Bölümler 28Şu an: Yirmi İkinci Bölüm
- 1 Prolog222 kelime
- 2 Birinci Bölüm1.252 kelime
- 3 İkinci Bölüm1.303 kelime
- 4 Üçüncü Bölüm2.148 kelime
- 5 Dördüncü Bölüm1.349 kelime
- 6 Beşinci Bölüm2.999 kelime
- 7 Altıncı Bölüm2.266 kelime
- 8 Yedinci Bölüm2.025 kelime
- 9 Sekizinci Bölüm1.462 kelime
- 10 Dokuzuncu Bölüm2.799 kelime
- 11 Onuncu Bölüm2.671 kelime
- 12 On Birinci Bölüm1.728 kelime
- 13 On İkinci Bölüm1.460 kelime
- 14 On Üçüncü Bölüm1.891 kelime
- 15 On Dördüncü Bölüm1.708 kelime
- 16 On Beşinci Bölüm1.891 kelime
- 17 On Altıncı Bölüm1.729 kelime
- 18 On Yedinci Bölüm2.640 kelime
- 19 On Sekizinci Bölüm2.617 kelime
- 20 On Dokuzuncu Bölüm1.284 kelime
- 21 Yirminci Bölüm2.085 kelime
- 22 Yirmi Birinci Bölüm1.255 kelime
- 23 Yirmi İkinci Bölüm2.669 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 Yirmi Üçüncü Bölüm1.551 kelime
- 25 Yirmi Dördüncü Bölüm2.805 kelime
- 26 Yirmi Beşinci Bölüm1.870 kelime
- 27 Yirmi Altıncı Bölüm1.180 kelime
- 28 Epilog287 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
10 Mayıs 1995, Antalya
Lorenzo büyük gün gelene kadar günlerini otelde ve Deniz’in düzenlediği gezilerde geçirmenin bir yoluna bakıyordu. Diğer işçilerle beraber kaldığı çoklu ranzalı odada kendisine ayrılan bir yatak onun için dağlarda geçen günlerinden sonra lüks geliyordu.
Çoğu günler hiçbir şey yapmamış gibi görünse de ne ara günün bittiğini anlayamadan güneş denizin ve görkemli Toros dağlarının ardında kayboluyordu ve öğlen sıcağının yerini gece sahilin otele ait olmayan kısmında yakılan ateşin etrafında yapılan serin sohbetler alıyordu.
O gün de diğer günler gibi Deniz ile kahvaltısını ederken hızla oradan oraya koşuşturan ve uzun siyah saçları arkasında savrulan Umay’ı izliyordu. Deniz yaptıkları sohbetin aniden durduğunu fark edip kafasını çevirdiğinde sohbetin durma sebebinin masaların arasında koşuşturan Umay olduğunu anladıktan sonra bıyık altı bir gülüş ile Lorenzo’ya döndü. ‘’Gidip konuşacak mısın yoksa böyle günlerdir yaptığın gibi uzaktan izleyecek misin?’’ dedi. Bu yorum Deniz’in her şeyin farkında olduğunu kanıtlarken Lorenzo’yu utandırmış, kaçamak bakışlarını tabağına indirmesine sebep olmuştu.
‘’Sanırım sadece izlemeye devam edeceğim.’’ Dedi çekinik bir sesle iki dudağının arasından. ‘’Hadi ama birader, gidip bir sohbet konusu aç. Umay dışarıdan sert dursa da bir kere seni tanıdı mı çok içten sohbet eder.’’ Dedi Deniz Lorenzo’yu teşvik etmeye çalışarak. Uzun yıllardır beraber çalıştığı kadın ile kısa sürede kardeş gibi gördüğü adamın bir araya gelmesi herkesten çok Deniz’i mutlu ederdi. Lorenzo omuz silkerek mutfaktan hızla uzaklaşan Umay’ı başını kaldırmadan izlemeye devam etti.
‘’Denemedim değil, Deniz! Beni tanıması için bir fırsat yok ki. Tam olarak beraber çalıştığımız söylenemez, düğün ile ilgili bahane edip soracak bir şeyim kalmadı ve kadın yerinde durmuyor! Sürekli bir oraya bir buraya koşturmakta!’’ dedi isyankâr bir sesle. Deniz kafasını geriye atarak kocaman bir kahkaha attı.
