Bölümler 28Şu an: Yirmi Beşinci Bölüm
- 1 Prolog222 kelime
- 2 Birinci Bölüm1.252 kelime
- 3 İkinci Bölüm1.303 kelime
- 4 Üçüncü Bölüm2.148 kelime
- 5 Dördüncü Bölüm1.349 kelime
- 6 Beşinci Bölüm2.999 kelime
- 7 Altıncı Bölüm2.266 kelime
- 8 Yedinci Bölüm2.025 kelime
- 9 Sekizinci Bölüm1.462 kelime
- 10 Dokuzuncu Bölüm2.799 kelime
- 11 Onuncu Bölüm2.671 kelime
- 12 On Birinci Bölüm1.728 kelime
- 13 On İkinci Bölüm1.460 kelime
- 14 On Üçüncü Bölüm1.891 kelime
- 15 On Dördüncü Bölüm1.708 kelime
- 16 On Beşinci Bölüm1.891 kelime
- 17 On Altıncı Bölüm1.729 kelime
- 18 On Yedinci Bölüm2.640 kelime
- 19 On Sekizinci Bölüm2.617 kelime
- 20 On Dokuzuncu Bölüm1.284 kelime
- 21 Yirminci Bölüm2.085 kelime
- 22 Yirmi Birinci Bölüm1.255 kelime
- 23 Yirmi İkinci Bölüm2.669 kelime
- 24 Yirmi Üçüncü Bölüm1.551 kelime
- 25 Yirmi Dördüncü Bölüm2.805 kelime
- 26 Yirmi Beşinci Bölüm1.870 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 Yirmi Altıncı Bölüm1.180 kelime
- 28 Epilog287 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
14 Mayıs 1995, Antalya
Günün ilk ışıkları perdenin ardından Lorenzo’nun gözlerine vurunca kaşlarını çatıp başını yastığın öte tarafına çevirdi. Yatağın diğer yanında Umay’ı görmeyi beklerken, Umay’ın çoktan kalkıp giyindiğini gördü.
Hala uyuyormuş gibi yaparak Umay’ı izledi. Bir yanı onu her gördüğünde nasıl bu derece hayran kaldığına şaşırsa da diğer yanı da her zaman aynı şeyi düşünüyordu; bir adam böyle bir kadına nasıl hayran olmaz ki…
Umay aynada topuzunu son kez kontrol ettikten sonra Lorenzo’nun yanına gelip elini saçlarının arasında dolaştırdı. Eğilip şakağından öptükten örtünün üstünde kalan omzunu öptü. Lorenzo onun öpücüğü ile uyanmış gibi gözlerini açtı.
‘’Gidiyor musun?’’ dedi boğuk bir sesle.
‘’Evet, gitmem gerek. Harika bir geceydi.’’ Dedi fısıltı ile.
Umay tam doğrulup gitmek için arkasını dönecekken Lorenzo hızla eline uzanıp nazikçe Umay’ı yatağa çekti. Geniş kolları Umay’ı sıkıca sarmışken, boynunda gezinen dudakları dünkü harika geceyi harika bir gündüze çevirme peşindeydi. Umay kıkırdayarak tekrar gitmesi gerektiğini söyledi.
‘’Bir gün de olsa sensiz idare eder bu otel.’’ Dedi Lorenzo Umay’ın saçları arasından. ‘’Belki ama bugün değil. Gidip sahilde sarhoş bir şekilde sızmış olanları uyandırıp işlerine döndürmem gerek.’’ Dedi Umay da Lorenzo’nun omzunun üzerinden.
Lorenzo’nun sıkıca beline dolanmış eli yavaşça eteğinin arasına kayınca Umay’ın zihni dün gecenin anılarıyla doldu. Zihninin her bir köşesi onu yatakta kalmaya ikna etmeye çalışsa da Umay derin bir nefes alarak yataktan zıpladı.
Kapıya yönelip ayakkabılarını giyerken Lorenzo da peşinden gelmişti. Umay’ı kendine döndürüp sıkıca sarıldıktan sonra alnını ve burnunu öptü.
‘’Benim için de harika bir geceydi. Beraber kahvaltı edemez miyiz?’’ dedi. Umay kollarını Lorenzo’nun omuzlarına dolayıp gözleri ile yukarı bakıp düşünür gibi yaptı.
