Smyrna Yanarken kitap kapağı

20. bölüm / 28

On Dokuzuncu Bölüm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 28Şu an: On Dokuzuncu Bölüm

5 Mayıs 1995, Antalya

Peyker’in cenazesinden yaşayan bir ölü gibi dönmüş olan Umay, ilçenin en gözde otelindeki işinin yoğun temposuna dönüp yaşadıklarını unutmayı beklerken hiç beklemediği bir terfi ile müdür yardımcısı olmuştu. Yıllardır izin yapmadan gecesini gününe katarak çalışmanın karşılığını almanın sevincini kısa bir süre içerisinde müdür yardımcısının aslında müdürün ilgilenmek istemediği işlerin peşinde koşturmak olduğunu anladığında hızla sönmüştü.

Aynı zamanda böylesine yoğun bir koşuşturmanın da ruhuna ne kadar iyi geldiğinin farkındaydı, o yüzden bu yoğun tempodan pek şikâyet etmiyordu. Zihnini ve bedenini işinin yoğunluğu ile yorduğunda kaldıramayacak hale geldiği yası da azalarak solmaktaydı.

Bitmek bilmeyen haftanın son gününde otelin lobisinde Umay’ın telaşını gören herkes onun koştuğu tarafa bir anlık bakıyor, bayılan mı var ya da birileri kavga mı etti diye merak ediyor, herhangi bir durum olmadığını gördüklerinde huzurla tatillerine devam ediyorlardı. Umay lobideki, ona göre saçma bir şekilde büyük olan ancak otele adım atanlara ihtişam ve zenginlik hissi veren devasa heykelin etrafından dolanıp koşarak yemekhanenin mutfak bölümüne daldı.

Tezgâhında ağlamaklı bir yüzle çalışan şefin yanına gelerek sadece şefin duyabileceği şekilde dişlerinin arasından sertçe konuştu.
‘’Nedir bu istifa meselesi?’’
Şef, elindeki bıçağı fırlatırcasına tezgâhtaki tahtasına bırakıp kollarını birleştirerek kendini Umay’a karşı siper alıp geri adım atarken buldu.
‘’Buraya kadarmış Umay hanımcım benden bu kadar.’’ Dedi burnunu havaya kaldırarak. ‘’Sen beni delirtecek misin Can? Akşama 30 kişilik saygın iş adamlarından oluşan randevusu aylar önce yapılmış yemekli seminer var. Akşam yemeği bekleyen aç konuklardan bahsetmiyorum bile!’’ diyerek çıkıştı Umay. Elindeki yapılacaklar listesi öyle uzundu ki, böyle bir günde otelin şefsiz kalması olabilecek en kötü senaryolardan biriydi. Umay’ın sert çıkışı karşısında kırgın duran şef, zaten bakımlı ve yerinden hiç oynamayacak gibi sabitlenmiş saçlarını parmak uçları ile düzeltti. Sesli konuşurken sert çıkarmaya çalıştığı sesi Umay’a
fısıldarken Umay’ın tanıdığı feminen tona bürünmüştü.
‘’Kimse bana saygı göstermiyor Umay. İnsanların bana güldüğünü görebiliyorum. ’’dedikten sonra kafasını çevirip çalışıyormuş gibi görünen ancak onlara dikilmiş gözlere baktı. Umay’ın siniri kabararak arttı. Bir adım çekilerek mutfaktaki her çalışanın duyabileceği kadar yüksek ve kendinden emin bir sesle konuştu.
‘’İş yerinde saygı her şeyden önemlidir. Can Şef bu mutfakta hepinizin patronudur. Bu mutfakta onun altında çalışan her bir çalışanın şefine hak ettiği saygıyı vermesi gerektiğini hatırlatmak zorunda olmaktan hiç memnun değilim. Eğer böylesine saygın bir mutfakta böylesine saygın bir şefin altında kendi geri kafalı düşüncülerinden dolayı çalışmaktan memnun olmayan biri varsa da, gün sonunda gelip benimle iş çıkışını imzalayabilir!’’

Umay’ın söyledikleri ile biraz daha özgüven kazanmış gibi görünen şefe döndü. ‘’Bir daha isteğini yerine getiren olmazsa direkt kovacaksın. Tazminatını gelip benden alabilir.’’ dedikten sonra mutfağın koca kapısını ittirip çıktı.