‘’Eee yönetici olmak kolay iş değil Lorenzo Bey! Ama endişe etme, ben sizi bir araya getirme kısmını halledeceğim kalanı da sana kalmış. Sihrini konuştur, o yakışıklı yüzünün arkasındaki zihnini çalıştır, yoksa yanında da olsan böyle bakmaya devam edersin.’’ Dedi gülerek.
Lorenzo’nun aklından bin tane tilki takla atarken tek yapabildiği kafasını sallayıp tabağında kalan domates dilimlerini ağzına tıkmak oldu.
***
Öğleden sonra Umay lobide bir masada önüne yığılmış defterlere kafasını gömmüşken Lorenzo’nun elinde iki kahve bardağı yanına yanaştığını ancak tepesinde dikilip boğazını temizler gibi ses çıkardığında fark etmişti.
‘’Küçük bir molaya ihtiyacın var gibi duruyor.’’ Dedi Lorenzo elindeki kahve bardaklarından birini uzatırken. Umay’ın yorgun gözleri kahveyi gördüğü an sevinçle aydınlandı. Kendine
uzatılan bardağa uzanıp minnetle kahvesini yudumladıktan sonra gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi.
‘’İşte bu çok iyi geldi.’’ Dedi neşeyle. Yorgunlukla ağrıyan gözlerini açtığında Lorenzo’nun gülümseyerek ayakta kendisini izlediğini gördü. Lorenzo’yu masaya oturmaya davet etmek
bile aklına gelmemişti. Lorenzo gülerek başı ile boş sandalyeyi gösterince mahcup bir şekilde sandalyesini kaydırarak adama yer açtı.
‘’Lütfen, lütfen, buyurun!’’ dedi masaya yayılmış evrakları toparlayıp Lorenzo’nun önünde kahve bardağını koyacağı kadar yer açmaya çalışırken.
‘’Nasıl gidiyor diye sorardım ama pekiyi gidiyormuş gibi durmuyor.’’ Dedi Lorenzo gözleri ile masayı taradıktan sonra gözlerini Umay’ın gözlerini buldu.
‘’Azıcık yoğun diyelim.’’ Dedi Umay yarım bir gülüşle. Önündeki defterin arasında parmaklarına leke yapmış tükenmez kalemi koyarak Lorenzo’ya döndü.
‘’Senin nasıl gidiyor, alışabildin mi?’’ diye sorduktan sonra kahvesini yudumladı. Lorenzo kahvesine olan ilgini çoktan kaybetmişti. Önündeki bardağı ittirerek bedenini büyük bir enerji ile zıplatarak sandalyesini Umay’a doğru döndürdükten sonra şevkle günlerdir neler yaptığını anlattı. Umay’ın her kafa sallayışı ve dinlediğine dair onay verişi onu daha çok şevke getiriyordu. Ağzından çıkanların takibini yapmayı bırakmış bir halde aklına gelen her detayı anlatıyordu. Umay ise günlerdir iş ile boğulan zihnini sonunda işten uzaklaştıracak bir sohbetin içerisinde tutmaktan keyif alıyordu.
Birbirlerine daldıkları sohbetten masalarına gelen Deniz çıkarttı. Umay’ı Türkçe selamladıktan sonra en iyi oyunculuk maskesini takarak Lorenzo’ya dönüp İngilizce konuşmaya başladı.
‘’Müjdemi isterim kardeşim, düğüne kadar boş oturma günlerin bitti.’’
‘’Öyle mi? Bana yeni bir iş mi buldun?’’ diye sordu Lorenzo olan bitenden haberi yokmuş gibi bir yüz ifadesi takınarak.
‘’Evet!’’ dedi Deniz kelimenin son hecesine vurgu yaparak. ‘’Şimdi müdürün yanından geldim. Otelin tanınırlığını artırmak için bir web sitesi yapmak niyetinde. Otelimizi en güzel şekilde tanıtan ve tüm imkânlarını en şık şekilde gösterecek fotoğrafları da çekmek sana düştü!’’ dedikten sonra Lorenzo’dan cevap beklemeden Umay’a döndü.
