Bölümler 37Şu an: Mührüm 24
- 1 Mührüm 1383 kelime
- 2 Mührüm 2900 kelime
- 3 Mührüm 31.054 kelime
- 4 Mührüm 4774 kelime
- 5 Mührüm 5681 kelime
- 6 Mührüm 61.100 kelime
- 7 Mührüm 71.211 kelime
- 8 Mührüm 81.088 kelime
- 9 Mührüm 91.495 kelime
- 10 Mührüm 10773 kelime
- 11 Mührüm 11912 kelime
- 12 Mührüm 12771 kelime
- 13 Mührüm 13763 kelime
- 14 Mührüm 14903 kelime
- 15 Mührüm 151.131 kelime
- 16 Mührüm 16549 kelime
- 17 Mührüm 17884 kelime
- 18 Mührüm 18693 kelime
- 19 Mührüm 19814 kelime
- 20 Mührüm 201.257 kelime
- 21 Mührüm 211.035 kelime
- 22 Mührüm 22809 kelime
- 23 Mührüm 23577 kelime
- 24 Mührüm 24648 kelime · Okuduğun bölüm
- 25 Mührüm 25788 kelime
- 26 Mührüm 26665 kelime
- 27 Mührüm 27580 kelime
- 28 Mührüm 28836 kelime
- 29 Mührüm 29610 kelime
- 30 Mührüm 301.389 kelime
- 31 Mührüm 31646 kelime
- 32 Mührüm 32706 kelime
- 33 Mührüm 33630 kelime
- 34 Mührüm 34630 kelime
- 35 Mührüm 35772 kelime
- 36 Mührüm 36756 kelime
- 37 Mührüm 37795 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Aşkım!” demişti Balın, elindeki çileklerle dolu iki tabakla salona girerken. Karnının şişliğinden dolayı paytak paytak yürüyor, saçındaki pembe kurdeleli iki toka ve üstündeki hamile tulumuyla oldukça şirin bir hamile olduğu görülüyordu.
Bu sırada salonda Emir’i gören Balın kocaman gülümsemiş ve adımlarını onun olduğu koltuğun yanına getirip önce tabaklardan birini ona vermiş, sonra da onun yardımıyla koltuğa oturmuştu. Kendi tabağını masaya bırakmak istemiş, sonra oraya yetişemeyeceğini düşünen Balın, tabağı şişmiş karnının üstüne koyarak çileklerden birini alıp yemeye başlamıştı.
“Çok güzelsiniz...” demişti Emir, Balın’ın hâline bakarken. Bu kızı nasıl yıllarca arkadaşı olarak görebilmişti, aklı almıyordu. O kadar güzeldi, her şeyiyle o kadar Emir’e göreydi ki... Emir sadece onu güzel bir manzara resmiymiş gibi izlemek istiyordu.
Ama izlediği kız bir anda yediği çilekten ilgisini kaydırıp elinin birini karnına koymuş ve gülümseyerek, “Tekme atıyor. Bayılıyor ekşi şeyler yememe.” demişti.
Sonra yanında onu gülümseyerek izleyen Emir’e dönüp elini kaldırmış, karnında az önce dokunduğu noktaya dokunarak, “Hissediyor musun tekmelerini? Doğunca uyutmayacak beni.” demişti.
Emir tam cevap verecekti ki Balın’ın oturduğu koltuğun arkasından biri uzanmış ve Balın’ın boynunu öpmüştü.
“Uyumayız o hâlde, güzelim. Hem büyüdüğünde yalnız oynamamalı. Sen biraz kendine geldiğin an, bebeğimizin kardeşi için çalışmalara başlamalıyız, Balın’ım.” dediğini duyduğunda Emir delirecek gibi hissederek kafasını olumsuz anlamda sallamış ve gördüğü manzarayı kabul etmek istemeyerek nefes almaya çalışmıştı.
Karşısındaki abisi ve çocukluk arkadaşının sevgi dolu görüntüsü içini yakarken, “Hayır, hayır, hayır...” diye mırıldanabiliyordu sadece. Kalkıp ne deltaya saldırabiliyor ne de o bebeğin babasının onun olmadığı gerçeğiyle yüzleşebiliyordu. Hiçbir şey yapamıyordu.
