21. bölüm · Mührüm ( omegaverse )
Mührüm 20
Baş büyücü Balının kolunu sıyırmasını ve eş bağını simgeleyen çiçek izlerini göstermesini istemişti. Çiçek izinde biraz göz gezdirdikten sonra kenarda hazırladığı büyük bir kaseyi çıkarmış ve Balını önce masanın sonra da kasenin önüne getirmişti. Kasenin örtülü üstünü açtığında, içerisinde sıcak bir sıvı olduğu görülmüştü. Balının bileğini üstüne doğru tutmaya başladığında, Balın ilk olarak irkilse de, Gökhana bakarak cesaret almaya çalışmıştı. Büyücü bir anda Balının kolunu, bu sıvıya daldırdığında Balın korkuyla çığlık atmış ve yanmayı beklerken gerilemeye çalışmıştı. Çekemediği kolunu unutturan şey ise kolunu sıvının içine soktuğu anda sıvının üstünde beliren kırmızı işaretlerdi. Dört kırmızı işaret görüldüğünde, Baş Büyücü, "Bu mühür dört kişiye vurulmuş. Dört kurdunda bağı bu mühürle kesilmiş ancak.." Demiş ve izlere dikkatli bakarken, "Kurtlardan baskın olan türler yalnızca bağları göremiyor, bilemiyor. Pasif türlerin çiçekleri çıkmış." Diye eklemişti. Bu dört kişinin; Balın, Emir, Gökhan ve vita olduğu çok açıktı. Balın, "Gökhan'ı da bu suya soksak görünmez mi çiçekleri ya da mühürü?" Demişti. Gökhan, "Ben komple o suyla yıkandım, Balın. Ancak olmuyor. Mühür sizin tarafınıza vurulmuş. Biz sizi bulamayalım ve bağımız tamamlanmasın diye. Sana ve vitaya.." Demişti önündeki izlere bakarken. "Peki nasıl kıracağız bu mühürü? Ayrıca kim vurmuş olabilir? Kim neden böyle bir şey yapar ki!" Demişti Balın öfkeyle. Balın bilmese de, diğerleri bu kötülüğün kim tarafından yapıldığını tahmin ediyordu. Delta doğmadan önce ülkeyi yönetecek kişiler arasında bir monarşi sistemi vardı.Yani ülkeyi yöneten Hükümdar kimse, onun soyundan başka bir baskın tür başa geçerdi.Şimdiki Hükümdar Cengiz'den sonra oğullarından birinin başa geçeceği çok açıktı. Ancak delta doğduğu anda bu ihtimaller yok olmuş ve devlet korumasına alınarak, gelecekteki Hükümdar olması için eğitilmeye başlanmıştı. Bunun olmasını istemeyen, ancak o çocuklar veyahut o çocukları yetiştirenler olabilirdi. Baş Büyücü tuttuğu bileği bırakmış ve sakalını sıvazlayarak Gökhan'a bakmıştı. "Bu mühürü kırmanın tek yolu, mühüre sahip dört kişinin de, bulunmasıdır. Sadece o şekilde bir yolunu bulmaya çalışabilirim." Demişti Baş Büyücü. Gökhan'ın şu an yapması gereken tek şey, vitasını aramaktı. Zaten sırf bu yüzden, düşmanlarının vitayı bulduğunu düşünmeleri ve onu her nerede saklıyorlarsa serbest bırakmaları için Balın'ı eşi ve vita olarak ilan etmişti. Eşini bulabilmek ve korkunç mühürü hem kardeşinin hem kendisinin üstünden kırarak, eşlerine kavuşabilmeleri için yapmıştı bunları. Şehrin diğer ucunda ise çıkan ortaya vita haberlerden sonra, Efsun panikle kızını yılar önce bıraktığı kişiyi aramıştı. Hükümdarın en küçük oğlunu, yani Ulaş Yılmaz'ı. Açmıyordu. Bu yüzden tek yol yıllar önce ağlaya ağlaya gittiği büyük malikaneye tekrar gitmekti. Gitmişti de. Efsun, kızını görmek istemiş ve evde bulduğu Ulaşa yalvarmıştı. Ulaş onun bu aciz haline bakarak göz devirmiş ve birkaç iksir karşılığında, kadını alıp bodruma götürmüştü. Karanlık bodruma girdiklerinde