Bölümler 28Şu an: Yirmi Birinci Bölüm
- 1 Prolog222 kelime
- 2 Birinci Bölüm1.252 kelime
- 3 İkinci Bölüm1.303 kelime
- 4 Üçüncü Bölüm2.148 kelime
- 5 Dördüncü Bölüm1.349 kelime
- 6 Beşinci Bölüm2.999 kelime
- 7 Altıncı Bölüm2.266 kelime
- 8 Yedinci Bölüm2.025 kelime
- 9 Sekizinci Bölüm1.462 kelime
- 10 Dokuzuncu Bölüm2.799 kelime
- 11 Onuncu Bölüm2.671 kelime
- 12 On Birinci Bölüm1.728 kelime
- 13 On İkinci Bölüm1.460 kelime
- 14 On Üçüncü Bölüm1.891 kelime
- 15 On Dördüncü Bölüm1.708 kelime
- 16 On Beşinci Bölüm1.891 kelime
- 17 On Altıncı Bölüm1.729 kelime
- 18 On Yedinci Bölüm2.640 kelime
- 19 On Sekizinci Bölüm2.617 kelime
- 20 On Dokuzuncu Bölüm1.284 kelime
- 21 Yirminci Bölüm2.085 kelime
- 22 Yirmi Birinci Bölüm1.255 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 Yirmi İkinci Bölüm2.669 kelime
- 24 Yirmi Üçüncü Bölüm1.551 kelime
- 25 Yirmi Dördüncü Bölüm2.805 kelime
- 26 Yirmi Beşinci Bölüm1.870 kelime
- 27 Yirmi Altıncı Bölüm1.180 kelime
- 28 Epilog287 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
6 Mayıs 1995, Antalya
Umay dünün yorgunluğu ile o gün uzun zamandır ilk defa kurduğu alarmları duymayıp uyuya kalmıştı. Aralanan perdeden sızan gün ışığı gözlerine vurunca yataktan fırlayarak çıkıp hazırlanmaya başladı.
Otelin içinde kendisine bir oda tahsis edilmiş olması böyle günlerde çok işine yarıyordu.Evden işe gitme süresini yok etmiş olsa da arkadaşı Arya ile yaşamayı özlüyor ve ayın çoğunda onunla yaşamadığı halde onu zor durumda bırakmamak adına kendi payına düşen kirasını ödemeye devam ediyordu.
Hızla yemekhane bölümüne gidip kahvaltının misafirler için en iyi şekilde hazır olduğundan emin olduktan sonra toplantı salonuna geçip dün ki konferanstan arda kalan dağınıklığın toparlanıp salonun temizlenip temizlenmediğini kontrol etti. Geceden havuzların filtre temizliği yapılmış olması gerekiyordu ancak Umay bunu bile kendi kontrol edip teyit ettirmeden rahat etmeyecek biriydi.
Topuklularıyla havuzun kenarında yavaş adımlar atmak zorunda kalması bile kendisine zaman kaybı olarak geldiğinden, çatı katına çıkmak için otelin lobisinde hızlı adımlarla
ilerlerken uzun boylu bir adama çarpması işten değildi. Adamın dağ şortu ve rengi güneşten solmuş tişörtünü görünce Umay bir misafire çarptığını düşünerek hemen özür diledi ancak adam hızla yere eğilip elinden düşürdüğü büyük dosya çantasını alarak Umay’ın gözlerine kilitlendi.
‘’Ben de sizi arıyordum Umay Hanım.’’ Dedi aksanlı İngilizcesi ile. Umay aksanın arkasındaki milliyetini tam kestiremese de adamın sarışına kaçan kumral saçları tahminlerini daraltıyordu. Şaşkın bakışlarla bir adım çekilerek adama baktı.
‘’Üzgünüm, tanışıyor muyduk?’’ diye sordu o da İngilizce olarak. ‘’Henüz değil.’’ Diyerek gülümsedi adam. Elini uzatıp ismini söyledi.
‘’Ben Lorenzo, Deniz fotoğrafçılık işi için sizi bulmamı söyledi.’’ Dedi elindeki evrak çantasını göstererek. Umay adamın nasırlı elinin kaslı tutuşundaki emin duruşu ve adamın görünüşündeki salaş tutumun zıtlığı ile ne düşüneceğini bilemeyerek yarım bir ağızla gülümsedi.
‘’Memnun oldum Bay Lorenzo, lütfen ofisime kadar beni takip edin ki işin detaylarını konuşabilelim.’’ Dedi asansöre doğru yönlendirirken.
Cam asansörün kapısı açıldığında Lorenzo asansörün en ucuna doğru yürüyüp otelin geniş ve parlak iç tasarımını izlerken Umay kapıya yakın durup yere bakıyordu. Lorenzo sırtını cama yaslayıp Umay’a döndü.
