Smyrna Yanarken kitap kapağı

25. bölüm / 28

Yirmi Dördüncü Bölüm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 28Şu an: Yirmi Dördüncü Bölüm

13 Mayıs 1995, Antalya

Büyük gün gelmiş, Umay’ın bir haftadır koşuşturduğu düğün sonunda bu gece
gerçekleşecekti. Umay son anda hiçbir aksiliğin çıkmaması için tüm çalışanları uyarıyordu uyarmasına ancak geçen hafta neredeyse her gün başka bir işle sıkıştırdığı bu insanlara da biraz nefes aldırmak istiyordu.

Bu sebeple gece yarısına kadar sürecek düğün için çatı katında hazırlıklar devam ederken, Umay da gece yarısından sonra çalışanların rahatlaması ve yaz sezonuna yüksek bir enerji ile girebilmeleri için vereceği partinin hazırlıklarını kontrol etmek için sahili arşınlıyordu.

Depolardan çıkarılmış renkli armut koltuklar özenle hazırlanan ateş çukurunun etrafına yerleştirilmişti. Umay barmenlerden birinin eskiden bir mekânda çıkan bir gitarist olduğunu bildiğinden ateş çukuruna yakın hafif bir platform kurdurmuş, akustik müzik için kurulan sahnenin son kontrolleri yapıyordu. Böylece çalışanlar içkilerini içip rahatlarken ay ışığının ve müziğin keyfini çıkarabilecekti.

Küçük sahnenin yanlarına dikilmiş iki metrelik çıtalara sarı minik ışıklar sarkıtarak hayal ettiği romantik sahneyi elde edebilmek için depodaki yığılmış yılbaşı süslerini nerdeyse bir saat karıştırmıştı. Işıkların etrafına sahte çiçekler doladığı sırada Lorenzo yanına yanaştı.
‘’Yardım ister misin diye sorardım ama pek yardım isteyen bir kadın değilsin.’’ Dedi ellerini arkada kavuşturmuş bir halde.

Umay bir elinde yanan sigaranın dumanını görebiliyordu. Çıtaya uzanabilmek için kendini parmak ucunda dengelemeye çalıştığı için Lorenzo’ya dönüp baktığında neredeyse dengesini kaybediyor olsa da hızla toparlanıp Lorenzo’ya gülümseyerek cevap verdi.
‘’Hayır değilim, ancak bu yine de teklif etmemen gerektiği anlamına gelmez.’’ Dedi. Lorenzo kahkaha attıktan sonra sigarasından bir nefes çekti. Umay’ın kendisini izleyip konuşmasını beklemesi hoşuna gittiğinden böylesi teatral bir duruşu bilerek sergiliyordu.
‘’Yardım ister misin?’’ diye sordu en sonunda.
‘’Teşekkür ederim, istemem ama yorumunu isterim.’’ Dedi kollarını kaldırıp etrafı göstererek. ‘’Nasıl olmuş?’’
‘’Düğün burada mı devam edecek?’’ dedi Lorenzo.
‘’Hayır, gece yarısından sonra çalışanların rahatlaması için bir parti veriyorum, tabii ki sen de davetlisin.’’ dedi Umay.
‘’O zaman gönül rahatlığı ile söyleyebilirim, kesinlikle çatıdaki ortamdan daha iyi olmuş. Bana sorsan yukarısı yerine burada evlenmek isterdim.’’ Dedi Lorenzo.
‘’Biliyor musun, hiç şaşırmadım!’’ dedi Umay gülümseyerek. Ardından kaşlarını kaldırarak ekledi:
‘’Ama bence evleneceğin kadına sormalısın, böyle bir ortamı mı tercih eder yoksa çatı katını mı?’’
‘’Evet, haklısın, sormak gerekir. Böyle romantik, samimi bir ortamı mı tercih edersin Umay yoksa çatı katını mı?’’ dedi Lorenzo. Sigara dumanının ardından bile hınzır gülüşü görünüyordu. Umay’ın boynundan yanaklarına doğru yayılan kızarıklık Lorenzo’nun alabileceği en iyi cevaptı.

