1. bölüm / 28
SOĞUK NEŞTER VE MOR SARMAŞIKBÖLÜM 1: ÇELİK VE STERİL ELDİVENLER
Bölümler 28Şu an: BÖLÜM 1: ÇELİK VE STERİL ELDİVENLER
- 1 BÖLÜM 1: ÇELİK VE STERİL ELDİVENLER695 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 BÖLÜM 2: EVDEKİ ZİYAFETİN ZEHRİ650 kelime
- 3 BÖLÜM 3: GİZLİ MUAYENE VE İLK ÇATLAK507 kelime
- 4 BÖLÜM 4: BİLEKTEKİ SOĞUK ZİNCİR566 kelime
- 5 BÖLÜM 5: CAMDAN KAFES VE İLK İSYAN523 kelime
- 6 BÖLÜM 6: MASADAKİ SOĞUK SAVAŞ499 kelime
- 7 BÖLÜM 7: STERİL BİR İNFAZ478 kelime
- 8 BÖLÜM 8: KÜLLERİN ÜZERİNDEKİ TAHT328 kelime
- 9 BÖLÜM 9: SERBEST DÜŞÜŞ VE PARÇALANMIŞ MUCİZE611 kelime
- 10 BÖLÜM 10: GRİ ŞEHRİN SOĞUK KALESİ607 kelime
- 11 BÖLÜM 11: ZEHİRLİ SARMAŞIĞIN SON HAMLESİ420 kelime
- 12 BÖLÜM 12: KALP PENCERESİ VE ÇELİK İNFAZ360 kelime
- 13 BÖLÜM 13: ÇELİK TAHTIN SAHİBİ430 kelime
- 14 BÖLÜM 14: ISSIZ DAĞIN GÖLGESİ481 kelime
- 15 BÖLÜM 15: PARMAKLIKLARIN ARDINDAKİ YANGIN401 kelime
- 16 BÖLÜM 16: BEYAZ DEHŞET VE BİR DAMLA KAN462 kelime
- 17 BÖLÜM 17: AMELİYATHANEDEKİ MUCİZE VE VİCDANIN NEŞTERİ364 kelime
- 18 BÖLÜM 18: ŞÖMİNEDEKİ KÜLLER VE BUZUN ERİYİŞİ446 kelime
- 19 BÖLÜM 19: TAZE ÇAY KOKUSU VE İLK SABAH388 kelime
- 20 BÖLÜM 20: YENİ BİR SAYFA VE SOĞUK GÖLGE348 kelime
- 21 BÖLÜM 21: MUCİZENİN ADI VE İLK KELİME352 kelime
- 22 BÖLÜM 22: GÜVENLİ LİMAN VE EVİN DİREĞİ303 kelime
- 23 BÖLÜM 23: İSİMSİZ BİR DOĞUM GÜNÜ VE GECE LAMBASI527 kelime
- 24 BÖLÜM 24: PASTADAKİ MUM VE SİYAH ZARF458 kelime
- 25 BÖLÜM 25: DEMİR PARMAKLIKLAR VE ZİHİN SAVAŞI410 kelime
- 26 BÖLÜM 26: MASADAKİ DOSYALAR VE KADINLARIN GÜCÜ354 kelime
- 27 BÖLÜM 27: İKİ NEŞTER, TEK YÜREK438 kelime
- 28 BÖLÜM 28: KAHVE MOLASI VE DAĞ EVİNDEN YÜKSELEN SESLER395 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ankara’nın gri ve ayaz gecelerinde, Acil Servis’in otomatik kapıları her açıldığında içeriye buz gibi bir rüzgârla birlikte felaket kokusu dolardı. O gece de farklı değildi. Kırmızı alanın sirenleri yeri göğü inletirken, koridordaki sedye hareketliliği en üst seviyeye ulaşmıştı.
"Çoklu araç kazası! Otobanda tırla otomobil çarpışmış. Hastada masif iç kanama şüphesi var, tansiyon düşüyor!"
Hemşirelerin ve paramedatörlerin bağrışmaları arasında ameliyathanenin otomatik kapısı açıldı. İçeriye giren adım, adeta ortamdaki tüm kaosu saniyeler içinde dondurdu.
Dr. Alaz.
Üzerindeki yeşil ameliyat giysileri, kusursuzca toplanmış koyu renk saçları ve en ufak bir duygu kırıntısı barındırmayan gözleriyle ortamın tek hakimi gibiydi. Yüzündeki o soğuk, mesafeli ve hafif çatık kaşlı ifade, ameliyathanedeki herkesin üzerinde anında bir saygı ve çekince dalgası yarattı. Bir Oğlak kadınının o sarsılmaz, tavizsiz disiplini, adeta üzerine giydiği görünmez bir zırhtı. Dışarıdan bakan herkes ona hayranlıkla, imrenerek bakardı; çünkü o zırhın ardında ne bir korku ne de bir tereddüt izi bulunurdu. Hastalar onun elinde hayata döner, en umutsuz vakalar onun neşteriyle yeniden nefes alırdı.
"Kritik kanları hazırlayın," dedi Alaz. Sesi bir buz kütlesinin pürüzsüzlüğü kadar net ve pürüzsüzdü. "Hastayı iki numaralı salona alın. Beş dakika içinde yıkanıp giriyorum."
