31. bölüm / 37
Mührüm ( omegaverse )Mührüm 30
Bölümler 37Şu an: Mührüm 30
- 1 Mührüm 1383 kelime
- 2 Mührüm 2900 kelime
- 3 Mührüm 31.054 kelime
- 4 Mührüm 4774 kelime
- 5 Mührüm 5681 kelime
- 6 Mührüm 61.100 kelime
- 7 Mührüm 71.211 kelime
- 8 Mührüm 81.088 kelime
- 9 Mührüm 91.495 kelime
- 10 Mührüm 10773 kelime
- 11 Mührüm 11912 kelime
- 12 Mührüm 12771 kelime
- 13 Mührüm 13763 kelime
- 14 Mührüm 14903 kelime
- 15 Mührüm 151.131 kelime
- 16 Mührüm 16549 kelime
- 17 Mührüm 17884 kelime
- 18 Mührüm 18693 kelime
- 19 Mührüm 19814 kelime
- 20 Mührüm 201.257 kelime
- 21 Mührüm 211.035 kelime
- 22 Mührüm 22809 kelime
- 23 Mührüm 23577 kelime
- 24 Mührüm 24648 kelime
- 25 Mührüm 25788 kelime
- 26 Mührüm 26665 kelime
- 27 Mührüm 27580 kelime
- 28 Mührüm 28836 kelime
- 29 Mührüm 29610 kelime
- 30 Mührüm 301.389 kelime · Okuduğun bölüm
- 31 Mührüm 31646 kelime
- 32 Mührüm 32706 kelime
- 33 Mührüm 33630 kelime
- 34 Mührüm 34630 kelime
- 35 Mührüm 35772 kelime
- 36 Mührüm 36756 kelime
- 37 Mührüm 37795 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Tuttuğu bileğimi kendimden beklenmeyecek derecede bir güçle silkelemiş ve onun elinden kurtarmıştım. Emir, yataktan dirseklerinin üstünde yavaşça doğrulurken şok olmuş bir hâlde bileğine ve bileğindeki çiçeklere bakıyordu.
Ne yapacağımı bilemiyordum. Bu yüzden ne yapacağımı sormak için o an oradan kaçmam gerektiğini düşünmüştüm. Aceleyle odadan çıkıp aşağı kata inmiş ve salona geçmişken, Emir’i bıraktığım odadan ondan hiç duymadığım bir haykırışla, “Balın!” diye bağırışını duymuş ve olduğum yerde, o bağırıştan korkarak titreyerek durmuştum. Sonra hemen yeniden harekete geçmiş ve Gökhan’a bakmıştım.
Yoktu.
Kapının önüne çıktığımda iki korumanın beklediğini görüp yanlarına gitmiş ve onlardan deltanın evine döndüğünü öğrenmiştim. Arkamdan Emir’in yeri döven ayak sesleriyle koşturmalarını duyduğum için korumalara beni deltaya götürmelerini söylemiş ve aceleyle arabaya binmiştim.
Biz uzaklaşırken Emir yalın ayak evden dışarı fırlamış ve benim uzaklaştığım arabaya dehşetle bakmıştı.
Emir’den, eşimden resmen kaçmıştım.
Kaçmamın çok fazla sebebi vardı. Emir beni sevmiyordu. Ama bu aralar olan tavırları kafamı karıştırıyordu. Kurdunun onu yönlendirdiğini düşünüyordum. Abisinin eşiyken az önce öpüşmüştük. Bu, benim o anın atmosferiyle fark edemediğim bir olaydı ancak Emir beni abisinin eşi olarak sandığı sırada öpmüştü. Abisine saldırdıktan hemen sonra öpmüştü.
Gökhan’la aramızda bir şey olduğunu sanarken öpmüştü beni.
Ne acıydı ki kafam bu kadar karışıkken bile itmemiştim eşimi. Aslında itememiştim. İlk öpücüğüm ruh eşime ait olduğu için mutlu olmamı engelleyemiyordum. Ve içten içe mutlu olsam da bunu deltaya söylediğimde bana ne derdi bilemiyordum. Biz Emir’e nasıl bir açıklama yapacaktık, bilmiyordum.