Umay Lorenzo’nun küstah tavrına yorum yapamadan resepsiyonda çalışan kızlardan biri yanaştı.
‘’Bölüyorum Umay Hanım ancak bir beyefendi sizi görmek istiyor ve acil olduğunu söyledi.’’ dedi. Umay yolunu gözlediği kaçışı bulmasına sevinerek hızla kıza yanaştı.
‘’Öyle mi, kimmiş?’’ dedi. Genç kızın cevap vermesine gerek kalmadan Umay kızın birkaç adım arkasında dikilen Tuncay’ı gördü. Genç kıza teşekkür edip işinin başına geri dönmesini söyledikten sonra derin bir nefes verip ağır adımlarla Tuncay’a doğru yürüdü.

Tuncay her işten çıktığı an yaptığı gibi kravatını gömleğinin üzerinde sarkıtmıştı ve takım elbisesinin ceketini kolunun altında tutarken Umay’ın her zaman sinir olduğu şekilde dilini dişlerinin üzerinde gezdirip saatine bakıyordu.
‘’Ne işin var burada?’’ Dedi Umay, ağzından çıkabilecek en terbiyeli cümlenin bu olacağına karar verdikten sonra.
‘’Ne kadar da naziksiniz Umay Hanım, böylesine nezih bir otelin müdür yardımcısı böyle mi konuşmalı?’’ dedi Tuncay. Umay bedenindeki tüm tüylerin dikeldiğini hissetti. Kollarını göğsünde kavuşturup derin bir nefes verdi.
‘’Çok yoğunum Tuncay, seninle harcayacak vaktim yok, ne diyeceksen çabuk ol lütfen.’’ Dedi.
‘’Yoğun olduğunu biliyorum canım, akşama benim düğünüm için bu kadar hazırlık sonuçta.’’ dedi Tuncay göğsünü kabartarak.

Umay başından kaynar suların döküldüğünü hissetti. Tüm bedeni yay gibi gerilmiş nasıl cevap vereceğini bilemez halde etrafına bakınırken gözleri Lorenzo’nun gözlerini buldu.
Lorenzo Umay ile Tuncay’ı izliyor, her an saldırmaya hazır bir çıta gibi gergin gözüküyordu. Umay, sıkmaktan beyazlaşmış yumruklarını buradan görebiliyordu. Umay’ın kendisine bakmasını fırsat bilerek büyük adımlarla Tuncay ile Umay’ın yanına yanaştı.
‘’Bir sorun mu var?’’ dedi bedenini Umay’ın arkasına dikilecek şekilde konumlandırırken.

Tuncay uluslararası ticaret ile ilgilendiğinden Lorenzo’yu anlayabiliyordu. Umay kafasını sağa sola sallayarak hızla cevap verdi.
‘’Bay Lorenzo ile tanış, akşam düğünde sizin fotoğrafçınız olacak.’’ Dedi Umay. Ardından Lorenzo’ya dönerek ekledi.
‘’Kendisi damat.’’ Dedi. Lorenzo Tuncay’ın uzattığı eli normalden daha sert bir şekilde sıkarak yüzüne sahte bir gülüş yerleştirip tanışmaktan memnun olduğunu söyledi. Tuncay canı yansa da belli etmemeye çalışarak kafa salladı.
‘’Ben de memnun oldum Bay Lorenzo. Ancak belirtmeliyim bu gece zaten bir fotoğrafçımız var, malum devlet görevlileri ve pek çok rütbeli kişi olacak düğünde, böylesine önemli bir günün işini bilmediğimiz biri tarafından fotoğraflanmasını istemedik. Bu yüzden sizden beklenilen birkaç artistik etkileyici poz, fazlası değil.’’ Dedi Tuncay.
‘’Merak etme her şey istediğin gibi olacak.’’ Dedi Umay beton gibi bir yüzle. Tuncay tekrar saatine bakarak ikiliye veda edip gitmesi gerektiğini söyledi.
‘’Her şey için çok sağ ol Umay, gerçekten.’’ Dedi Türkçe olarak ardından Umay’ın omzuna dokundu.

Tuncay uzaklaştıktan sonra Umay omzuna kuş pislemiş gibi sert bir şekilde omzunu sildikten sonra hızlı adımlarla denize doğru yürüdü. Dalgaların izin verdiği kadarı ile denize
yaklaşıp derin bir nefesle tuzlu deniz kokusunu içine çekerek sakinlemeye çalıştı.

