Smyrna Yanarken kitap kapağı

14. bölüm / 28

On Üçüncü Bölüm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 28Şu an: On Üçüncü Bölüm

14 Nisan 1995, Antalya

Lorenzo, Deniz’e İtalya’dan başlayıp, Yunanistan’dan ve Rodos Adası’ndan Muğla’ya ardından sonunda kendisini bu şehre ulaştıran yolculuğunu ve bu yolculuğa çıkmasına sebep olan aşk hikâyesini anlattığında Deniz’in giderek açılan gözleri hikâyenin sonuna
gelindiğinde hayranlıkla parlıyordu. Lorenzo aradığı kişiyi bulabilmek için bir Türk rehberin kendisini amacına daha hızlı ulaştırabileceğini düşündüğünü söyledi.
‘’Dostum müthiş bir hikâye! Tabii bir parçası olmak isterim.’’ Dedi Deniz sigarasını söndürürken.
‘’Hemen bugün başlamalıyız.’’ Dedi Lorenzo’ya. Ardından engel olamayarak kendin kendine konuştu.
‘’Hazine avı gibi yemin ederim, çok heyecanlı.’’ Dedi. Lorenzo ne dediğini anlamadığı için gülümsedi ve dediğini çevirmesini bekledi ancak sonradan Deniz’in bu kendi kendine konuşmalarına alışacaktı. Deniz ayaklanmaya hazır toparlanmaya başlamıştı bile. Lorenzo bu genç adamın hikâyesini heyecanlı bulmasına sevindi, ancak onu buralara kadar sürükleyen hikâyeyi pek de acıklı bulmamasına içten içe sinirlendi. Gerçi hiç tanımadığı insanların neredeyse bir yüzyıl geçmiş hikâyesine duygudaşlık kurmaktan ziyade heyecan verici bulması daha akla yatkındı. Öyle ya da böyle bu hikâye ile bağlantı kurabildiği için sevinmeliydi.Sonuçta saat başı ücret alan biri kendisine acıma borçlu değildi.

Lorenzo siyah saçlı kadının yüzündeki gölgenin dağıldığını ve yemeğinin tadını çıkardığını görünce yüzüne bir gülümseme yerleşti.
‘’Sakin ol önce şu yemeğimi bitireyim.’’ Dedi.
‘’Bitir bitir tabi hava çok güzel.’’ Dedi Deniz yeni bir sigara yakıp havaya üflerken. Lorenzo bu yoruma gülmeden edemedi. Cebinden Levent’in verdiği kâğıdı çıkardı.
‘’Kadir’in kızının ismi burada yazılı.’’ Diyerek uzattı Deniz’e. Deniz kâğıtta yazan ismi okuyup başını salladı. Şehirde aynı isimle birçok kişi olabilirdi. Ancak Deniz nereden başlayacağını biliyordu. Kâğıdı arka cebinden çıkardığı cüzdanına koyup kolundaki saate baktı.
‘’Yemeğini biraz hızlandırmak isteyebilirsin, bir iki saate olmamız gereken yere gidemezsek işimiz yarına kalır.’’ dedi Deniz. Lorenzo hızla kafa sallayıp birkaç çatal atımı ile yemeğini bitirdi. Kamerasını alıp masadan kalkarken son bir kez arkasına bakmadan edemedi. Kadının arkadaşı bir şeyler anlatırken kafasını geriye atarak güldüğünü görünce içinde bir şeyler kıpırdadı ve garip de olsa bu kadınla bir kez daha karşılaşacağını hissetti.

