BÖLÜM 19: TAZE ÇAY KOKUSU VE İLK SABAH

Vaveyla Yazarı: Buz Ankası

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 28Şu an: BÖLÜM 19: TAZE ÇAY KOKUSU VE İLK SABAH
  1. 1 BÖLÜM 1: ÇELİK VE STERİL ELDİVENLER695 kelime
  2. 2 BÖLÜM 2: EVDEKİ ZİYAFETİN ZEHRİ650 kelime
  3. 3 BÖLÜM 3: GİZLİ MUAYENE VE İLK ÇATLAK507 kelime
  4. 4 BÖLÜM 4: BİLEKTEKİ SOĞUK ZİNCİR566 kelime
  5. 5 BÖLÜM 5: CAMDAN KAFES VE İLK İSYAN523 kelime
  6. 6 BÖLÜM 6: MASADAKİ SOĞUK SAVAŞ499 kelime
  7. 7 BÖLÜM 7: STERİL BİR İNFAZ478 kelime
  8. 8 BÖLÜM 8: KÜLLERİN ÜZERİNDEKİ TAHT328 kelime
  9. 9 BÖLÜM 9: SERBEST DÜŞÜŞ VE PARÇALANMIŞ MUCİZE611 kelime
  10. 10 BÖLÜM 10: GRİ ŞEHRİN SOĞUK KALESİ607 kelime
  11. 11 BÖLÜM 11: ZEHİRLİ SARMAŞIĞIN SON HAMLESİ420 kelime
  12. 12 BÖLÜM 12: KALP PENCERESİ VE ÇELİK İNFAZ360 kelime
  13. 13 BÖLÜM 13: ÇELİK TAHTIN SAHİBİ430 kelime
  14. 14 BÖLÜM 14: ISSIZ DAĞIN GÖLGESİ481 kelime
  15. 15 BÖLÜM 15: PARMAKLIKLARIN ARDINDAKİ YANGIN401 kelime
  16. 16 BÖLÜM 16: BEYAZ DEHŞET VE BİR DAMLA KAN462 kelime
  17. 17 BÖLÜM 17: AMELİYATHANEDEKİ MUCİZE VE VİCDANIN NEŞTERİ364 kelime
  18. 18 BÖLÜM 18: ŞÖMİNEDEKİ KÜLLER VE BUZUN ERİYİŞİ446 kelime
  19. 19 BÖLÜM 19: TAZE ÇAY KOKUSU VE İLK SABAH388 kelime · Okuduğun bölüm
  20. 20 BÖLÜM 20: YENİ BİR SAYFA VE SOĞUK GÖLGE348 kelime
  21. 21 BÖLÜM 21: MUCİZENİN ADI VE İLK KELİME352 kelime
  22. 22 BÖLÜM 22: GÜVENLİ LİMAN VE EVİN DİREĞİ303 kelime
  23. 23 BÖLÜM 23: İSİMSİZ BİR DOĞUM GÜNÜ VE GECE LAMBASI527 kelime
  24. 24 BÖLÜM 24: PASTADAKİ MUM VE SİYAH ZARF458 kelime
  25. 25 BÖLÜM 25: DEMİR PARMAKLIKLAR VE ZİHİN SAVAŞI410 kelime
  26. 26 BÖLÜM 26: MASADAKİ DOSYALAR VE KADINLARIN GÜCÜ354 kelime
  27. 27 BÖLÜM 27: İKİ NEŞTER, TEK YÜREK438 kelime
  28. 28 BÖLÜM 28: KAHVE MOLASI VE DAĞ EVİNDEN YÜKSELEN SESLER395 kelime

Gece boyunca şöminenin başında dökülen o yıllanmış gözyaşları, Alaz’ın ruhundaki tüm kiri, pası ve ağırlığı söküp götürmüştü. Güneş, Bağlum’un üzerindeki o gri sis bulutunu dağıtıp dağların arkasından süzülürken, Alaz hayatında ilk defa bu kadar hafiflemiş uyanmıştı.
Hastanedeki tüm ameliyatlarını ve idari toplantılarını yardımcısına devredip yıllık izninden bir gün kullanmıştı. Bugün neşter tutmayacaktı. Bugün Başhekim Alaz değil, sadece evindeki Alaz olacaktı.
Sabahın ilk ışıklarıyla mutfağa geçti. Göz altlarında geceden kalan hafif bir kızarıklık ve şişlik vardı ama yüzünde yıllardır görülmemiş dingin bir huzur okunuyordu. Saçlarını arkadan salaş bir ev topuzu yaptı. Omuzlarına yumuşak, gri hırkasını aldı. Fırına taze ekmekler koydu, demliğe çayı bastı ve çocuklar için krep hamuru çırpmaya başladı. Mutfağı kaplayan taze çay ve pişen hamur kokusu, evin soğuk duvarlarını bir anda gerçek bir yuvaya dönüştürmüştü.
Merdivenlerden gelen minik ayak sesleriyle başını çevirdi.
Önce kendi çocukları Defne ve Ateş indi aşağıya. Ardından arkalarında, koridorun köşesine saklanmış, hırkasının kollarını çekiştiren küçük Gece göründü. Kızın gözlerinde derin bir utangaçlık, "ben buraya ait miyim?" korkusu vardı.
"Günaydın fıstıklar," dedi Alaz. Sesi bir kadife kadar yumuşak ve sıcaktı. "Gelin bakalım, kahvaltı hazır."
Defne ve Ateş koşarak masaya kurulurken, Gece olduğu yerde bocaladı. Alaz tezgahın başından ayrılıp dizlerinin üzerine çöktü, Gece’nin hizasına geldi. Küçük kız, Alaz’ın gözlerindeki o hafif kızarıklığı fark edince minik parmaklarıyla hırkasının ucunu daha sıkı sıktı.
"Siz... Ağladınız mı?" diye fısıldadı Gece, masum bir çekingenlikle. "Benim yüzümden mi? Yük mü oldum size?"
Alaz’ın kalbi o an bir kez daha cız etti. Karan’ın soyundan gelen bu küçük kız, tıpkı kendisi gibi suçsuz yere suçluluk duymayı öğrenmişti. Alaz hafifçe gülümsedi, Gece’nin uzamış kaküllerini nazikçe geriye itti.
"Hayır güzel kızım," dedi Alaz, gözlerinin içi parlayarak. "Ben dün gece ağladım çünkü artık içimde saklayacak hiçbir üzüntü kalmadı. Hepsini dışarı attım. Sen bana yük değilsin, sen bu eve gelmiş en güzel hediyesin."
Gece’nin gözleri parıldadı. Utangaçlığı bir anda yerini hafif bir tebessüme bıraktı. Alaz onun elinden tutup masadaki sandalyeye oturttu. Önüne taze pişmiş, üzerine bal gezdirilmiş krepi bıraktı.
"Bak Gece," dedi Ateş, çatalını havada sallayarak. "Annem krep yapıyorsa o gün bayramdır! Hepsini ye, yoksa ben yerim!"
Mutfakta yükselen çocuk cıvıltıları, tabak çanak sesleri ve pencereden içeri süzülen sabah güneşi... Alaz masanın başındaki sandalyesine oturdu. Çayından bir yudum aldı. Gözleri masadaki üç çocuğa kaydı.
Karan Soykan hapisteki soğuk hücresinde kendi öfkesiyle boğulurken; Alaz, onun yıktığı her şeyin üzerinde taptaze, sıcacık ve lekesiz bir hayat inşa ediyordu.