29. bölüm · Abimin arkadaşı
29. Bölüm
Bütün o yaşanan tatsız olaylardan ayrılmalardan barışmalardan kavgalardan sonra ilk defa herkes mutlu ve huzurluydu. Tuncay eve geri dönmüş ceren'le olan ilişkisi çok güzel ilerliyor Atıl ve Hilal hiç olmadığı kadar mutlu ve bir sevindirici haber de hilal'in ve tuncay'ın anne babasından gelmişti artık işleri bir kenara bırakıp ailecek vakit geçirme kararı almışlardı. Bu büyük kavuşmaya sadece bir ay kalmıştı onlar gelmeden hep birlikte bir hafta sonu tatil yapmayı hak ettiklerini düşündüler oturup bütün gece tatil planları yaptıktan sonra tatile gidecekleri yeri nihayet karar verebildiler. O cumartesi sabahı yola çıktıklarında kaderlerinin onlar için hazırladığı acımasız sondan habersiz bir şekilde mutlu bir arkadaşlık tablosu ile bindiler arabaya.
O hafta sonu, sanki son birkaç günde yaşanan bütün kırgınlıklar, yanlış anlaşılmalar ve pişmanlıklar geride kalmış gibiydi. Sabahın erken saatlerinde buluştuklarında kimsenin yüzünde huzursuzluk yoktu. Hilal ve Atıl sonunda birbirleriyle yeniden konuşabiliyor, Ceren ile Tuncay ise sürekli didişmelerine rağmen göz göze geldiklerinde istemsizce gülümsüyorlardı.
Arabanın içinde çalan şarkılar yol boyunca hiç susmadı. Bir ara herkes aynı anda farklı şarkılar açmaya çalışınca küçük bir karmaşa çıkmış, sonrasında kahkahalar arabanın içini doldurmuştu. Yol kenarındaki ağaçlar hızla geride kalırken güneş de gökyüzünde yükseliyor, her şey olması gerektiği kadar güzel görünüyordu.
Atıl direksiyonun başındaydı. Bir eli direksiyonda, diğer eli ritme göre hafifçe hareket ediyordu. Dikiz aynasından arkadaşlarına baktığında ilk defa uzun zamandır herkesin gerçekten mutlu olduğunu düşündü.
Belki de bu yüzden ilk başta fark ettiği şeyi söylemek istemedi.
Ayağını frene bastığında beklediği tepkiyi alamamıştı.
Kaşları hafifçe çatıldı.
Bir kez daha denedi.
Sonra bir kez daha...
Araba hız kesmiyordu.
Kalbi göğsünde sertçe vurdu.
"Atıl?" diye seslendi Hilal.
"Oğlum neden yüzün beyazladı?" dedi Tuncay.
Atıl cevap vermedi.
Bir kez daha frene bastı.
Hiçbir şey olmadı.
Bu kez direksiyonu biraz daha sıkı kavradı.
İçinden bunun geçici bir sorun olmasını diledi.
Belki yol yüzündendir...
Belki yanlış hissediyordur...
Belki birkaç saniye sonra düzelecektir...
Ama düzelmedi.
Tam aksine önlerindeki viraj giderek yaklaşıyordu.
Arabanın içindeki müzik hâlâ çalmaya devam ederken Atıl sonunda derin bir nefes aldı.
"Arkadaşlar..."
Sesi beklenmedik şekilde ciddiydi.
Herkes ona döndü.
"Korkmanızı istemiyorum ama..."
Boğazı düğümlendi.
"Frenler tutmuyor."
Bir anda arabanın içindeki bütün sesler kesildi.
Şarkı hâlâ çalıyor olmasına rağmen kimse onu duymuyordu artık.
Hilal'in yüzündeki gülümseme silindi.
Ceren'in gözleri büyüdü.
Tuncay öne doğru eğildi.
"Şaka yapıyorsun değil mi?"
Atıl cevap vermedi.
