BÖLÜM 16: BEYAZ DEHŞET VE BİR DAMLA KAN

Vaveyla Yazarı: Buz Ankası

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 28Şu an: BÖLÜM 16: BEYAZ DEHŞET VE BİR DAMLA KAN
  1. 1 BÖLÜM 1: ÇELİK VE STERİL ELDİVENLER695 kelime
  2. 2 BÖLÜM 2: EVDEKİ ZİYAFETİN ZEHRİ650 kelime
  3. 3 BÖLÜM 3: GİZLİ MUAYENE VE İLK ÇATLAK507 kelime
  4. 4 BÖLÜM 4: BİLEKTEKİ SOĞUK ZİNCİR566 kelime
  5. 5 BÖLÜM 5: CAMDAN KAFES VE İLK İSYAN523 kelime
  6. 6 BÖLÜM 6: MASADAKİ SOĞUK SAVAŞ499 kelime
  7. 7 BÖLÜM 7: STERİL BİR İNFAZ478 kelime
  8. 8 BÖLÜM 8: KÜLLERİN ÜZERİNDEKİ TAHT328 kelime
  9. 9 BÖLÜM 9: SERBEST DÜŞÜŞ VE PARÇALANMIŞ MUCİZE611 kelime
  10. 10 BÖLÜM 10: GRİ ŞEHRİN SOĞUK KALESİ607 kelime
  11. 11 BÖLÜM 11: ZEHİRLİ SARMAŞIĞIN SON HAMLESİ420 kelime
  12. 12 BÖLÜM 12: KALP PENCERESİ VE ÇELİK İNFAZ360 kelime
  13. 13 BÖLÜM 13: ÇELİK TAHTIN SAHİBİ430 kelime
  14. 14 BÖLÜM 14: ISSIZ DAĞIN GÖLGESİ481 kelime
  15. 15 BÖLÜM 15: PARMAKLIKLARIN ARDINDAKİ YANGIN401 kelime
  16. 16 BÖLÜM 16: BEYAZ DEHŞET VE BİR DAMLA KAN462 kelime · Okuduğun bölüm
  17. 17 BÖLÜM 17: AMELİYATHANEDEKİ MUCİZE VE VİCDANIN NEŞTERİ364 kelime
  18. 18 BÖLÜM 18: ŞÖMİNEDEKİ KÜLLER VE BUZUN ERİYİŞİ446 kelime
  19. 19 BÖLÜM 19: TAZE ÇAY KOKUSU VE İLK SABAH388 kelime
  20. 20 BÖLÜM 20: YENİ BİR SAYFA VE SOĞUK GÖLGE348 kelime
  21. 21 BÖLÜM 21: MUCİZENİN ADI VE İLK KELİME352 kelime
  22. 22 BÖLÜM 22: GÜVENLİ LİMAN VE EVİN DİREĞİ303 kelime
  23. 23 BÖLÜM 23: İSİMSİZ BİR DOĞUM GÜNÜ VE GECE LAMBASI527 kelime
  24. 24 BÖLÜM 24: PASTADAKİ MUM VE SİYAH ZARF458 kelime
  25. 25 BÖLÜM 25: DEMİR PARMAKLIKLAR VE ZİHİN SAVAŞI410 kelime
  26. 26 BÖLÜM 26: MASADAKİ DOSYALAR VE KADINLARIN GÜCÜ354 kelime
  27. 27 BÖLÜM 27: İKİ NEŞTER, TEK YÜREK438 kelime
  28. 28 BÖLÜM 28: KAHVE MOLASI VE DAĞ EVİNDEN YÜKSELEN SESLER395 kelime