Kafeden çıktıktan sonra Deniz’in yüksek bir motorun yanında durup kaskını taktığını gördü.
‘’Haydi atla.’’ Dedi yedek kaskı kendisine uzatırken. Lorenzo motorlara çok ilgili olmasa da motorun büyüklüğünden yüksek hacimli olduğu anlaşılıyordu. Birkaç yıl önce kuzeni ile
adaları gezip kamp yaparken kullandıkları motora benziyordu. Lorenzo kaskı alırken parmağını Deniz’e doğru salladı.
‘’Seninle iyi anlaşacağız gibi bir his var içimde.’’ Dedi motorda Deniz’in arkasına yerleşirken. Birkaç dakika sonra motorun ne kadar hızlı olduğunu tatsız bir şekilde anladı. ‘’Öğle yemeğimin midemde kalmasını tercih ederim.’’ Diye bağırdı Lorenzo, Deniz’in
arkasından motorun demir kısımlarına tutunmaya çalışırken. Deniz’in buna karşılığı kahkaha atmak oldu.

Kısa süre sonra resmi olduğu mimarisinden anlaşılan bir binanın önünde durdular. Deniz, buranın belediye binası olduğunu ve evrak işleri halletmek için gelindiğini açıkladı. Şansına bir tanıdığı olduğunu ve Kadir’in kızı ile aynı ismi paylaşan kişilerin adreslerini özel bir izin
ile alabileceğini de ekledi. Lorenzo geçirdiği birkaç gün içerisinde, tanıdığı olmanın bu ülkede işleri şaşırtıcı şekilde hızlandırdığını fark etti. Zafere giden her yol mubahtı ve bundan şikâyet edecek değildi. Andreas’a verdiği sözü en kısa sürede tutmak istiyordu.

Binanın girişinde duran güvenlik Lorenzo’nun kamerasını görünce kimlik istedi. Deniz araya girip bir şeyler söyledi ancak güvenlik Lorenzo’nun binada olma konusunda pek rahat gözükmüyordu. Deniz, Lorenzo’ ya binanın karşısındaki ağaçların altında oturmasını, elinden geldiğince en kısa sürede geri döneceğini söyledi. Lorenzo’nun işleri zorlaştırmak gibi bir niyeti olmadığından karşı yola geçip ağaçların altındaki banklardan birine oturup sigarasını yaktı. Kapıdaki güvenliğin birkaç kez elini güneşe doğru siper edip uzaktan kendisine
baktığını görse de yanına gelmeye yeltenmediği için rahatladı.

Akrep tam saate yaklaştıkça Lorenzo’nun rahatlığı da yelkovanın uçurduğu dakikalar gibi uçmaya başladı. Olduğu yerde ileri geri yürümeye başlamıştı ki Deniz’i binadan çıkarken gördü. Elinde birkaç kâğıtla sekerek yanına geldi. Kâğıtlara vurup Lorenzo’ ya gülümsedi. ‘’İşte bu kadar!’’ Dedi elindeki kâğıtları uzatırken.
‘’Kadir’in kızı olabilecek kadınların adresleri. Gezebileceğimiz yedi adres var. Çoktan ölmüş olanlar da olabilir ancak akrabalarına ulaşıp bilgi alabiliriz diye düşünüyorum.’’ Dedi.
Lorenzo bir kâğıda bir Deniz’e bakıp gülümsedikten sonra omzuna vurup teşekkür etti.