‘’Kahvaltı için pek vaktim yok ama akşam yemeğine bir şeyler ayarlarız.’’ Dedikten sonra hızlı bir öpücüğün ardından yeni yoğun bir güne göğüs gerebilmek için kendini odanın dışına attı.
Lorenzo yüzüne yayılmış kocaman bir gülümseme ile kendini geri yatağa attı. Bugün için planladığı tek şey dün gece çekmiş olduğu pozları banyo ettirmek ve sahibine ulaştırmaktı Sonrasını düşününce yüzündeki gülümseme yavaş yavaş solmaya başladı.
Türkiye’ye geldiğinden beri tam olarak planlara uyarak yaşandığı söylenemezdi ancak hayat o ana kadar önüne hep başka bir fırsat çıkararak onun için yürüyeceği yolu çizmişti. Umay ile hiç tahmin edemeyeceği kadar harika yeni bir yol açılmıştı önünde ancak eninde sonunda Yunanistan’a dönmesi gerektiğini ve Andreas’la yüzleşmesi gerektiğini biliyordu. Umay’ın gülüşü ve kokusunu hatırlayınca bugün değil dedi kendine. Bugün gitmek kelimesini aklından bile geçiremezdi.
***
Lorenzo akşama doğru işlerini hallettikten sonra akşam yemeğinden önce Umay’a sürpriz yapmak için Umay’ın ofisine gitmenin uygun olacağını düşündü. Ofisin kapısının önünde, elinde tuttuğu bahar çiçeklerinden oluşan buketi son kez koklayıp Umay’a layık olup olmadığını düşündü.
Çiçeklerin birbirine karışan nefis kokularını içine çektikten sonra ofisin kapısını tıklattı. İçeriden ses gelmeyince yavaşça kapı kolunu çevirip boş odaya adımını attı. Umay kim bilir koca otelin neresindeydi? Elinde buketle oradan oraya koşuşturmak yerine onu burada beklemenin daha mantıklı olacağını düşündü.
Elindeki çiçeği Umay’ın masasına bırakmak için yanaştı. Çiçeği alırken bir not yazmayı unutmuştu. Bu güzel çiçekler romantik bir not ile verilmeliydi. Gözleriyle masayı tarayıp
küçük not kâğıdı ararken dosyaların altında kalmış bir zarfın bir ucundan gözüne bir isim takıldı.
‘’Andreas Georgiou.’’
Lorenzo’nun beyninde şimşekler çakmaya başladı. Andreas’ın mektuplarının Umay’da ne işi vardı? Çantasından mı almıştı? Çantasını hiç odasından çıkarmamıştı ki? Hem neden Umay çalışanların kaldığı odaya girip onun çantasını karıştırsındı? Kendi mi yanında taşımıştı? Otele geldiğinden beri mektuplara dokunmamıştı bile... Zihni gördüklerini mantıklı bir zemine oturtmaya çalışırken kalbi çoktan neler olduğunu anlamıştı. Tüm bedeni buzdolabında kalmış gibi ürperdi. Nasıl bu kadar kör olabilmişti?
Umay ofisine girip Lorenzo’yu görünce tüm günün yorgunluğunun uçtuğunu hissetti.Kapının ağzında durup Lorenzo’ya seslendi.
‘’Burada mıydın? Ben de tam seni bulmaya gelecektim.’’ Dedi. Lorenzo gümbürdeyen kalbinin sesinin ardından Umay’ın sesini boğuk bir şekilde duyuyordu. Elindeki çiçek
buketini yere düşürdükten sonra hızla mektuplardan birini kaptı. Elinde tuttuğu mektuplardan birini Umay’a gösterdi.
‘’Büyük büyük babamın mektuplarının sende ne işi var?’’ dedi donuk bir sesle. Umay kafası karışmış bir halde bir mektuba bir Lorenzo’ya baktı.
‘’Büyük büyük baban mı?’’ diyebildi sonunda.
‘’Andreas Georgiou!’’ diye bağırdı Lorenzo mektuba vurup, ardından kendi göğsüne vurup tekrar bağırdı.
‘’Lorenzo Georgiou!’’
Umay’ın gözü karardı. Sendeleyerek en yakınındaki sandalyeye tutundu. Eli ayağı boşalmış, her an bayılacak gibi hissediyordu. Gerçekler ağırlaşmış zihninde yavaş yavaş bağlanırken tüm gün vücudunda hissettiği mutluluk esintileri yerini suçluluğun ağır nefesine bırakmış, tüm ağırlığı ile omuzlarına yüklenmişti.