Ulaş onları kapıdan izlerken, kadın ilerlemiş ve kızının yatakta yatan bedenine yaklaşmıştı. Aysima, gelen kadına gözünü bir an bile değdirmemişti. Ama ayak seslerinden Ulaşın geldiğini anlamış ve heyecanlanmıştı. Ona yine ilacını getirmiş olabilir miydi? "Kızım.. Ben geldim." Demişti Efsun, kızının zayıf bedenine bakarken. Aysima kapı tarafından gelen ışıkla, pervaza yaslanmış bedene bakmış ve yatakta doğrulurken ona bakan betaya gülümsemişti. "Ulaş, getirdin mi?" Demişti çocuksu bir hevesle. Gördüğü halüsinasyonlar ve gerçek olaylar birbirine karışmıştı. Yıllar önce bu odaya kapatılan ve her gün azar azar uyuşturucuyla zehirlenip, bağımlı hale gelen bedeni, yalnızca Ulaşın getirdiği ilaçları arzular hale gelmişti. Geri kalan hiçbir şeyin önemi yoktu. Ulaş zorlamasa, tehdit etmese yemek de yemiyordu. Zaten yakınındaki açıkta kalan tuvalet hariç gidebileceği bir alan da yoktu. Boynundaki deltanın eşi olduğunu belli eden gül şeklindeki çiçek izinin üstünde, gerçek bir hayvan gibi tasmalanmış ve o tasmanın boynu hariç her bir demirinin etrafı kurtboğanla kaplanmıştı. İlk zamanlar odadan çıkmak için her tasmaya dokunduğunda; ellerinde, kollarında oluşan, diri diri yanıyormuşcasına yaralar oluşturan kurtboğanlara rağmen, günlerce o tasmayı koparmak ve özgürlüğünü geri almak için uğraşmıştı. Günlerce bağırmış, Ulaş her yanına geldiğinde saldırmaya çalışmış ve bulabildiği her şeyi ona atmıştı. Yemekleri birkaç hafta yememişti bile. Tek istediği şey özgürlüğüydü ve bu onu buraya kapatıp, bir hayvan gibi tasmalayan Ulaştan nefret ediyordu. Ama burada kimsesizce öleceğini fark ettiği anda, odaya bırakılan yemekleri yemeye başlamıştı. O yemeklerin ve suların içine karıştırılmış, az miktardaki uyuşturucuların farkında değildi. Günler geçerken, asabiyeti yükseliyor ve Ulaş her odaya geldiğinde ona saldırmaya çalışmaya devam ediyordu. Bu sırada gelen yemekleri ise hevesle yemeye başlamıştı. Ulaş ise bekliyordu. Sonraları fark etmişti ki, mesele yemeklerde değildi, o yemeklerin içine karıştırılmış maddeleri isteyen bedenindeydi. Çünkü Ulaş, yemeklerin arasına kattığı uyuşturucuyu kesmiş ve sadece yemekleri göndermeye başlamıştı. Bu da, Aysimayı delirtmişti. Çünkü içindeki her hücre birşeyleri arzuluyordu ama ne olduğunu bilmiyordu. Aysima, sonraki günlerde ise bağımlı haline gelmiş bedeniyle titrer ve nöbet geçirir duruma gelirken, bir gün Ulaş gelmişti bulunduğu depoya. Elinde bir paket vardı. Ufak bir tutamını Aysimanın avucuna döküp, solumasını söylediğinde, Aysima o anda rahatlamış ve kendinden geçmişti. Uyandığında, Ulaş yoktu ve birkaç gün daha rahatlamıştı. Ama kriz tekrar onu vurduğunda, saldırarak bağırdığı bedene bu sefer muhtaçlıkla bağırmıştı. Ulaş da bunu beklediği için, onun yanına gitmiş ve paketi göstermişti. Aysimanın kendini kaybettiği nokta o günle başlamıştı. O günden sonra, soluyabileceği her zehirli toz için bir bedel ödemesi gerekmişti. Kadın, kızından bir cevap alamamış ve onun Ulaşa soru soran, gülümseyen haline şok geçirerek bakmıştı. Bu kız, onun büyüttüğü kız değildi. Özgürlüğü için, geleceği için annesiyle tartışan, sırf başına