BÖLÜM 23: İSİMSİZ BİR DOĞUM GÜNÜ VE GECE LAMBASI

Vaveyla Yazarı: Buz Ankası

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 28Şu an: BÖLÜM 23: İSİMSİZ BİR DOĞUM GÜNÜ VE GECE LAMBASI
  1. 1 BÖLÜM 1: ÇELİK VE STERİL ELDİVENLER695 kelime
  2. 2 BÖLÜM 2: EVDEKİ ZİYAFETİN ZEHRİ650 kelime
  3. 3 BÖLÜM 3: GİZLİ MUAYENE VE İLK ÇATLAK507 kelime
  4. 4 BÖLÜM 4: BİLEKTEKİ SOĞUK ZİNCİR566 kelime
  5. 5 BÖLÜM 5: CAMDAN KAFES VE İLK İSYAN523 kelime
  6. 6 BÖLÜM 6: MASADAKİ SOĞUK SAVAŞ499 kelime
  7. 7 BÖLÜM 7: STERİL BİR İNFAZ478 kelime
  8. 8 BÖLÜM 8: KÜLLERİN ÜZERİNDEKİ TAHT328 kelime
  9. 9 BÖLÜM 9: SERBEST DÜŞÜŞ VE PARÇALANMIŞ MUCİZE611 kelime
  10. 10 BÖLÜM 10: GRİ ŞEHRİN SOĞUK KALESİ607 kelime
  11. 11 BÖLÜM 11: ZEHİRLİ SARMAŞIĞIN SON HAMLESİ420 kelime
  12. 12 BÖLÜM 12: KALP PENCERESİ VE ÇELİK İNFAZ360 kelime
  13. 13 BÖLÜM 13: ÇELİK TAHTIN SAHİBİ430 kelime
  14. 14 BÖLÜM 14: ISSIZ DAĞIN GÖLGESİ481 kelime
  15. 15 BÖLÜM 15: PARMAKLIKLARIN ARDINDAKİ YANGIN401 kelime
  16. 16 BÖLÜM 16: BEYAZ DEHŞET VE BİR DAMLA KAN462 kelime
  17. 17 BÖLÜM 17: AMELİYATHANEDEKİ MUCİZE VE VİCDANIN NEŞTERİ364 kelime
  18. 18 BÖLÜM 18: ŞÖMİNEDEKİ KÜLLER VE BUZUN ERİYİŞİ446 kelime
  19. 19 BÖLÜM 19: TAZE ÇAY KOKUSU VE İLK SABAH388 kelime
  20. 20 BÖLÜM 20: YENİ BİR SAYFA VE SOĞUK GÖLGE348 kelime
  21. 21 BÖLÜM 21: MUCİZENİN ADI VE İLK KELİME352 kelime
  22. 22 BÖLÜM 22: GÜVENLİ LİMAN VE EVİN DİREĞİ303 kelime
  23. 23 BÖLÜM 23: İSİMSİZ BİR DOĞUM GÜNÜ VE GECE LAMBASI527 kelime · Okuduğun bölüm
  24. 24 BÖLÜM 24: PASTADAKİ MUM VE SİYAH ZARF458 kelime
  25. 25 BÖLÜM 25: DEMİR PARMAKLIKLAR VE ZİHİN SAVAŞI410 kelime
  26. 26 BÖLÜM 26: MASADAKİ DOSYALAR VE KADINLARIN GÜCÜ354 kelime
  27. 27 BÖLÜM 27: İKİ NEŞTER, TEK YÜREK438 kelime
  28. 28 BÖLÜM 28: KAHVE MOLASI VE DAĞ EVİNDEN YÜKSELEN SESLER395 kelime

