6. bölüm / 37
Mührüm ( omegaverse )Mührüm 6
Bölümler 37Şu an: Mührüm 6
- 1 Mührüm 1383 kelime
- 2 Mührüm 2900 kelime
- 3 Mührüm 31.054 kelime
- 4 Mührüm 4774 kelime
- 5 Mührüm 5681 kelime
- 6 Mührüm 61.100 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 Mührüm 71.211 kelime
- 8 Mührüm 81.088 kelime
- 9 Mührüm 91.495 kelime
- 10 Mührüm 10773 kelime
- 11 Mührüm 11912 kelime
- 12 Mührüm 12771 kelime
- 13 Mührüm 13763 kelime
- 14 Mührüm 14903 kelime
- 15 Mührüm 151.131 kelime
- 16 Mührüm 16549 kelime
- 17 Mührüm 17884 kelime
- 18 Mührüm 18693 kelime
- 19 Mührüm 19814 kelime
- 20 Mührüm 201.257 kelime
- 21 Mührüm 211.035 kelime
- 22 Mührüm 22809 kelime
- 23 Mührüm 23577 kelime
- 24 Mührüm 24648 kelime
- 25 Mührüm 25788 kelime
- 26 Mührüm 26665 kelime
- 27 Mührüm 27580 kelime
- 28 Mührüm 28836 kelime
- 29 Mührüm 29610 kelime
- 30 Mührüm 301.389 kelime
- 31 Mührüm 31646 kelime
- 32 Mührüm 32706 kelime
- 33 Mührüm 33630 kelime
- 34 Mührüm 34630 kelime
- 35 Mührüm 35772 kelime
- 36 Mührüm 36756 kelime
- 37 Mührüm 37795 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Eğer," dedim. "Eğer Uğur'la, Sedat'la ya da seninle ruh eşi çıksaydık. O zaman ne yapacaktın Emir?"
"Böyle bir ihtimal yok."
"Olsaydı diyorum, bir düşün."
Israr ediyordum. Kestirip atmaya çalıştıkça da edecektim.
"Biz çocukluktan bu yana beraberiz, olsaydı o zaman görürdük ve farklı yetişirdik."
Durdu ve yüzünü buruşturarak, "Ne saçma şeyler düşündürüyorsun kızım sen bana," dedi.
Yutkundum.
Ve gözlerimi ona dikerek, "Diyelim ki çocuklukta çıkmadı. Biz büyüyünce çıktı. Ama sadece birimizde çıktı..." dedim.
Şüphelenir miydi? Çok mu açık ediyordum kendimi?
Kısık bir gülüş duyduğumda Emir'e baktım.
"Hakikaten öyle biri vardı, değil mi? Ne değişikti bir kızdı o."
Anlayamaz bir şekilde suratına bakarken devam etti.
"Delta, sen benim eşimsin. Bak, çiçeklerimiz bile var. Bak hadi, bak!"
Yaptığı taklidi anlık düşünmüş ve hatırlamıştım.
***
7 yıl önce, Sedat gelen toptan kaçmaya çalışırken Emir'in zıplayıp topu tuttuğunu, "Hop, can tuttum," demesi ve bana göz kırpıp kolunu açarak, "Gel bakalım, canım," demesi bir olmuştu.
Az önce Gökhan abinin attığı top koluma gelip beni vurmuş ve elenmiştim. Ama biliyordum ki, Emir kenarda beklememe razı olmazdı ve hemen can tutmaya çalışırdı. Öyle de olmuştu. Kendi abisi yani Gökhan abiden kaçmak zorken can alamazdı ama benim minik fındığım Melis'ten alırdı. Bu yüzden o atarken tutmuştu.
Bunun üzerine Sedat'ın abisi Metehan abi Melis'i poposuyla kenara itmiş, "Çekil şuradan bücür, hep kaybettirdin bize zaten," demişti.
İki takım olarak yakar top oynuyorduk. Emir, ben, Sedat ve Uğur bir takım; Gökhan abi, Metehan abi ve Melis bir takımdı.
Melis, "Ya bana ne! Siz daha çoksunuz," deyip mızmızlanınca Uğur lafa atlamış, "Ama onların boyu bizden uzun. Eşit sayılırız," deyip ikizini kızdırıyordu.
