21. bölüm / 28
SOĞUK NEŞTER VE MOR SARMAŞIKBÖLÜM 21: MUCİZENİN ADI VE İLK KELİME
Bölümler 28Şu an: BÖLÜM 21: MUCİZENİN ADI VE İLK KELİME
- 1 BÖLÜM 1: ÇELİK VE STERİL ELDİVENLER695 kelime
- 2 BÖLÜM 2: EVDEKİ ZİYAFETİN ZEHRİ650 kelime
- 3 BÖLÜM 3: GİZLİ MUAYENE VE İLK ÇATLAK507 kelime
- 4 BÖLÜM 4: BİLEKTEKİ SOĞUK ZİNCİR566 kelime
- 5 BÖLÜM 5: CAMDAN KAFES VE İLK İSYAN523 kelime
- 6 BÖLÜM 6: MASADAKİ SOĞUK SAVAŞ499 kelime
- 7 BÖLÜM 7: STERİL BİR İNFAZ478 kelime
- 8 BÖLÜM 8: KÜLLERİN ÜZERİNDEKİ TAHT328 kelime
- 9 BÖLÜM 9: SERBEST DÜŞÜŞ VE PARÇALANMIŞ MUCİZE611 kelime
- 10 BÖLÜM 10: GRİ ŞEHRİN SOĞUK KALESİ607 kelime
- 11 BÖLÜM 11: ZEHİRLİ SARMAŞIĞIN SON HAMLESİ420 kelime
- 12 BÖLÜM 12: KALP PENCERESİ VE ÇELİK İNFAZ360 kelime
- 13 BÖLÜM 13: ÇELİK TAHTIN SAHİBİ430 kelime
- 14 BÖLÜM 14: ISSIZ DAĞIN GÖLGESİ481 kelime
- 15 BÖLÜM 15: PARMAKLIKLARIN ARDINDAKİ YANGIN401 kelime
- 16 BÖLÜM 16: BEYAZ DEHŞET VE BİR DAMLA KAN462 kelime
- 17 BÖLÜM 17: AMELİYATHANEDEKİ MUCİZE VE VİCDANIN NEŞTERİ364 kelime
- 18 BÖLÜM 18: ŞÖMİNEDEKİ KÜLLER VE BUZUN ERİYİŞİ446 kelime
- 19 BÖLÜM 19: TAZE ÇAY KOKUSU VE İLK SABAH388 kelime
- 20 BÖLÜM 20: YENİ BİR SAYFA VE SOĞUK GÖLGE348 kelime
- 21 BÖLÜM 21: MUCİZENİN ADI VE İLK KELİME352 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 BÖLÜM 22: GÜVENLİ LİMAN VE EVİN DİREĞİ303 kelime
- 23 BÖLÜM 23: İSİMSİZ BİR DOĞUM GÜNÜ VE GECE LAMBASI527 kelime
- 24 BÖLÜM 24: PASTADAKİ MUM VE SİYAH ZARF458 kelime
- 25 BÖLÜM 25: DEMİR PARMAKLIKLAR VE ZİHİN SAVAŞI410 kelime
- 26 BÖLÜM 26: MASADAKİ DOSYALAR VE KADINLARIN GÜCÜ354 kelime
- 27 BÖLÜM 27: İKİ NEŞTER, TEK YÜREK438 kelime
- 28 BÖLÜM 28: KAHVE MOLASI VE DAĞ EVİNDEN YÜKSELEN SESLER395 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ameliyathane 1 numaralı odadaki dördüncü saat dolmak üzereydi. Acilden getirilen ağır toraks travmalı hastanın kanaması Alaz’ın milimetrik dikişleriyle tamamen kontrol altına alınmıştı.
"Kapatıyoruz Peri," dedi Alaz, alnındaki teri silen hemşireye hafifçe başını sallayarak. "Göğüs tüpü stabil, vital bulgular mükemmel. Eline sağlık."
Alaz ameliyathaneden çıkıp ellerini yıkarken, zihninde artık ne geçmişin hayaletleri ne de Karan Soykan’ın zehirli gölgesi vardı. Yıkama evyesindeki aynadan kendine baktığında; gözlerinde yorgunluk değil, yaşattığı her bir hayatın bıraktığı o gururlu ışıltıyı gördü.
Aksamüstü hastanedeki idari işlerini bitirip Bağlum’daki evine döndüğünde, kapıyı açar açmaz burnuna bahçedeki çam ağaçlarının ve fırında pişen elmalı kurabiyenin kokusu geldi.
Salona adım attığında, Defne ve Ateş halının üzerinde resim yapıyordu. Küçük Gece ise şöminenin yanındaki küçük masada oturmuş, elindeki boya kalemleriyle dikkatle bir şeyler çiziyordu.
"Ben geldim fıstıklar," dedi Alaz, ceketini vestiyere asarken.
Defne ve Ateş "Hoş geldin!" diye bağırıp Alaz’ın boynuna sarıldılar. Alaz ikisini de öpüp kokladıktan sonra yavaşça Gece’nin yanına yaklaştı. Dizlerinin üzerine çöktü.
Gece çizdiği resmi hemen arkasına sakladı, gözlerinde o eski utangaçlığın tatlı bir kırıntısı belirmişti.
"Ne çiziyordun bakalım?" diye sordu Alaz, sesi bir melodi kadar yumuşak. "Bana da gösterecek misin?"
Gece kararsızlıkla kâğıdın ucunu büktü. Sonra yavaşça kâğıdı Alaz’a doğru uzattı. Kâğıtta kocaman bir dağ evi, çatısından tüten dumanlar ve bahçede el ele tutuşmuş dört figür vardı: Defne, Ateş, Gece ve hepsinin elini sımsıkı tutan, başının üzerinde küçük bir kraliçe tacı olan Alaz...
Resmin alt köşesinde, Gece’nin henüz yeni öğrendiği acemi harflerle yazılmış tek bir kelime duruyordu: "A-N-N-E-M"
Alaz’ın nefesi boğazında düğümlendi. Yıllarca en zor ameliyatlarda cold-blooded (soğukkanlı) duran, neşteri tutarken eli bir milim bile titremeyen O dev cerrahın elleri, o küçücük kâğıdı tutarken titremeye başladı.
Gece, minik ellerini uzatıp Alaz’ın yanağını tuttu. Gözlerinin içine bakarak fısıldadı:
"Ağlama... Sen benim hem doktorumsun hem de annemsin. Ben seni çok seviyorum Anne..."
Alaz daha fazla dayanamadı. Gece’yi kucağına çekip kokusunu içine çeke çeke sarıldı. Gözlerinden süzülen yaşlar bu kez kırgınlığın değil, zaferin ve katıksız bir sevginin yaşlarıydı. Defne ve Ateş de koşup arkalarından sarıldılar.
Şöminenin alevleri salona sıcak bir ışık yayarken, Ankara’nın o dondurucu ayazı dışarıda kalmıştı. Buz Ankası artık sadece küllerinden doğmamıştı; kendi elleriyle sıcacık, sarsılmaz ve sönmeyecek bir yuva kurmuştu.
