13. bölüm / 37
Mührüm ( omegaverse )Mührüm 12
Bölümler 37Şu an: Mührüm 12
- 1 Mührüm 1383 kelime
- 2 Mührüm 2900 kelime
- 3 Mührüm 31.054 kelime
- 4 Mührüm 4774 kelime
- 5 Mührüm 5681 kelime
- 6 Mührüm 61.100 kelime
- 7 Mührüm 71.211 kelime
- 8 Mührüm 81.088 kelime
- 9 Mührüm 91.495 kelime
- 10 Mührüm 10773 kelime
- 11 Mührüm 11912 kelime
- 12 Mührüm 12771 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 Mührüm 13763 kelime
- 14 Mührüm 14903 kelime
- 15 Mührüm 151.131 kelime
- 16 Mührüm 16549 kelime
- 17 Mührüm 17884 kelime
- 18 Mührüm 18693 kelime
- 19 Mührüm 19814 kelime
- 20 Mührüm 201.257 kelime
- 21 Mührüm 211.035 kelime
- 22 Mührüm 22809 kelime
- 23 Mührüm 23577 kelime
- 24 Mührüm 24648 kelime
- 25 Mührüm 25788 kelime
- 26 Mührüm 26665 kelime
- 27 Mührüm 27580 kelime
- 28 Mührüm 28836 kelime
- 29 Mührüm 29610 kelime
- 30 Mührüm 301.389 kelime
- 31 Mührüm 31646 kelime
- 32 Mührüm 32706 kelime
- 33 Mührüm 33630 kelime
- 34 Mührüm 34630 kelime
- 35 Mührüm 35772 kelime
- 36 Mührüm 36756 kelime
- 37 Mührüm 37795 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yazardan : Bayadır yoktum tabi yoklukta baya yazdım yazım hatalarını düzenleyip atcam şimdi sizi bölümle baş başa bırakıyorum seviliyorsun 😘😘😘❤️🐥
Kendimi odama kilitlemiştim. Annemler geldiğinde kızgınlığa girdiğimi söylemiş ve çok ağrım olduğunu söyleyerek beni rahat bırakmalarını istemiştim. Ağrım da kızgınlığım da yoktu.
Gerginlikle yatağımda bağdaş kurmuş, elimdeki telefona bakarken tırnaklarımı kemiriyordum. Az önce büyücüyü aramıştım ama açmamıştı. Ben de sıkıntıyla oturup ne yapacağımı düşünüyordum. Hâlâ kendi kokumu alamamıştım. Çikolata gibi olduğunu biliyordum sadece. Çikolata severdim. Eşim de kahve koktuğuna göre kahve-çikolata ikilisi olarak güzel bir eşleşmeydik. Tabii tek sorun, eşimin portakal çiçeği kokulu biriyle sevgili olmasıydı.
Kitap okumaya çalışıyor, dikkatim dağıldığı için sürekli aynı paragrafı başa alıyordum. Düşünüyordum. Bir süre okuldan izin almışlardı ve gitmeyecektim. Kızgınlığa giren birinin kalabalık ortamlarda bulunması yasaktı. Daha doğrusu yazılı bir yönerge yoktu ama kimse çıkmıyordu, çıkmak da istemiyordu. Çünkü kızgınlıkta kurdun feromonu, cinsel çağrı uyandıracak şekilde etrafa yayılır, kurdu eşleşebileceği herhangi bir kurda karşı kur yapardı.
Ben şimdi bu tür bir feromon salgılıyorsam niye kızgınlığa girmiyordum? Ya başka bir zamanda feromon salgılamadan kızgınlığa girersem, bu mümkün müydü?
Saçmalıyordum.
Artık akşam olmaya yaklaştığı için odamdaki balkona çıkmış ama kimseye görünmemek için yere oturmuştum.
"Kızgınlıktaki bir omeganın dışarıya feromonunu yayması doğru mu?" demişti bir ses.
Bu sesin kim olduğunu çıkaramadığım için kafamı kaldırmıştım ki balkonumun alt tarafında durup sigara içen Gökhan abiyle göz göze gelmiştim.
Şaşkınlıkla büyüttüğüm gözlerimle, "Gökhan abi?" demiştim.
O da sigarayı tutan elini hafif kaldırıp selam verir gibi hareket ettirirken beni izlemeye devam etmişti.
"Naber, bal kız?" demişti sigarayı içerken.
Afalladığım için cevap verememiştim ilk. Ne zaman gelmişti ve niye haber vermemişti? Benim haberim yok desem, annemlerin haberi olurdu gelmelerinden. Üstelik çevrede onu koruyan adamları da göremiyordum.
"Ben iyiyim de... Ne zaman geldin, niye haber vermedin?" demiştim.
Etraftan geçen iki gencin sesini duymuştum kendi sesimle beraber.
"Şşş, çıtır omega. Gelelim mi yanına?" demişti biri ve diğeri de gülmüştü.