"Bıraksana, ben de atacağım!" demişti Melis, ayağını yere vurup elinden zorla alınan topa bakarken.
"Kızım, kaybedeceğiz veletlere senin beceriksizliğin yüzünden," demişti Metehan abi, topu havaya kaldırıp Melis'ten saklarken.
"Gıcıklık yapma artık, ben de atacağım diyorum!" deyip zıplayıp topu almaya çalışıyordu Melis ama faydasızdı.
Metehan abi ve Gökhan abi 17 yaşında ve geri kalanımızdan 5 yaş büyüktü. Mümkün değil, boyu yetişemezdi topu almaya. Metehan abi sırıtıp top olmayan koluyla Melis'i bize doğru itmişti.
"Git hadi, sen de onlarla ol. Biz kankimle hepinizi ezeriz," demişti kendine güvenerek.
"Ben ortaya geçmem. Delta öküz gibi bakınca korkuyorum, vuruluyorum," demişti Melis, ne dediğinden habersiz.
Gökhan abinin soğuk sesini duyduk.
"Nasıl bakıyormuşum anlamadım, Melis?"
Melis ağzından çıkanı fark ettiği için hemen geri vites yaparak, "Delta direkt bakınca demek istedim. Dilim sürçtü azıcık. Hepsi senin yüzünden, pis sırık!" demişti.
Melis, onu hâlâ dikkate almayan Metehan abiyle çıldırmış, yakınındaki koluna dişlerini geçirmişti.
"Lan, lan, lan! Bıraksana kolumu kızım, it misin, ne ısırıyorsun?"
Melis'in kolunu bırakması için kafasını ittirirken, onları gülerek izliyorduk. Gökhan abi hariç. O kenardaki suyu almış diklerken, etrafa boş bakışlar atıyordu.
Sıkılmıştı.
O, dünyaya yüzyılda bir gelen deltaydı. Doğduğundan beri kurdunun cinsiyeti belli ve özeldi. Bu yüzden; delta olduğu için bizden ayrı bir eğitim görüyor ve ileride ülkeyi yönetebilecek donanımlara sahip olması bekleniyordu.
Feromonlarının kontrol edilmesi için ayrı olarak da yetiştiriliyordu. Duyduğumuza göre en ufak feromonu, genç-yaşlı fark etmeden büyük bir orduyu ölümün kıyısına getirilebilirdi.
Ve yılın sadece birkaç haftasında ailesinin yanına ziyarete gelmesine izin veriliyordu. O zamanlarda da etrafta sürekli gizlenmiş korumalar ile kontrol altında tutuluyordu. Deltanın kılına zarar gelmemeliydi. Bu yüzden sürekli etrafımız denetleniyordu.
Geldiği bu kısıtlı izin günlerinden birinde, kardeşiyle vakit geçirmek istediği için, Emir'in ise bizsiz bir günü olmadığı için biz ne yapmak istersek, ne oynayalım dersek kabul ediyordu.
Melis'in, "Ben it değilim, kurdum kurt!" dediğini işitmiştim.
Gökhan abi ise yola doğru yuvarlanan ama bir kızın önünde duran topun yanına gitmiş ve topu yerden alıp yanımıza dönmek için harekete geçmişti.
Kızın, "Delta," diye seslendiğini duymuştuk.
Bu kızı görmüştüm. Birkaç ay önce bizim okula, yan sınıfa kayıt olmuştu. Hatta okul kartımı kaybedip ararken kız bulup getirmiş, bana gülümseyerek 'aynı gün doğmuşuz' demişti ve şimdi ismini hatırlayamıyordum ama tanışmıştık.
Güzel bir gülümsemesi vardı, gözleri kahverengi ve ışıl ışıldı. Saçları açık bir kahve ve anladığım kadarıyla mizacı çok sakin ve sevecendi. Sık görmüyordum, sessiz biriydi.
Gökhan abi ona düz bir şekilde bakmış ve konuşmasını beklediğini belli etmişti. Kız, onları film izler gibi izleyen bize bir bakış atmış, "Konuşabilir miyiz?" demişti.
"Konuşabilirsin," demişti Gökhan abi aynı ifadesizlikle.
Kız saçını kaşıyıp gerginlikle ona bakıyordu.
"Önemli ama."
