Bölümler 28Şu an: Yirmi Altıncı Bölüm
- 1 Prolog222 kelime
- 2 Birinci Bölüm1.252 kelime
- 3 İkinci Bölüm1.303 kelime
- 4 Üçüncü Bölüm2.148 kelime
- 5 Dördüncü Bölüm1.349 kelime
- 6 Beşinci Bölüm2.999 kelime
- 7 Altıncı Bölüm2.266 kelime
- 8 Yedinci Bölüm2.025 kelime
- 9 Sekizinci Bölüm1.462 kelime
- 10 Dokuzuncu Bölüm2.799 kelime
- 11 Onuncu Bölüm2.671 kelime
- 12 On Birinci Bölüm1.728 kelime
- 13 On İkinci Bölüm1.460 kelime
- 14 On Üçüncü Bölüm1.891 kelime
- 15 On Dördüncü Bölüm1.708 kelime
- 16 On Beşinci Bölüm1.891 kelime
- 17 On Altıncı Bölüm1.729 kelime
- 18 On Yedinci Bölüm2.640 kelime
- 19 On Sekizinci Bölüm2.617 kelime
- 20 On Dokuzuncu Bölüm1.284 kelime
- 21 Yirminci Bölüm2.085 kelime
- 22 Yirmi Birinci Bölüm1.255 kelime
- 23 Yirmi İkinci Bölüm2.669 kelime
- 24 Yirmi Üçüncü Bölüm1.551 kelime
- 25 Yirmi Dördüncü Bölüm2.805 kelime
- 26 Yirmi Beşinci Bölüm1.870 kelime
- 27 Yirmi Altıncı Bölüm1.180 kelime · Okuduğun bölüm
- 28 Epilog287 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
15 Mayıs 1995, Antalya
Umay dün gecenin etkisi ile ilk defa işine öğlene doğru gelebilmişti. Evindeki dolabında hazır ütülü duran kıyafetleri durmasa dışarıdan da içeriden olduğu kadar perişan gözükecekti. Neyse ki içinde dönen fırtınaları ve üzüntüyü, ütülü kıyafetlerinin ve büyük güneş gözlüklerinin ardına saklayabiliyordu.
Resepsiyonda toplanmış sohbet eden ekibi ile gün içindeki işleri ayaküstü konuştuktan sonra evrak işlerini halletmek için bütün gün ofisinde olacağını söyleyerek yukarı çıktı. Uzun zamandır ilk defa iş yerine geldiğinde ayakları geri geri gidiyordu.
Attığı her adımda etrafına bakınarak bir köşeden Lorenzo’nun çıkıp gelmesini umut ettiğinden normalde koşarcasına attığı adımlar yavaşlamıştı ancak Lorenzo görünürde hiçbir yerde yoktu. Çoktan gitmiş olabileceği korkusu yüreğini ağırlaştırsa da kafasını sallayıp bu düşünceyi kafasından attı. Ne olursa olsun en azından veda edeceğini düşünüyordu.
Sürüklediği ayakları sonunda ofisini bulduğunda kendini çalışma masasının sandalyesine atıp derin bir nefes verdi. Gözündeki gözlükleri masaya fırlatacağı sırada masasında duran fotoğraf dosyasını ve adının yazılı olduğu mektubu fark etti.
Hızla fotoğraf dosyasını açarak içindeki pozları çıkardı. En üstte Düden Şelalesi’ne giderken çekilmiş olan Arya ile kahkaha attığı neşeli bir poz vardı. O günü hatırlayıp ister istemez gülümsedi. Bir ardındaki fotoğrafa geçince Arya’nın Lorenzo ile kendisini çektiği pozu görüp heyecanlandı. O gün neredeyse öpüşecekleri anın heyecanı hala yüreğinde çok tazeydi.
Bir sonraki fotoğrafa geçtiğinde düğün gecesi kendisini dans pistinin yanında kollarını bağlamış şekilde pisti izlerken çekilmiş halini gördü. Onun ardındaki fotoğrafta yine habersiz bir şekilde çalışanlarla konuştuğu bir an fotoğraflanmıştı. Haberi olmadan çekilen pozların odağında ne kadar güzel çıktığını fark ettiğinde utanarak gülümsedi.
En son fotoğrafa geçtiğinde sol elinde çoktan bakmış olduğu pozlar masaya döküldü. Gördüğü fotoğrafın ne zaman çekildiğini çok iyi anlamıştı ancak inanamayarak gözlerini kırpıştırarak fotoğrafı yüzüne yaklaştırdı ve tekrar tekrar baktı. O gün Arya ile falezlerin üstündeki kafede buluştuğu gündü. Babasını düşünerek döktüğü gözyaşları hala yüzündeymiş gibi titreyen elleri yüzüne gitti. Lorenzo o gün haberi olmadan onu çekmişti. Bu nasıl mümkündü?