‘’Sence nasıl bir fikir?’’ diye sordu İngilizce olarak, sohbette Lorenzo’yu dâhil etmek istediğini belirtircesine. Umay bir Deniz’e bir Lorenzo’ya baktıktan sonra kafasını salladı. ‘’Güzel bir fikir Deniz, otelin tanınması ve iyi bir şekilde reklamının yapılması yeni sezonda tabii işimize yarayacaktır.’’ Dedi yönetici gözlemi ile.
‘’Hah! Beğenmene çok sevindim Umay’cım çünkü müdürümüz bu iş için Lorenzo ile senin çalışmanı istiyor. Ne de olsa otelin her köşesini avcunun içi gibi bilir, nerenin nasıl gösterilmesi gerektiğini en iyi sen bilirmişsin!’’ dedi Deniz.
‘’Şaka yapıyor olmalısın!’’ dedi Umay Türkçe olarak. ‘’Başımda bu kadar iş varken bu da mı ben de olmalıydı yani?’’ dedi derin bir nefes vererek. Önündeki kâğıtlara ve açık defterlere bakıyor işin içinden nasıl çıkacağını düşünüyordu.
‘’Sen yapsan olmaz mı Deniz, lütfen, inan borcum olsun şu aralar fazla yoğunum.’’ Dedi yine Türkçe olarak.
‘’Çok isterdim Umay’cım ama önümüzdeki üç dört gün güzel şehrimizin sevgili emekli amcaları ve teyzelerine düzenleyeceğim bir tur ile meşgul olacağım. Erteleyemem ki sonuçta herhangi birinin son günleri olabilir değil mi?’’ dedi Deniz, durumdan keyif aldığını gizlemeye çalışsa da ses tonu onu ele veriyordu. Umay başını kâğıtlara gömmüşken Lorenzo’ya hızlı bir göz kırpmayı da ihmal etmiyordu.
‘’Size keyifli çalışmalar diliyorum.’’ Dedi İngilizce olarak masadan kalmadan önce. ‘’Kolay gelsin!’’ demeyi de ihmal etmedi Türkçe olarak. Umay’ın sinirli bakışlarından hızla kaçma peşindeydi.
‘’Kolaysa başına gelsin Deniz! Ben biliyorum sana ne yapacağımı.’’ Dedi Umay arkasından. Sonra sesinin ne kadar yüksek çıktığını fark ederek utandı ve hızla masadaki evrakları toplamaya çalıştı. Lorenzo neler konuşulduğunu anlamasa da Umay’ın bu yeni iş yükünden memnun olmadığını anlayabiliyordu. Bir yanı onu bu dertten kurtarmak istese de, onunla vakit geçirmek isteyen yanı daha ağır basıyordu. Umay ile birlikte ayağa kalkıp masadaki kâğıtları toplaması için Umay’a yardım etmeye çalıştı. Umay ise evrakları çekiştirerek elinden alıp göğsüne yapıştırdı ve masadan uzaklaşırken Lorenzo’nun cevap vermesini beklemeden emretti.
‘’Lütfen beni takip et Lorenzo.’’
Tanıştıkları ilk günkü gibi yine Lorenzo Umay’ın uzun topukluları üstünde nasıl bu kadar hızlı yürüdüğüne şaşırıyor, ayağında spor ayakkabı olmasına rağmen Umay’a yetişmesi için koşar adımlar atması gerekiyordu. Umay attığı hızlı adımları aniden durdurup Lorenzo’ya dönünce, adamın çarpmamak için kendini frenlemesi gerekti.
‘’Kameran odandadır diye tahmin ediyorum.’’ dedikten sonra ilk gün yaptığı gibi Lorenzo’nun üzerindekileri süzdü.
‘’Evet, ancak hemen alıp gelirim, seni bekletmem merak etme ne kadar yoğun olduğunu biliyorum.’’ Dedi Lorenzo’da ellerini silah tutan bir soyguncuya teslim olur gibi gülümsedi. Umay’ın bu harekete tepkisi ise göz devirmek oldu.