Arkasından gelen Lorenzo Umay’ın yanına durup sakinlemesi için bekledi. Umay gözlerini kapatmış derin nefesler almaya devam ediyordu. Lorenzo kendini tutamayarak konuştu.
‘’Nedense damatla yeni tanışmadın gibi bir his var içimde.’’ Dedi.
‘’Maalesef.’’ Dedi Umay. Arkasına dönüp uzaklaşan Tuncay’a baktıktan sonra Lorenzo’ya döndü.
‘’Eski sevgilim.’’ Dedi. Lorenzo bir ıslık çalıp kafasını salladı.
‘’Ve sen akşamki düğünün onun düğünü olduğunu bilmiyordun?’’ diye bir tahminde bulundu. ‘’Evet, iki dakika öncesine kadar bilmiyordum.’’ Dedi Umay.

Yere bakarak denizin dalgaları ile ıslatmadığı sınıra yürüyüp kendini çakıl taşlarının üzerine bıraktı. Kollarını dizlerine dayayarak denizi izlemeye başladı. Lorenzo da onu takip edip arkasından birkaç adım attıktan sonra denizde sektirmek için yatay taşlar toplayıp tek tek fırlatmaya başladı.
‘’Böyle bir şerefsizden şimdiye kadar soğumadıysan da artık soğumuşsundur diye düşünüyorum.’’ Dedi. Umay başını kaldırıp Lorenzo’ya baktıktan sonra tekrar denize döndü. ‘’Çoktan soğumuştum ama bu tuzu biberi oldu.’’ Dedi denizi izlerken. Lorenzo elindeki son taşı sektirdikten sonra kendini Umay’ın yanına bıraktı. Bedeni ile Umay’ın bedenini hafif bir şekilde ittirdi.
‘’Çok daha iyilerini hak ediyorsun biliyorsun değil mi?’’ dedikten sonra gözlerini Umay’ın gözlerine dikti. Umay da bedeni ile hafifçe Lorenzo’yu ittirdi.
‘’Teşekkür ederim.’’ Dedi ve gülümsedi. Birbirlerinin gözlerine bakmaya utanmaya başladıklarında denize dönüp sessizce dalgaları izlediler.

***

Umay tüm gün çatı katı ve sahildeki tüm hazırlıkların tamamlandığından emin olmak için koşuşturduktan sonra akşam hazırlanmak için odasına çekildi. Sabah malum kişi ile
karşılaşmadan önce bu gece için giymeyi planladığı elbisesini aynadan üzerinde tutarak kendine baktı. Fazla sade kalmıştı. Bu gece için başka bir elbise giymeliydi.

Dolabını biraz taradıktan sonra aradığını buldu. Uzun zamandır giymediği askılı petrol mavisi saten elbiseyi çıkardı. Saçlarına deniz dalgası verecek kadar hafif bir maşa yaptıktan sonra sabahki makyajını tazelemenin yeterli olacağını düşündü ancak gözlerinin rengini öne çıkaracağını bildiğinden gözlerinin altına siyah bir kalem çekmeyi de ihmal etmedi.

Konuklardan önce son kontrolleri yapmak için çatı katına çıktı. Topukluları ile çatı katına kadar çıkan merdivenler canını acıtsa da henüz kendini asansöre binmeye hazır hissetmiyordu.

Çatı katında enstrümanlarına akort yapan müzisyenlerle konuşurken Lorenzo’nun siyah bir takım elbise ve elinde kamerası ile asansörden indiğini gördü. Lorenzo gözleri ile mekânı taradıktan sonra Umay’ı görünce donakaldı. Odanın diğer ucundan vurulmuş gibi yaparak elini göğsüne koyup kendini geriye attı. Umay gözlerini devirse de bu harekete gülmeden edemedi ancak hızlıca gülüşünü saklayıp masaların arasına doğru yürüyerek masadaki isim kartlarını inceliyormuş gibi yaptı. Çok geçmeden Lorenzo arkasında bitmişti.
‘’Böyle bir elbise eski sevgilinin aklını karıştırmazsa ne karıştırır bilmiyorum.’’ Dedi. Umay Lorenzo’ya bakmadan masadaki çiçek saksısını düzeltirken cevap verdi.
‘’Amacım o değil ama teşekkür ederim.’’
‘’Tabi aklı karışan tek o olmayacak.’’ Dedi Lorenzo sessizce. Umay bu yorumu da duymamış gibi yaparak bir başka masaya geçti. Masadaki çatalların duruşunu düzelttikten sonra Lorenzo’ya döndü.
‘’Seni de takım elbise ile görmek güzel. Demek ki isteyince resmi olabiliyormuşsun.’’ Dedi. Lorenzo kollarını açarak omuz silkti.
‘’Şortumun ve tişörtümün rahatlığını yeğlerim tabi ama seni etkilediyse değer.’’ Dedi Lorenzo. Umay cevap veremeden mutfak çalışanlarından biri seslendi ve Umay izin isteyip yanından ayrıldı.

