4. bölüm / 28
SOĞUK NEŞTER VE MOR SARMAŞIKBÖLÜM 4: BİLEKTEKİ SOĞUK ZİNCİR
Bölümler 28Şu an: BÖLÜM 4: BİLEKTEKİ SOĞUK ZİNCİR
- 1 BÖLÜM 1: ÇELİK VE STERİL ELDİVENLER695 kelime
- 2 BÖLÜM 2: EVDEKİ ZİYAFETİN ZEHRİ650 kelime
- 3 BÖLÜM 3: GİZLİ MUAYENE VE İLK ÇATLAK507 kelime
- 4 BÖLÜM 4: BİLEKTEKİ SOĞUK ZİNCİR566 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 BÖLÜM 5: CAMDAN KAFES VE İLK İSYAN523 kelime
- 6 BÖLÜM 6: MASADAKİ SOĞUK SAVAŞ499 kelime
- 7 BÖLÜM 7: STERİL BİR İNFAZ478 kelime
- 8 BÖLÜM 8: KÜLLERİN ÜZERİNDEKİ TAHT328 kelime
- 9 BÖLÜM 9: SERBEST DÜŞÜŞ VE PARÇALANMIŞ MUCİZE611 kelime
- 10 BÖLÜM 10: GRİ ŞEHRİN SOĞUK KALESİ607 kelime
- 11 BÖLÜM 11: ZEHİRLİ SARMAŞIĞIN SON HAMLESİ420 kelime
- 12 BÖLÜM 12: KALP PENCERESİ VE ÇELİK İNFAZ360 kelime
- 13 BÖLÜM 13: ÇELİK TAHTIN SAHİBİ430 kelime
- 14 BÖLÜM 14: ISSIZ DAĞIN GÖLGESİ481 kelime
- 15 BÖLÜM 15: PARMAKLIKLARIN ARDINDAKİ YANGIN401 kelime
- 16 BÖLÜM 16: BEYAZ DEHŞET VE BİR DAMLA KAN462 kelime
- 17 BÖLÜM 17: AMELİYATHANEDEKİ MUCİZE VE VİCDANIN NEŞTERİ364 kelime
- 18 BÖLÜM 18: ŞÖMİNEDEKİ KÜLLER VE BUZUN ERİYİŞİ446 kelime
- 19 BÖLÜM 19: TAZE ÇAY KOKUSU VE İLK SABAH388 kelime
- 20 BÖLÜM 20: YENİ BİR SAYFA VE SOĞUK GÖLGE348 kelime
- 21 BÖLÜM 21: MUCİZENİN ADI VE İLK KELİME352 kelime
- 22 BÖLÜM 22: GÜVENLİ LİMAN VE EVİN DİREĞİ303 kelime
- 23 BÖLÜM 23: İSİMSİZ BİR DOĞUM GÜNÜ VE GECE LAMBASI527 kelime
- 24 BÖLÜM 24: PASTADAKİ MUM VE SİYAH ZARF458 kelime
- 25 BÖLÜM 25: DEMİR PARMAKLIKLAR VE ZİHİN SAVAŞI410 kelime
- 26 BÖLÜM 26: MASADAKİ DOSYALAR VE KADINLARIN GÜCÜ354 kelime
- 27 BÖLÜM 27: İKİ NEŞTER, TEK YÜREK438 kelime
- 28 BÖLÜM 28: KAHVE MOLASI VE DAĞ EVİNDEN YÜKSELEN SESLER395 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Alaz’ın elindeki telefon adeta kor bir ateşe dönüşmüştü. Kulağında hala Karan’ın "Eğer beş dakika içinde o hastaneden çıkıp eve gelmezsen bu çocukların yüzünü bir daha zor görürsün!" bağırışı çınlıyordu.
Ameliyathane kapısının hemen dışında, o buz gibi koridorda öylece kaldı. Kalbi, meslek hayatında hiç olmadığı kadar düzensiz ve ritimsiz atıyordu. Bir yanda sedyede yatan, iç kanaması devam eden ve yaşamla ölüm arasında saniyeleri kalan masum bir çocuk... Diğer yanda ise 39 derece ateşle evde yanan kendi öz evladı ve bunu bir infaz aracına dönüştüren kocası.
"Hocam? Dr. Alaz, hazır mısınız? Hastayı uyuttuk, vital bulgular düşüyor!"
Peri’nin sesi Alaz’ı o zifiri karanlık kuyudan çekip çıkardı. Alaz başını çevirip Peri’ye baktı. Oğlak gururu, o çelik zırh, gözlerinin ardındaki o paniği Peri’den bile saklamaya çalıştı. Ama ellerinin hafifçe titrediğini Peri fark etmişti.