‘’Öyleyse arka bahçede buluşalım.’’ Dedikten sonra cevap beklemeden hızla uzaklaştı.
Lorenzo asansörü bekleyerek vakit kaybetmek istemediğinden üçer beşer adımlar atıp merdivenlerden aşağı inerek çalışanların kaldığı odaya gitti. Kamerasının ve yedek kartlarının nerede olduğunu çok iyi bildiğinden hızla üzerindeki şorttan kurtularak Umay’a göre daha resmi duracağını ve onu memnun edeceğini düşündüğünden kot pantolon ile hafif dökümlü bir gömlek giydi. Gömleğin kollarını hızla kıvırıp sabah kısalttığı kirli sakalına kokusunu beğendiği tıraş losyonundan sürdü. En son bir kadına kendini beğendirmek için bu kadar uğraştığında muhtemelen lisedeydi ancak şuan içinde taşıdığı heyecanı da düşününce istek ve uğraşı aynı o yaşlarına denk düşüyordu.
Kolundaki saate bakarak ne kadar harcadığını kontrol ettikten sonra hızla çantasına yönelip kamerasını kaptı ve yedek kartlarını da ceplerine sıkıştırıp odadan ayrıldı. Arka bahçede Umay’ı bulduğunda oradaki bir peyzaj çalışanına kendince biçilmesi gerekecek kadar uzamış çimleri ve toplanması gereken yaprakları eliyle gösteriyordu.
Lorenzo büyük adımlarla Umay’ın yanına varıp birkaç adım ötesinde durarak konuşmasının bitmesini bekledi. Umay’da onun geldiğini görünce konuştuğu çalışana gülümseyip kafa sallayarak konuşmanın bittiğini belirttikten sonra kafası ile yine Lorenzo’ya onu takip etmesi gerektiğini belirtip yürümeye başladı.
‘’Görüyorum ki sonunda çalışma havasına girmişsin.’’ Dedi Umay arkasına dönüp Lorenzo’nun kıyafetini işaret eden bir bakış atarken.
‘’Senin gibi zor bir patronu memnun etmek için elimden geleni yapıyorum diyelim.’’ Dedi Lorenzo’da Umay’ın sinirine dokunup onu konuşturtmak istediği için.
‘’Zor biri miyim sence? Aslında beni tanıyacağın kadar uzun çalışmadık beraber.’’ Dedi Umay Lorenzo’ya bakmadan yürümeye devam ederken. Lorenzo adımlarını hızlandırıp Umay’a yetişerek kolundan tutup onu durdurdu.
‘’Doğru, ama bence bunu değiştirebiliriz.’’ Dedi. Umay’ın cevabı ise dudak büküp nasıl olacağını sorar manasında kaşlarını kaldırmak oldu.
‘’Kendim hakkında beş gerçek söyleyeceğim, sen de bana cevap verme nezaketini gösterirsen birbirimizi daha iyi tanıyor olacağız ki bence bu beraber çalışmayı daha kolay hale getirecektir.’’ Dedi. Umay’ın buna cevabı ise omuz sallayıp yürümeye devam etmek oldu. Lorenzo onu takip ederken sesini yükselterek kendi hakkındaki maddeleri sıralamaya başladı.
‘’Gerçek bir; fotoğrafçılık kendimi bildim bileli tutkumdur ancak her para getirmeyen hayali olan genç gibi ailem başka bir iş yapmamı yeğlerdi ve benim fotoğrafçılığı meslek olarak seçmem ‘’mantıklı’’ bir bölüm okumadığımdan babam için hayal kırıklığı oldu. Nesillerdir sahip olduğumuz zeytin tarlasının işletmesi ablama kaldığı için onun için de ayrı bir hayal kırıklığıyım denebilir ancak annemin hayal kırıklığı bir başka. Onun derdi ise uzun yıllardır dostumuz olan ailenin kızı ile evlenmemiş olmam.’’
Umay aniden durup Lorenzo’nun gözlerinin içine baktı.