Derin bir nefes aldıktan sonra başını yerden kaldırıp Lorenzo’ya baktı. ‘’Lorenzo ben-‘’ diye kekeledi.
‘’Sen! Sen port folyoda soyadımı gördün! Benim kim olduğumu biliyordun ama bunca zaman hiçbir şeyden haberin yokmuş gibi yaptın! Nasıl yaptın, nasıl?’’ diye kükredi Lorenzo. Umay hızla başını salladı.
‘’Hayır, hayır, fark etmedim.’’ Diyebildi bir Lorenzo’ya bir ellerinde buruşmuş mektuba bakarken.
‘’Fark etmedin öyle mi?’’ dedi sinirle Lorenzo. Umay’ın gözlerine dikti gözlerini. Gariptir ki zihninden çok şey geçti ancak hepsi Yunancaydı ve hislerini aktaracak hiçbir İngilizce sözcük bulamadı. Sertçe elindeki mektubu masaya fırlatıp kapıya yöneldi. Umay sonunda yerinden
kalkacak gücü kendinde bulup hızla Lorenzo’nun kolunu tuttu.
‘’Dur Lorenzo, bilmiyordum. Bilseydim, bilseydim...‘’
‘’Bilseydin ne? Dün gece benimle olmazdın değil mi?’’
Umay ne cevap vereceğini bilemez halde Lorenzo’nun gözlerine baktı. Lorenzo’nun gözyaşları ile dalgalanan gözlerinde ne kendini ne de vereceği cevabı görebiliyordu. Zihni henüz olanı biteni sindirememişken kalbi ne hissedeceğini nereden bilebilirdi?
‘’Bilseydim saklamazdım.’’ Dedi. ‘’Bilseydim her şey farklı olurdu.’’
Lorenzo’nun buna cevabı kolunu çekerek kendini ofisin dışına atmak oldu. Aşağı yemek salonunun barına indi. Yüksek sandalyelerin birine tırmandıktan sonra buzlu bir viski sipariş etti. İlk bardağını kafasına dikerken otele geldiğinden beri yaşadığı her şey zihninden tek tek akıyordu. Umay ile sohbet ettiği, onunla geçirdiği her anı zihninde tekrar yaşıyor, kaçırdığı boşlukları doldurmaya çalışıyordu. İkinci bardağını bitirdiğinde gerilmiş olan sinirleri yatışmıştı. Umay’ın söylediklerini düşündü. Doğru olabilir miydi? Bilse neden saklasındı?
Gerçeği dün geceye mi tercih ederdi?
Kanına karışan alkol zihnini bulandırmak yerine daha çok açmıştı. Alnına bir şaplak vurdu.Umay’a nasıl kızabilirdi ki? Andreas’ın ona verdiği kartpostaldaki Peyker’in fotoğrafına yüzlerce kez bakmıştı bakmasına ama Umay ile Peyker’in benzerliğini fark edememişti. Kendi kalbi aşk ile bu denli kör olabildiyse Umay’ınki neden olmasındı? Soyadını görmemiş, görse de dikkat etmemiş olabilirdi. İşi fotoğrafçılık olan birisinin görsel hafızası onu yarı yolda bıraktıysa, Umay için de bu pekâlâ gerçek olabilirdi. Gerçeği dün geceye tercih eder miydi?
Üçüncü bardağını yudumladıktan sonra bardağı sertçe indirdi. Bar taburesinden inmek için kafasını kaldırdığında yanında dikilip kocaman gülümseyen kadını gördü.
‘’O bardak sana ne yaptı öyle?’’diye sordu İngilizce olarak. Nasıl olduysa Lorenzo’nun yabancı olduğunu anlamıştı kadın.
‘’Yeterince içki almıyor.’’ dedikten sonra kaşlarını kaldırdı Lorenzo. Kadın elini Lorenzo’ya doğru uzattı.
‘’Esin.’’ Dedi kendini Lorenzo’nun yanındaki bar taburesine yerleştirirken.