"Peri," dedi Alaz. Sesi fısıltı gibi çıksa da anında o soğuk kontrolünü geri kazandı. "Ateş’in ateşi çıkmış. Karan aradı."
Peri’nin gözleri kocaman açıldı. "Hocam! Siz... siz hemen gidin isterseniz, ben Dr. Murat’ı çağırayım nöbetçi uzman olarak—"
"Hayır!" dedi Alaz kesin bir dille. "Vaka çok komplike, Murat bu damar yaralanmasını toparlayamaz. Hastayı masada kaybederiz."
Alaz derin bir nefes aldı. Çantasının gözünden yeşil reçeteli kutuyu çıkardı, bu sefer su bile aramadan bir hapı daha dilinin altına attı. Zihnindeki o Karan’ın bağıran sesini, vicdan azabını ve evdeki yangını kimyasal bir uyuşuklukla bastırmak zorundaydı.
"Steril oluyoruz Peri. Şimdi."
Ameliyathaneye girdiğinde Alaz artık bir anne, bir eş ya da Karan’ın esiri olan o kadın değildi. O artık sadece neşteri tutan soğuk bir makineydi. Ameliyat iki saat sürdü. Alaz, milimetrik bir cerrahiyle çocuğun patlayan karaciğer damarını dikti, kanamayı durdurdu. Çocuk yaşayacaktı.
Eldivenlerini soyup çöpe attığında saat gece yarısını çoktan geçmişti.
Hastaneden adeta bir fırtına gibi çıktı. Arabayı Ankara’nın boş sokaklarında sınırları zorlayarak sürdü. Eve varıp anahtarı deliğe soktuğunda elleri soğuktan değil, korkudan titriyordu.
İçeri girdiğinde ev zifiri karanlıktı.
Salona adım attığında Karan tekli koltukta, karanlığın tam ortasında oturuyordu. Kucağında uyuyakalmış olan Ateş vardı. Defne ise koltukta kıvrılmış, ağlamaktan gözleri şişmiş halde uyuyordu.
Karan, Alaz’ın geldiğini gördüğünde ayağa kalkmadı. Yüzünde ne bir öfke ne de bir bağırma ifadesi vardı; en tehlikeli hali olan o "soğuk ve duygusuz" maskesini takmıştı.
"Gelmeseydin Alaz," dedi Karan. Sesi fısıltı kadar kısıktı ama o karanlık salonda bir neşterden daha derine battı. "Gece bitti zaten. Çocuk ateşiyle kıvranırken ben soğuk kompres yaptım, ilacını verdim. Sen elin çocuğunu kurtarırken, kendi öz evladın burada 'Anne' diye ağlayarak sızdı."
"Karan... Hasta ölüyordu, anlamıyorsun—"
"Ben anlıyorum Alaz," diyerek Alaz’ın sözünü kesti Karan. Yavaşça ayağa kalktı, Ateş’i incitmeden yatağına götürdü. Geri döndüğünde Alaz’ın dibine kadar geldi. Onu omuzlarından tutup duvara doğru hafifçe bastırdı.
Bu seferki teması sert değildi ama bir kelepçe gibi ağırdı. Çenesini Alaz’ın boynuna gömdü, kokusunu içine çekti. Bu yapış yapış, zoraki yakınlık Alaz’ın nefesini kesti.
"Sen bu evi, bizi, benim onlar için kurduğum bu geleceği hak etmiyorsun," diye fısıldadı Karan kulağına. "Ben bu çocuklar eksik kalmasın diye gece gündüz çalışayım, sen ise sırf ego tatmini için onları ateşe at. Yarın o hastaneden istifa dilekçeni veriyorsun Alaz. Ya o neşteri bırakırsın... ya da bu evden bir daha çocuklarımı göremezsin."
Karan, Alaz’ın dudağının kenarına soğuk, öfkeli bir öpücük kondurup arkasını döndü ve yatak odasına gitti.
Alaz, karanlık salonda, duvara yaslanmış halde tek başına kaldı. Dizlerinin bağı çözüldü, yavaşça yere kaydı. Şakakları zonkluyordu. Çantasındaki yeşil reçeteli ilaca uzandı ama kutunun boş olduğunu fark etti.
Sessizce, çocukları uyanmasın diye hıçkırıklarını içine gömerek ağlamaya başladı. Buz Anka’sının kanatları, bu evde ilk kez bu kadar ağır bir darbe almıştı.