Düğün başlayıp gelinle damat geldiğinde Umay tekrar Lorenzo’nun yanına dönmenin bir yolunu bulup ilk dansın önemli olduğunu ve en özen göstereceği pozları bu an çekmesi
gerektiğini söyledi. Konu işe gelince damadın eski sevgilisi olmasının bir önemi yoktu. Müşteri her zaman haklıydı ve istediği pozları alacaktı.

Gelinle damadın ilk dansı bitip üzerlerine yöneltilmiş spot ışığı genişleyip dans pistini kaplayınca diğer konukların yavaş dansı için yeni bir şarkı başlamıştı.
‘’Şimdi ne oluyor?’’ diye sordu Lorenzo etrafındaki hareketliliğe bakarak.
‘’İlk dansı çift yaptıktan sonra misafirler onlara katılır bir şarkıda öyle dans ederler.’’ Dedi Umay da yavaş yavaş dans pistine geçen çiftlere bakarak.
‘’Sonrasında bir daha yavaş müzik çalacak mı?’’ dedi Lorenzo. Umay etrafına baksa da sesini duyurabilmek için Lorenzo’ya yanaşıyordu.
‘’Hayır, gecenin sonuna kadar hareketli dans olacak.’’ Dedi.

Lorenzo elindeki kamerayı en yakındaki masaya koyduktan sonra elini Umay’a uzattı. ‘’O zaman, benimle dans eder misin?’’ dedi. Umay tedirgin bir yüzle kendine uzatılan ele ve etrafına baktı. Lorenzo aklını okumuş gibi elini tekrar uzattı ve Umay’a yanaşıp sesini yükselterek duyurmaya çalıştı.
‘’Bir şey olmaz, herkes kendi işi ile meşgul, kalabalığa karışırız.’’

Umay içinde kıpırdayan hislere daha fazla karşı koyamayarak kendisine uzatılan eli tuttu. Diğer elinde tuttuğu kontrol listesini Lorenzo’nun kamerasının yanına bıraktıktan sonra dans pistine girmek için adım attı. Dans pistine girdikten sonra gelin ve damattan uzak duracak ancak kalabalığın içinde kalacak bir alana kadar Lorenzo’yu yönlendirdikten sonra ona dönüp bir elini omzuna koyup diğer elini Lorenzo’nun avucuna yerleşmesine izin verdi.

Lorenzo avucunda duran eli başparmağı ile okşasa da Umay’ın belinde duran elini onu rahatsız etmeyecek bir seviyede tutmaya çalışıyordu. Umay etrafı incelerken Lorenzo gözlerini Umay’ın yüzünden alamıyordu. Göz göze geldikleri an gözünü kaçıran Umay oluyordu ancak adımları öyle uyumluydu ki bedenleri yıllardır dans edermiş gibi şarkının içinde süzülüyordu.

Lorenzo başını Umay’a yaklaştırınca, Umay da çenesini kaldırarak Lorenzo’nun omzuna getirdi. Lorenzo dudaklarını Umay’ın kulağına yaklaştırarak tüm gece düşündüğü şeyi söyledi.
‘’Bu gece her şeyin mükemmel olması için çok uğraştın ancak bu geceki en mükemmel şey sensin.’’
Umay bedenini ayırmadan başını çekerek Lorenzo’nun gözlerine baktı.
‘’Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?’’ dedi. Lorenzo’nun yüzüne bir gülümseme yayıldı. Cevap vermeden önce Umay’ı belinden çekerek tekrar başını omzuna yasladıktan sonra kulağına fısıldadı.
‘’Şüphesiz.’’ Dedi. Umay uzun zamandır tuttuğu bir nefesi verir gibi bedenine yayılan bir rahatlama ile kollarını Lorenzo’nun geniş omuzlarına dolayarak kendini ona bıraktı.