Çok kısa bir süre önce arkadaş olduğu beraber yiyip içtiği insanlara karşı patron pozisyonuna geçmiş olmanın ağırlığını böyle anlarda daha çok hissediyordu. İnsanların başarısını tebrik edip saygı duymak yerine, her fırsatta burun kıvırıp arkasından bu pozisyonu nasıl aldığına dair saygısız çıkarımlarda bulunduğunu çok iyi bilse de, iş yerindeki huzuru korumak adına çoğuna kulak tıkaması gerekiyordu ancak bir çalışanına yapılan saygısızlığa aynı sabrı gösterecek biri de değildi.

Mutfaktan çıkarken hızlı adımlarla resepsiyonu geçerek odasına dönerken müdürü ile karşılaştı.
‘’Ben de seni arıyordum Umay, işler yolunda mı?’’ diye sordu müdürü bir Umay’a bir de elindeki kalın dosyaya bakarak.
‘’Yolunda Gökhan Bey, ben de akşamki seminerde verilecek olan menüyü kontrol ediyordum.’’ Dedi Umay, bir geldiği yöne bakıp bir müdürüne dönerek.
‘’Güzel güzel, akşam önemli, iyi geçsin adamlar memnun olsun. Bu arada sana daha da önemli bir görevle geldim.’’ Dedi kocaman gülen bir yüzle. Umay bu yüzün kendisi ve çalışanlar için daha fazla iş yükü ancak otel için büyük para demek olduğunu yıllar içinde anlamıştı.
‘’Tabi, dinliyorum.’’ Dedi Umay elindeki dosyayı arkasına alarak görevini bekleyen bir asker edasıyla.
‘’13’ünde belediye başkanının kızı bizim otelimizde çatı katındaki şahane manzaramızda evleniyor, organizasyon, müzik, fotoğraf vesaire hepsini biz hallediyoruz.’’ Dedi müdür parlayan gözlerle.
‘’Bu ayın 13’ü mü?’’ diye sordu Umay şaşkınlıkla. ‘’Pek tabi! Niye, bir sorun mu var?’’
‘’Yok, yok, sadece böyle şeylerin ayarlaması aylar önce yapılır böyle son dakika olmasına şaşırdım.’’ Dedi hızla yapılacak listesinde hızla eleyebileceği işlere göz gezdirirken.
‘’Bu çiftin biraz acelesi varmış işte anlarsın, ama tabi ki biz üstümüze düşeni yapıp bu senenin en şık düğününü hazırlayacağız.’’ Dedi müdür elinde çalan telefona bakarak. Umay böyle bir yükün hali hazırda otelin günlük sorumlulukları ile ağırlaşmış olan kendi sırtına yüklenmesi anlamına geldiğini ve ortada biz diye bir şey olmadığının gayet farkındaydı. ‘’Tabi elimden geleni yaparım Gökhan Bey.’’ Dedi emin bir sesle.
‘’Fazlasını da yaparsın, kendini kanıtlamak için büyük fırsat. Aman ha, her detay iyi düşünülsün eksik istemiyorum.’’ Dedi müdür kalın kaşlarını kocaman kaldırarak ısrarla çalan telefonu açıp hızla uzaklaştı.

Umay bir hafta içerisinde nasıl organizasyon ayarlayacağını, hangi müzik şirketi ile anlaşacağını, hangi yemeklerin servis edilip nasıl ve kaç katlı bir pastanın uygun olacağını, nereden iyi bir fotoğrafçı bulacağını ve bunlardan daha da önemlisinin bir hafta sonra havanın nasıl olacağı soruları ile boğulur gibi olunca kendisini otelin dışına attı.

Otel çoğu misafir tarafından büyük ve çoklu havuzları için tercih edilse de Umay’ın en çok sevdiği kısmı kendisini tropik bir ormanda gibi hissettiren peyzajı ve o peyzajın yönlendirdiği sahil kısmıydı. Zihni çeşitli planlarla meşgulken ayakları kendisini otomatik pilota alıp yine sahile yönlendirmişti.