‘’Görünen o ki birden fazla kişi için hayal kırıklığısın. Umarım benim için de öyle olmazsın.’’ Dedi. Lorenzo kaşlarını kaldırıp şüpheci bir şekilde güldü. Umay kaşlarını çatarak hızla ekledi.
‘’İş konusunda hayal kırıklığı olmamandan bahsetmiştim!’’ dedikten sonra saçlarını savurarak yürümeye devam etti. Lorenzo arkasından yayılan Hindistan cevizi kokusunu bir anlık gözlerini kapatarak içine çekerken buldu kendini. Toparlanıp Umay’ın arkasından yürürken seslendi.
‘’Hiç merak etme! İşim hayal kırıklığı olmadığım tek konudur Umay. Hatta işim bittiğinde gördüklerinden çok etkileneceğine eminim.’’ Dedi. Umay Türkçe olarak kendi kendine mırıldandıktan sonra İngilizce olarak ekledi.
‘’Umarım haklısındır ancak yeni tanıştığın birine ailenle ilgili travmalarını anlatmanı garip bulduğumu söylemeden edemeyeceğim.’’
‘’Hiç katılmıyorum! Gerçek iki; yoldan geçen birine bile içini açmanın hiç tahmin
edemeyeceğin kapılar açacağına inanırım ve bence her insanın kendince özel ve harika
hikâyeleri vardır.’’ Dedi. Umay ile yeniden gözleri buluştu. Umay’ın uzun kıvrık kirpiklerinin altından sanki ruhuna bakıyor orada bir şeyler arıyor gibiydi. Umay’ın gözlerinde kendini görmenin ne kadar iyi hissettirdiğini düşünürken aklına gelen bir anı ile kendini tutamayarak ekledi:
‘’Gerçek üç; puan toplamak için söylemiyorum ama Türk lokumunu çok severim. Büyük büyükbabamla hep yerdik.’’ Umay’ın gözleri gülümsemesi ile kısıldı. Lorenzo da sonunda onu güldürebilmiş olmayı zihninde kendince tuttuğu zaferler kısmına yazdı.
Sahile geldiklerinde Umay durup eli ile manzarayı işaret etti.
‘’Otelde en sevdiğim yer burası. Diğer otellere göre güzel düzenlenmiş bir sahil alanımız olduğunu düşünüyorum bence buradan başlayabiliriz.’’ Dedi. Lorenzo kamerasına sarılıp art arda poz almaya başladı. Rüzgârın esiş yönünü ve ağaçların rüzgâra göre eğildiği yönlere bakıp arkasında duran sahil manzarasını en güzel nasıl yakalayacağını hesaplıyordu. Bir pozdan diğerine Umay kendisini yönlendirirken konuşmaya devam etti.
‘’Bugün harika bir hava var değil mi? Hakkımdaki dördüncü gerçek de yağmurlu havalara
gerçekten katlanamam. Böyle güneşli güzel günleri hep yaşamak için ülke ülke gezip güneşi takip edebilirim.’’
‘’Bu yanık teninden belli oluyor. Cilt kanseri olmak istemiyorsan daha çok güneş kremi kullanmanı tavsiye ederim.’’ Dedi Umay da parmağının ucu ile sahilde yer alan iskelenin fotoğrafını çekmesini işaret ederken. Lorenzo lensini ayarlayıp istediği pozları alırken cevap verdi.
‘’Tavsiye için teşekkür ederim ancak beşinci gerçeğim de kansere inanmam bence bütün hastalıklar zihnimizdedir.’’ Dedi Lorenzo. Umay kollarını önünde birleştirirken alaycı bir şekilde gülerek kafasını çevirdi.
Sahildeki çekimler bittikten sonra otelin havuzlarını ve su parklarını çekmek için otelin önüne doğru yürümeye başladılar.
‘’Senin gerçeklerini duymadım hiç Umay.’’ Dedi Lorenzo yine arkasından yürürken. Umay hiç vakit kaybetmeden arka arkaya sıralamaya başladı.