Şarkının son nakaratlarına geldiklerinde şarkının ritmi ile sarhoş olmuşçasına savrulurken, Lorenzo Umay’ın beline sıkıca doladığı elleri ile beline düşen saçları okşuyor, bu sırada Umay’ın ensesinde ve sırtında olan ellerinin verdiği uyarıcı hissin tadını çıkarıyordu.

Yavaş müziğin bitip aniden hareketli müziğe geçilmesi çiftlerde soğuk duş hissi yaratmış, hareketli müziğe oynamaya devam etmeyecek diğer misafirler gibi Lorenzo ve Umay da hızla dans pistinden çıkmıştı.

Pistten indikten sonra deminki dansın ateşi hala bedenlerini kavururken, Lorenzo kamerasına, Umay da kontrol listesinin yer aldığı dosyaya sarıldı. Gecenin kalanında ikisi de kendi işlerine yoğunlaşıp hayatları boyunca deneyimledikleri en duygu dolu, en baştan çıkarıcı dansı yapmamışlar gibi davranmaya çalıştılar. Göz göze geldikleri her an utançla başlarını çevirmiş, kendilerini meşgul edecek işlere yönelmişlerdi. Pasta ve takı merasimi geçip konuklar azaldıktan sonra mekânın en arkasında kalan boş masaların ardında birbirlerine denk gelene kadar saatler geçmişti.

Umay çatı katının balkon kısmındaki korkuluklara sırtını dayayıp topukludan ağrıyan ayaklarına biraz daha dayanmalarını söyleyerek kollarını önünde birleştirmişti. Lorenzo da sırtını korkuluklara dayarken bir kolunu Umay’ın arkasından geçecek şekilde uzatıp ona doğru eğildi.
‘’Sizin düğünler biraz fazla mı uzun sürüyor?’’ dedi. Umay Lorenzo’ya bir saniyeliğine baktıktan sonra ağırlığını diğer ayağına verip cevap verdi.
‘’İnsanlar tüm birikimlerini ömürleri boyunca verecekleri tek partiye harcayınca öyle oluyor.’’ Dedi.
‘’Parti demişken,’’ dedi Lorenzo da kafası ile arkayı işaret ederek. ‘’Senin parti çoktan başladı.’’

Umay Lorenzo’nun omzunun üzerinden aşağı sahile doğru baktı. Sabah özenle yerleştirdiği ışıklar sayesinde çalışanların çoğunun aşağıdaki partiye geçtiğini görebiliyordu.Çatı katındaki çalışanlar hızla boşalan masalardaki süsleri, yemek takımlarını ve masa örtülerini toplayarak aşağıdaki arkadaşlarına yetişmeye çalışıyordu.
‘’Bence artık bizde aşağıdaki ekibe katılabiliriz.’’ Diye teklif etti Lorenzo.

Umay sahnede hala dans etmeye devam eden gelin ve damadın sarhoş arkadaşlarına baktı. Geceye teşrif eden önemli devlet adamları gittikten sonra içkinin ve kahkahanın dozu artmıştı. Umay sahnede dans eden damadın sarhoş arkadaşlarının bir kaçını tanıdığından yüzünde kötü

kokan bir şeyi koklamış bir ifade ile dudaklarını büktü. Daha fazla bu insanları izlemek istemiyordu.
‘’Haklısın, hadi aşağıya inelim.’’ Dedi Lorenzo’ya. Masaların aralarından geçtikten sonra Lorenzo asansöre yöneldi. Umay asansörün yanında yer alan merdivene yönelmişken Lorenzo adımlarını hızlandırıp Umay’ın elinden tuttu.
‘’Bu topuklularla o kadar merdiveni inmeyi düşünmüyorsun herhalde.’’ Dedi ayaklarına hızlı bir bakış attıktan sonra.
‘’Keyifli olacağını söylemedim.’’ dedi Umay elini çektikten sonra merdivene yönlenmek için hamle yaparken. Lorenzo hızlı bir hareketle tekrar elini tutup boşta kalan eli ile Umay’ı belinden asansöre doğru yönlendirdi.
‘’Bana güven, yanında olacağım.’’ Dedikten sonra çağırdığı asansörün kapıları açıldı. Umay Lorenzo’nun gözlerine bakıp sözlerinin ardındaki güveni gözlerinde gördüğüne ikna olunca onunla beraber asansöre bindi. Kapanan kapının ardından uzaklaşmasa da aşağı inip kapı açılana kadar Lorenzo’nun elini bırakmadı.