Adreslerin ilkinden başlayıp sırayla gitmeyi düşündüler. İlk gittikleri adres Lara’da 5 katlı bir apartmanın üçüncü dairesiydi. Çaldıklarında açan kişilerin yeni kiracılar olduğunu Kadir’in ailesinden kiraladıklarını söylediler. Lorenzo riske atmak istemediğinden kiracıların söylediği adrese, Antalya’nın bir diğer ucuna Konyaaltı’na gittiler. Villa tarzı evlerin olduğu mahallede kafalarını her çevirdikleri köşede yeni bir inşaat olduğundan aradıkları kişileri
bulmaları birkaç saat sürdü. Yaşlı çifte rehberinin yardımıyla durumunu anlatan Lorenzo karşısında hiç alakası olmayan birilerini bulunca kahroldu.
‘’Çok teşekkürler.’’ Dedi Lorenzo. Avludaki üç basamağı iner inmez bir sigara yaktı. ‘’Bir işe yaramadığınız için.’’ Dedi yerde gördüğü taşı tekmelerken.
‘’Sakin ol dostum daha bu ilk adres. Bu kadar insan arasında senin Kadir’i bulmanın kolay olacağını sanmadın herhalde.’’ dedi Deniz hızlı adımlarla Lorenzo’ ya yetişirken.
‘’Evet, ama buraya gelmek aptallıktı. Telefonu kullanabilirdik.’’ dedi burnundan soluyarak. ‘’Haklısın, ilk gördüğümüz telefon kulübesinde duracağım. Önce Kurtuluş Savaşı’na katılan Kadir adlı birini tanıyıp tanımadıklarını sorarız belki bir ipucu olur. Görüyorsun ya çocukları olmasına rağmen oldukça yaşlılardı ki elimdeki kayıtta çocukları bile ölen Kadir’ler var.
Onların da torunlarını arayacağız artık.’’ Dedi Deniz kaskını geçirirken. Lorenzo yeni yaktığı sigaradan bir nefes çektikten sonra ucunu vurarak söndürüp kutusuna geri koydu. Sert bir hareketle kaskını geçirip motordaki yerine yerleşti. Deniz’e denk geldiği için ne kadar şanslı olduğunu ve tek başına olsa muhtemelen bu kadar bile ilerleyemeyeceğini düşünerek iç geçirdi.

Ana caddeye çıktıktan sonra Deniz söylediği gibi yapıp gördüğü ilk telefon kulübesinde durdu ve elindeki kâğıtlara bakıp birkaç arama yaptı. Lorenzo yol kenarına park ettikleri motora yaslanıp yarım kalan sigarasını içti. İçindeki umut kırıntıları sigarasının külleri gibi rüzgârda savrulurken Deniz yüzünde koca bir gülümseme ile yanına gelince sigarasını söndürüp ellerini birbirine sürttü.
‘’Hadi bana güzel haberler ver.’’ dedi Deniz’e.
‘’Hem de en güzeli. Genç bir kadınla konuştum, sanırım Kadir’in torununun kızı, bizim yaşlarımızda. Yüz yüze görüşmeyi kabul etti.’’ Dedi Deniz’de elindeki kâğıtları katlarken. Lorenzo beşlik çakmak için elini kaldırdı. Deniz neşeyle karşılık verdi.
‘’Harikasın dostum, hemen gidelim.’’ Dedi. Deniz Lorenzo’ ya gitmeleri gereken yerin trafikle üç saat sürebileceğini şehrin diğer ucunda olduğunu anlattı. Lorenzo kafasını kaldırıp güneşe baktı. Akşam olmadan gidecekleri adrese varabilirlerdi. Dönüşte akşam olurdu ancak Lorenzo için sorun değildi.
‘’Dostum bu işi olabildiğince hızlı halletmek istiyorum, eğer senin içinde bir sorun yoksa bugün gidelim.’’ Dedi Deniz’e. Deniz motoru üstünde geçirdiği hiçbir saatten gocunmayan biri olduğunu ve kafası estiğinde zaten keyif için gittiği bir yer olduğunu söyleyince Lorenzo çok sevindi. Küçük maceraları hız kesmeden devam ediyordu.

Çevre yoluna çıkmadan benzin ve mazot parasını ödemeyi teklif etse de Deniz kabul etmedi. Zaten saatlik ücret aldığını, kabul edemeyeceğini söyledi ve kendi kültürüne karşın Türklerin para konuşmayı sevmediğini de Deniz’in rahatsız hallerinden anladı. Sonraki zamanlarda karşıdakini kırmamak için üstü kapalı halletmesi gerektiğini kendine hatırlattı.

Böylece şehrin doğusuna doğru olan yolculukları başladı. Yol boyunca Lorenzo’nun kafasını kurcalayan endişeler Akdeniz’i görür görmez dağıldı. Akdeniz’i İtalya’nın bir ada koyundan da izlese, binlerce kilometre uzaktaki bu şehirden de izlese de verdiği huzur aynıydı. Lorenzo deniz havasını içine çekince ciğerlerine deniz tuzu ile beraber umut doldu. Sonunda aradığı kişiyi bulacaktı. Kafasında endişe ile tek tek dizdiği duvarların ardına tırmanmış ve bu güzel havayı soluyarak aşmıştı.

