Bölümler 28Şu an: Yirmi Üçüncü Bölüm
- 1 Prolog222 kelime
- 2 Birinci Bölüm1.252 kelime
- 3 İkinci Bölüm1.303 kelime
- 4 Üçüncü Bölüm2.148 kelime
- 5 Dördüncü Bölüm1.349 kelime
- 6 Beşinci Bölüm2.999 kelime
- 7 Altıncı Bölüm2.266 kelime
- 8 Yedinci Bölüm2.025 kelime
- 9 Sekizinci Bölüm1.462 kelime
- 10 Dokuzuncu Bölüm2.799 kelime
- 11 Onuncu Bölüm2.671 kelime
- 12 On Birinci Bölüm1.728 kelime
- 13 On İkinci Bölüm1.460 kelime
- 14 On Üçüncü Bölüm1.891 kelime
- 15 On Dördüncü Bölüm1.708 kelime
- 16 On Beşinci Bölüm1.891 kelime
- 17 On Altıncı Bölüm1.729 kelime
- 18 On Yedinci Bölüm2.640 kelime
- 19 On Sekizinci Bölüm2.617 kelime
- 20 On Dokuzuncu Bölüm1.284 kelime
- 21 Yirminci Bölüm2.085 kelime
- 22 Yirmi Birinci Bölüm1.255 kelime
- 23 Yirmi İkinci Bölüm2.669 kelime
- 24 Yirmi Üçüncü Bölüm1.551 kelime · Okuduğun bölüm
- 25 Yirmi Dördüncü Bölüm2.805 kelime
- 26 Yirmi Beşinci Bölüm1.870 kelime
- 27 Yirmi Altıncı Bölüm1.180 kelime
- 28 Epilog287 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
11 Mayıs 1995, Antalya
Umay o gün uyandığında dünkü yaşadıklarından sonra otel içerisinde kalmak istemediğinden emin olarak uyandı ve ilk yaptığı dostu Arya’yı aramak oldu.
‘’Ne olursun bugün dersim yok de Arya, dışarıda olmaya çok ihtiyacım var.’’ Dedi buruk bir sesle. Hattın diğer ucunda arkadaşının sesini böyle duymaya dayanamayan Arya hızlıca bir çözüm yolu düşündü.
‘’Şansına bir dersim var ama branş hocamdan rica ederim bugünlük beni idare eder merak etme, sen hazırlan, nereye gidiyoruz?’’
‘’Harikasın can dostum benim! Düden Şelalesine ne dersin?’’
‘’Ne yapacağız kız şelalede?’’ dedi Arya kahkaha atarak.
‘’Deniz’in bugün oraya turu var, kanyonu falan gezeriz hava da ne sıcak ne soğuk tam geziye uygun.’’ Dedi Umay başını uzatıp hafif bir rüzgârın oynattığı pencereden dışarıya bakarken.
‘’İyi madem, zaten en son üniversitede gitmiştim, gidelim bakalım.’’
‘’Harikasın! Otelde bekliyorum o zaman seni.’’
Arkadaşı ile konuşması bittikten sonra neredeyse sekerek ofisinden çıkıp odasına geri dönen Umay hızlıca kalem eteğinden ve topuklusundan kurtulup keten şorta ve spor ayakkabıya geçerken sabah sıkıca topladığı topuzunu da açıp, tüm bedeni ile özgürlüğe adım atmaya hazır olduğunu gösteren derin bir nefes verdi.
Müdürü sırf futbol maçı izlemek için sezon başı ortası demeden yurt dışına kaçabiliyorsa kendisi de düğüne dair tüm hazırlıkları bitirmiş ve oteldeki düzeni sağlamışken, birkaç saatlik bir kaçamağı kendisine çok görmemeliydi.
Çantasını omzuna atıp son bir kez boy aynasında kendisini süzüp başı ile kendine onay verdikten sonra kapıyı açtığı an, odasının kapısını tıklatmak için eli havada kalan Lorenzo ile karşılaştı. Üst üste binen anlaşılmaz kelimeler ve kısa gülüşler sonrası ilk konuşan Lorenzo oldu.
‘’Kusura bakma, rahatsız etmek istemedim, sadece dünkü olaydan sonra iyi olduğundan emin olmak istedim.’’ Dedi Umay’ı ilk defa resmi olmayan bir kıyafet içinde görmenin şaşkınlığını gözlerinde gizleyemeyerek.