Kafam sorularla doluydu.
Mesela en önemlisi... Biz mühürü kırmış mıydık? Artık beni gerçekten de hissediyor muydu?
İçimdeki bir taraf, “Sonunda o da beni hissedecek, artık yalnız değilim!” diye mutluluktan çığlık çığlığa bağırırken diğer taraf, “Bu kadar kolay olamaz, belki de gidip başka birini öpmeliyim, bu sayede bana aylardır yaptığı eziyeti o da tadar!” diye kötücül düşünceler fısıldıyordu.
Kötü düşüncelerimin fısıltıları, mutluluğumun çığlıklarını bastırıyordu.
Sonunda yol bitip deltanın evine geldiğimiz anda arabadan inmiş ve koşturarak eve girmiştim. Delta, salondaki koltukta ellerini başının arasına almış, sakinleşmeye çalışıyor gibiydi.
Adım seslerimi duyup kafasını kaldırdığında öfkeli bakışları harlanırken ayağa kalkarak, “Sen!” diye bağırmıştı bana.
“Sen, az önce beni yok sayarak beni ailemin gözünde ne hâle düşürdüğünün farkında mısın?”
“Ben...” deyip durduğumda, “Sen, az önce diğerlerinin eşi olarak bildiği benim değil de Emir’in yanına giderek çok büyük bir hata yaptın, Balın!” diye bağırmıştı üstüme doğru sinirli adımlar atarken.
Ben de sinirlenmeye başlamıştım.
“Seni eşim olarak biliyorlar ama ikimiz de biliyoruz ki benim eşim Emir! Elbette onu merak edeceğim, onun yanına gideceğim! Üstelik ne hâldeydi sen onu bıraktığında, nasıl onu o hâlde bırakıp seninle geleyim?” demiştim ben de burnumu dikleştirerek.
“O domuza hiçbir şey olmaz, Balın. Şerefsiz herif, çocukluktan bu yana kıskandı beni. Sırf hazmedemediği için yapıyor bunları!” demişti Gökhan, etrafa bakıp sıkıntılı bir sesle konuşarak.
“Ne?” demiştim anlamayarak.
“Ben delta olduğum için, Emir baskın alfa olmasına rağmen tüm ilgi bana verilmek zorundaydı çocukluktan bu yana. Kurdum sizinki gibi sonradan, kızgınlıktan itibaren değil; doğduğumdan itibaren ortaya çıkmış, vahşi bir kurttu. Çocukluktan beri ayrı bir eğitim gördüm ve ilgi bende olduğu için Emir hep kıskandı beni. Elimin değdiği her şeyi kıskandı. Büyüdük, birbirimize düşkün hâle geldik sanıyordum ama şimdi de eşimsin diye hazmedemiyor. Kaç yıldır arkadaşısın, bir kez başka türlü gördü mü seni? Ben elini tutunca kıymete bindin nedense!” deyip yüzüme bakmıştı.
Yutkunmuştum.
Ama cevap vermemiştim.
Başımdan aşağı kaynar sular döküldüğünü hissederken deltanın acımasız sözlerini duymaya devam etmiştim.
“Emir seni görmedi. Ben sana eşim deyinceye kadar kıymetin var mıydı başka türlü? Arkadaşıydın, tıpkı grubunuzdaki diğerleri gibi. Seni seviyor sanmıyorsun değil mi? Mesele benim, Balın. Mesele sen değilsin.” demişti kafasını sallayıp bana gerçek olarak bildiği şeyleri anlatırken.
Gözlerim dolu dolu ona bakmıştım.
Şimdi söyleyeceklerimi kafamda toparlayabilmek için birkaç saniye durup düşünmem gerekmişti. Ağlamadan söylemek istiyordum diyeceklerimi ve bu şu anda en zor şeydi.
