12. bölüm · Teslimiyet

Bölüm 11-Mecburiyet

Yazar _Hanimm

Yayla evinin içi sessizdi.

Sobanın içindeki odunlar hafif hafif çıtırdıyor, camdan giren rüzgâr perdeyi oynatıyordu.

Ama İsmail’in kafasının içi tamamen karışmıştı.

Şirin Hanım’ın söylediği söz hâlâ kulaklarında dönüyordu.

“Ama gelini olursa…”

İsmail başını iki elinin arasına aldı.

“Babane saçmalama.”

Şirin Hanım sakin kaldı.

“Saçmalamıyom.”

“Ben Koçari kızından bahsediyoruz farkındasın değil mi?”

“Farkındayım.”

İsmail ayağa kalktı.

Sinirle birkaç adım yürüdü.

“Daha dün birbirimizi öldürecek durumdaydık.”

Şirin Hanım gözlerini ondan ayırmadan konuştu:

“Dün gece sen o kız için ormana girdin.”

İsmail sustu.

“Kimsenin yapmayacağı şeyi yaptın.”

İsmail çenesini sıktı.

“İnsanlık yaptım.”

Şirin Hanım hafifçe başını salladı.

“Öyle olsun bakalım.”

İsmail cevap vermedi.

Çünkü ne kadar inkâr etse de Fadime söz konusu olunca içinde tuhaf bir his oluşuyordu.

Bu onu rahatsız ediyordu.

Şirin Hanım bastonuna dayanıp ayağa kalktı.

“Ben bu işi çözerim.”

İsmail hemen başını kaldırdı.

“Ne işi?”

Yaşlı kadın gayet sakin cevap verdi:

“Adil’le konuşacam.”

İsmail’in gözleri büyüdü.

“Babane sakın—”

Ama Şirin Hanım çoktan telefonunu çıkarmıştı bile.

İsmail bir adım ona yaklaştı.

“Şirinim.”

“Sus biraz.”

İsmail hayatında çok az insandan çekinirdi.

Şirin Hanım onlardan biriydi.

Yaşlı kadın telefonu kulağına götürdü.

Birkaç saniye sonra karşı taraftan Adil’in sesi geldi.

“Buyur Şirin teyze.”

“Adil uşağım, konuşmamız lazım.”

Adil’in sesi ciddileşti.

“Bir şey mi oldu?”

Şirin Hanım göz ucuyla İsmail’e baktı.

“Oldu.”

İsmail sinirle saçlarından geçti.

“Babane kapat şu telefonu.”

Şirin Hanım onu tamamen umursamadı.

“Dün Zarife’nin ne dediğini biliyon mu?”

Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.

“Ne dedi?”

Şirin Hanım’ın sesi sertleşti.

“Kardeşini öldürtmek istiyo.”

İsmail gözlerini kapattı.

Adil’in sesi bir anda değişti.

“Ne dedin sen?”

“İsmail yapmaz. Ama Zarife yapar.”

Yayla evinin içindeki hava ağırlaştı.

İsmail duvara yaslandı.

Şirin Hanım devam etti:

“O kız artık tehlikede.”

Adil birkaç saniye konuşamadı.

Sonra sert bir sesle:

“Ben kardeşime kimseyi dokundurmam.”

Şirin Hanım başını salladı.

“Ben de biliyom.”

“E o zaman niye aradın?”

Yaşlı kadın derin bir nefes verdi.

Sonra bomba gibi cümleyi söyledi:

“Bu çocuklarla evlilik lazım.”

İsmail anında başını kaldırdı.

“BABANE!”

Adil’in sesi de aynı anda yükseldi.

“Şirin teyze sen iyi misin?!”

Şirin Hanım ikisini de umursamadan konuşmaya devam etti:

“Başka türlü bu düşmanlık bitmez.”

Adil sinirli şekilde güldü.

“Fadime’yi Fırtına Konağı’na mı verecem ben?”

“Canı yaşayacaksa verecen.”

Bu cümleyle sessizlik oldu.

İsmail artık ne diyeceğini bilmiyordu.

Çünkü ilk kez mesele sadece düşmanlık değildi.

Fadime’nin gerçekten zarar görme ihtimali vardı.

Adil’in nefesi sertleşti.

“Fadime bunu kabul etmez.”

Şirin Hanım kısa cevap verdi:

“İsmail de etmezdi.”

İsmail gözlerini ona çevirdi.

Şirin Hanım’ın bakışları sakindi.

“Siz birbirinizden nefret ettiğinizi sanıyorsunuz sadece.”

Adil hâlâ sessizdi.

Şirin Hanım son kez konuştu:

“Düşün bunu.”

Ve telefonu kapattı.

Yayla evinin içi tamamen sessizleşti.

İsmail birkaç saniye boyunca olduğu yerde kaldı.

Sonra sinirle konuştu:

“Ne yaptın sen?”

Şirin Hanım sakin şekilde çayını doldurdu.

“Sizi kurtardım.”

İsmail sertçe güldü.

“Sen bizi daha büyük belaya soktun.”

Şirin Hanım bu kez ilk kez ciddi ciddi ona baktı.

“İsmail.”

İsmail sustu.

Yaşlı kadın yavaşça konuştu:

“O kız ölürse sen yaşayabilir misin?”

Bu soru İsmail’in içine oturdu.

Çünkü cevabını bilmiyordu…