"Hızlı ol öyleyse, çocuk."
Hâlâ konuşmadığında Gökhan abi arkasını dönmüş ve bize doğru gelmeye başlamıştı. Kızın onun gidişiyle harekete geçmesi ve onun önüne geçmesi ise hemen olmuştu.
Aynı saniyelerde kenardaki korumalar da bize doğru hareket etmiş ama Gökhan abi onlara bakmadan eliyle işaret yaparak durmalarını sağlamıştı. Kız bu sefer de hızlı hızlı bir nefeste konuşmuştu.
"Delta, sen benim eşimsin. Bak, çiçeklerimiz bile var. Bak hadi, bak!"
Kız aceleyle hafifçe bağırarak boynunu göstermişti. Yakınımızda oldukları için biz de görüyorduk izi. Gül sembolü vardı ama ruh eşi izi gibi değil de yara gibi duruyordu.
Bu kız deli miydi?
Bu yaşta, üstelik onlar hiç karşılaşmamışken bu mümkün müydü?
Yoksa deltada da mı vardı?
Olamazdı ki, Emir de şaşkındı bu olana. Böyle büyük bir durum olsa ve belli olsa; bizim olmasa da, onun haberi olurdu bundan muhakkak.
Gökhan abi kıza yaklaşmış ve izin üstüne dokunmuştu. Sonra da tıslayarak gülmüş, "Hım... İzimiz demek," demişti.
"Peki benim izim nerede ufaklık, onu da göster bakalım."
Demişti. O kadar rahat konuşuyordu ki. Sanki bu ilk kez duyduğu bir iddia değilmiş gibiydi.
Gökhan abi ellerine bakmış, boynunu eğmiş ve kollarına bakmıştı. Bir şey arar gibi kendini süzmüş, en sonunda sahte bir hayal kırıklığıyla, "Sanırım yok," demişti.
Kız panikleyerek onun kolunu tutmuş, "Ben niye böyle bilmiyorum... Bilmiyorum ama bana inanmalısın. Seni görünce sızlıyor, bir tek. Sen benim ruh eşimsin!" demişti ama Gökhan abi sertçe kolunu kendine çekmişti.
Temastan hiç hoşlanmıyordu. İçindeki delta kurdunun hoşuna gitmiyordu çünkü. Kardeşi ve ailesi onun bu huyunu biliyor ve pek yaklaşmıyorlardı.
Kimse deltayı kızdırmak istemezdi.
"İzler, eşlerini görünce sızlamazlar ufaklık. Seni bana itelemeye çalışanlara ilet bunu."
Kızı yanında bırakıp geçip giderken bir anda durmuş ve bir dakika işareti yapmıştı kıza. İlerdeki sırt çantasından kitap çıkarmış ve arasında bulunan iki-üç solmuş gülü alıp kızın yanına dönmüştü.
"Sen bıraktın bunları kütüphanede masama, değil mi?"
Onaylamasına gerek yoktu, kızın dolan gözleri en büyük kanıttı.
Gökhan abi avucunda buruşturduğu yaprakları elinden bırakmış ve kızın gözlerinin içine baka baka ayakkabısıyla ezmişti.
"Kim sana bu dövmeyi yaptırtıp bu akılları veriyorsa, git söyle ona; yemedim. Sahtekârlıklarınızla uğraşamam," demiş ve bize doğru ilerlemişti.
Yerdeki topu tekrar alıp elinde çevirirken, "Uzaklaş buradan, tadımı kaçırıyorsun," demişti.
Emir tekrar ortaya geçip kıza bir bakış atıp oyuna başlarken ben kenarda durup kıza bakmıştım. Birkaç dakika daha sessiz gözyaşları dökerek deltaya bakmış. Sonra yerdeki gül yapraklarından birkaçını avcuna alıp, düşmüş omuzlarıyla uzaklaşmıştı.
***
Şimdi fark ediyordum da, o kızı o günden sonra okulda ya da çevrede hiç görmemiştim.
Düşünmemiştim bile.
Şimdi Emir hatırlatmasa aklıma gelmezdi ama kızın başına geleni yaşıyordum.
Şimdi deseydim ki, ben senin ruh eşinim.
Aynı reddedilişi kaldırabilir miydim?
Bölüm etkileşimi