“Hiç kimse, hatta düşmanın bile... Hiç kimse, ruh eşinin onu sevmediğini bu şekilde duymayı hak etmez, Gökhan. Umarım aynı cümleleri bir gün sen de duymazsın.” demiştim, daha fazla durmasına engel olamadığım gözyaşlarım akmaya başlarken.
Gökhan, o anda sinir harbiyle söylediği cümlelerin ağırlığını fark etmişti.
Gerçekti ya da değildi, bilmiyordum.
Tek bildiğim ağır olduğuydu.
Ben bu cümleleri kaldıramamış, elimdeki umut kırıntılarımla altında kalmıştım. Gökhan, dediklerinin ağırlığını fark edip önce dilini ısırmış, sonra bana bir adım yaklaşmıştı. Yumuşattığı ses tonuyla, “Bal kız, bak. Ben o anlamda-” demişti ki sesini kesmek isteyerek, “Emir’in çiçekleri çıktı.” demiştim düz bir sesle.
Gözyaşlarım akmaya devam ederken kurduğum cümlenin artık içimde hiçbir anlamı yoktu. O çiçeklerin bir anlamı yoktu. Ben, abisini kıskandığı için sahip olmaya çalıştığı bir ödüldüm onun gözünde.
O hâlde ruh eşi olmamızın bir anlamı da yoktu.
Hâlbuki onun sevgilileriyle defalarca yaşadığı öpüşmeyi ilk kez onunla yaşamamıştım ben. Kalbim deli gibi atmıştı. Her şeye rağmen umut beslemiş ve bir aptal gibi mutlu olmuştum.
Şimdi umut kırıntılarımla baş başa kalmış, bir enkazdan ibarettim.
Belki de bir öpücüğe çok fazla anlam yüklemiştim, bilmiyordum. Benim sevgi nedir bilmeyen ve yıllardır ona deli divane atan kalbim, sanki bu laflarla bir anda buz kesmiş gibiydi. O buzun soğukluğu beni çok üşütüyordu.
“Ne çiçekleri?” demişti az önceki cümleme şok olarak Gökhan.
Bileğimi kaldırıp, “Bunlardan bahsediyorum, Gökhan abi. Benim çiçek izlerim artık ruh eşimde de var.” demiştim zoraki gülümseyerek.
Yavaşça aramızdaki adımları kapatmış, büyüttüğü gözleriyle yaklaşıp bileğime bakmıştı.
“Nasıl? Nasıl mümkün olabilir böyle bir şey? Mühür kırıldı mı yani?” demişti inanamayarak, gözleri bileğimde gezinirken.
“Sanırım...” demiştim ben de kısık bir sesle.
“Ama nasıl? Hiçbir şey yapmadan, öylece, durup dururken mi çıktı?”
Dediğinde derin bir nefes alıp gözlerimi kaçırmış, “Hayır, Emir beni öptükten sonra çıktı.” demiştim net olmaya çalışarak.
Bakışlarını aniden bileklerimden kaldırıp yüzüme dikmiş ve bir süre sessiz kalarak durmuştu.
“O şerefsiz köpek, seni benim eşim sanırken öptü öyle mi! Irz düşmanı pezevenk!” dediği anda artık dayanamadığım için, “Yeter!” diye bağırmıştım.
“Sırf kendi eşini bulmak için sana verdiğim sırrı kullandın. Sırf senin eşin ortaya çıksın, bulunsun diye beni olmayacak bir şeyin içine sürükledin sen! Emir bana, hadi diyelim ki seni kıskandığı için yaklaşıp duruyor, sen ne yapıyorsun? Tek yaptığın beni kullanmak! Gücüm yetmiyor, engel olamıyorum hiçbirinize!” demiş ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlarken, “Siz iki kardeşin tek yaptığı beni kullanmak!” diye devam edip yere çökmüştüm.
O kadar değersiz hissediyordum ki... Ve o kadar yalnızdım ki artık ne düşünmem ne yapmam gerektiğini bile bilmiyordum.