‘’Yükseklik korkunuz mu var yoksa?’’ diye sordu şaşkınlıkla. Kadının sert bakışları ona hiçbir şeyden korkmayacakmış hissi verdiğinden asansörde böyle durmasına şaşırmıştı.
Umay bir anlık arkasına dönüp Lorenzo’ya baktıktan sonra önüne dönüp boğazını temizlemek için öksürdü.
‘’Öyle de denebilir.’’ Dedi oynayan kat numaralarına bakarak.
Asansörün kapıları açıldığında Umay sert bir adımla çıkarak hızla ofisine doğru yürüdü. Lorenzo ayağında spor ayakkabı olan kendisi olmasına rağmen topuklu giymiş olan Umay’a yetişmek için adımlarını hızlandırması gerekiyordu. Umay ofisine geldiğinde ilk yaptığı şey odanın büyük penceresini açarak içeri bahar havasının girmesine izin vermek oldu. Açık kalmış olan televizyonu kapatarak büyük masanın arkasındaki sandalyesine yerleşmeden önce Lorenzo’nun masanın önündeki tekli koltuklardan birine oturmasını bekledi.
Ofise girmeleri ile beraber iş görüşmesi gerginliği ikilinin arasına yerleşmişti. Umay Lorenzo’nun elinde taşıdığı portfolyosunu incelemeden önce onunla sohbet etmenin daha doğru olacağını düşündü. Kendisi daha önce ne zaman bir iş görüşmesine gitse, görüşme sağladığı kişi sanki özgeçmişini okumamış gibi orada yazan her şeyi Umay’ın yeniden
anlatmasını bekliyordu. Umay da geçmiş deneyimlerine dayanarak aynı tavrı şimdi masanın öteki ucundan takınmaya karar verdi.
‘’Bana biraz kendinizden ve geçmiş işlerinizden bahseder misiniz Bay Lorenzo?’’ dedi adamın odanın ışığında elaya çalan yeşil gözlerine kilitlenerek. Resmi tavırlara alışık olmayan Lorenzo bu küçük iş görüşmesini komik bulduğundan kısa bir gülüşten sonra hızla kendini toparlayıp konuşmaya başladı.
Mezun olduğu üniversiteden, üniversitenin ve birkaç derneğin yardımı ile açmaya fırsat bulduğu sergilerden ve en son düzenlediği geziden bahsetti. Buraya gelmeden önce çıktığı Likya Yolu gezisi işine bir katkıda bulunmamış olsa da port folyosuna ekleyecek kadar etkileyici bulduğu pozları da orada çektiğinden bahsetmenin uygun olacağını düşündü. Umay öz geçmişi ile çektiği pozları incelerken Lorenzo’yu dinlemeye devam ettiğini belirtircesine göz teması kurup sıkça başını sallıyordu ancak yüzündeki ciddi ifade Lorenzo’yu ister istemez germişti.
‘’Anlayacağınız çantamda kalan tek temiz kıyafetler bunlar olduğu için böyle karşınıza çıkmak durumunda kaldım ancak günlük yaşantımda beyaz yaka ortamında bulunmadığımdan çok da resmi giyindiğimi iddia edemem.’’ Dedi gülümseyerek. Umay’ın da gülümsediğini görünce gerginliği biraz da olsa azaldı.
‘’Anlaşıldı Bay Lorenzo. Bunların hepsi çok etkileyici tabii.’’ Dedi sağ elini önündeki dosyanın üzerinde gezdirerek.
‘’Ancak benim için önemli olan referansınız. Yani Deniz’in sizin işinize güvence vermiş olması benim için çok kıymetli. Önümüzde zaman açısından çok kısıtlı bir iş var, eğer siz de bu işi layığı ile yerine getireceğinizi garanti ederseniz bir an önce başlamanızı isterim.’’ ‘’Deniz ile yollarımız kesiştiğinden beri sağ olsun her sorunum çözüldü ve açıkçası kendi yaptığım her işi layığı ile yapmak benim için en önemli unsurlardan olsa da bu iş için göstereceğim ekstra çaba ona bir teşekkür maiyetinde olacak.’’ Dedi Lorenzo Deniz ile aralarındaki güven bağını açıklamak istercesine. Umay’ın ağzında yapay duran gülümsemesi gerçeğe dönüşerek tüm yüzüne yayıldı ve Lorenzo’yu deniz mavisi gözlerine kitleyecek kadar genişledi.
‘’Bunu duyduğuma ne kadar sevindim bilemezsiniz!’’ dedi Umay elini uzatarak.
‘’Hayırlı olsun!’’ dedi istemsiz Türkçe olarak. Lorenzo’nun yüzündeki anlamadığını belirten ifade ile kahkaha attı ardından.
‘’Tebrik ederim demek istemiştim.’’ Dedi İngilizce olarak el sıkışmak için elini uzatırken. ‘’Ah, teşekkür ederim. Sizin ifadelere çabuk alıştığımı göreceksiniz.’’ Dedi Lorenzo da sempati kazanmaya çalışarak.
