22. bölüm · Mührüm ( omegaverse )
Mührüm 21
ON GÜN SONRA :
Delta geçtiği yerdeki herkesi feromonlarıyla boğarak, öldürüyordu. Koku yoktu. Ses yoktu. Sadece içindeki delta kurt nereye gitmek istiyorsa, onun isteği doğrultusunda oraya gidiyordu. Merdivenlere geldiğinde kendisi üst kata bakmak istese de, ışık yanmayan alt kata gitmesi için kurdu baskı kurmuştu. Dikkatli adımlarını alt kata yönlendirmiş ve karşısına çıkan demir kapının kilidini elindeki silahla ateş ederek açmıştı. Kilit kırılıp, odanın kapısından kendiliğinden geriye doğru açıldığında, karanlık bir depo karşılamıştı onu. İçeri girmesine gerek yoktu. Ne bir kıpırtı ne de bir canlı belirtisi yoktu burada. Zaten bir insan ya da kurdun yaşayabileceği bir yer gibi durmuyordu. Geriye dönüp, merdivenlerden çıkmak istediğinde cılız bir feromon kokusu gelmişti burnuna. Bir gül kokusuydu. Ve hayatında duyduğu en güzel kokuya sahipti. Koku o kadar azdı ki, delta kadar gelişmiş duyulara sahip biri olmasa, başka birinin o kokuyu alabilmesi mümkün olmazdı. O an, yıllar boyu aldığı tüm eğitimler boşa gitmiş gibi hissediyordu Gökhan. Çünkü kurdu dönüşmesi için pençelerini içine geçirirken, dönüşmemek için kendini zor tutuyordu. Kendini sıkarak, karanlık odaya adım attığında, yan duvarda priz ya da o tarz bir düğme aramış ve bulmuştu. Etraf aydınlanırken, odada eski bir dolap ve bir yatak dışında hiçbir şey bulunmuyordu. İlk bakışta, odada bu ikisi dışında hiçbir şeyin olmadığı gözleniyordu. Ama bir şey vardı. Çok kesik bir soluğu duyuyordu, delta. İlerleyip, yatağın duvarla arasında kalan kısmına baktığında, yere çökmüş bir beden, başını yan bir şekilde bazaya dayamış yeri izliyordu. Karşısındaki kızı tanımıyordu ama sanki yüzyıllardır tanışıyor gibi hissediyordu. Öyle büyük bir özlemle bakmaya başlamıştı ki karşısındaki bedene, soluğu ciğerlerine az geliyordu. Bir cılız gül kokusu, tüm akciğerlerindeki havayı istila etmiş gibi hissediyordu. Bu kızı tanımıyordu. Hayır, bu kızı kendisi tanımıyor ama kurdu kim olduğunu çok iyi biliyordu. İçindeki delta dönüşmek için son raddede baskı kurarken bir anda durmuştu. Karşısında bu yeri izleyen zayıf bedenin vitası olduğuna emindi. Ancak vitanın kurdunu hissedemiyordu. Ona sesleniyor, onunla konuşmak istiyor, varlığını belli etmesi için onu içten içe dürtüyordu ama hayır, vitaya dair hiçbir belirti yoktu. Ölmüş olamazdı. Kurt ve beden ikilisi ayrılmaz, eğer kurt ölürse insan bedeni, insan bedeni ölürse kurt bedeni hayatta kalamazdı. Ama bu şekilde bir hissizlik, ölüm olmasa da, yakın bir noktada olduğunu kanıtlar nitelikteydi. Delta boğuk ve kalın sesiyle kıza, "Vita." Demişti. Ona baksın istiyordu. Vitasını, diğer yarısını, eşini görmek istiyordu. Bu yüzden tekrarladı. "Vitam.." Kız kafasını hafifçe kaldırıp, karşısındaki büyük kaslı bedene diktiğinde, bu kişiyi tanımadığını fark etmişti. Delta ise içindeki kurdunun uluduğunu hissetmiş ve bedenin yanına çökerken, gözlerinin dolmasına engel olamamıştı. Bu kız onun vitasıydı. Artık emindi. Kız deltaya kahverengi iri gözleriyle biraz baksa da, açık kahve saçlarını yasladığı yataktan çekerken, "Ulaş nerede?" Demişti. Deltayı tanımamıştı. Delta bunu umursayacak durumda değildi. Ama kızın ona dönmesiyle yıllar önce ona gösterdiği çiçek izinin olduğu boynunu gördüğünde, aceleyle yukarıdan aldığı anahtarla yaklaşmış ve kızı bir hayvan gibi gösteren tasmayı çözmüştü. Ulaş demir prangayı çözdüğü anda servest kalan boyundaki gül şekline dokunmuştu. Gül şekline artık benzemiyordu kızın çiçek izi. Üstünde sayısız çizik ve yara vardı. Sadece bozulmuş bir dövme gibi boynunu kaplıyordu kızın. Gökhan parmaklarını gezdirdiği izde, yıllar boyu oluşmuş yaralara bakarken gözünden yaşların akmasını engelleyemiyordu. Çok geç kalmıştı eşini bulmak için. Ne yazık ki, gördükleri yüzünden içine pençelerini saplayan kurdun da ağladığını ve inatla kızın içindeki