Bu cevap aslında her şeyi anlatıyordu.
Araba hızla ilerlemeye devam ederken önlerindeki viraj tehlikeli şekilde yaklaşıyordu.
Atıl direksiyonu kontrol altında tutmaya çalışıyordu.
Ellerinin titrememesi için bütün gücünü harcıyordu.
"Bir şey yap!" diye bağırdı Ceren.
"Yapıyorum!" diye karşılık verdi Atıl.
Ama sesindeki çaresizlik saklanabilecek gibi değildi.
Hilal koltuğa tutunmuştu.
Tuncay bir eliyle Ceren'in elini sıkıca kavradı.
İlk defa kimse konuşmuyordu.
Kimse kavga etmiyordu.
Kimse geçmişi düşünmüyordu.
O birkaç saniye içinde herkes sadece yanında oturan insanları düşünüyordu.
Viraj artık tam önlerindeydi.
Atıl son bir hamleyle direksiyonu kırdı.
Lastiklerden yükselen ses yol boyunca yankılandı.
Araba kontrolden çıktı.
Her şey birkaç saniye içinde oldu.
Bir çarpma sesi...
Camların parçalanışı...
Metal gürültüleri...
Sonra ilk takla.
Ardından ikinci.
Ve üçüncü...
Dünya dönüyor gibiydi.
Gökyüzü...
Yol...
Ağaçlar...
Gökyüzü tekrar...
Her şey birbirine karışmıştı.
Sonunda büyük bir gürültüyle araba yolun kenarında durdu.
Bir süre etraf tamamen sessizdi.
Ne müzik vardı.
Ne kahkaha.
Ne de yarım kalmış cümleler.
Sadece rüzgârın sesi duyuluyordu.
Belki hayat bazen insanların planladığı gibi ilerlemiyordu.
Belki bazı hikâyeler uzun yıllar sürmüyordu.
Ama o dört kişi, bütün hatalarıyla, bütün kırgınlıklarıyla ve bütün sevgileriyle son anlarına kadar birbirlerinin hayatında iz bırakmışlardı.
Geride kalanlar onları yıllar boyunca farklı şekillerde hatırlayacaktı.
Kimisi Hilal'in inatçılığını...
Kimisi Atıl'ın korumacı tavırlarını...
Kimisi Ceren'in cesaretini...
Kimisi de Tuncay'ın herkesten sakladığı o kocaman kalbini...
Ama hepsinin ortak bir hatırası olacaktı.
Birbirlerini gerçekten sevmiş olmaları.
Paramparça olmuş arabanın üzerinden siyah dumanlar yükselirken arabada hiçbir canlının yaşamış olma ihtimali yoktu. Zaten öyleydi direksiyonda olan Atıl sarsılmanın ve yuvarlanmanın etkisiyle bütün vücudu ön tarafa doğru gelmiş bir şekilde ağzı yüzü kan olmuş halde direksiyonla bir bütün haline gelmiştir resmen. Ceren ise arka koltuktan ön tarafa doğru savrulmuş koltukların arasında sıkışmış bedeninde belki de sayısızca kırık vardı. Tuncay'ın yüzü tanımayacak haldeydi önce ama kafa atmış olmalı ki beyninden aşağıya akan kan oluk oluktu resmen.
Ama en kötü durumda olan hilaldi arka koltukta oturduğu için öne doğru savrulmuş ön koltukta arka koltuğun alt tarafında bir yerlere sıkışmış bütün bedeni resmen paramparça olmuştu. O virajın aşağısındaki kısımda uzun bir süre sessizlik oluştu bu sessizlik daha fazla sürecek değildi elbette ki yoldan geçen araçlar o korkunç manzarayı gördüklerinde bir an önce inip yardıma koşmuşlardı siren sesleri gökyüzüne doğru yükselirken bu acı haber ailelerin evine kısa zamanda ulaştı.