Sahile indiklerinde Umay’ın ilk yaptığı şey Lorenzo’ya tutunarak ayağındaki topukluları çıkarmak oldu. Lorenzo Umay’ı tutup dengesini sağlamasına yardımcı olduktan sonra onun da ilk yaptığı gece boyu omuzlarını sıkmış olan takım elbise ceketinden kurtulmak oldu.

Ateş çukurunun etrafına dizilmiş armut koltuklara kendilerini attılar. Yukarıdaki saatler süren gürültüden sonra denizin dalga sesine karışan akustik gitarın tıngırtısı zihinlerini rahatlatıyordu. Umay gözlerini kapatmış derin nefesler vererek bu geceyi öyle ya da böyle atlatmış olmanın rahatlığını yaşarken Lorenzo Umay’ı izliyordu.
‘’Bence sahildeki bu partiyi ayarlaman herkes için çok iyi oldu. Yöneticilikte öğretilen bir şey mi bilmiyorum ama çalışanlara böyle bir yeniden enerji doldurma fırsatı vermek güzel fikir.’’ Dedi Lorenzo, Umay’dan gözlerini ayırmayı başarıp etrafındakilere bakarken. Umay gözlerini açıp ona doğru döndü.
‘’Benim tahsilim yok. Yani üniversite okumadım. Yönetici olana kadar çok uzun yıllar bir çalışan olduğum için sanırım böyle fikirler aklıma geliyor.’’ Dedi Umay. Lorenzo şaşkınlıkla Umay’a baktı.
‘’Neden okumadın?’’ diye sordu. ‘’Okuyamadım diyelim.’’ Dedi Umay.
‘’Peki, ama neden?’’ dedi Lorenzo kaşlarını çatarak. Umay Lorenzo’nun gözlerinden ruhunun içine baktı. Bir Antik Mısır Tanrısının ölümden sonra cenneti hak edip etmediğini ölçmek için ölümlünün kalbini tartması gibi Umay da Lorenzo’nun gözlerinin içine bakarak ruhunun kapılarını ona açmaya layık olup olmadığını tartıyordu.

Kalbinin hızlanan ritmine karşılık içine yayılan huzur hissine güvenerek cevap verdi. ‘’Üniversiteye hazırlandığım yıl babam şehit oldu. Onu gururlandırmayı çok istesem o an yaşadığım acının ağırlığı ile pek çalışamadım dolayısıyla iyi bir puan alamadım. Evde durmak ağır gelince de buna benzer bir otelin resepsiyonunda çalışmaya başladım. İşin iç yüzünü bilmek ve yılmadan gece gündüz çalışmak bana yöneticiliğin önünü açtı.’’ Dedi. Lorenzo duyduklarını sindirmek için birkaç saniye sustuktan sonra gözlerini Umay’ın gözlerine dikti. ‘’Tüm kalbimle eminim ki baban seninle gurur duyuyordur.’’
Umay gökyüzüne bakıp çocukken yaptığı gibi gördüğü yıldızlardan birinde babasının olduğunu hayal ederek gülümsedi.
‘’Teşekkür ederim.’’ Dedi neredeyse fısıldayarak. Sahnedeki gitarist çaldığı parçayı bitirince sahildekilerle beraber onlar da müzisyeni alkışladı. Müziğin yerini tokuşturulan bardakların, kahkahaların ve sohbetin sesi aldı.