Bir açıklama olacağını düşünerek fotoğrafı diğer pozların yanına bırakıp masada ismi yazılı olan mektuba sarıldı.
Sevgili Umay;
Habersiz fotoğrafını çektiğim için beni affet. O gün seni gördüğümde böylesine güzel bir kadının nasıl böylesi bir hüzün taşıdığına şaşırarak bir fotoğrafçının meraklı gözleri ile çekmiştim seni.
Âşık olacağım kadının fotoğrafını çektiğimi bilseydim inan bana kameramdaki bütün pozları senin için harcardım. Ben henüz bilmesem de senden gözlerini alamayan ruhum belli ki ne derin bir aşkın içine düşeceğini çoktan biliyordu ya da evren bizim hikâyemizi çoktan bizim adımıza yazmaya başlamıştı.
Ben bu ülkeye Andreas’a verdiğim sözü tutmaya, hayatının aşkını bulmaya gelmiştim ancak kendi hayatımın aşkını bulacağımı nereden bilebilirdim ki? Hem de öyle bir aşk ki, her şeye rağmen kalbimin senin adını sayıkladığı bir aşk.
Dün tüm gece uyuyamadım. Seninle uyanmanın huzurunu bulduktan sonra sensiz geçen bir gecede nasıl huzur bulup uyuyabilirim? Seni tanımadan önce vasat da olsa bir yaşam mümkündü benim için. Ancak seni tanıdıktan sonra, yüreğini, gülüşünü, bakışları ile ruhumu delen deniz mavisi gözlerini bulduktan sonra sensiz bir yaşam benim için artık mümkün değil Umay.
Seni dinlemeyip fevri davrandığım için bin kere özür diliyorum senden. Hayatının aşkını kaybetmenin bir adama neler yaptığını kendi gözlerimle gördüm, sana yalvarırım beni sensizliğe mahkûm etme.
Benim Andreas gibi süslü sözlerim ve onun gibi vurulduğum kadına şiir yazacak bir yeteneğim yok belki ancak Hamlet’in Ophelia’ya seslendiği gibi seslenebilirim sana:
‘’İnanma istersen yıldızların yandığına, Güneşin döndüğüne inanma,
Doğrunun ta kendisini yalan bil,
Ama seni sevdiğime inan.’’
Sadakatle, Lorenzo
Umay mektubu okumayı bitirdikten sonra gözleri masadaki fotoğraflara daldı. İzmir’e gidip Peyker ile görüşmesinden, onunla okuduğu mektuplardan, cenazesindeki duyduğu acının ağırlığından, buradaki hayatına geri dönüşüne olan anlar gözlerinin önünden aktı.
Lorenzo’nun hayatına girişi ile şimdiye kadar hiç bu kadar yoğun hissetmediği bir aşkın nasıl kendisini bulduğunu ve Lorenzo’nun gerçek kimliğinin yarattığı karmaşıklığı düşündü.
Arya’nın söyledikleri tekrar yankılandı zihninde. Onu bu ana getiren her adımı geriye doğru izlediğinde kendisinden öte büyük bir şeyin içinde olduğunu nasıl reddedebilirdi ki? Masasına ellerini dayayıp masadan destek alarak ayağa kalktı. Başını eğip derin bir nefes aldıktan sonra hızla ofisinin kapısına yöneldi.
Kapıyı açar açmaz önünde Lorenzo’yu gördü. İkisi de derin bir nefes alıp birbirlerine baktılar ve aynı anda birbirlerine tutunup şevkle öpüştüler. Lorenzo sımsıkı Umay’ın belini tutarken, Umay da kollarını omuzlarına dolamıştı. Umay’ın ofisin içine doğru geri geri giden adımlarını Lorenzo’nun onu takip eden ileri adımları izledi.
Yıllardır birbirinin özlemi ile yanan iki sevgili gibi tutkuyla öpüşürken yanaklarına akan gözyaşlarının tuzlu tadı öpücüklerine karıştı. Lorenzo Umay’ın yüzünü tutup yanaklarından akan gözyaşlarını silerken Umay’ da Lorenzo’nun kirli sakallarına düşen gözyaşlarını okşadı. Birbirlerinin gözlerine baktıklarında bir daha ayrılamayacaklarını anlamışlardı.
***
On gün sonra
Yunanistan’a giden uçakta el ele diz dize oturan Lorenzo ve Umay gerginliğin ve heyecanın verdiği sessizlikle sus pus olmuş etrafındaki insanları ve küçük camın ardında doğan güneşin aydınlattığı gökyüzünü izliyordu.