‘’Lorenzo.’’dedi oda kadının elini sıkarken. Sarışın saçları özenle dalgalandırılmıştı. Siyah dar elbisesini çok rahatmışçasına taşıyordu. Mavi gözleri ona Maria’yı hatırlattı. Yine de yüz hatları Maria’nınki gibi sivri değildi. Ufak tefek görüntüsünü topukluları ile kapatmaya çalışıyordu.
Lorenzo son yudumunu kafasına diktikten sonra bardan ayrılmak için izin istedi. Kadın tek hareketi ile barmenden iki tane yeni içki sipariş etti ve Lorenzo’yu durdurdu.
‘’Biliyor musun?’’ dedi. Lorenzo ona dönüp ne diyeceğini bekledi.
‘’Özel bir yeteneğim var.’’ dedi kadın ve gelen içkiden birini Lorenzo’nun önüne sürdükten sonra diğerini kendi yudumladı.
‘’İnsanlar üzgün veya mutlu olduğunda anlayabiliyorum. Deminki gülüş sahte bir gülüştü.’’ dedi Lorenzo’nun dudaklarını göstererek.
‘’Bunun için yetenek gerekmiyor.’’ dedi Lorenzo barın karşısındaki aynada yansımasına bakarak. Çökmüş omuzları, şişmiş gözlerini gören herkes ne kadar üzgün olduğunu anlayabilirdi.
‘’Halimi gören herkes anlayabilir sanırım.’’ dedi bir aynaya bir kadına bakarak. Kadın gülüp içkisini içti.
‘’Konuşması zor bir adamsın.’’ dedi gülümserken. Lorenzo oturuşunu düzeltip gözlerini kaçırdı. Dirseklerini bara dayayıp öne doğru eğildi.
‘’Üzgünüm bugün pek havamda değilim.’’ Dedi önündeki içkiye bakıp içmek ile içmemek arasında kalırken.
‘’Evet, oda anlaşılıyor.’’ dedi kadın sessizce. Bir süre ikisi de konuşmadı. Sonunda konuşan yine kadın oldu.
‘’Bazıları benim çok iyi bir dinleyici olduğumu söyler.’’ dedi Lorenzo’ya doğru eğilip.
‘’İstersen dinlerim.’’ diye ekledi. Lorenzo iç geçirdi.
‘’Uzun bir hikâye.’’ dedi içkisini parmaklarının arasında döndürürken. Kadın saatine bakıp Lorenzo’ya gülümsedi.
‘’Bolca vaktim var.’’ dedi bir elini Lorenzo’nun bacağında dolaştırırken. Lorenzo başını içkisinden kaldırıp ittirmek için kadının eline uzandığı anda arkasında hayal kırıklığı ile başını sallayan Umay’ı gördü. Sessizce küfrederek hızla taburesinden kalkıp Umay’ın arkasından koşmaya başladı.
Umay’ın deprem gibi şiddetli adımlarına yetişip kolundan tuttuğu anda, Umay adımları kadar şiddetli bir şekilde kendisini ittirdi.
‘’Ben de seni arıyordum ama belli ki yalnız değilsin.’’ Dedi dişlerinin arasından.
‘’Ne gördüğünü sandığını bilmiyorum ama…’’ diyecek oldu Lorenzo. Umay konuşmasını bitirmeye izin vermeye niyetli değildi.
‘’Gördüğüm şey bulduğun en ufak fırsatta başka bir kadınla flört ediyor olman, hem de o şekilde giyinmiş bir kadınla.’’ Dedi Umay. Normal hayatında asla böyle konuşan biri olmasa da içinde kıskançlığın zehirli öfkesini hissederken başka bir kadına karşı saygılı konuşacak olgunluğu kendinde bulamıyordu.
Lorenzo arkasına dönüp kadına baktı. Umay’ı Tuncay ile gördüğü anları hatırlayıp kıskançlığın bedenini nasıl sardığını hatırlamıştı. Umay’ın da onu kıskanmış olması ona karşı hissettiği tutkunun karşılıklı olduğunu gösteriyordu ve hislerini çoğunlukla saklayan bir kadından böylesine bir tepki görmek çok hoşuna gitmişti.
İçkinin verdiği hafiflikle gülecek oldu ancak hızla yüzünü düzelterek Umay’ı kollarından tuttu.
‘’Yanlış görmüşsün Umay, ben flört etmiyordum, o benimle ediyordu ama bunun bir önemi yok şuan ben-‘’ Umay hızla kollarını Lorenzo’nun iri ellerinden kurtararak kendini geri çekti.
