bölüm1.369 kelime
- 26 26. Bölüm1.066 kelime
- 27 27. Bölüm914 kelime
- 28 28. Bölüm1.105 kelime
- 29 29. Bölüm1.180 kelime
- 30 Önemli not58 kelime
- 31 30. Bölüm596 kelime
- 32 31. Bölüm1.177 kelime
- 33 32. Bölüm1.064 kelime · Okuduğun bölüm
- 34 33. Bölüm914 kelime
- 35 34. Bölüm1.137 kelime
- 36 35. Bölüm1.675 kelime
- 37 36. Bölüm913 kelime
- 38 37. Bölüm799 kelime
- 39 38. Bölüm1.035 kelime
- 40 39. Bölüm919 kelime
- 41 40. Bölüm881 kelime
- 42 41. Bölüm949 kelime
- 43 42. Bölüm1.127 kelime
- 44 43. Bölüm928 kelime
- 45 44. Bölüm913 kelime
- 46 45. Bölüm1.376 kelime
- 47 46. Bölüm657 kelime
- 48 47. Bölüm864 kelime
- 49 48. Bölüm1.100 kelime
- 50 49. Bölüm922 kelime
- 51 50. Bölüm936 kelime
- 52 51. Bölüm (final)2.854 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
**HİLAL'İN AĞZINDAN...**
Hafta sonu geldiğinde daha alarmım bile çalmadan telefonumun titreşim sesiyle uyandım.
Gözlerimi yarı açık şekilde komodinin üzerindeki telefona uzandım.
**Atıl Arıyor...**
Saat sabah sekiz buçuktu.
Normal şartlarda bu saatte beni kimse yatağımdan çıkaramazdı.
Telefonu açıp yastığa gömüldüm.
"Öldün mü?"
Karşı taraftan gelen sesi duyunca istemsizce güldüm.
"Hayır."
"O zaman kalk."
"Atıl..."
"Hadi."
"Saat kaç farkında mısın?"
"Sekiz buçuk."
"Normal insanlar bu saatte uyuyor."
"Normal insanlar evet."
"Kalkmayacağım."
"Kapının önündeyim."
Bir anda gözlerimi açtım.
"Ne?"
"Perdeyi aç."
Yataktan fırlayıp perdeyi araladığımda gerçekten de aşağıda arabasına yaslanmış halde duruyordu.
Üzerinde beyaz gömlek vardı.
Kollarını dirseklerine kadar sıvamıştı.
Bir elinde kahve bardağı tutuyor diğer eli cebindeydi.
Beni görünce başını kaldırıp gülümsedi.
Allah'ım...
Bu çocuk gerçekten çok yakışıklıydı.
Telefonun diğer ucundan sesi geldi.
"On dakika."
"Yirmi."
"On iki."
"On beş."
"Tamam."
Telefon kapanırken yüzümde aptal bir sırıtış oluşmuştu.
...
Hazırlanıp aşağı indiğimde arabasının kapısını benim için açtı.
Ben daha oturmadan emniyet kemerimi bile kendi taktı.
Bunu yaparken yüzü bana o kadar yakındı ki kalbim saçma sapan atmaya başladı.
"Seni kaçırıyor muyum?"
"Bilmem."
"Şikayet eder misin?"
"Düşünürüm."
"Etme."
"Neden?"
"Çünkü bugün için çok uğraştım."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Demek bir şeyler planladın."
"Belki."
"Atıl."
"Hı?"
"Nereye gidiyoruz?"
"Bilmiyorum."
"Nasıl bilmiyorsun?"
"Araba biliyor."
"Dalga geçiyorsun."
"Biraz."
Araba hareket ettiğinde şehir yavaş yavaş arkamızda kaldı.
Başta kalabalık sokaklardan geçtik.
Sonra binalar azalmaya başladı.
Yerlerini ağaçlar aldı.
Yeşillikler aldı.
Uzun yollar aldı.
Camı biraz açtığımda içeri mis gibi bahar havası doldu.
Saçlarım hafifçe savrulurken gözlerimi kapattım.