“Balın, öyle değil...” demişti Gökhan bu şekilde patlamama şaşırırken.
O kadar dolmuş ve bunalmıştım ki kurduma, omegama, ruh eşime, çiçek izlerime, herkese ve her şeye kızıyordum içimden.
Kızgınlığımın en büyüğü Emir’e olur sanıyordum ama değildi.
Ben en çok kendime kızıyordum.
Ondan gelecek bir gram ilgiye aç hâlime, bu yüzden katlandıklarıma, mühür kırılmadan beni görmeyen kalbin mühür kırıldıktan sonra da belki beni görmeyecek olmasını kabullenemiyordum.
Ruh eşim benim için değil miydi? Neden ben hiçbir şey yapmadan beni sevmesi mümkün olmuyordu?
Neden benim için ayrılan bir ruhun bile beni sevmesi için uğraşmam gerekiyordu?
Gökhan, başımda bir şeyler söylüyordu ama onu duymuyordum bile. Beni teselli etmeye çalışan hiçbir kelimesine ihtiyacım yoktu. Artık hiçbir şey istemiyordum.
Ben içli içli ağlarken bir anda içeriye bir koruma girmiş, “Efendim, Aysima Hanım kaçmış!” demişti soluk soluğa.
O anda ikimiz de bakışlarımızı korumaya çevirdiğimizde korumanın paniği katlanmıştı. Gökhan yanımdan hızla kalkıp korumadan bilgi alırken beni de peşine kaldırmıştı.
Arka bahçeden çıktığı tahmin ediliyordu. Arkada bir koruluk bulunuyordu. Aysima gibi bu koruluğa hiç girmemiş, deltanın evini bilmeyen biri o koruluğun çıkışını bulamazdı. Gökhan bu yüzden biraz rahat olsa dahi eşini korkutmadan getirmek istediği için ağlamamı durdurmam ve onunla gelip vitayı ikna etmem için dil dökmüştü.
O kadar aptaldım ki... Gerçek bir aptalın yapacağı gibi gözyaşlarımı silmiş ve onunla beraber arka bahçeden koruluğa yürümüştüm.
Deltasının yönlendirmesiyle vitayı bulmaya çalışırken biraz ilerlemiş, ileride yalpalayarak gitmeye çalışan minik bedeni görmüştük.
“Vitam!” diye bağırmıştı o an Gökhan, etraftaki sessizliği yararak.
Aysima, duyduğu kalın sesle anlık durmuş ve sonra koşmaya başlamıştı. Biz de koşarken Aysima korktuğu için çığlık atmış, ileride bir yerden dönmüş ve birine çarparak geriye doğru sendelemişti.
Geriye doğru düşmesine izin vermeyen uzun boylu bedene aşinaydım.
Çünkü Emir gelmişti.
Biz Emir’in Aysima’yı tutmasıyla dururken Emir, anlamayarak önce kıza, sonra arkasındaki koşmaktan nefesi kesilmiş, derince soluklanan bize bakmıştı.
Aysima, Emir’in onu bırakmasına izin vermeden arkasına anlık bir bakış atmış ve Emir’in arkasına geçerek ona sığınmıştı.
“Be-beni onlara verme!” diye bağırmaya çalışmıştı ince sesiyle. Koşmaktan yorulduğu, konuşurken aldığı kesik nefeslerinden anlaşılıyordu.
Emir, önce Aysima’ya bakmış, sonra bakışlarını bize çevirmişti. Aramızda biraz mesafe vardı. Biz Gökhan’la yan yana dururken ben, Emir’in bir şeyleri kafasında oturtmaya çalışan bakışlarından çekinmiş ve deltanın arkasına geçip sığınmıştım.
Çok garip bir andaydık.
Vita, Emir’in arkasına geçip Gökhan’dan korunmaya çalışırken ben, Gökhan’ın arkasına geçip Emir’den kaçmak niyetindeydim.
Anlaşılan az sonra tüm taşlar dökülecek, büyük bir yüzleşme gerçekleşecekti.
Bölüm etkileşimi