Tam o sırada arkasından bir koşuşturmaca sesi duyuldu. Belli ki heyecandan nefes nefese kalmış biri ona yetişmeye çalışıyordu.
"H-hocam! Ben de geldim, her şey hazır!"
Bu, travma cerrahisinin çiçeği burnunda asistanı Peri’ydi. Güler yüzlü, içinin enerjisi gözlerine yansıyan, cana yakın bir kızdı Peri. Ama bu mesleki acemiliği ve heyecanı, bazen minik sakarlıklara yol açmıyor değildi.
Alaz, lavabonun önünde el antiseptiğini sıkarken aynadan Peri’ye baktı. Tek bir kelime etmedi ama o tek bakış, Peri’nin olduğu yerde çakılmasına yetti. Peri, Alaz’ın o dondurucu bakışları altında panikleyerek steril etmeye çalıştığı elini refleks olarak yüzündeki maskeye değdirdi.
Alaz durdu. Su sesinin dışında ameliyathane koridorunda çıt çıkmıyordu.
"Eldivenlerini ve maskeni değiştir Peri," dedi Alaz. Sesi bağırmıyordu ama soğukluğu ameliyathanenin klimasından daha eziciydi. "Hatalarını hastalar öder. Steril bir alanda kendi dikkatsizliğini değil, hastayı yaşatmak için bulunuyorsun."
"Özür dilerim hocam, hemen değiştiriyorum!" dedi Peri, mahcubiyetle kızararak. Alaz’ın bu katı halini biliyordu ama ona kızamıyordu bile; çünkü Dr. Alaz’ın kusursuzluğuna ve soğukkanlılığına delicesine hayrandı.
Dakikalar sonra ameliyathanedeki lambaların altında sadece neşterin ve dokuların sesi vardı. Alaz, bir heykeltıraş edasıyla, milimetrik hareketlerle kanamayı durduruyor, patlayan damarları bağlıyordu. Yanında duran Peri’nin minik hatalarını tek bir bakışla düzeltiyor, ona ders verirken tek bir an bile odak noktasını kaybetmiyordu. Üç saat süren amansız mücadele, Alaz’ın "Yara yerini kapatabilirsiniz" talimatıyla son buldu. Bir hayat daha kurtarılmıştı.
Alaz, eldivenlerini çıkarıp çöp kutusuna attığında sırtındaki ve omzundaki o ağır yükü hissetti. Ameliyathaneden çıkıp doktor odasına geçti. Kapıyı arkasından kilitledi.
Yalnız kaldığı an, o soğuk ve yıkılmaz Dr. Alaz maskesi yavaşça düştü. Yüzüne derin bir yorgunluk çöktü. Aynaya baktı; gözlerinin altı hafifçe morarmıştı. Çantasının gizli gözünü açtı ve yeşil reçeteli küçük kutudan bir adet sakinleştirici hap çıkardı. Susuz yuttu. Zihnindeki o bitmek bilmeyen baskı sirenlerini ancak bu küçük haplar susturabiliyordu.
Tam o sırada masanın üzerindeki telefonu titredi. Ekranda yazan isim: Karan.
Alaz derin bir nefes alıp telefonu açtı. "Efendim Karan?"
Karşı taraftan gelen ses son derece sakindi. Ama o sakinliğin altında yatan ağır, manipülatif ton Alaz’ın göğsünü hemen sıkıştırdı.
"Ameliyattan çıktın mı Alaz?"
"Yeni çıktım. Çok zor bir vakaydı ama hallettik."
Karan hafifçe iç çekti. "Tebrik ederim Dr. Alaz. Yine dünyayı kurtardın demektir. Ama farkında mısın bilmiyorum, evde iki çocuğun var. Defne seni sora sora uyudu, Ateş de huzursuz. Ben gece gündüz çalışayım, ev alalım, araba alalım, bu çocukların geleceği eksik kalmasın diye didineyim... Sen ise bir ameliyat daha fazla yapıp hastanedekilerden alkış topla diye çocukları yalnız bırak. Çok güzel bir görev dağılımı, değil mi?"
Alaz şakaklarını sıktı. Karan her zaman bunu yapıyordu. Asla açıkça kavga etmezdi ama kurduğu her cümleyle Alaz’ın vicdanına zehirli bir iğne batırırdı. Bütün o ağır çalışmasını, çocukların geleceği kılıfına sokar, Alaz’ın başarısını ise bir "gurur meselesi" gibi göstererek onu suçluluk duygusunda boğardı.
"Karan, acil bir travmaydı..." dedi Alaz, sesindeki titremeyi saklamaya çalışarak.
"Tamam Alaz, kapatıyorum. Çocuklara ben bakarım her zamanki gibi. Sen vicdanını rahatlatmaya devam et. Eve gelince konuşuruz."
Telefon kapandı. Alaz, gözlerini kapattı ve sırtını soğuk duvara yasladı. Yuttuğu ilacın kanına karışmasını ve o zihnindeki gürültüyü bastırmasını bekledi. Dışarıda yüzlerce insanın hayatını tek bir neşter darbesiyle kurtaran o güçlü kadın, kendi evinin kapsadığı o zehirli sarmaşığın altında yavaş yavaş boğulduğunu hissediyordu.