Lorenzo ayakkabılarını çıkarıp kumaş pantolonun paçalarını katladıktan sonra Umay’a dönüp sahili işaret etti.
‘’Biraz yürüyelim mi?’’ dedi. Umay serin denizi ayaklarında hissetmekten her zaman keyif aldığından bu teklifi anında kabul etti. Ayakkabılarını armut koltukların yanında bıraktılar. Kıyıya doğru yürüyüp denizin serinliği ile irkildiklerini belirten sesler çıkarıp gülüştüler.
Umay elbisesinin eteklerini bir eliyle tutarken diğer eli ile üşüyen kollarını okşayınca Lorenzo ona yanaşarak ceketini nazikçe Umay’ın omuzlarına bıraktı. Umay gülümseyerek bu
centilmenliği kabul etti. Lorenzo’nun ceketinden yayılan sandal ağacı ve deri kokusu denizin esintisi ile beraber ciğerlerine doldu.

Birkaç adım sessizce ay ışığında yürüdükten sonra ilk konuşan yine Lorenzo oldu. ‘’Eski sevgilinin düğününü izlemek hoş bir his değildir herhalde.’’ Dedi. Umay omuz silkti. ‘’Yani mutluluğu hak etmeyen birinin evlendiğini görmek biraz can sıkıcı bir durum.’’
‘’Evlenmiş olması mutlu olduğu anlamına gelmez ki.’’ Dedi Lorenzo alaycı bir gülüşle. ‘’Niye belki de annenin istediği kadınla evlenseydin sen de mutlu olabilirdin.’’ Dedi Umay önceki günlerdeki konuşmalarına gönderme yaparak. Lorenzo Umay’ın söylediği şeyden çok kendisi ile ilgili anlattıklarını gerçekten dinlediğini ve ima yapacak kadar önem verdiğini görünce keyiflenip kendini tutamayarak bir kahkaha attı.
‘’Maria ile evlenmek beni hayatta mutlu etmezdi.’’ ‘’Maria’yı eder miydi peki?’’
‘’Belki başlarda evet. Ancak bence o da kendisine âşık olmayan bir adamla mutlu olmazdı.’’ ‘’Sakin bir evlilik hayatını aşka tercih eden kadınları biliyorum.’’ Dedi Umay annesinin Mehmet ile evliliğini düşünerek. Mutlu olması için babası ile yaşadığı gibi bir aşk yaşaması gerekmiyordu.
‘’Ben de acılarla dolu bile olsa tutkulu bir aşkı, sakin evliliğine tercih eden adamlar
biliyorum.’’ Dedi Lorenzo Andreas’ın bu yaşında bile yılların eskitemediği aşkı için yandığı hallerini hatırlayarak. Umay denizin dalgalarında yansıyan ay ışığını seyrettikten sonra Lorenzo’ya döndü.
‘’Peki, sen neyi tercih ederdin?’’ diye sordu. Lorenzo hiç düşünmeden cevap verdi. ‘’Seninle olmayı.’’

***

Ay ışığı ancak Umay’ın odasındaki siyah fon perdelerin rüzgârda sallanırken izin verdiği aralık kadar odaya sızarken, açık olan balkon kapısından içeri denizin dalga sesleri davetsiz bir misafir gibi geliyordu.

Lorenzo’nun çoktan kuruduğunu sandığı yüreği Umay’ın dudaklarında can bulurken, Lorenzo’nun dokunuşu Umay’a unuttuğu bir rüyayı hatırlamak gibi geliyordu. Öylesine tanıdık bir o kadar da yabancı. Ancak ikisinin de içinden geçen tek bir düşünce vardı; daha fazla. Aldıkları kısa ve hızlı nefesler damarlarını doyulmaz bir şevk ile dolduruyordu.

Bedenleri yatakta med-cezirin denizde yarattığı dalgalar gibi bir ileri bir geri sallanırken, birbirlerine bakıp derin nefesler aldılar. Aşkın dalgalı dansı, uzun bir kıştan sonraki ilkyaz esintisi gibiydi.

Ruhları kayıp eşlerini bulduğundan bedenleri de anlıyordu; arayış ve kaçış bitmişti.Duvarlar yıkılmış, sınırlar aşılmıştı ve tozlar kalktığında savaş alanından geriye kalan tek şey aşk ve huzurdu. Ruhlarının buluştuğu bu yer evdi. Burada kalabilirlerdi. Burada istedikleri kadar kalabilirlerdi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

12okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…