Gerilip balkonda sırtımı dikleştirdim. Ben bir şey diyemeden Gökhan abi sigarayı çoktan atıp, "Uzaklaşın buradan." demişti.
Laf atan çocuk bu sefer ona dönmüş, "Sen kimsin lan, ne karışıyorsun? Omegaya soruyoruz, kızgınlığında yalnız olmak istemez belki." demiş ve baştaki gevşek sırıtışıyla bana bakmıştı.
Arkadaşında da aynı pis sırıtış vardı ve ben daha "İstemiyorum." diyemeden Gökhan abinin salgıladığı delta feromonlarını hissetmiştim.
"Tekrar uyarmayacağım." demiş Gökhan abi, iki adama yönelik olarak.
Deltanın feromonları yoğundu ve yakıyordu. Çok ağır bir kokusu olması dışında, zarar vermek istediği herkese ölümü tattırırdı. Adamlar da tehlikeli birine bulaştıklarını düşündüğü için nefesleri kesik bir şekilde adeta oradan koşarak uzaklaşmışlardı.
Gökhan abi bana tekrar dönerken gözü bir yere takılmıştı. Kısa kollu elbisemden görünen çiçek izime. Hızlı bir şekilde bana bakmış ve kaşları çatık bir şekilde tam bir şey söyleyecekken içeri kaçmaya hazırlanmıştım.
"Ben üşüdüm de, içeri geçeyim. Sonra görüşürüz..."
Lafımı bitiremeden Gökhan abi zaten yerden çok da yüksekte olmayan balkonumdaki çıkıntıya tutunup kendisini yukarı çekmiş ve ben ne olduğunu anlayamadan hızlıca balkonuma ve akabinde odama geçmişti.
Ne olduğunu anlayamamıştım. Bu yüzden ağzım açık ona bakarken, "İçeri gel, Balın. Balkonu kapat artık, üşüdün." demişti, son kelimeyi az önce ona söylediğim bahanelere atıfta bulunur bir edayla söylerken.
"Abi, sen... Sen az önce balkonuma mı tırmandın?" demiştim birkaç adımla odama geçerken.
Arkamdan kapıyı da biri görmesin diye hızlıca kapatmış ve perdeyi çekmiştim.
"Yaptık öyle bir şeyler." demiş ve üstüme yürümüştü.
Ben irkilip geri çekilirken o bir anda sol bileğimi tutmuş ve kimsenin odama girmeyeceğini bildiğim için çıkardığım bandajdan dolayı açık kalan çiçeklerime bakmıştı.
"Ruh eşini bulmuşsun." demişti.
Gözleri, rengi solmaya başlamış çiçeklerimde gezerken, "Nerede o? Niye kızgınlığında yanında değil?" diye devam etmişti.
"Abi..." demiştim.
Devamı yoktu. Aklıma yalan gelmiyordu. Gerçekleri söyleyemezdim.
Gözleri yüzümdeki ifadede gezinmiş, "Balın, kim o?" demişti.
Kokumu alıyordu anlaşılan ve emindim ki feromonlarımda endişe ve acı vardı. Nasıl diyebilirdim ki, senin kardeşin benim ruh eşim diye?
Diyemezdim.
"Dövme yaptırdım ben, kimse değil zat-"
Devam edememiştim çünkü deltanın orada olduğunu haber veren gözlerindeki harelerle, "Doğruyu söyleyeceksin." demişti.
"Emir. Ruh eşim." demiştim.
Söylememe şansım yoktu, deltaya karşı gelemezdim.
Gökhan abinin suratında anlamaz bir ifade olmuştu.
"İmkânsız. Kaç kez bir araya geldiniz siz, onun kurdu uyanalı yıllar oluyor. Ne saçmalıyorsun şu an?" demişti.
Gözlerim doluyordu, bana inanmıyordu.
Ve inanmayacaktı.
Yıllar önce o kıza inanmadığı gibi, bana da inanmayacaktı.
"Saçmalıyorum, delta, evet. Çünkü ruh eşim öldü." demiştim, gözlerimin dolmasını görmesin diye başka yere bakarak.
Acı çekiyordum. Yalnız hissediyor ve bulunduğum durumun çözümü önüme çıkmadığı için yönsüz bir şekilde yerimde sayıyordum.
"Yalan söylüyorsun." demişti inanmayarak.
"Ne duymak istiyorsun Allah aşkına? Öldü işte." demiştim, kısık sesle bağırır gibi.
Ne dersem inanmayacaksa, niye soruyordu ki?
"Gerçekleri duymak istiyorum ve duyacağım da." demişti, kolumu bırakıp odamdaki koltuğa otururken.
Bacağını bacağının üstüne atmış, tek kaşını kaldırarak konuşmuştu.
"Açıkla bakalım, bal kız. Ruh eşin nerede? Ama daha önce şunu söyle bana. Ben senin kurdunu niye hissedemiyorum?"
Bölüm etkileşimi
