10. bölüm / 28
SOĞUK NEŞTER VE MOR SARMAŞIKBÖLÜM 10: GRİ ŞEHRİN SOĞUK KALESİ
Bölümler 28Şu an: BÖLÜM 10: GRİ ŞEHRİN SOĞUK KALESİ
- 1 BÖLÜM 1: ÇELİK VE STERİL ELDİVENLER695 kelime
- 2 BÖLÜM 2: EVDEKİ ZİYAFETİN ZEHRİ650 kelime
- 3 BÖLÜM 3: GİZLİ MUAYENE VE İLK ÇATLAK507 kelime
- 4 BÖLÜM 4: BİLEKTEKİ SOĞUK ZİNCİR566 kelime
- 5 BÖLÜM 5: CAMDAN KAFES VE İLK İSYAN523 kelime
- 6 BÖLÜM 6: MASADAKİ SOĞUK SAVAŞ499 kelime
- 7 BÖLÜM 7: STERİL BİR İNFAZ478 kelime
- 8 BÖLÜM 8: KÜLLERİN ÜZERİNDEKİ TAHT328 kelime
- 9 BÖLÜM 9: SERBEST DÜŞÜŞ VE PARÇALANMIŞ MUCİZE611 kelime
- 10 BÖLÜM 10: GRİ ŞEHRİN SOĞUK KALESİ607 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 BÖLÜM 11: ZEHİRLİ SARMAŞIĞIN SON HAMLESİ420 kelime
- 12 BÖLÜM 12: KALP PENCERESİ VE ÇELİK İNFAZ360 kelime
- 13 BÖLÜM 13: ÇELİK TAHTIN SAHİBİ430 kelime
- 14 BÖLÜM 14: ISSIZ DAĞIN GÖLGESİ481 kelime
- 15 BÖLÜM 15: PARMAKLIKLARIN ARDINDAKİ YANGIN401 kelime
- 16 BÖLÜM 16: BEYAZ DEHŞET VE BİR DAMLA KAN462 kelime
- 17 BÖLÜM 17: AMELİYATHANEDEKİ MUCİZE VE VİCDANIN NEŞTERİ364 kelime
- 18 BÖLÜM 18: ŞÖMİNEDEKİ KÜLLER VE BUZUN ERİYİŞİ446 kelime
- 19 BÖLÜM 19: TAZE ÇAY KOKUSU VE İLK SABAH388 kelime
- 20 BÖLÜM 20: YENİ BİR SAYFA VE SOĞUK GÖLGE348 kelime
- 21 BÖLÜM 21: MUCİZENİN ADI VE İLK KELİME352 kelime
- 22 BÖLÜM 22: GÜVENLİ LİMAN VE EVİN DİREĞİ303 kelime
- 23 BÖLÜM 23: İSİMSİZ BİR DOĞUM GÜNÜ VE GECE LAMBASI527 kelime
- 24 BÖLÜM 24: PASTADAKİ MUM VE SİYAH ZARF458 kelime
- 25 BÖLÜM 25: DEMİR PARMAKLIKLAR VE ZİHİN SAVAŞI410 kelime
- 26 BÖLÜM 26: MASADAKİ DOSYALAR VE KADINLARIN GÜCÜ354 kelime
- 27 BÖLÜM 27: İKİ NEŞTER, TEK YÜREK438 kelime
- 28 BÖLÜM 28: KAHVE MOLASI VE DAĞ EVİNDEN YÜKSELEN SESLER395 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Helikopterden atlayan hastanın ameliyatı başarıyla bitip hasta yoğun bakıma alındığında, Ankara’nın o gri ve ayaz sabahı yeni yeni söküyordu. Saat sabahın yedisiydi. Karan’ın ameliyathane kapısında çıkardığı olay, güvenlik ve polis ekipleri tarafından bastırılmış, adam hastaneden tamamen uzaklaştırılmıştı.
Alaz, üzerindeki kanlı önlüğü çıkarıp nöbet odasındaki koltuğa yavaşça çöktü. Camdan dışarı baktığında, şehrin üzerine çöken o soğuk sabah pusunu gördü. Bütün vücudu kasılmıştı ama zihni aylardır ilk kez bu kadar berraktı. Kapı hafifçe çalındı ve içeriye elinde iki karton bardak sıcak kahveyle Peri girdi.
"Hocam... Kahve getirdim. Çok ağır bir ameliyattan çıktınız," dedi Peri, karton bardaklardan birini Alaz’ın önündeki sehpaya bırakırken. "Karan Bey’i de karakola götürmüşler. Bir daha buraya bu kadar kolay yaklaşamayacak. İyi misiniz?"
Alaz, parmaklarını sıcak karton bardağın etrafında kenetledi. Kahvenin buharı, dışarıdaki gri Ankara pusuna karışıyordu sanki.