‘’Haydi, o zaman.’’ Diyerek hızla yerinden kalktı Umay. Saatine bakarak görüşme için harcadığı süreyi telafi etmek için hangi işe öncelik vermesi gerektiğini düşünürken son bir işi daha halletmesi gerektiğini hatırladı.
‘’Size çalışacağınız alanı göstereyim.’’ Diyerek çatı katını göstermek için Lorenzo’yu asansöre yönlendirdi. Asansöre varana kadar kendisinden beklenen işin ne olduğu konusunda hızla Lorenzo’yu bilgilendirirken asansöre bindiklerinde tekrar sessizleşip kapının yanındaki yerini aldı. Lorenzo da aynı şekilde kendini cama yaslarken Umay’ı süzmeye başladı.
‘’Bunlarla adam öldürülür bence.’’ Dedi Umay’ın topuklularını gözleri ile işaret ederek. Umay Lorenzo’nun neyi ima ettiğini anlayınca tekrar önüne döndü.
‘’Bizde bir laf vardır, düşman ayağa bakar derler.’’
‘’Öyle mi? Nereden geliyor böyle bir söz?’’ dedi Lorenzo kollarını önünde birleştirerek. Gözleri ile Umay’ın yan profilini inceliyor, yeterince dik dik bakarsa dayanamayıp dönüp kendisine bakacağını düşünüyordu.
‘’Tam olarak bilmiyorum ancak Aşil’in topuğundan geldiğini tahmin edebilirim, yani birinin en zayıf noktasını hedef almak gibi.’’ Dedi Umay gözlerini asansörün kat numaralarına dikmişken.
‘’Güzel bir akıl yürütme. Ancak öyle ise o zaman o laf bizim olur.’’ Dedi Lorenzo asansörün kapısı açılırken. Umay aniden dönüp Lorenzo’ya baktı. Lorenzo ukala gülüşünün arkasında işte görmek istediğim bu gözlerdi diye geçirdi içinden.
‘’Bizim derken ne demek istediniz Bay Lorenzo.’’ Diye sordu Umay asansörden bir iki adım uzaklaştıktan sonra durup adama bakarken.
‘’Yunan olmamdan bahsediyorum ve eğer beraber çalışacaksak lütfen bu resmi hitaptan kurtulabilir miyiz, Umay?’’ dedi Lorenzo Umay’ın ismine baskı yaparak.
‘’Peki, Lorenzo,’’ dedi Umay da adamın ismine vurgu yaparak. ‘’İsminden dolayı İtalyan olduğunu sanmıştım ancak hala Yunan olmanın alakasını çözemedim.’’
‘’Eh Aşil’in topuğuna yaptığınız göndermeden bahsediyorum, eğer söylediğiniz söz ile bağlantısı doğru ise köken olarak bu söylediğiniz sözü bize ait yapar.’’ Dedi ellerini arkasında birleştirmişken kendisini Umay’a doğru eğerek.
Umay topuğunun üstünde dönerek çatı katında hızla yürümeye başladı. Fırsatı varken mekânı kontrol etmenin iyi olacağını düşündü.
‘’Şimdi anlaşıldı.’’ Dedi önünde durduğu masada yer alan orta çiçeklerini incelerken. ‘’Sizindi bizimdi çatışması yapmayı sevenlerdensin.’’
‘’Pek değil, ancak itiraf edelim modern yaşama ait çoğu şey Yunanlarındır. Astronomi gibi, felsefe gibi, demokrasi gibi.’’
‘’İşgal etmek gibi?’’ dedi Umay dudaklarını büzüp kaşlarını kaldırarak. Deniz mavisi gözlerini Lorenzo’ya dikmesi dikkatini olanca dağıtmıştı.
‘’İmparatorluklar kolay kurulmaz.’’ Dedi hızla bir cevap vermiş olmak için. ‘’Haklısın, bağımsız bir cumhuriyet de kolay kurulmaz.’’ Dedi Umay da gururlu bir gülümseme ile.
‘’Şah mat.’’ Dedi Lorenzo sohbette yenildiğini kabul etmek istercesine Umay’ın önünde hafifçe eğilerek. Umay bu hareketine kahkaha ile cevap verip masalar arasında yürümeye devam etti.
Lorenzo yavaş adımlarla Umay’ı takip ederken Umay da mekânın nasıl düğün için hazırlanacağını, gelin ile damadın nereden geleceklerini, pasta ve takı töreni gibi Lorenzo’nun alışık olmadığı gelenekleri anlatıyordu.
Umay farkında olmadan hayatında ilk defa hiç saatine bakmadan yanında bulunduğu adamla sohbet ediyor iken Lorenzo da hayatında ilk defa bir kadının parfüm kokusunu burnuna doldurduğu için esen bahar rüzgârına şükrediyordu.
Bölüm etkileşimi