‘’Bir, lafı uzatmayı sevmem. İki, özel hayatımdan bahsetmeyi de hiç sevmem. Üç, işim benim için çok önemlidir bu yüzden işini ciddiye almayan insanlarla çalışmam. Dört, Türk lokumu ben de severim. Pembe olan yani güllü en sevdiğimdir ve beş, yağmurlu günleri tercih ederim çünkü birazcık da olsa dinlenebildiğim tek günler onlardır.’’ Dedikten sonra etrafına bakıp derin bir nefes verdi.
‘’Sanırım şimdilik kısa ve öz bilgilerle yetineceğim ancak şimdiden daha iyi tanışıyoruz gibi hissediyorum sence de öyle değil mi?’’ dedi Lorenzo umutlu bir gülüşle.
‘’Sanırım öyle.’’ Dedi Umay havuzun ıslak kenarlarına çok yaklaşmamaya dikkat ederek. ‘’Misafirlerimizin en sevdiği yerdeyiz. Burayı ne kadar iyi gösterebilirseniz o kadar iyi.’’ Diye ekledi.
‘’Sen o işi bana bırak.’’ Dedi Lorenzo kendinden emin. Umay ilk defa kontrolü bırakmanın keyfine vararak yakınındaki bir şezlongun ucuna oturarak şekilden şekle giren Lorenzo’yu izlemeye başladı.
Umay Lorenzo’nun yaptığı işi kontrol ettiğini düşünerek onu izlediğini düşünse de elinde olmadan böyle bir ışıkta aslında ne kadar yakışıklı bir adam olduğunu düşünüyordu.
Gömleğinin altında her hareketi ile kasılan kol kaslarını izlemek için yersiz bir vakit harcamış, yüzüne düşen kumral saçlarına doğru kayan gözleri Lorenzo’nun kamera lensinin arkasından yakaladığı bakış ile buluştuğunda utanarak başını çevirmişti.
Birkaç kaçamak bakışın ardından derin bir nefes verip hızla yerinden kalkan Umay, büyük adımlarla Lorenzo’nun yanına geldi.
‘’Benim ofiste çok işim var Lorenzo. Bence konsepti anlamışsındır. Temizlenmişse örnek birkaç odayı, yemekhaneyi ve çatı katını çektikten sonra günü bitirebilirsin. Akşam müsait olursam çektiğin pozları birlikte kontrol ederiz olur mu?’’ dedi göz göze gelmemek için konuşma boyunca Lorenzo’nun arkasında çalışan işçileri izliyormuş gibi yaparak.
Umay’ın bu çekingen tavrından zevk alan Lorenzo neredeyse kafasını yüzüne sokacak kadar önüne geçip gülümsedi ve ekledi:
‘’Sen nasıl istersen patron!’’
Umay kendini geri çekip sert adımlarla uzaklaşırken Lorenzo işinin başına dönmeden Umay’ın göz hapsinden çıktığından emin olana kadar izlemeye devam etti.
***
Lorenzo kendisine söylendiği gibi çekimlere devam ettikten sonra en sona çatı katını bırakmış, gün batımına yakın güneşin deniz üzerindeki ışıltıları ile çatı katının daha şık durduğunu düşünmüş, çekimlerinde ekstra bir zaman harcamıştı.
Çekimlerin sonunda bittiğine kanaat getirdiğinde aşağı inmek için asansöre yöneldi. Aşağı tuşuna birkaç kez basıp bekledikten sonra asansörün yanmayan ışığını görüp arızalı olduğunu anladı ve merdivenlere yöneldi. Üç kat aşağı indikten sonra tanıdık bir ses ile merdivende ritim oluşturmuş ayakları durdu.
Sese doğru yöneldiğinde arızalanıp ara katta kalmış asansörü ve önünde arızayı tamir etmeye çalışan iki adamı gördü. Asansöre doğru yaklaştığında tamir için açılmış tadilat çantalarının içindeki malzemelerin yere yayıldığını, bir adamın asansörün yan panelinde çalışırken diğerinin asansörün içinde kalmış kadınla hiddetli bir kavga içinde olduğunu gördü.
İki adım sonra tahmin ettiği gibi asansörün içinden gelen sesin Umay’a ait olduğunu görünce boşluğa doğru yanaştı ve aşağı doğru bakınca gözleri her an ağlayacak gibi duran Umay’ın buzlanmış deniz gibi duran gözleri ile buluştu.