"İyiyim Peri," dedi Alaz. Kahvesinden küçük bir yudum aldı. Sesi yorgun ama bir saat mekanizması kadar sakindi. "Gittiği iyi oldu. Masadaki hastanın hayatı, dışarıdaki bir parazitin gürültüsünden her zaman daha önemlidir."
Peri karşıdaki tekli koltuğa oturdu. Elindeki bardağı evirip çevirirken gözlerinde hem derin bir merak hem de sonsuz bir saygı vardı. Alaz’ın bu kadar büyük krizlerin, manipülasyonların ve tehditlerin ortasında bile nasıl bir kayalık gibi dimdik durabildiğini anlamaya çalışıyordu.
"Hocam... Yanlış anlamayın, Haddimi aşmak istemem ama," diye tereddütle söze başladı Peri. "İçimden bir ses sor diyor. İstanbul’dan, İzmir’den veya yurt dışındaki özel kliniklerden o kadar çok ve yüksek teklif aldığınızı biliyorum. Karan Bey’in üzerinizde kurduğu bu baskıya, evdeki o zehirli anılara rağmen... Neden bu şehri hiç terk etmediniz? Neden hâlâ Ankara?"
Alaz gözlerini karton bardaktaki siyah sıvıya dikti. İlk defa bir asistanına, bir başkasına iç dünyasından bu kadar net bir kapı aralıyordu. Bu bir dertleşme ya da zayıflık gösterisi değildi; bir cerrahın kendi ruhunu teşhir etmeden yaptığı yalın ve soğuk bir tespitti.
"Ankara’yı neden terk edeyim ki Peri?" dedi Alaz, başını kaldırıp pencerden dışarıya, binaların üzerine çöken o gri sis tabakasına bakarak. "İnsanlar bu şehri gri, soğuk ve ayaz bulur. Eğlencesi yok, deniz yok, insanı boğan bir bürokrasi ve mesafe var derler. Ama bence Ankara tam olarak beni yansıtıyor."
Peri pür dikkat, nefesini tutarak onu dinliyordu.
"O bahsettikleri grilik, benim zihnimdeki sadelik aslında," diye devam etti Alaz. Sesi o kadar hipnotize edici bir sakinlikteydi ki oda anında sessizleşti. "Sahte bir renklilik, sahte bir neşe yok bu şehirde. Soğuğu insana nerede durması gerektiğini, sınırlarını hatırlatır. Yalansızdır Ankara. Ayazı yüzüne çarptığı an uyanırsın, sahte hayaller kurmazsın."
Alaz kahvesinden bir yudum daha aldı. Yüzünde beliren o nadir, gölgeli tebessüm Peri’nin gözünden kaçmadı.
"Sırf bu yüzden Bağlum tarafında, şehirden ve insanlardan uzak o evi seçtim," dedi Alaz. "Etrafında çok fazla insan sesi yok. Kentin o göz alıcı, yapay ve yorucu ışıkları oraya ulaşmıyor. Evin arkasında sadece çıplak dağlar, derin bir sessizlik ve ayaz var. Eve gittiğimde, o kalabalıksızlıkta ancak kendi zihnimi duyabiliyorum. Çok insan, çok ses demektir Peri. Çok ses ise gürültü. Ben gürültüyü sevmem. Ameliyathanedeki gibi, hayatta da steril bir alan ararım."
Peri duydukları karşısında derin bir nefes aldı. Alaz’ın o ulaşılmaz, çelikten duvarlarının arkasındaki kadını ve kalbini ilk kez bu kadar berrak görüyordu.
"Siz bu şehri kaçmak için değil, kendi kalenizde kalabilmek için sevmişsiniz hocam," dedi Peri fısıltıyla.
"Şehirler insanları değiştirmez Peri," dedi Alaz. "Sadece oldukları kişiyi yansıtır. Karan burayı hiç sevmezdi. Çünkü bu şehrin mesafeli ve soğuk havası, onun o sahte ve yapmacık sıcaklığını anında söndürüyordu. Ama benim için... Ankara benim kalem. Ve insan kendi kalesini terketmez."
Alaz ayağa kalktı. Bardağı çöpe attı. Şakaklarındaki o eski Zonklama dinmişti. Yeşil reçeteli haplara, Karan’ın sahte sevgisine ya da başkalarının acımasına ihtiyacı yoktu. O, Ankara’nın o dik, eğilmeyen ve soğuk ayazında kendi tahtını kurmuştu.
"Hadi Peri," dedi önlüğünü düzeltip kapıya doğru adımlarken. "Yoğun bakımdaki helikopter vakasının vital bulgularını kontrol edelim. Nöbetimiz henüz bitmedi."