Ankara’yı dondurucu bir kış fırtınası vurmuştu. Bağlum dağlarının tepelerini kaplayan gümüşi beyazlık, kentin üzerine çelik gibi ağır bir soğuk çöktürüyordu. Şehir buza kesmişken, hastanenin Acil Servis panosundaki kırmızı ışıklar aniden çıldırmış gibi yanıp sönmeye başladı.
"Kırmızı kod! Sanayi bölgesindeki büyük kimyasal tesiste patlama ve kısmi çökme var! Yangından kaçarken yüksekten düşen ve göçük altında kalan ağır travmalı hastalar geliyor! Tüm cerrahi ekipler acil servise!"
Alaz Başhekimlik odasından fırladı. Ceketini çıkarıp beyaz önlüğünün kollarını kıvırırken merdivenleri üçer beşer indi. Koridorda panik havası hâkimdi ama Alaz’ın sesi o kargaşayı bir bıçak gibi kesti:
"Dekontaminasyon ünitesini derhal aktif edin! Kimyasal maruziyeti olanları içeri almadan önce yıkayın. Kırmızı kodlu masif travma vakalarını doğrudan şok odasına geçirin!"
Acil servisin otomatik kapıları açıldığında içeriye soğuk bir rüzgar, siren sesleri ve duman kokusu doldu. Peş peşe giren sedyelerin arasında Alaz’ın gözü, en arkada sağlık görevlilerinin kalbini çalıştırmaya çalışarak getirdiği sekiz yaşlarındaki kız çocuğuna takıldı. Patlamanın şiddetiyle üzerine beton blok düşmüş küçük kızın göğüs kafesi garip bir açıyla çökmüştü, vücudu moloz tozları içindeydi.
"GKS (Glasgow Koma Skoru) 5! Solunum tamamen durmak üzere, masif yelken göğüs ve crush (ezilme) sendromu var!" diye bağırdı paramedik.
Alaz hemen kızın yanına koştu. Çocuğun tozlu yüzünü ve gözlerini gördüğü an, bir saniyeliğine kendi kızı Defne’nin yüzü geldi gözünün önüne. Kalbinde cız eden o anne şefkatini, bir cerrah soğukkanlılığıyla anında bastırdı.
"Sağ hemotoraks ve bilateral tansiyon pnomotoraks gelişmiş," dedi Alaz parmaklarıyla kırık kaburgaları kontrol ederken. "Tüp torakostomi yapacağız, hemen! Zamanımız yok, şok odasına!"
Küçük kızı şok odasına aldıklarında çocuk aşırı hipoksi nedeniyle morarmaya başlamıştı. Peri elindeki göğüs tüpü setini uzattı ama elleri yüksek adrenalinden titreşiyordu.
"Peri, derin bir nefes al," dedi Alaz. Sesi bir anne kadar yumuşak ama bir komutan kadar emrediciydi. "Gözlerimin içine bak. Dışarıdaki patlamayı da, dumanı da unut. Sadece bu küçük kızın nefes almasına odaklan."
Peri yutkundu, başını salladı. "Hazırım hocam."
Alaz 4. interkostal aralıktan kesiyi attı, pensle dokuları künt olarak ayırıp drenaj tüpünü yerleştirdi. Tüpten dışarıya basınçlı hava ve koyu kan boşaldığı an, monitördeki oksijen saturasyonu %60'tan %91'e fırladı. Küçük kız derin, hırıltılı bir nefes alarak gözlerini hafifçe araladı.
"Yaşıyor..." dedi Peri rahat bir nefes alarak.
"Henüz değil," dedi Alaz. "EZİLME sendromuna bağlı potasyum patlaması olabilir. Sıvı resüsitasyonuna başlayın, batın ultrasonu çekin!"
Tam o sırada şok odasının kapısı çalındı. Emniyetten bir komiser elinde bir evrakla içeri girdi.
"Dr. Alaz Hanım," dedi polis. "Tesisin sahibi ve patlamada hayatını kaybeden mühendisin kimlik tespiti yapıldı. Bu küçük kız... Karan Soykan'ın uzaktan akrabası. Kimsesi kalmadı."
Ameliyathanedeki herkes bir an donup Alaz’a baktı. Karan Soykan’ın soyundan gelen bir can, Alaz’ın neşterinin ucunda yatıyordu.
Alaz küçük kızın yüzüne, sonra da masadaki neştere baktı. İçindeki Buz Ankası bir an bile duraksamadı. Nefret veya geçmişin gölgeleri bu masadan içeri giremezdi.
"Benim masamda soyadlar değil, sadece hayatlar vardır," dedi Alaz. Küçük kızın elini hafifçe sıktı. "Bu çocuğu ameliyathaneye alıyoruz. Onu yaşatacağım."