Çevreyolundan şehrin içlerine girdikçe Lorenzo insanların keten çantalarını aldıklarını ve taşınabilir sandalyeler ile sahil kenarına gittiklerini görünce gülümsedi. Tam şuanda binlerce kilometre geride bıraktığı fotoğraf ekibinin de aynı şeyleri yaptığını hayal etti. Güzel çekim günlerinin ardından sahilde denizi izlemek için ekipteki birkaç kişi bu sandalyelerden taşırken bazısı bir havlunun üzerine uzanmayı seçerdi. Lorenzo geçtiği yolların uzunluğuna karşın bir denizin kıyısına ev sahipliği yapan insanlarını bu şekilde bağlıyor olmasına hem şaşırdı hem memnun oldu.

Denize bakıp bir dergide okuduğu yazıyı hatırladı. Bu denizin açıklarında bulunan kalıntıların, Antik çağlarda buralardan kalkan koca koca gemilerin testilerde zeytinyağları, rengârenk meyveler ve misler gibi kokan parfüm şişeleri taşıdığını kanıtladığını okumuştu.Hem de kendisinin aşıp geldiği yola benzer bir rotayı izleyerek. Böyle tesadüfler insana kendinden büyük bir bütünün, dev bir tarihin parçası olduğunu hissettiriyordu.

Yol kenarındaki kahverengi tabelalarda antik kentlerin isimlerini okudukça gezgin yüreği tüm bu arayışı bırakıp bambaşka bir maceraya atılmak için yanıp tutuşsa da şuan peşinde olduğu rota hariç hiçbir gezi rotası Andreas’a kayıp aşkını ulaştırmayacaktı. Lorenzo ardında kalan tabelalara dönüp bakarken başka bir zaman mutlaka, diye düşündü.

Motorun üzerinde rüzgârın akışında konuşmak zordu bu yüzden motordan inene kadar Deniz ile Lorenzo pek konuşmadı. Deniz de Lorenzo kadar yolun tadını çıkarıyor gibi duruyordu. Kızılkule’ ye gelene kadar motor ile devam ettiler. Sekizgen şeklinde, ismini kızıl taşlarından alan kulenin arkasında yer alan müstakil yerleşimlerin olduğu sokağa girdikten sonra aradıkları evini bulmak için motordan indiler. Motorun üzerinde durmaktan uyuşmuş bacaklarını ve ayaklarını sallayıp esnettiler. Deniz motoru kapatıp anahtarını eline alıp etrafına ve sokak numaralarına bakarken Lorenzo pür dikkat Deniz’den talimat bekliyordu. Eli ile güneşi gözlerine siper edip yolun karşısını bakmaya çalıştı. Katlayıp cebine koyduğu kâğıtları çıkarıp sokak numarasından emin olunca etrafını izleyen Lorenzo’ ya seslendi.
‘’İki sokak ileride.’’ dedi eli ile yürüyecekleri yönü gösterdikten sonra. Müstakil ve yazlık evlerin olduğu sokaklarda sessizlik hâkimdi.
‘’İşte geldik.’’ dedi Deniz önünde durduğu evi göstererek. Evin uzun duvarları ve büyük bahçesi Lorenzo’ ya Muğla’daki muhtarın evini hatırlattı.

Beyaz boyalı demir kapıdan girdiklerinde dar ancak uzunlamasına geniş olan bahçesinde koşuşturan çocuklar ve tek katlı evin verandasında bir eli ile saksılarındaki otları yolarken diğer elinde hortum tutan bir kadın ile karşılaştılar. Deniz kendini tanıttıktan Lorenzo’yu gösterip telefonda görüştüklerini hatırlattı. Kadın elindeki hortumu bahçedeki toprağa doğru
atıp elini üzerine silerek kuruttuktan sonra sırayla Deniz’e ve Lorenzo’ ya uzattı. Misafirlerini bahçedeki verandaya buyur ettikten sonra eve girdi.