Uçuşun ilk zamanları sessizlikle geçse de bir süre sonra birbirlerini bulmalarını sağlayan yolculuklarının kendi taraflarını anlatmadan edemediler. Birbirlerini dinlerken keşfettikleri gerçeklere tekrar tekrar şaşırıyor ancak her geçen an nasıl çözülmez bir düğümle bağlandıklarını fark ediyorlardı.
Lorenzo Umay’ı üzeceğini bilse de Kadir’in sakladığı mektubun Andreas ile Peyker’in kavuşamamasına yol açtığı gerçeğini saklamak istemedi. Bundan sonra birbirlerinden hiçbir şeyi saklamayacaklarına dair söz vermişlerdi ve Lorenzo bu sözü ömrü yettiğince tutma niyetindeydi.
Lorenzo’nun tahmin ettiği gibi Umay bu gerçeği duyduğunda hıçkırıklara boğuldu.Peyker’e ulaşmayan son mektubu tekrar tekrar okuyup ağladıktan sonra yine Lorenzo’nun kollarında teselli buldu çünkü Lorenzo Umay’ın aklına gelen ilk şeyi yapmış ve bu mektubu Peyker’in mezarında Peyker’e okumuştu. Bunu duyduğunda Umay ne kadar doğru bir seçim yaptığının bir kez daha farkına vardı. Çünkü Umay’a göre bir adama âşık olmasını sağlayacak şeyler kimse görmezken yaptığı şeylerdi.
Andreas’ın çiftliğine vardıklarında gün batmak üzereydi. Güneşin dağın ardında kaybolmadan önce oluşturduğu pembe, turuncu ve mor renkli şahane tablo görünüyordu. Akşamüstünün tatlı serinliği zeytin ağaçlarının dallarını okşarken, ağaçların arasında bastonundan aldığı destek ile ağır ağır yürüyen Andreas, uzaktan gördüğü Lorenzo’nun elini tuttuğu kadının kim olduğunu çoktan anlamıştı.
Lorenzo Umay ile Andreas’ı tanıştırdıktan sonra geri dönemediği için Andreas’dan tekrar tekrar özür dilerken Andreas’ın tek umursadığı Umay’dı. Gözlerini ondan alamıyor, Peyker ile olan benzerliğine gözleri dolmuş bir şekilde hayran hayran bakıyordu. Lorenzo’ya küsmemişti ki affetsindi. Lorenzo verdiği sözü tutmuş ona Peyker’i getirmişti.
Bahçedeki masada saatlerce süren sohbetlerden, Lorenzo’nun annesi, babası ve ablası ile tanıştıktan sonra bile, Lorenzo’nun yüzündeki endişenin kaybolmadığını görünce Umay izin isteyerek Lorenzo’yu ve Andreas’ı yalnız bıraktı. Lorenzo sevdiği kadına gözleri ile teşekkür edip Andreas’a döndü.
‘’Sana âşık olduğun kadını getiremedim ancak rızan olursa bana Peyker’e vermem için verdiğin yüzüğü âşık olduğum kadına evlenme teklifi ederken vermek istiyorum.’’ Dedi. Andreas Lorenzo’nun omzuna vurarak genç adamın toyluğuna güldü.
‘’Ben bu yüzüğü Peyker’e vermen için vermemiştim ki agori mou, hatırlasana! Bu yüzüğün kaderi senin aşkının parmaklarında olmasıydı, ben bunu çoktan biliyordum. Ben öbür dünyada aşkıma kavuşacağım, bu dünyada bu aşkı doyasıya yaşamak senin kaderinmiş.’’
Sevinçle yerinden zıplayan Lorenzo yıllardır bu an için saklanmış olan safir yüzüğü birkaç metre ötedeki limon ağacının altında duran Umay’ın parmağına takıp bir ömür aşkla ve
sadakatle geçirmeye yemin ederken, Andreas bir eli göğsünde gülümseyerek onları izliyordu.
Andreas ağacın ötesine baktığında beyaz uçuş uçuş bir elbisenin içinde Peyker’in gençliğinin kendisine gülümsediğini gördü. Bir elinde bahar çiçekleri diğer elini Andreas’a doğru uzatmış onu yanına çağırıyordu. Andreas bastonuna dayanarak ağır adımlarla oturduğu yerden kalktı. Peyker’e doğru yürüyen yaşlı bedeni birkaç adım sonra genç delikanlı bedenine dönüştü ve bu kez Peyker’in ellerini bırakmayacak kadar sıkı tuttu.
Bölüm etkileşimi