vitaya seslenmeye çalıştığını biliyordu. Gökhan da, içindeki delta kurdu da, eşinin durumuna içleri yanarak ağlıyorlardı. Kız, onu çözen bedenden gözlerini ayırmıyordu. Onu çözen bu büyük yapılı, kaslı bedenin gözlerinden yaş akarken, tek bir ses çıkarmıyordu. Ama o an karşısındaki beden umurunda olmamıştı. Tekrar, "Ulaş nerede? Ne zaman gelecek?" Diye sorduğunda, Gökhan titrememesi için uğraştığı sesiyle, "Bir daha asla gelmeyecek yanına. Seni gördüğü, sana baktığı, sana dokunduğu her bir uzvunu parçalayacağım onun." Demişti içindeki kinle. Aysima'nın duyduklarıyla tüm vücudu titremişti. Olmazdı ki. Eğer.. Eğer, Ulaş giderse, ona kim getirecekti ilaçlarını? Şimdiden iki gün olmuştu bile. İki gündür kaldığı odaya hiç kimse gelmemişti. Açtı, susuzdu ama düşündüğü tek şey, gelmeyen ilaçlarıydı. Olmazdı, Ulaş'a zarar gelirse geçirdiği krizlere dayanamaz, yaşayamazdı. "Olmaz.." Demişti boynuna hüzünle bakan gözlere. Tüm vücudu titrerken güçsüz avuçlarıyla karşısındaki yapılı adamı ettirmeye çalışmış, "Çekil! Ulaş'a gideceğim ben. Nerede o? Ne yaptınız ona?" Diye bağırmıştı. Düşündüğü kişi Ulaş değildi oysa. Ona getirdiği uyuşturucu maddelerdi. Ulaş tüm getirdiği maddelerle kızın aklını karıştırmış ve gerçek olmayan şeylerle bulandırmıştı. Aysima karşısındaki Gökhan'ın elinden bir hışımla kurtulurken, "Ne yaptın sen eşime!" Diye bağırmıştı Gökhan'a. Gökhan, vitasının başkasına 'eşim' demesiyle kanın beynine sıçradığını hissetmiş ve onun ayağa kalkmış bedenine bakarak, kendi bedenini de doğrultmuştu. Şimdi uzun boyuyla kıza bakarken, kız gözünde oldukça küçük görünüyordu. Vita ölümüne ramak kalmış biri gibiydi. "Eşin benim, güzelim. Deltan-" Sakince durumu açıklayacağı sırada, Aysima yalpalayarak odanın çıkışına gitmek için ilerlemişti. Ama tam kapıdan çıkacakken durmuş ve suçlu bir şekilde beklemişti. Gökhan onun hareketlerini sakince izliyor ve müdahale etmemeye çalışıyordu. Keza eşi, sağlıklı bir bedende ya da akıl sağlığında değildi. "Niye durdun?" Demişti Gökhan, az önce cevap alamamasına rağmen tekrar Aysima'yla konuşmaya çalışırken. "Çıkamam ki.. Yasak." Demişti Aysima açık kapıya bakarken.Gökhan gerilen yüz hatlarıyla, nefesleri sıklaşırken, "Çıkabilirsin, güzelim. Yasak yok." Demişti. Aysima kafasını olumsuz anlamda sallarken, eğitilmiş gibi açık kapının girişine bakıyor ama çıkmaya yeltenmiyordu. "Yapamam. Ulaş çok kızar." Demişti tekrar. Ulaş'ın kızabileceği bir nokta yoktu oysa artık. Ulaş, kendi canının derdine düşmüş, sonunu korkuyla bekliyordu. Gökhan ise, vitasının uğradığı istismarın büyüklüğünü tahmin edemiyordu. Kız, açık kapıdan dışarı çıkmıyordu. Az önce Ulaş'ın vitanın boynundan söktüğü tasmayı, zihnine yerleştirildiğini anlıyordu. Vitasının geldiği bu durum çok acıydı. Ama asıl olan vitası da değildi. Bir kadının hatta bir insanın geldiği bu durum, kimsenin aklına gelmeyecek bir kötülük taşıyordu. Gökhan, eşinin yanına giderken, ılımlı olmaya çalıştığı ses tonuyla, "Sana hiç kimse kızamaz bundan sonra, vitam. Ne istersen onu yapabilirsin. Nereye istersen oraya gidebilirsin. Bu karanlık odada artık kalmayacaksın." Demişti yanına yaklaşırken. Aysima onunla konuşan adama çattığı kaşlarıyla bakmış, "Sen kimsin ki? Git buradan! Ulaş seni burada görmemeli." Demişti biraz yükselttiği sesiyle. Ne kadar yükseltirse yükseltsin, bir kuş gibi karşısında titrer ve dururken siniri belli olmuyordu. "Eşinim. Deltanım. Sen de benim vitamsın. Tanışalım mı, güzel eşim? Ben Gökhan, seni çok uzun süredir bekliyorum. Senin adın ne?" Demişti içinde hem hüzün hem merak taşıyan bir tonla. Beklememeliydi uzun süre, eşini bulmalı ve bunları yaşamasını engellemeliydi. Ne biçim bir deltaydı o? Daha kendi vitasını koruyamamıştı. Kim bilir neler yapmışlardı onun eşine.. Vita karşısındaki adama bakarken bir süre düşünmüştü, "Benim adım.." Demiş ve durmuştu. Neydi adı, hatırlamıyordu.