Gördüğü kabustan sesli bir şekilde boğulur gibi gözlerini açtığında doğrulmaya çalışmış ve bulunduğu araba koltuğunda etrafa bakarak nerede olduğunu kavramaya çalışmıştı. Elini terlemiş saçlarına attığı esnada onları dağıtmış, “Balın, hayır, hayır...” diye sayıklamaya devam etmiş ve en sonunda camı açmak için olan düğmeyi bulduğunda dışarıda kararmış havaya bakarak nefes almaya çalışmıştı.
Rüya görmüştü. Hayır, kabustu bu gördüğü.
Uyandığı için içinden şükrediyor ve gerçek olmadığı için içindeki kurdun sevinç içinde hırladığını duyuyordu. Kurdu da korkmuştu.
Ama biraz kendine gelip nefesleri düzeldiğinde, rüyası gerçek olmasa dahi gerçeğin kıyısında olduğunu fark etmiş ve hışımla çıkıp önünde beklediği malikâne tipi eve doğru adımlamıştı.
Balın’ı o evde, abisiyle birlikte bırakmayacaktı.
Tam korumaların olduğu yere yaklaştığı sırada arkasından biri, “Emir!” diye seslenerek yanına gelmişti.
Sedat’tı bu.
“Emir, gel abi, gidelim buradan.” demişti Sedat, hızla Emir’in yanına gelip kolunu tutarken. Onu arıyordu saatlerdir. Yanlarından ayrıldığından bu yana hâlini düzgün görmüyor ve bir delilik yapmasından korkuyordu arkadaşının.
“Sedat, bırak! Balın’ı alacağım buradan. Kalamaz burada!” demiş ve ilerlemişti ki Sedat onu zor bela çeke çeke sokağın başka bir noktasına getirmişti.
“Ulan, bırak. Balın içeride, abimle birlikte olmaz, olamaz!” demişti Emir çıldırır gibi.
“Emir, kendine gel lan. Eşiz dedi Gökhan abi. Yakında işaretlerler oğlum birbirlerini. Ne yapıyorsun sen lan!” demişti zor bela tutmaya çalıştığı arkadaşına şaşırırken.
“Yok. Yok, hayır, yok! Olmaz, Sedat...” demişti Emir, dudaklarını dişleyip gözleri dolu dolu uzaktan eve bakarken. İçi yanıyor, aklını kaybedecek gibi hissediyordu.
Sedat, çocukluk arkadaşının alnına alnını yaslayıp, “Emir, yapma. Abinle aranı bozacaksın. Ulan, abini geç, deltayla aranı bozacaksın! Vitaya gözünü dikmek ne demek oğlum?” dediğinde Emir onu itip çıldırarak, “Vita değil, Balın!” diye bağırmıştı.
Evin oradaki korumalar Emir’in bağırtısını duyarak deltaya haber verdikleri sırada, “Vita değil, Balın. Omega o. Abimin eşi olamaz, olmamalı. Sadece, sadece...” demiş ve susmuştu.
“Değilse değil, oğlum. Vita değilse değil, lan. Abin ‘eşim’ dedi ona, herkesin içinde elinden tuttu. Herkes Balın’ı vita olmamasına rağmen deltanın eşi olarak kabul etti. Sen de et. Yapma artık, kendine gel!” demişti Sedat korka korka.
Emir’e ne olduğunu anlamıyordu. Ama bilmek de istemiyordu o an. Arkadaşının Balın’a düşkünlüğünü çocukluktan bu yana biliyordu ancak bu artık arkadaşını kıskanma falan değildi. Emir, basbayağı Balın ona aitmiş gibi, onun eşiymiş gibi davranıyor ve ona bakan, dokunan, yaklaşan herkese kurt içgüdüsüyle parçalamak ister gibi davranıyordu.
Şu anda dahi gözlerinin ardındaki saldırmak isteyen baskın alfayı görebiliyordu Sedat.
Emir’in ya kendine gelmesi lazımdı ya da kendiyle yüzleşmesi lazımdı. Tek başına yapamadığına göre, yüzleştirme görevi Sedat’a kalmıştı.
Yoksa Emir’in alfasıyla Gökhan’ın deltası karşı karşıya gelirse, kan çıkardı.
Bölüm etkileşimi
