36. bölüm · Teslimiyet
Bölüm 35-Tek taşta İki kuş
Aradan birkaç gün geçmişti.
Konağın havası da biraz değişmişti.
Fadime ve Aleyna artık neredeyse her dakikalarını birlikte geçiriyorlardı.
Sabah kahvaltısı...
Bahçede yürüyüş...
Mutfakta dedikodu...
Akşam çayları...
Sürekli yan yanaydılar.
Oruç buna alışmıştı artık.
Ama İsmail bazen Fadime'yi görebilmek için Aleyna'nın peşinden gitmek zorunda kalıyordu.
O sabah da aynısı oldu.
Fadime ve Aleyna salonda oturmuş telefonlarından bir şeylere bakıyorlardı.
Bir anda Aleyna ayağa fırladı.
"ÇARŞIYA GİDİYOZ!"
Fadime de heyecanlandı.
"Evet!"
İsmail gazeteden başını kaldırdı.
"Nereye?"
"Çarşıya."
Oruç da çayını bırakıp baktı.
"Niye?"
Aleyna gözlerini devirdi.
"Gezecez."
İsmail ayağa kalktı.
"Tamam ben de geliyom."
"Hayır."
Aleyna'nın cevabı o kadar hızlı gelmişti ki İsmail şaşırdı.
"Ne demek hayır?"
Fadime de başını salladı.
"Biz kız kıza çıkacaz."
Oruç kahkaha attı.
"Ben de geleyim."
"Sen de hayır."
Bu kez Oruç bozuldu.
"Ula neden?"
Aleyna kollarını bağladı.
"Çünkü siz gelince rahat dolaşamıyoz."
İsmail kaşlarını kaldırdı.
"Ben ne yaptım?"
Aleyna ve Fadime aynı anda cevap verdi.
"Her şeyi."
Şerif kahvesini içerken gülüyordu.
İsmail ise ihanete uğramış gibi ikisine baktı.
"Tamam."
Fadime gülümsedi.
"Merak etme."
Aleyna da ekledi:
"Kaçırılmayız."
Bu söz söylenirken kimsenin aklına kötü bir şey gelmemişti.
Yaklaşık yarım saat sonra iki kız çarşıdaydı.
Dükkan dükkan geziyorlardı.
Aleyna sürekli konuşuyordu.
Fadime ise uzun zamandır ilk kez bu kadar rahat hissediyordu.
Bir mağazadan çıkıp başka bir sokağa girdiler.
Kalabalık biraz azalmıştı.
Aleyna bir vitrini gösterdi.
"Bak!"
Tam o sırada siyah bir araç sokağın başında durdu.
Kimse fark etmedi.
Araçtan birkaç adam indi.
Sıradan insanlar gibi yürüyorlardı.
Aleyna konuşmaya devam ediyordu.
Fadime ise vitrindeki bir elbiseye bakıyordu.
Sonra...
Bir anda.
Arkalarından gelen biri Aleyna'nın ağzını kapattı.
Diğeri Fadime'yi tuttu.
Her şey birkaç saniyede oldu.
Aleyna çırpınmaya başladı.
Fadime bağırmaya çalıştı.
Ama ağzı kapatılmıştı.
Adamlar ikisini de hızla araca sürükledi.
Aleyna'nın gözleri korkuyla büyümüştü.
Fadime bütün gücüyle direniyordu.
Ama fayda etmiyordu.
Arabanın kapısı açıldı.
İkisi de içeri itildi.
Kapı kapandı.
Araç hızla hareket etti.
Dakikalar sonra...
Arabanın içindeki sessizliği bir ses bozdu.
Ön koltukta oturan adam arkasını döndü.
Yüzünde alaycı bir gülümseme vardı.
Aleyna onu görünce donup kaldı.
Fadime'nin nefesi kesildi.
Çünkü karşılarında oturan kişi...
Eyüphan'dı.
Eyüphan yavaşça sırıttı.
"İki kuş..."
Başını hafif eğdi.
"Tek taşla."
Ve araba bilinmeyen bir yere doğru ilerlemeye devam etti..
Saatler geçmişti.
Başta kimse bir şey düşünmemişti.