Denizin tuzlu kokusu ciğerlerine doldukça Umay boğulma hissinin yok olduğunu hissetti.Zihin bulanıklığının tüm işler hallolup büyük günün kazasız belasız bittiğini görmeden geçmeyeceğini bilse de, önünde uzanan bu uzun günü bitirebilmek için gereken enerjiyi denizin huzurlu dalga sesinden almıştı bile.

Sahil tarafına geçerken aynı zamanda buradaki çalışanların kontrolünü de sağlayacak olmak, rahatlamanın yanında iş bitirme hissi de verdiği için bir taşla iki kuş vurmuş oluyordu. Sahildeki pavilyonlarda kullanılan minderlerin kirlenmiş kumaşlarının değişimi ile ilgilenen temizlik görevlilerini görünce sevindi. Sabah birkaç kişinin buraya yönlendirilmesini rica etmişti. Sahile doğru olan yolu birkaç adım uzatarak sahildeki barın temizliğini ve düzenini de kontrol ederek yoluna devam etti.

Elini güneşe siper ederek uzaktaki iskeleye baktı. Birkaç misafir iskeleden denize atlayıp eğlenirken şiddetli dalgaları umursuyor gibi durmuyordu. Anlaşılan insanlar yılda bir kere
gelebildikleri tatillerin birazcık dalga tarafından engel olunmasına izin vermiyordu. Umay’ın görevi ise misafirlere otel için harcadıkları her kuruşun değdiğini hissettirmekti.

İskelenin önündeki taşlı kumsalda denize doğru sigara içip sohbet eden bir grup adama baktı. Sırtlarında ve ayakuçlarında duran büyük çantalar otelin misafiri olmadıklarını ya da gelir gelmez kendilerini sahile attıklarını gösteriyordu. Adamları meraklı gözlerle daha yakından incelerken bir tanesi ile göz göze geldi.

Deniz de aynı anda Umay’ı tanıyınca elindeki sigarayı söndürüp koşar adımlarla Umay’ın yanına geldi. Deniz yıllarca otelde yarı zamanlı işlerde çalışmış, rehberlik diplomasını alınca da oteldeki misafirlere geziler düzenler hale gelmişti. Umay da topuklularının izin verdiği hızda sahildeki iskeleye doğru dizilmiş tahtaların boşluğuna düşmemeye özen göstererek Deniz’e doğru hızlı adımlar attı.
‘’Deniz! Seni bana Allah gönderdi!’’ dedi sesindeki yükselmeye engel olamayarak. ‘’Beni bu kadar özlediğini bilsem daha erken dönerdim Umay’cım, pardon pardon, Umay Hanım!’’ dedi Deniz de olduğu yerde sekerek. Umay gülerek omzundan ittirdi.
‘’Bırak şimdi hanımı, tabi özlenecek adamsın da işim düştü çok acil.’’ Dedi Umay durumunun vahime yetini göstermek için üzgün hale getirdiği suratıyla.
‘’Ne oldu, on gün yoktuk diye otel batmadı herhalde’’ dedi Deniz gülerek.
‘’Yok, ama ben battım! Haftaya belediye başkanının kızı çatı katında evleniyor, organizasyon ıvır zıvır her şey bana kaldı, bana acil kaliteli bir fotoğrafçı bulman lazım o gün için, senin turlardan tanıdığın vardır illaki.’’ Dedi Umay nefessiz durumunu açıklarken. Deniz kafasını geriye atarak bir kahkaha atarken dönüp iskelenin orada Umay ile konuşmalarını izleyen
adamlara bakıp tekrar Umay’a döndü.
‘’ Bak şu işe, inanır mısın tam da aradığın gibi bir adam var elimde.’’ Dedi neşeyle ellerini birbirini sürterek. Umay doğru kişiye güvenmenin rahatlığı ile bir nefes aldı. Deniz’i omuzlarından tutup sarstı.
‘’Harikasın! Yarına bana bir portfolyo sunabilir mi?’’ dedi elindeki yapılacaklar listesine fotoğrafçı portfolyo kontrolünü eklemeyi aklına not alırken.
‘’Tabi, hallederiz merak etme.’’ Dedi Deniz ellerini şortunun cebine atarken.
‘’Çok sağ ol, yarın görüşürüz o zaman.’’ Diyerek vedalaştı Umay. Düğünün diğer detaylarının da bu kadar hızlı hallolması için dua ederken günün kalan işlerini halletmek için hızla otele döndü.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

13okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…