Uzun zamandır ilk defa bu kadar huzurlu hissediyordum.
Atıl bir eli direksiyonda diğer eliyle benim elimi tutuyordu.
Hiç bırakmadan.
Sanki bıraktığı an kaybolacakmışım gibi.
Bir süre sonra başımı ona çevirdim.
"Bir şey soracağım."
"Sor."
"Neden sürekli elimi tutuyorsun?"
Gülümsedi.
Ama gözlerini yoldan ayırmadı.
"Çünkü seviyorum."
Kalbim durdu sandım.
"Elimi mi?"
"Kız sahibini."
Yüzümün nasıl kızardığını hissedebiliyordum.
Atıl ise hiçbir şey olmamış gibi sürmeye devam ediyordu.
Bunu özellikle yapıyordu.
Beni utandırmayı çok seviyordu.
...
Yaklaşık kırk dakika sonra arabayı büyük ağaçların olduğu bir alanda durdurdu.
Etraf o kadar güzeldi ki birkaç saniye konuşamadım.
Yeşillikler uzayıp gidiyordu.
Biraz ileride göl görünüyordu.
Su güneş ışığında parlıyordu.
Kuş sesleri her taraftan duyuluyordu.
Tam etrafı incelerken Atıl bagajı açtı.
Ve ben donup kaldım.
Kocaman bir piknik örtüsü.
Sepet.
Yastıklar.
Meyveler.
Tatlılar.
İçecekler.
Benim sevdiğim bütün atıştırmalıklar.
Ve köşede duran dev pembe papatyalar.
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Atıl..."
"Beğenmedin mi?"
"Şaka yapıyorsun."
"Yapmıyorum."
"Sen bunların hepsini tek başına mı hazırladın?"
"Sabaha kadar uğraştım."
İşte o an...
Kalbim resmen eridi.
Çünkü mesele piknik değildi.
Mesele çiçek değildi.
Mesele harcanan para da değildi.
Mesele beni düşünmesiydi.
Ben seviyorum diye papatya almasıydı.
Ben çilek seviyorum diye sepetin yarısını çilekle doldurmasıydı.
Ben üşürüm diye fazladan battaniye getirmesiydi.
Ben yorulurum diye yastık getirmesiydi.
Bu çocuk gerçekten her detayı düşünmüştü.
Ben daha bir şey söyleyemeden elimi tuttu.
Sonra avucumun içine yavaşça bir öpücük bıraktı.
"Şimdi oldu."
"Ney?"
"Gülümsemen geldi."
Allah'ım.
Aşık çocuk gerçekten buydu galiba.
Çünkü bana öyle bakıyordu ki...
Sanki dünyanın en güzel şeyi benmişim gibi.
Sanki etrafımızdaki bütün güzellikler anlamsızmış da sadece ben varmışım gibi.
Ve ilk kez...
Birinin beni bu kadar sevmesinin ne demek olduğunu hissediyordum.
Gülümseyerek yüzüne bakıyorum bagajdan eşyaları çıkarttıktan sonra hiçbir şeye dokunmama izin vermiyor her şeyi kendi elleriyle hazırlıyor büyük bir ağacın altındaki gölgeliğe götürüyor büyük piknik örtüsünü.
Her şeyi kendi elleriyle hazırladıktan sonra bana sadece oturup bu güzel anının tadını çıkarmak kalıyor.
Atılım marifetleri bununlada bitmiyor kendi elleriyle mangalı yakıp bütün hazırladığı mangal eşyalarını kendi pişiriyor. O mangalın başında iyi iş çıkartırken ben de bir yandan onu izliyorum bir yandan da meyve tabağı hazırlayıp salata yapıyorum.
Hafta sonu fırsat bilenler buraya yardım etmişti neyse ki bizim bulunduğumuz tarafta çok fazla kalabalık yoktur birkaç aile dışında. Bizim gibi genç bir çift daha vardı biraz ötede sanırım onlar daha yeni yeni sevgili gerçi biz de yeni yeni sevgiliyiz onlar da birbirlerine dalıp gitmekten ne doğru düzgün bir şey yiyebilirler ne de doğru düzgün bir aktivite yapabildiler.