‘’Boş versene. Ben de bir açıklamayı hak ettiğini düşünerek peşinden gelmiştim ama sanırım şuan gerçekten bir önemi yok.’’ Dedi. Arkasını dönüp Lorenzo’dan uzaklaşmak için birkaç adım atsa da Lorenzo önünü kesti.
‘’Öyle demek istemedim Umay, haklısın, fevri davrandım, konuşalım istiyorum.’’ Dedi umutsuzca. Umay derin bir nefes verip bir Lorenzo’ya bir de barda rujunu tazelerken ikisini süzen kadına baktı.
‘’Artık ben istemiyorum.’’ Diyerek gözlerindeki yaşları göstermemek için kafasını eğerek hızla bardan çıktı.
***
Umay bu kadar acı çekerken gidebileceği tek yer olan Arya’nın yanına gitmişti. Ortak evlerinde balkona kurulmuş olan rakı masasındaki hiçbir yemeğe dokunulmamıştı ancak rakı bardakları ardı ardına devrilirken mezelerle beraber dilimli ekmeklerin de hepsi yenmişti.
Umay kolunu balkon demirine yaslamış başını da eline yaslamış buğulu bardağındaki buzun dönüşünü izliyordu. Arya ise hallice küçük balkonda bir ileri bir geri volta atıyor, balkondaki sandalyesine otursa da heyecanla zıplayarak geri kalkıyordu.
‘’Sen ve Lorenzo.’’ Dedi Umay’a. Umay sessizce kafasını salladı.
‘’Ne hızlı oldu! Gerçi biz o gün gezide Deniz ile anlamıştık da.’’ Dedi Arya gülerek ardından gözlerini büyülterek ekledi.
‘’Siz, dün gece!’’ Umay tekrar başını salladı.
‘’Ve adam senin büyük ananenin savaş zamanı kavuşamadığı aşkının torunu.’’ Dedi Arya. Umay tekrar kafasını sallayıp art arda sıralanan gerçekleri sindirmek istercesine bardağından bir yudum aldı.
‘’Ve Yunan.’’ Dedi Arya kendini sandalyesine bırakırken.
‘’Yani?’’ dedi Umay bu gerçeğin bağlantısını kuramayacak kadar bulanık kafa ile.
‘’Yani burada yaşamıyor ve dün gece para aldığı iş olan fotoğraf çekimini de yaptığına göre başka bir işi yoksa eninde sonunda evine dönecek değil mi?’’
‘’Bunu düşünme fırsatım olmadı.’’ Dedi Umay dolan gözlerinin ardından. ‘’Ne yapacaksın?’’ diye sordu can dostu.
‘’Bilmiyorum.’’
‘’Kal demeyecek misin, yani gidecek ve her şey öylece bitecek mi?’’
‘’Bilmiyorum Arya, gideceği gerçeğini sen söyleyene kadar fark etmemiştim.’’ Dedi Umay sinirle. Gözlerini kırptığında gözyaşları yanaklarından süzüldü. Arya dostunu bu halde görmeye dayanamayarak yerinden kalkıp hızla Umay’ın yanına gidip sıkıca sarıldı.
‘’Gidecek olması sana nasıl hissettiriyor?’’ diye sordu hala sarılırken. ‘’Berbat.’’ Diye itiraf etti Umay.
‘’İşte cevabın.’’ Dedi Arya kendini çekip sandalyesine yerleşirken.
‘’Gitmesini istemiyorsan gitme diyeceksin. Oturup konuşacaksınız çünkü bu kadar tesadüfün bir anlamı olması lazım. Siz ne düşünüyorsunuz bilmem ama belli ki evren sizin birlikte olmanızı istiyor.’’
‘’Saçmalama Arya, sadece kötü bir tesadüf bu.’’
‘’Sanmıyorum canım. Onca yıl sonra kader sizi bir araya getirdiyse vardır bir bildiği. Belli ki yarım kalmış bir şeylerin tamamlanması gerekiyor.’’
‘’Ne gibi?’’ diye sordu Umay, cevabı içten içe bilse de duymaya ihtiyacı vardı.
‘’Aşk gibi.’’ Dedi Arya kalbini tutup kocaman gülümseyerek.
Bölüm etkileşimi