‘’Teşekkür ederim, daha iyiyim, aslında ben de seni görmeye gelecektim.’’ Dedi Umay söylediğine kendisi de şaşırarak. Odasının kapısını kapatıp koridora çıkarken Lorenzo ona yer açmak için geri adım attı.
‘’Öyle mi?’’ diye sordu Lorenzo da aynı şaşkınlıkla. Ardından iş için onu görmek isteyeceği aklına gelince umutsuzca ekledi.
‘’Dünkü çekimleri görmek için mi?’’
‘’Pek değil, bugün izinliyim ve Deniz’in gezisine katılacağım. Çok güzel bir şelaleyi gezecekler, yaşlı bir ekip olduğunu söyledi ama bence herkesin bir kere de olsa görmesi gereken bir yer. Sen de bize katılmak istersin diye düşündüm.’’
Lorenzo’nun yüzü aydınlandı. Bileklerine düşen gömleğini dirseğine doğru ittirerek hareketlendi.
‘’Çok isterim! Deniz’le gezi keyifli ama senin katılacağın bir gezi eminim çok daha keyifli olacaktır.’’ Dedi. Umay’ın yanaklarına hafif bir pembelik yayıldı. Gözlerini kaçırdı.
‘’Anlaştık o zaman, yarım saate lobide görüşürüz.’’ Diyerek uzaklaştı ve adımları otomatik asansöre doğru atınca, kendini durdurup merdivene doğru gülerek yönünü değiştirdi. Lorenzo savrulan saçlarının arasından Umay’ın gülümsemesini görünce donup kaldı. Umay’ın gözden kaybolduktan sonra istemsiz yüzüne yayılan bir gülümseme ile odasına dönmek için asansörün tuşuna bastı.
Lorenzo odasından gezilerde kullandığı, poz sayısı az olsa da daha hafif olan antika kamerasını aldıktan sonra lobide Umay’ı Deniz ve tanımadığı bir kadın ile sohbet ederken buldu. Yanlarına yaklaştıklarında birbirlerini çoktandır tanıdıklarını kahkahalarından anlayabiliyordu. Lorenzo Arya ile tanıştırıldıktan sonra hep beraber otelin önüne çıkıp geziye katılacak kişileri taşıyacak olan servis aracına bindiler.
Lorenzo Umay ve Arya ile en arkaya geçerken, diğer koltuklara Umay’ın tarif ettiği gibi emekliye ayrılmış ancak enerjilerini hiç kaybetmemiş teyze ve amcalar oturuyordu. Deniz gezi rehberi olarak servisin en başında ayakta yer alıyor, elinde tuttuğu küçük mikrofondan araçtakilerin enerjisini yükseltecek şakalar yapıyordu.
Lorenzo Türkçe olarak birkaç kelimeyi kapsa da çoğu söyleneni anlamıyor, herkesin çok hızlı konuştuğunu düşünüyordu. Yine de solunda oturan Umay’a dönüp baktığında onun güldüğünü gördüğü her an kendi içi de neşeyle doluyordu ve elinde olmadan yapılan şakayı anlamış gibi kahkaha atıyordu.
Umay gülerken bir sağındaki Lorenzo’ya bir solundaki Arya’ya bakıyor, ikisi ile de farklı gülüşler paylaşıyordu sanki. Aracın hareketi ile dönemeçlerde Lorenzo’ya doğru eğilen
bedenini ilk seferlerde tutmaya çalışsa da sonrasında bırakıp aslında ona temas etmekten rahatsız olmadığını belli ediyordu.
Umay Arya ile kahkahalar içinde kaldıkları anlardan birinde omzunda bir dokunuş hissetti.Lorenzo minik kamerasına bakmalarını için işaret ediyordu. Lensinin arkasına yerleştirdiği orman gözlerinin ardından göz kırpıp Umay’ın böylesine mutlu olduğu bir anı sonsuza kadar yakalamak için sözlere ihtiyaç olmadan izin istemiş oluyordu.
Bu pozun ardından, Arya İngilizce bilmediği için Lorenzo’dan kamerasını vermesi için beden dilini kullandığında, Lorenzo yeni tanıştığı bu kadına en sevdiği antika makinelerden birini hiç tereddüt etmeden uzattı. Umay’ın dostu olması onun için yeterli bir güvenceydi.
