20. bölüm / 37
Mührüm ( omegaverse )Mührüm 19
Bölümler 37Şu an: Mührüm 19
- 1 Mührüm 1383 kelime
- 2 Mührüm 2900 kelime
- 3 Mührüm 31.054 kelime
- 4 Mührüm 4774 kelime
- 5 Mührüm 5681 kelime
- 6 Mührüm 61.100 kelime
- 7 Mührüm 71.211 kelime
- 8 Mührüm 81.088 kelime
- 9 Mührüm 91.495 kelime
- 10 Mührüm 10773 kelime
- 11 Mührüm 11912 kelime
- 12 Mührüm 12771 kelime
- 13 Mührüm 13763 kelime
- 14 Mührüm 14903 kelime
- 15 Mührüm 151.131 kelime
- 16 Mührüm 16549 kelime
- 17 Mührüm 17884 kelime
- 18 Mührüm 18693 kelime
- 19 Mührüm 19814 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 Mührüm 201.257 kelime
- 21 Mührüm 211.035 kelime
- 22 Mührüm 22809 kelime
- 23 Mührüm 23577 kelime
- 24 Mührüm 24648 kelime
- 25 Mührüm 25788 kelime
- 26 Mührüm 26665 kelime
- 27 Mührüm 27580 kelime
- 28 Mührüm 28836 kelime
- 29 Mührüm 29610 kelime
- 30 Mührüm 301.389 kelime
- 31 Mührüm 31646 kelime
- 32 Mührüm 32706 kelime
- 33 Mührüm 33630 kelime
- 34 Mührüm 34630 kelime
- 35 Mührüm 35772 kelime
- 36 Mührüm 36756 kelime
- 37 Mührüm 37795 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gece boyunca başımda beklemişti Emir. Ona defalarca beni yalnız bırakmasını söylesem de dinlememiş ve çiçek izlerime sardığı eliyle, yanımda kendini yatak başlığına yaslamış hâlde beklemişti. Yanımda olmasının, kurdumu daha fazla yalnız bırakmamak ve bağlandığı nesnelerden uzaklaştırarak strese sokmamak için olduğunu tahmin ediyordum. Çünkü kollarımdan çekip alarak yere attığı deltanın tişörtünü almak istediğimde, beni tutup geri yatağa çekmişti. Çiçeklerimin üstündeki eli ara ara onları okşamış ve gece boyunca ben uyusam dahi, sanki onları ezberlemek ister gibi bakmıştı.
“Çok mu beğendin, deltayla bağımı simgeleyen çiçekleri?” demiştim onu kızdırmak isteyerek. Aylardır benim canımı yaktığı yeterdi, onun da canı yanmalıydı. Ama bana cevap veren o değil, harelerinde gördüğüm değişiklik ve artan feromonlarıyla alfa konuşmuştu.
“Benim izlerim,” demişti.
Alfanın eş olduğumuzu bildiğini biliyordum. Kurtlarımız biliyordu. Ama büyü, her nasılsa insan bedenlerimize etki ediyordu.
Ve canımı yakan bir diğer şey buydu. Emir’in birkaç gündür tüm kıskançlıkları, korumacı hâlleri ve öfkesi, alfası yüzündendi. Beni aslında sevmiyor oluşu canımı çok yakıyordu.
Bana seslenen bir sesle gözümü araladığımda karşımda deltayı bulmuştum.
“Gökhan abi?” demiştim uykulu gözlerle ona bakarken. Emir neredeydi?
“Feromonların dinmiş gibi, bal kız. Seninle bir yere gitmemiz gerek. Eve gidip hazırlan, ilk kahvaltıya, sonra da her şeyin aslını öğrenmeye gidelim,” demişti.
Kafamı sallayıp yatakta doğrulduğumda kendimi gerçekten de iyi hissediyordum. Kızgınlığım bitmişti. Ayağa kalkarken etrafa baktığım sırada gözlerimin kimi aradığını anlamıştı.
“Emir odasına geçti, Balın,” demişti Gökhan abi.
Hayal kırıklığı yaşamamalıydım. Zaten bu hareketlerinin alfa yüzünden olduğunu biliyordum. Sırf bunun için söylememiştim aylardır. Kendimi inandıramamam bir yana, beni sevecekse de kurdu yüzünden sevecekti. Muhtemelen odaya geçtiği an Beyza’yı aramıştı bile, değil mi?
Emir’in beni sevmediğini kurdum bile kabul edip kızgınlıkta rest çekebiliyordu. Ama ben bu aptal insan kalbime söz geçiremiyordum.
“Balın...” demişti ben odadan çıkacağım sırada.
“Efendim, Gökhan abi?” demiştim ona bakarak.
Çoktan hazırlanmış ve giyinmişti.
“Bana artık abi deme,” demişti Gökhan abi.
Çünkü beni eşi ilan etmişti. Ben çakma vitaydım. Çakma da olsa vita ona abi demezdi. Biri duyarsa deltanın sözüne güven sarsılırdı. Bu yüzden onu onaylayıp çıkmış ve yan eve gitmiştim.