4 gencin anne babası da feryat figan içinde hastaneye ulaştıklarında çoktan her şey bitmişti gencecik yaşlarında toprak altında olacak parçalanmış bedenlerini görmek bile içler acıtıyordu. Ne büyük hayallerle bindikleri o araç sonları olmuştu henüz çok genç yaşta hayatlarının baharında bir kazaya kurban giderek bütün hayalleri yarım kalmıştı.
Ertesi günün sabahında haberlere çıkıyor bu büyük kaza olayı.
Katliam gibi bir kaza diyerek söze giriyor haber sunucusu İstanbul'dan yola çıkarak hafta sonunu şehir dışında geçirmeyi planlayan gençlerin hayali kanla sona erdi diye devam ediyor sözlerine. Frenleri tutmayan araç Keskin virajı alamadığı için taklalar atarak aşağıya kadar yuvarlanıyor araçta iki kız iki erkek olduğu tespit edilen kazadan kimse kurtulamıyor. Hilal Demir Tuncay Demir Ceren aratan ve Atıl sipahi 4 genç maalesef ki olay yerinde hayatını kaybediyor. Bu sözlerden sonra ekran başında olan herkes bu büyük acıya en az aileleri kadar üzülüyor.
Yarım kalan sadece bu 4 hayat değildi dördünün de ayrı ayrı birbirinden güzel hayalleri yarım kalmıştı belki de birlikte bir gelecek hayalleri yarım kalmıştı. 18 yaşında iki kız ve 21 yaşında iki genç erkek kan kokusuna bile dayanamayan Hilal kanla tamamen baştan aşağı yıkanmıştı resmen. Dördünün cansız bedeni de yan yana aynı mezarlıkta defnediliyor. Doğum tarihleri farklı olan gençlerin ölüm tarihleri aynı olunca dayanılmaz bir acı ikiye katlanıyor. Aileleri mezar taşlarına her baktıklarında biraz daha yürekleri burkan bir manzara çıkıyor ortaya. Oysa ki daha arabaya binmeden önce annesi ile konuşmuştu Tuncay.
"Sizi çok özledim anne geleceğiniz için çok heyecanlıyım lütfen erken gelmeye çalışın"
Kırkada çoktan geçmiş bu güzelliği hala yüzünden okunan kadın bu sözleri her hatırladığında içinde korkunç bir vicdan azabı oluşuyor yıllar boyu işlerini bahane edip çocukları ile ilgilenememiş onlar büyürken yanlarında olamamıştı O sözleri tekrar tekrar beyninde bir kaset gibi başa sarıp dinlerken artık dayanamayacak noktaya geliyor. Benim bahtsız yavrularım diye haykırıyor evin içinde belki toparlanması aylarını hatta yıllarını alacak iki çocuğunu birden toprağa verdi gencecik iki hayat bitirilmişti. Sadece onların aileleri değil Ceren ve atılın da anne babası farklı durumda değildi son zamanlarda kızın en çok berbat davranan ceren'in annesi de büyük bir vicdan azabı ile kızının kıyafetlerini koklarken aklına yitirmemek için bir yandan da dua ediyor.
İşte bir hikayede böyle sonlanıyor güzel başlayan bütün anılar kana Bulanık en son kara toprak altında bitiyor birçok şey yarım kaldı onların hayatında oysaki onlar gelecekle ilgili çok güzel hayaller kurmuştu ama Kader buna müsaade edememişti.
(Evet arkadaşlar eminim okuduğunuzda hepiniz bana küfür etmişsinizdir. Ama yapacak bir şey yok ben diğer kitaplarıma baktım hiçbirinde mutsuzluğum yok mutsuz son buna kısmetmiş şimdi diyeceksiniz ki sen manyak mısın çok da akıllı olduğumu söylememez. Lütfen bana kızıp beni linçlemeyin olur mu ben zaten yeni kitaplar yazacağım iyi okumalar kitabıma bu kadar büyük ilgi gösterdiğiniz için de çok teşekkür ederim)