Arya hızla arkadaşını kendisine dönüp bakmasını sağladıktan sonra Lorenzo’nun başını Umay’ın omzundan uzatmasını bekledi. Koro şefi özgüveni ile Lorenzo’yu ve Umay’ı aynı kare içerisinde kalabilmeleri için birbirine yakınlaştıran Arya, eseri ile gurur duyarak hızlıca deklanşör tuşuna basıp o anı kaydetti.
Umay utanarak kamerayı arkadaşından alıp gülümseyerek Lorenzo’ya uzattı. Lorenzo konuşmak için ağzını açtığı anda servisin küçük hoparlöründen yüksek ritimli bir müzik coşarak aracın içini doldurdu ve yaşlı teyzelerin neşe ile bağırdığını gördü.
Araçtaki herkes elleri ile ritim tutuyor, oturduğu yerden dans edip yanındaki kişiye yaslanarak oynuyordu. Lorenzo çok geçmeden Umay’ın da diğerleri gibi el çırptığını ve arkadaşı Arya’ya yaslanarak dans ettiğini görünce makinasını hızla kapatıp kendisi de el çırpmaya ve ritme ayak uydurmaya çalıştı.
Deniz’e baktığında aracın başından çalan şarkının bazı sözlerini mikrofona bağırdığını ve insanları daha da coşturduğunu fark edince müziğin ne kadar evrensel olduğunu ve eğlenmek için ne sözleri ne de melodiyi anlaması gerekmediğini fark ederek kendini bu coşkuya bıraktı.
Yolculuk sona erip şelaleye vardıklarında araçtan inerken Lorenzo önce Umay’a elini uzatarak inmesi için ona yardımcı olduktan sonra Arya’ya da elini uzattığında kadın yaptığı centilmenliği onaylarcasına attığı gülümseme ile yardımını kabul etti. Arya araçtan indikten sonra Umay’ın yanına gidip fısıldaşmaya başladıklarında Lorenzo olan bitenin farkında değilmiş rolü yapmak durumunda kalsa da içten içe bulunduğu durumdan fazlası ile keyif alıyordu.
Uzun zamandır ilk defa bir keyif sigarası yakarak Deniz’in yanında yürümek için adımlarını hızlandırdı. Deniz Lorenzo’nun omzuna vurduktan sonra kolunu boynuna attı. ‘’Ne şanslı adamsın be Lorenzo!’’ dedi gülerek. Lorenzo çektiği nefesi gülerek üflerken elindeki sigarayı Deniz’e uzattı.
‘’Sayende diyebilirim dostum. Eve dönmeye hazırken bana öyle bir iş buldun ki şans kapılarımı açtı.’’ Dedi.
‘’Bence sen artık buralara yerleşmenin yoluna bak, ben sana daha çok iş bulurum.’’ Dedi Deniz de. O da hızlı bir nefes çektiği sigarayı çöp kovasının yanında söndürüp gezisindeki
teyzeleri ve amcaları yönlendirmeye geçti. Lorenzo yürüyen ekibin en arkasından gelen Umay ve Arya’ya baktıktan sonra tekrar Deniz’in yanına geçip onunla yürümeye devam etti.
Deniz gezi ekibine etrafı gösterip herkesin duyabileceği kadar yüksek sesle grubu yönlendirip bulundukları yere dair bilgileri sıralarken, Lorenzo gezideki diğerleri gibi hayranlıkla etrafına bakıyor, fotoğraf makinası ile şelalenin capcanlı yeşilliklerin arasından gürleyerek akışını çekiyordu.
Şelalenin coşkusu insanın içinde ilkel bir noktaya değiyor, insana ancak doğada olmanın verebileceği yüce bir huzurla kaplıyordu. Şelalenin arkasından geçilen mağara Lorenzo’yu diğerlerinden daha çok etkilemişe benziyordu. Mağaranın şelaleye açılan ağzından aşağı düşmemek için özen göstererek ardı ardına pozlar yakaladı.
Ekip mağaradan çıkıp şelalenin aşağısında şelaleyi izleyebilecekleri korkulukların arkasına geçtiğinde Lorenzo’da kendini makinasının arkasından çıkarıp onlara yetişmek için adımlarını hızlandırırken buldu.
Mağaradan sonra gözleri gün ışığına alıştığında Umay ile Arya’yı biraz ötede korkuluklara dayanmış bir şekilde sohbet ederken buldu. Sohbetlerini bölmek istemese de ayakları istemsiz onlara doğru gitti.