Aceleyle saçımı bir topuz yapıp üstüme şık bir tulum geçirerek yan eve gitmiştim. Önündeki korumalar bana kapıyı açmıştı ve içeriye girip salona geçmiştim.
Emir ve annesi kahvaltı yapıyordu. Beni gördükleri an kafalarını bana çevirmişlerdi ama ben Emir’e asla bakmıyordum. Annesi beni masaya çağırdığı dakikalarda, merdivenlerden hızlıca delta inmişti.
“Hadi gidelim,” demişti delta.
Annesi bizi durdurup yanımıza gelirken, “Balın, bir ara seninle kız kıza konuşalım, olur mu güzel kızım?” demişti ve ben tam onaylayacakken:
“Bilemiyorum anne, eşimi bu ara sana bırakmayabilirim,” demişti delta, annesiyle uğraşmak isteyerek.
Bakışlar bana döndüğünde bir şey söylemem gerektiğini anlamış, “Gökhan ne diyorsa o,” demiştim, sanki tüm sorumluluğu eşine bırakan biriymişim gibi.
Gözüm, bakmamaya çalıştığım Emir’e takılmıştı. Elindeki çatalı saplamak ister gibi abisine bakıyordu.
Bana baktığı anda tek kaşını kaldırarak, “Gökhan?” demişti, abisini neden öyle söylediğimin hesabını sorarken.
Ona yalandan gülümsediğim sırada, sırf canı yansın diye, “Gidelim mi artık, deltam?” demiştim.
Boynundaki Adem elması duyduğu “deltam” kelimesiyle oynarken, yüz hatları az sonra abisine saldırmak ister gibi gerilmişti. Dişlerini sıktığını anlayabiliyordum.
Sinirlenebilirdi ve hatta umarım üzülürdü.
Sabah, kaç gündür kızgınlığımda peşimden ayrılmamış gibi, tek laf etmeden yanımdan kalkıp gitmişti. Beni üzdüğü, yok saydığı yeterdi artık.
Gökhan’la aramızda beş yaş vardı. Ben ve Emir on dokuz yaşındayken, Gökhan yirmi dört yaşındaydı. Ona kendimi bildim bileli Gökhan abi diyordum ama içimdeki sinirin büyüklüğü abi kelimesini unuttururdu bana. Karşımdaki bu alfanın canı yanmalı, benimkini yaktığı kadar delirtmeliydi bu acı onu.
Ardından evden çıkmış ve önce kahvaltıya, sonra da büyük bir binaya gelmiştik. Devlete ait olduğunu çok açık bir şekilde belli eden amblemler bulunan bu binada, on üçüncü kata çıkmış ve büyük bir salona girmiştik.
Salonun ortasında ülkelerin bulunduğu haritalar yeri kaplarken, salonun dört bir yanında yüksek duvarları kaplayan dolaplar ve içerisinde de kitaplar bulunuyordu. Çevrede birçok masa vardı, üzerlerinde ise çeşitli otlar ve bitkiler bulunuyordu. Kenardaki koltuklarda ise yaşlı ve uzun sakallı iki adam duruyordu.
Adamlar bizi kapıdan girerken gördüklerinde ayağa kalkarak yanımıza gelirken, “Hoş geldiniz, Yüce Delta,” demişlerdi.
Benim için uzun süredir Gökhan abi olan kişiye taktıkları bu unvan bir anlık komiğime gittiği için gülecekken kendimi tutmuştum.
Benim için yakın arkadaşımın abisi ve çocukluk arkadaşlarımdan biri olsa da, kurt türlerinin en güçlüsü ve gelecekte ülkeyi yönetecek kişinin Gökhan olduğunu unutmamalıydım. Çevremizde tüm adamları, korumaları olsa bile, bazen onun bize olan samimi tavrı yüzünden delta olduğunu bize unutturuyordu.
“Hoş bulduk. Balın, karşındaki kişiler ülkemizin en başında, yönetimin yanında yer alan Baş Büyücü’müz ve Kahin’imiz,” demişti Gökhan.
Ve gözlerini tulumumun altında yer alan çiçek izime değdirerek, “Bize yardımcı olacaklar,” demişti.
İçime dolan umutla bir anda dökülerek, “Ben daha önce başka bir büyücüye gittiğimde, bana bağımın mühürlendiği söylenmişti. Mührü kırabilirler mi?” demiştim.
Delta bakışlarını hüzünle bana değdirirken, “Bu mühür sadece sana mı vuruldu bilmiyoruz, Balın. Sanıyorum ki asıl hedef de, tek kurban da siz değilsiniz,” demişti.
O an duyduklarımı hazmetmeye çalışırken, bunun Emir ve bana değil de Delta ve vitaya vurulmuş bir mühür olduğunu anlamıştım.
Vitayla daha önceki bölümlerde karşılaşmıştık, dostlar. Bakalım vita nerede, ne yapıyor... Kitabın ikinci çiftiyle yakında tanışıyoruz.
Bölüm etkileşimi