Mangaldaki tavuklar ağrı ağrı pişerken atıl yanıma geliyor papatyadan tacımı takıyor Allahım çok güzel ya.
"O kadar mutluyum ki anlatamam"
"Daha da mutlu olacaksın benimle olduğun her gün daha da yüzün gülücek"
Elimle yanağını okşayıp minik bir öpücük bırakıyorum hafif sakallanmış yanağına.
"Buna eminim"
"Ama "
Diyor şart koşar gibi.
"Günün sonunda sen de beni biraz mutlu ediceksin"
Diyerek göz kırpıyor ne demek istediğini anladığım için yüzüm hafiften kızarıyor boynuma bir öpücük bıraktıktan sonra tekrar mangalın başına dönüyor.
Ben salatayı yaptığımda O da nihayet mangalı bitirmişti. Bana sanki bebeğimmişim gibi davranıyor kendi elleriyle yemek yediriyordu bu kadar özel hissettim nadir anlar vardır bu da onlardan biri.
Yemek yerken de getirdiği fotoğraf makinesi ile fotoğraf çekmeyi ihmal etmiyoruz birkaç saat içinde yüzlerce fotoğrafımız oluyor.
"Baksana bu çok güzel bunu ve birkaç tanesini daha bastıracağım"
"Bana da gönder ben de çıkartayım yedeği ben de de olsun"
"Sen uğraşma bebeğim ben senin için hallederim"
"Peki sen öyle diyorsan öyle olsun"
Başımı omzuna yaslayıp bir süre bu anın tadını çıkartıyorum. Yemekten sonra biraz uzanıyoruz o sırada evden kendi elleriyle hazırlayıp getirdiği buz gibi limonatayı yudumluyoruz.
Bir süre de öyle huzurlu bir şekilde uzandıktan sonra ben kalkıp sırtımı ağaca yaslıyorum.
Atıldı tekrar doğru olup benim yanıma oturuyor beni kollarının arasına alıp sarıp sarmalıyor. Yüzüme doğru hafifçe eğilip saçlarımı geriye doğru hafifçe itiyor. Dudaklarını boynuma bastırdığında saniyeler içinde binlerce öpücük bırakıyor yüzümün ve boynumun her tarafına.
En son dudaklarını dudaklarıma bastırıp bir süre öylece kalıyor ayrılıp tekrar öpüyor ve bu yarım saat boyunca devam ediyor. En son dudaklarımı baş parmağıyla okşayıp başını dizlerimin üzerine koyuyor.
Ben de yapmayı en çok sevdiğim şeyi yapıp saçlarını okşuyorum gözlerini kapatırken bir yandan da bizimle ilgili gelecek hayallerini anlatıyor.
"Aşkım şimdi kocaman bir ev alacağım bizim için öyle küçük evde oturamam Zaten sen de büyük evde oturmak istersin"
Gülümseyerek hayalimde kurduğum evin ona anlatıyorum az çok benziyor ikimizin de düşündüğü ev.
"Ee peki sonra?"
Diyorum heyecanla onu dinlerken.
"Sonra çocuk yaparız 3 5 hatta 7 tane"
"Oha kim doğuracaktı o kadar çocuğu"
"Aşkım benim elimde olsa ben de vururum ama maalesef benim elimde olan bir şey değil hem sen şimdi merak etme ben hamileliğin boyunca sana çok iyi bakarım"
"Hadi bakalım o günler gelsin düşünürüz"
"Ama bak 3 tane kesin yani üçten aşağısını kabul etmiyorum"
"Tamam aşkım bakarız"
Daha evlenmeden çocuk kavgası bile yapıyoruz şaka gibi. Hayatımda geçirdiğim en mutlu günlerden biriydi keşke hiç bitmeseydi bugün ama hava kararmaya başlıyordu ve bizim daha 2 saatlik bir yolumuz vardı. Biz eve vardığımızda çoktan akşam saat 8'i geçmiş olacaktı abim ve Ceren de konserden dönmüş olurlar o saate kadar.
Bölüm etkileşimi