Arya, Lorenzo’nun yaklaştığını görünce arkadaşına gülümseyip Deniz’in yanına geçmek için uzaklaştı. Umay belini dikleştirip dayandığı korkuluktan uzaklaşarak Lorenzo’ya baktı.Bir elini korkuluğa koyup belini dayadıktan sonra bedenini Lorenzo’ya doğru çevirdi. ‘’Nasıl buldun şelaleyi?’’ diye sordu başı ile etrafı göstererek. Lorenzo da gayri ihtiyarı etrafına baktıktan sonra Umay’a döndü.
‘’Çok beğendim! Mağarada kendimi kaybettim resmen!’’ dedi gülerek. Umay da gülümseyerek akan şelalenin döküldüğü nehre döndü.
‘’En son çocukken gelmiştim ancak hala çok güzel.’’ Dedi akan suda geçmiş hatıralarını izlerken.
Lorenzo cebinden iki drahmi para çıkarıp birini Umay’a uzattı.
‘’Dilek tutalım mı?’’ diye teklif etti. Umay şaşkınlıkla Lorenzo’nun avucuna uzanıp bozuk paralardan birini alıp üzerindeki tapınak şeklini inceledikten sonra Lorenzo’ya döndü. ‘’Şelalede dilek tutmak gibi bir âdetiniz mi var?’’ dedi. Lorenzo gülümseyerek kafasını iki yana salladı.
‘’Hayır, aslında çoğu kültürde bir su kuyusuna dilek dilenir ancak su, sudur değil mi? Bence böylesine coşkulu bir su bizim dileklerimizi taşıyacaktır.’’ Dedi.
Umay bu düşünceyi beğendiğini söyledikten sonra nehre döndü. Gözlerini kapatıp dudaklarının önüne getirdiği paraya fısıldadı. Gözlerini açıp dileğini taşıyan parayı nehre attıktan sonra kendisini izleyen Lorenzo’ya döndü.
‘’Sıra sende.’’ Dedi. Lorenzo da gözlerini kapatıp Yunanca dileğini paraya fısıldayıp nehre fırlattıktan sonra Umay’a döndü.
‘’Ne diledin?’’ dedi bir çocuk hınzırlığı ile.
‘’Şu düğün işinin olaysız bitmesini diledim.’’ Dedi Umay derin bir nefesle yarım bir gülüş atarken.
‘’Sen ne diledin?’’ diye ekledi. Lorenzo korkuluğa tutunup akan suya ve altında dalgalanan yosunlara baktı.
‘’Senin dileğinin kabul olmasını.’’ Dedikten sonra baktığı yosunlar gibi dalgalanan gözlerini Umay’ın gözlerine dikti.
Umay’ın şaşkınlıkla açılan ağzı ile donakalmış, hızla hareket eden gözleri Lorenzo’nun yüzünde ne olduğunu bilmediği bir şey arıyordu. Lorenzo’nun gözleri Umay’ın aralanan dudaklarına kaydı. Görünmez bir akımla Umay’a doğru çekiliyordu. Başı dudaklarına yaklaşırken kapanmaya yakın gözlerini tekrar Umay’ın gözlerine çevirdiğinde arkadan Deniz ve Arya’nın yaklaştığını görüp bir iki adım geri çekildi. Umay da kendini çekerek hızla başını nehre doğru çevirdi ve ısınan yüzünü serinletmek için ellerini yüzünün önünde salladı.
Deniz ekibini toplamış artık geri dönme vaktinin geldiğini bildiriyordu. Arya dostunun yanına geçip koluna girerken, Lorenzo’da ellerini cebine sokup koşar adımlarla Deniz’in yanına geçti. Dönüş yolunda Umay ile Arya yine aracın en arkasında yer alırken, Lorenzo bu sefer Deniz’e yakın olmak için en öne oturmuştu.
Her ne kadar Umay’a yakın olmak istese de içinde büyüyen alevden korkuyor, sönmesi için Umay ile arasına mesafe koyması gerektiğini hissediyordu. Umay da kendi içinde anlam veremediği hislerini değerlendirirken, Lorenzo’nun ona sunduğu mesafeye minnet duyuyordu. Çaresiz ikili farkında olmasa da hissettikleri çekim giderek büyüyüp, karşı koyması daha zor bir hal alıyor; tüm varlıklarını kaplayıp benliklerini aşacak bir hale geliyordu.
Bölüm etkileşimi
