37. bölüm · Teslimiyet
Bölüm 36-bir şey mi kaybettiniz
Salondaki hava bir anda buz kesti.
İsmail telefonu kulağında tutuyordu.
Ama yüzündeki ifade değişmişti.
Oruç bunu görünce kötü bir şey olduğunu anladı.
"Eyüphan..."
dedi İsmail.
Karşı taraftan hafif bir kahkaha geldi.
"Demek sesimi unutmadın."
İsmail'in çenesi sıkıldı.
"Nerdeler?"
Eyüphan cevap vermedi.
Önce keyifle güldü.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
"Çok güzel kızlar."
O anda Oruç'un gözleri karardı.
Şerif ayağa kalktı.
İsmail ise derin bir nefes aldı.
Kendini zor tutuyordu.
"Nerdeler dedim."
Eyüphan birkaç saniye sustu.
Sonra tekrar konuştu.
"Önce bir teşekkür et."
İsmail'in sesi buz gibiydi.
"Eyüphan."
"Üç saattir bütün aileyi ayağa kaldırdım."
Oruç daha fazla dayanamadı.
"Ver şu telefonu!"
İsmail telefonu vermedi.
Gözlerini kapatıp kendini sakinleştirmeye çalıştı.
Çünkü öfkelenirse düşünemezdi.
Ve şu an düşünmek zorundaydı.
"Onlara dokunursan..."
Eyüphan araya girdi.
"Dokunmadım."
Bu cevap salondakilerin biraz olsun nefes almasını sağladı.
Ama İsmail yine de rahatlamadı.
"Konuş."
Eyüphan'ın sesi tekrar geldi.
"İki saatin var."
"Ne istiyosun?"
"Sen."
Salondaki herkes birbirine baktı.
İsmail hiç konuşmadı.
Eyüphan devam etti.
"Tek başına geleceksin."
"Konum at."
"Yok."
İsmail'in kaşları çatıldı.
"Ne demek yok?"
"Önce arabaya bin."
"Ondan sonra yönlendiricem."
İsmail sessizleşti.
Eyüphan son kez konuştu.
"Yanında adam istemiyorum."
"Oruç istemiyorum."
"Şerif istemiyorum."
"Polis hiç istemiyorum."
Sonra sesi sertleşti.
"Yoksa iki kız da bedel öder."
Telefon kapandı.
Salonda ölüm sessizliği oluştu.
İsmail telefonu yavaşça indirdi.
Oruç hemen yanına geldi.
"Tek gitmeyeceksin."
"Gitcem."
"Hayır."
"Gitcem."
İki kardeş birbirine bakıyordu.
Oruç sinirden ellerini saçlarına geçirdi.
"Ula bu tuzak."
"Biliyorum."
"Öldürmek için çağırıyo."
"Biliyorum."
"Ee?"
İsmail'in gözleri karardı.
"Fadime orada."
Sonra kısa bir sessizlik oldu.
Ve ekledi:
"Aleyna da."
Bu cümleden sonra kimse konuşamadı.
Çünkü herkes biliyordu.
İsmail dünyayı karşısına alabilirdi.
Ama Aleyna'nın ya da Fadime'nin zarar görme ihtimaline dayanamazdı.
Şerif ağır adımlarla yanlarına geldi.
Yüzü solmuştu.
Aleyna'nın adı geçince bütün sakinliği gitmişti.
"Yiğenim."
İsmail ona baktı.
Şerif omzuna elini koydu.
"Kızımı geri getir."
İsmail'in gözleri bir an yumuşadı.
Başını salladı.
"Getircem."
Oruç ise hâlâ ikna olmamıştı.
"Ben de geliyorum."
İsmail kardeşine döndü.
"Hayır."
"İsmail."
"Hayır."
"Ula kardeşim—"
İsmail ilk kez sesini yükseltti.
"ORUÇ!"
Salon sessizleşti.
İsmail derin nefes aldı.
Sonra daha sakin konuştu.
"Eğer bir şey olursa..."
Sözünü tamamlayamadı.
Oruç'un gözleri dolmuştu.
"Saçmalama."
İsmail hafifçe gülümsedi.
"Aleyna sana emanet."
Oruç yumruklarını sıktı.
Çünkü kardeşinin ne demek istediğini anlamıştı.
İsmail ceketini aldı.
Silahını kontrol etti.
Sonra kapıya yöneldi.
Tam çıkacağı sırada...
Üst kattaki odada...
Fadime ve Aleyna birbirlerine bağlı halde oturuyorlardı.
Aleyna korkudan ağlıyordu.
Ama Fadime onu sakinleştirmeye çalışıyordu.
"Bir şey olmayacak."
Aleyna başını salladı.
"Ama ya olursa?"
Fadime'nin kendi kalbi de deli gibi atıyordu.
Ama belli etmemeye çalışıyordu.
Çünkü Aleyna ondan daha çok korkuyordu.
Tam o sırada dışarıdan ayak sesleri geldi.
Kapı açıldı.
Eyüphan içeri girdi.
Yüzünde o sinir bozucu gülümseme vardı.
Aleyna korkuyla Fadime'ye yaklaştı.
Eyüphan ise pencereye yürüdü.
Sonra dışarı bakıp sırıttı.
"Geliyor."
Fadime'nin nefesi kesildi.
"Kim?"
Eyüphan yavaşça döndü.
Ve gülümseyerek cevap verdi:
"İsmail Fırtına."