Sonuçta Aleyna ve Fadime çarşıya çıkmıştı.
Gezeceklerdi.
Alışveriş yapacaklardı.
Belki kahve içeceklerdi.
Ama...
Üç saat olmuştu.
Ve hâlâ dönmemişlerdi.
Fırtına Konağı'nın salonunda garip bir sessizlik vardı.
İsmail pencerenin önünde durmuş dışarı bakıyordu.
Elindeki telefonu kaçıncı kez kontrol ettiğini kendisi bile bilmiyordu.
Mesaj yoktu.
Arama yoktu.
Bir haber yoktu.
Oruç da koltukta oturuyordu.
Ama normal değildi.
Ayağını sürekli sallıyordu.
Bu onun gergin olduğunun işaretiydi.
Şerif sonunda konuştu.
"Belki telefonları sessizdedir."
İsmail cevap vermedi.
Sadece tekrar Aleyna'yı aradı.
Telefon çaldı.
Çaldı...
Çaldı...
Sonra kapandı.
Kimse açmadı.
İsmail'in çenesi sıkıldı.
Bu kez Fadime'yi aradı.
Aynı şey.
Cevap yok.
Oruç ayağa kalktı.
"Ben beğenmedim bunu."
İsmail de aynı şeyi düşünüyordu.
Çünkü Aleyna ne olursa olsun telefon açardı.
Özellikle İsmail arıyorsa.
Şerif'in yüzündeki sakinlik de kaybolmaya başlamıştı.
"Arkadaşlarına sordunuz mu?"
Oruç başını salladı.
"Sordum."
"Kimse görmemiş."
Tam o sırada Aleyna'nın odasından gelen Esme içeri girdi.
Yüzü biraz endişeliydi.
"Çocuklar hâlâ gelmedi mi?"
Kimse cevap vermedi.
Bu sessizlik zaten cevaptı.
Esme'nin yüzü gerildi.
Çünkü Aleyna genelde haber verirdi.
İsmail bir kez daha telefonu eline aldı.
Bu kez sesi daha sert çıkmıştı.
"Konumları kapalı."
Oruç küfür etti.
Sessizlik çöktü.
Dakikalar geçti.
Sonra İsmail bir anda ayağa kalktı.
Herkes ona baktı.
"Yeter."
Sesi buz gibiydi.
"Bir şey var."
Şerif'in kaşları çatıldı.
"İsmail..."
"Bir şey var dedim."
İsmail'in içini kötü bir his kemiriyordu.
Sebebini bilmiyordu.
Ama hissediyordu.
Aleyna'nın başına bir şey geldiğinde hep hissederdi.
Çocukluğundan beri böyleydi.
Oruç da artık tamamen ciddileşmişti.
"Ne yapıyoruz?"
İsmail telefonu cebine koydu.
Sonra doğrudan kapıya yürüdü.
"Çarşıya gidiyoz."
Oruç da arkasından geldi.
"Ben de."
Şerif ayağa kalktı.
"Ben de geliyorum."
İsmail başını salladı.
"Yok."
Şerif durdu.
İsmail ona döndü.
İlk kez gözlerinde korku vardı.
Hem Aleyna için...
Hem Fadime için...
"Ya bir şey olduysa..."
Cümlenin devamını getiremedi.
Çünkü söylemek bile istemiyordu.
Oruç kardeşinin omzuna elini koydu.
"Bulacaz."
İsmail gözlerini kapattı.
Derin bir nefes aldı.
Sonra kapıyı açtı.
Tam çıkacakları sırada...
İsmail'in telefonu çaldı.
Salon dondu kaldı.
Herkes telefona baktı.
İsmail ekrana baktığında yüzündeki renk değişti.
Bilinmeyen numara.
İçindeki his daha da kötüleşti.
Telefonu açtı.
"Konuş."
Karşı taraftan gelen sesle salondaki hava buz kesti.
Eyüphan'ın sesi duyuluyordu.
Sakin...
Alaycı...
Ve tehlikeli.
"Selam Fırtına."
İsmail'in gözleri karardı.
Oruç'un yumrukları sıkıldı.
Eyüphan hafifçe güldü.
"Bir şey mi kaybettiniz?"