Lorenzo derin bir nefes verip kadının geri dönmesini bekledi. Bahçenin köşesinde oynayan iki küçük kızın meraklı bakışları Lorenzo ve Deniz’in üzerindeydi. Deniz bir şeyler söyledi
küçük kızlara ve güldü ancak ne söylediğini Lorenzo’ ya çevirmedi. Ev sahibi içeriden elinde bir tepsi ve yanında yaşlıca bir kadınla çıkageldi. Tepside ev yapımı nefis limonatalar vardı.
Uzun yoldan gelmiş ve hallice susamış bu iki adama hayatlarında içtikleri en iyi içecek gibi geldi bu soğuk limonatalar. Lorenzo limonatanın içindeki portakal tadını aldığında gülümsedi. İşte bu bir Akdeniz şehrinde olduğumun kanıtı, diye düşündü ve bardağında kalan limonatayı kana kana içti. Ev sahibinin annesi ile Deniz uzun bir konuşma yaptı. Deniz kafasını sallayarak gülümsediği için Lorenzo doğru yerde olduklarını anladı ve heyecanla konuşmayı çevirmesini bekledi. Konuşmaları sonlanınca Deniz Lorenzo’ ya döndü.
‘’Bu hanımefendi Kadir’in torunuymuş. Kadir’in tüm eşyalarını saklamış. Büyükbabanın ismini savaş zamanı gelen mektuplarda görmüş, yabancı dilde yazıldığı için ilginç gelmiş ve saklamış ancak burası kızının eviymiş yani o mektuplar kendi evindeymiş. Pazar günü kendi evine gidince bakabilirmiş.’’ Dedi. Deniz’in her sözünde yaşlı kadın gülümseyerek baş
sallıyordu.

Lorenzo heyecandan yerinde duramıyordu. Yerinden kalkıp yaşlı kadına kocaman sarılmak istedi ancak yeni tanıştığı bu kadını rahatsız hissettirmek istemediğinden yerinde kıpırdanarak oturdu. Ellerini bileştirip kalbinin önüne getirip minnettar bir şekilde başını eğdikten sonra
Deniz’e döndü.
‘’Lütfen ne kadar minnettar olduğumu ve hiç tanımadığı bir insanın mektuplarını saklayarak ne büyük bir iyilik yaptığını söyler misin?’’ dedi. Deniz de kendini anın büyüsüne kaptırmış olacak ki aynı heyecanla kendisine söylenenleri çevirdi. Oturdukları yerden kalkarken Lorenzo’nun aklına bir fikir geldi.

‘’Deniz, hanım efendiler küçük kızlarıyla fotoğraf çekilmek ister miymiş, sorar mısın?’’ dedi Lorenzo elindeki kamerayı uzaktan meraklı gözlerle bakan kızları göstererek. Deniz söylediklerini çevirdiğinde Kadir’in torunu, kızı bahçedeki ağacın önünde dururken, kadının kendi torunları da kadınların önünde yerini aldı. Her biri kocaman gülümseyerek, bahçelerindeki bu yabancıya poz verdiler. Lorenzo bir dahaki buluşmalarında fotoğrafları çıkartmış olacağına söz verdi.

Aradıkları kişiyi bulmuş olmanın huzuru iki adamın da omuzlarından görünmez bir yük kaldırmıştı. Evden çıkıp sahile doğru giderken uzaktan bakan zıplayarak giden iki çocuk olduğunu sanırdı. İkisi de keyif sigaralarını yakıp kahkahalar attıktan sonra merkeze doğru dönüş yolculuğuna başlama zamanı gelmişti. Batan güneşin turuncu haleleri yüzlerine vururken, Lorenzo hayal ettiği sona yakınlaşmış olmanın sevincini duydu. Sabret Andreas, dedi kendi kendine. Sevdiğin kadını bulmama çok az kaldı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

15okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…