Hastanedeki kesintisiz 16 saatlik ameliyat maratonu Alaz’ın tüm kemiklerini sızlatıyordu. Üst üste giren iki ağır travma vakası, Başhekimlik evrakları derken zihnini tamamen uyuşturmuştu. Takvimdeki tarihin, saatlerin ya da hangi günde olduklarının onun için hiçbir hükmü yoktu. O sadece yıllardır neşter tutan, hayat kurtarmaya programlanmış bir cerrahtı.
Akşam saat 22.30’da Bağlum’daki dağ evinin önüne arabasını park etti. Ankara’nın zifiri karanlığındaki o dondurucu ayaz yüzüne çarptığında derin bir nefes aldı. Cebinden anahtarını çıkarıp kapıyı sakince açtı.
İçeri adımını attığında, salondan süzülen hafif ve sıcak bir ışık karşıladı onu.
Alaz antrede ceketini çıkarırken kaşlarını çattı. Normalde bu saatte evde derin bir sessizlik olurdu. Yavaş adımlarla salona doğru yürüdü ve gördüğü manzarayla olduğu yerde donakaldı.
Yemek masasının üzeri rengarenk balonlar, konfetiler ve özenle hazırlanmış kanapelerle süslenmişti. Masanın tam ortasında, üzerinde 36 tane mumun dikili olduğu kocaman çikolatalı bir pasta duruyordu. Pastanın üzerindeki kurabiye hamurundan harflerle tek bir cümle yazılmıştı: "İyi ki doğdun Dünyanın En Güçlü Annesi..."
Alaz sersemlemiş gibi masaya yaklaştı. Tarih... 13 Ocak’tı.
Kendi doğum günü olduğunu tamamen unutmıştı. Yıllardır cerrah olarak hayat koşturmacasının, ameliyatların ve yaşadığı travmaların arasında 36 yaşına bastığı günü bile teğet geçmişti. Kalbine derin, pırıl pırıl bir sevinç dalgası yayıldı. Masadaki o minik hediye paketlerine, çocukların el yazısıyla yazılmış kartlara baktı. Yüzünde sıcacık bir tebessüm belirdi.
Ama hemen ardından, salondaki o derin sessizlik yüzüne çarptı. Masanın etrafındaki sandalyeler boştu. Kimse "İyi ki doğdun!" diye bağırarak boynuna sarılmamıştı.
Alaz’ın içindeki o sevinç anında yerini ağır bir üzüntüye ve vicdan azabına bıraktı. Gecenin bir yarısına kadar sırf onun için uykusuz kalıp beklemeye çalışan çocuklarını hayal etti. Onları bu saatte yapayalnız bırakmış olmanın verdiği o anne sızısıyla merdivenlere koştu.
Üst kata, çocukların odasına doğru sessizce tırmandı. Kapıyı yavaşça araladı.
Odadaki sarı gece lambasının cılız ışığı içeriye masalsı bir hava katıyordu. Defne, Ateş ve Gece yataklarında mışıl mışıl uyuyordu. Ama Alaz’ın gözleri Defne’nin yatağının ucuna takıldı.
Ela, yerde dizlerinin üzerine çökmüş, kafasını Defne’nin yatağının kenarına dayamıştı. Elinde yarısı açık kalmış bir masal kitabı duruyordu. Çocukları bekletirken masal okumuş, en sonunda kendisi de yorgunluktan oracıkta uyuyakalmıştı.
Alaz’ın gözlerinden pıtır pıtır yaşlar dökülmeye başladı. Hem masadaki o muazzam sevgiye hem de onları bu saatte uykularında yakalamış olmanın verdiği o burukluğa ağlıyordu.
Sessiz adımlarla içeri girdi. Yavaşça eğilip Ela’nın omzuna dokundu, onu nazikçe sarstı.
"Ela abla ... Ela abla , uyan," diye fısıldadı Alaz, sesi pürüzlü ve kısıktı.
Ela gözlerini kırpıştırarak aniden sıçradı. Elindeki masal kitabını düşürür gibi oldu. Alaz’ı karşısında görünce hemen doğrulmaya çalıştı.
"Alaz! Geldin mi?" dedi Ela, mahcup bir sesle üzerini düzelterek. "Kusura bakma, uyuya kalmışım..."
"Abla, neden bana haber vermedin?" dedi Alaz, gözlerindeki yaşları silerken. "Nöbetimin ne zaman biteceğini bilseydiniz beni beklemezdiniz. Neden söylemediniz doğum günü hazırladığınızı?"
Ela gülümsedi. Alaz’ın elini tutup şefkatle sıktı.
"Çocuklar tembihledi Alaz," dedi Ela fısıltıyla. "Ateş de Defne de 'Anneme sakın söyleme Ela Abla, sürpriz olacak' dediler. Gece bile akşamdan beri o pastanın başından ayrılmadı, 'Annem ne zaman gelecek?' diye yollarını gözledi. Saate kadar direndiler ama minik bedenleri dayanmadı işte... Seni beklerken uyuyakaldılar."
Alaz yataklarda yatan üç çocuğuna tek tek baktı. Eğilip üçünün de alnına uzun, derin öpücükler kondurdu.
"En güzel doğum günü hediyem zaten buradalar Ela abla" dedi Alaz fısıltıyla. "Şimdi aşağı inelim. O pastayı onlar uyanmadan kesmek yok. Sabah hep birlikte üfleyeceğiz."