gelenlerden korktuğu için koskoca deltanın karşısına çıkıp eşi olduğunu söyleyen kız değildi. Bu kız, onun yıllar önce bu adama bıraktığı kızı değildi. "Getirdim, güzelim." Demiş ve odada onlara yaklaşmıştı. "Sen.. Sen ne yaptın benim kızıma!" Demişti Efsun dehşete düşmüş halde kızına bakarken. "Onu evcil kurdum haline getirdim, güzel olmamış mı?" Demişti Ulaş ve yaklaşıp Aysimaya dokunacağı sırada, kadın Ulaşın kolunu tutmuş ve, "Dokunma kızıma!" Diye bağırmıştı, sanki yıllar önce kendi eliyle teslim etmemiş gibi. Ulaş keyifle, "Peki, dokunmayacağım." Dediğinde Aysima korkuyla bakmıştı Ulaşa. Böyle derse, böyle konuşursa, Ulaş ona kızarsa, günlerce gelmezdi. İlacını da ona getirmezdi. Günler boyunca yaşayacağı krizleri düşünerek, "Hayır!" Diye bağırmış ve yataktan ileri atılarak, Ulaşa yaklaşmak istemişti. "Hayır, Ulaş gitme. Lütfen, lütfen bırakma beni." Demişti korkudan sesi titrerken. Ulaş ufak bir düşünürmüş gibi bakmış ve, "O halde annene benimle ne kadar mutlu olduğunu gösterelim mi, güzelim?" Demiş ve kadına bakan yüzünde bir gülümseme oluşurken, "Gel, pantolonumu çıkar ve efendinin sikini ağzına al." Demişti. Efsun Ulaşa bakarken, duyduklarıyla içi çekilmişti. Böyle bir şey isteyemezdi. Kızı daha 19 yaşındaydı. Böyle şeyleri bilmez, anlamazdı. Ama önünde hareketlenip, Ulaşın önünde diz çöken Aysima ile çıldırmıştı, kadın. "Hayır! Kızım hayır. Anneciğim, güzel yavrum yapma!" Diye kızını geri çekmeye çalışmış ve kızının onu ittirmesiyle o gün daha fazla ne kadar şaşkınlık yaşayabileceğini bilmiyordu. "Sen kimsin? Ben seni tanımıyorum! Ulaşı tanıyorum ben. Seni tanımıyorum!" Demişti Aysima, kadına çattığı kaşlarıyla bakarken. Gerçekten de tanımıyordu. Ara ara ismini bile unutur duruma gelmiş, bağımlı haline geldiği uyuşturucu yüzünden gerçekle hayali ayırt edemez durumdaydı. Ayık olduğu zaman çok sınırlıydı. Çünkü Ulaş bunu ayarlıyor ve bilincinin açıldığını fark ettiği anda, onun yanına 'İlacını getirdim!' diye gidiyordu. Ulaş, keyifle önündeki bu acıklı sahneyi izliyordu. Aysima tekrar Ulaşa dönüp, pantolonunu çözmek için elini kaldırdığında; Ulaş, ellerini tutmuş ve dudaklarına götürerek öpmüştü. "Tamam yavrum. Gerek kalmadı, yatağına dönebilirsin." Dediğinde, Aysima robotik hareketlerle geri dönmüş ve onlar odaya ilk geldiğindeki hali gibi kıvrılmıştı yatağına. Efsun ise, gözlerinden ardı ardına yaşlar akarken, kızına bakıyordu. Ulaşa bakmadan ona hitaben konuşarak, "Neden yaptın bunu ona? Benim kızım bu değildi, böyle biri değildi. Böyle şeyler bilmezdi. O, o.. Onun hayalleri vardı." Demişti ağlayarak Aysima`ya bakarken. Ulaş kadının yanına diz çöküp, "Onu, canın karşılığında bana satarken vardı hayalleri. Terk edip gittiğinde, yıllarca geri dönmediğinde aynı kızı mı bulmayı bekliyordun? Kandırma beni de kendini de." Demişti karşısındaki ağlayan kadına üsten bir bakış atarken. Ardından diz çöktüğü yerden kalkıp, kızın yatan bedeninin yanına gitmiş, parmaklarının arasından saç tellerini geçirirken, "Ne Aysima, ne de kızın artık yok. Benim minik evcil kurdum var sadece. Vita olduğuna dair her şeyi söküp aldım ondan." Demişti Ulaş.
