22. bölüm / 28
SOĞUK NEŞTER VE MOR SARMAŞIKBÖLÜM 22: GÜVENLİ LİMAN VE EVİN DİREĞİ
Bölümler 28Şu an: BÖLÜM 22: GÜVENLİ LİMAN VE EVİN DİREĞİ
- 1 BÖLÜM 1: ÇELİK VE STERİL ELDİVENLER695 kelime
- 2 BÖLÜM 2: EVDEKİ ZİYAFETİN ZEHRİ650 kelime
- 3 BÖLÜM 3: GİZLİ MUAYENE VE İLK ÇATLAK507 kelime
- 4 BÖLÜM 4: BİLEKTEKİ SOĞUK ZİNCİR566 kelime
- 5 BÖLÜM 5: CAMDAN KAFES VE İLK İSYAN523 kelime
- 6 BÖLÜM 6: MASADAKİ SOĞUK SAVAŞ499 kelime
- 7 BÖLÜM 7: STERİL BİR İNFAZ478 kelime
- 8 BÖLÜM 8: KÜLLERİN ÜZERİNDEKİ TAHT328 kelime
- 9 BÖLÜM 9: SERBEST DÜŞÜŞ VE PARÇALANMIŞ MUCİZE611 kelime
- 10 BÖLÜM 10: GRİ ŞEHRİN SOĞUK KALESİ607 kelime
- 11 BÖLÜM 11: ZEHİRLİ SARMAŞIĞIN SON HAMLESİ420 kelime
- 12 BÖLÜM 12: KALP PENCERESİ VE ÇELİK İNFAZ360 kelime
- 13 BÖLÜM 13: ÇELİK TAHTIN SAHİBİ430 kelime
- 14 BÖLÜM 14: ISSIZ DAĞIN GÖLGESİ481 kelime
- 15 BÖLÜM 15: PARMAKLIKLARIN ARDINDAKİ YANGIN401 kelime
- 16 BÖLÜM 16: BEYAZ DEHŞET VE BİR DAMLA KAN462 kelime
- 17 BÖLÜM 17: AMELİYATHANEDEKİ MUCİZE VE VİCDANIN NEŞTERİ364 kelime
- 18 BÖLÜM 18: ŞÖMİNEDEKİ KÜLLER VE BUZUN ERİYİŞİ446 kelime
- 19 BÖLÜM 19: TAZE ÇAY KOKUSU VE İLK SABAH388 kelime
- 20 BÖLÜM 20: YENİ BİR SAYFA VE SOĞUK GÖLGE348 kelime
- 21 BÖLÜM 21: MUCİZENİN ADI VE İLK KELİME352 kelime
- 22 BÖLÜM 22: GÜVENLİ LİMAN VE EVİN DİREĞİ303 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 BÖLÜM 23: İSİMSİZ BİR DOĞUM GÜNÜ VE GECE LAMBASI527 kelime
- 24 BÖLÜM 24: PASTADAKİ MUM VE SİYAH ZARF458 kelime
- 25 BÖLÜM 25: DEMİR PARMAKLIKLAR VE ZİHİN SAVAŞI410 kelime
- 26 BÖLÜM 26: MASADAKİ DOSYALAR VE KADINLARIN GÜCÜ354 kelime
- 27 BÖLÜM 27: İKİ NEŞTER, TEK YÜREK438 kelime
- 28 BÖLÜM 28: KAHVE MOLASI VE DAĞ EVİNDEN YÜKSELEN SESLER395 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ankara’nın dondurucu ayazı yerini tatlı bir kış güneşine bırakırken, Bağlum’daki dağ evinin mutfağında hummalı bir çalışma vardı.
Alaz haftada birkaç gün 24 saati bulan ağır nöbetlere kalırken ya da acil ameliyatlara koşarken gözünün arkada kalmamasının tek bir sebebi vardı: Ela Hanım.
Ela, sadece çocukların bakıcısı veya evin yardımcısı değildi; Alaz’ın bu hayatta sırtını tereddütsüz yasladığı tek anaç güç, adeta evin dikey direğiydi. Otoriter duruşu, lezzetli yemekleri ve çocuklara gösterdiği o karşılıksız şefkatle Alaz’ın en büyük sığınağı olmuştu.
Alaz sabahın altısında yeşil cerrahi formasını giymiş, çantasını hazırlarken mutfağa indi. Ela Abla çoktan uyanmış, sobaya çalı çırpı atmış, tezgahta taze poğaçaları tepsiye diziyordu.
"Yine nöbetçi misin bugün kızım?" dedi Ela Abla, bakışlarındaki o koruyucu anne edasıyla. "Yüzün sararmış yine, bir lokma poğaça yemeden adım atma dışarı."
"Nöbetçiyim abla," dedi Alaz, tezgaha yaklaşıp sıcak poğaçadan bir ısırık alarak. Gözleri üst kattaki çocukların odasına kaydı. "Gece nasıl? Gece uykusunda sıçradı mı yine?"
Ela Abla elindeki bezi kenara bırakıp Alaz’ın omzunu şefkatle sıktı. "Hiç korkma Alaz’ım. Gece artık kâbus görmüyor. Akşam Ateş’le Defne’ye masal okurken koynumda uyuyakaldı. Ben buradayım, gözün arkada kalmasın. Sen git, hastanedeki canları kurtar. Evin de, çocukların da bana emanet."
Alaz derin bir nefes aldı. Yıllarca Karan’ın yanında tecrit edilmişken, şimdi etrafında böyle sarsılmaz bir koruma duvarının olması ruhuna ilaç gibi geliyordu.
"İyi ki varsın abla," dedi Alaz, Ela Abla’ya sarılarak. "İlaç saatlerini listeye yazdım, Gece’nin vitaminini unutma."
"Hadi hadi, öğretme bana işimi, koskoca Başhekim oldun ama hâlâ benim gözümde o küçük kızsın!" diye takıldı Ela Abla tatlı bir sertlikle. "Uğurlar olsun, hayırlı ameliyatlar!"
Alaz evden çıkıp arabasına bindiğinde, dikiz aynasından evin penceresine baktı. Ela Abla pencerden ona el sallıyordu; arkasında ise uyanmış, pencerden minik elleriyle Alaz’a öpücük gönderen Defne, Ateş ve Gece duruyordu.
Alaz gaza bastı. Artık sadece çocuklarını koruyan yalnız bir kadın değildi; arkasında koca bir kale, önünde ise fethedeceği bir gelecek vardı.