‘’Ne oldu Umay, iyi misin?’’ diye sordu bir kadına bir de tamir için çalışan adamlara bakarak. ‘’Nasıl iyi olayım? Yarım saattir bir arızayı gideremediler!’’ dedi Umay sinirle titreyen bir ses ile. Lorenzo içinde büyüyen endişe dalgasını derin bir nefes ile bastırarak Umay’ın ihtiyacı olan sakinliği sesine vermeye çalıştı.
‘’Eminim çok az kalmıştır, sen sakin ol, birazdan işleri biter.’’ Dedi yere doğru eğilip kendini Umay’a yaklaştırmak için. Umay kafasını sallayarak elinden geldiğince güçlü olmaya çalışsa da başını öne eğip verdiği uzun nefesten zorlandığı anlaşılıyordu. Başını asansörün cam alanına çevirip tedirgin bir adım attıktan sonra geri dönüp duvarı görüyor ve nereye bakacağını şaşırmış bir halde kafasını yere eğiyordu.
Lorenzo eğer bedeninin sığacağını bilse hiç düşünmeden asansörün içine girerdi ancak sadece bir baş görünecek kadar kalan aralık ile yapabileceği tek şeyi yaparak yere yüz üstü uzandı ve başını boşluğa yaklaştırarak Umay’a seslendi.
‘’Hey, bak ne diyeceğim? Demin çatı katından iniyordum, düğün için yaptığın eklemeleri çok beğendim. Mekân gerçekten çok etkileyici olmuş, çok iyi bir iş çıkarmışsın. Işıklandırmalar falan eminim akşam çok daha hoş gözükecektir.’’ Dedi.
Umay’ın çatılmış kaşları yumuşadı ve gerginlikten önünde kavuşturduğu kolları çözüldü ve ellerini beline koyarak kafasını kaldırıp Lorenzo’ya baktı.
‘’Öyle mi? Gerçekten beğendin mi? Masa ortası çiçeği olarak nergis çiçeğini seçtim, çoğu kişi kokusunu ağır bulur ama bence çok şık durdular yine de emin olamadım çünkü aslında sümbül daha güzel kokar ama rengini uyduramayız belki sevmezler diye düşündüm.’’ Dedi hızlı hızlı ve heyecanlı bir şekilde. Lorenzo Umay’ın şu ana kadar gördüğü en karizmatik gülüşü attıktan sonra gözlerini gözlerine dikerek cevap verdi.
‘’İnan en çok da masa ortası çiçeklerini beğendim.’’
Umay’a cehennem gibi gelen dakikalardan sonra asansör sonunda tamir edilmişti.Asansörün kapısı kapanınca Lorenzo uzandığı yerden kalkıp üstündeki tozları çırptı. Asansör bulundukları kata çıkıp kapılarını açtığında Umay ile göz göze geldi.
Umay kendini hızla asansörden Lorenzo’nun kollarına attı. Yaşadığı korkunç dakikaların ardından bedenini ayakta tutacak gücü kendine bulamıyor, içinde sıkıştığı tabut gibi
hissettiren asansörün duvarlarından kurtulmanın verdiği rahatlama ile gelen gözyaşlarının ve hıçkırıklarının arasından Lorenzo’nun sesini duyuyordu. Lorenzo kollarını Umay’ın beline sıkıca sararken Umay’ın hızlanmış nefesleri arasından kulağına doğru seslendi.
‘’Geçti merak etme, iyisin, ben buradayım.’’ Dedikten sonra bir eli sıkıca belini tutarken diğer eli de beline düşen saçlarını okşadı.
Umay Lorenzo’nun bedeninin sıcaklığı ile rahatlarken Lorenzo da Umay’ı gördüğü ilk andan beri hayalini kurduğu bu kucaklaşmaya ilk uzaklaşan Umay olana kadar tutundu.
Saçlarının kokusunu ciğerlerine doldururken, eğer elimde olsaydı zamanın sonuna kadar onu böyle tutabilirdim, diye düşündü.
Bölüm etkileşimi
