8. bölüm · Mührüm ( omegaverse )
Mührüm 8
"Çünkü bu büyü ruh eşlerinin bağını mühürler. Bağ ya hiç oluşmaz ya da tek bir tarafta oluşur. Oluşsa bile türü güçlü olan taraf hissedemez, çiçekleri belirmez. Mühür bozulmadıkça bağ tamamlanmaz."
"O zaman bozalım. Nasıl yapacağız?" demiştim.
Kadın omuz silkerek, "Bilmiyorum," demişti. Melis aynı anda yükselip, "Nasıl bilmiyorsun?" diye tepki gösterdi.
Kadın ona gözünü dikip, "Ses tonunu ayarla, kızım. Sinirlenmemi istemezsin," dedi ve bir nefes alıp tekrar bana döndü. "Bu konuyla ilgili bildiğim temel şey, bunun kara büyü olduğudur. Lanetli büyüler arasında yer aldığı için normal bir büyücü bunu yapamaz. Çünkü büyünün tutması için bu hayatta en sevdiğin kişiyi feda etmen gerekir." Duyduklarımla yutkunmuştum.
"Kimse buna yanaşmaz kızım, anlıyor musun? Neticede kurdumuz içimizde yer alsa da biz birer insanız. Kendimizi yakacak, çevremize ya da ailemize zarar verecek bir işe girmeyiz. Bunu sana her kim yaptıysa, düşmanlığını kendinden ya da sevdiklerinden daha üstün tutuyor." Gözlerim yanmaya başlamıştı. Benim kimseyle kavgam olmazdı. Kimseye bulaşmaz, kötü bir niyetle yaklaşmazdım. Bebeklikten bu yana tanıdığım arkadaşlarım hariç pek arkadaş edinmezdim ki artık onlarla bile bu iz yüzünden görüşmüyordum.
Ben başımı eğmiş izime bakarken, "Ağlama," demişti. "Tekrar kadim kitaplara bakacak, birkaç arkadaşıma soracağım. Ruh eşinle konuştun mu bunu?"
"İstemiyor beni."
Emel Hanım yüzünü buruştururken Melis oflayarak, "Ne zaman konuştun? İki dakika yalnız bırakmaya gelmiyor ki seni, hemen bir gelişme oluyor," demişti.
"Dün gece biraz ağzını aradım ama saçmalıktı kesinlikle. Yani o başkasıyla birlikte. Üstelik sevgilisiyle kavga ettiler önümde, biliyor musun? Beyza dedi ki, 'Sen Balın'ı kıskanıyorsun.' Emir ne dedi peki?" Gülmüştüm acı acı. " 'Dünyada son bir kadın kalsa bakar mıyım ben Balın'a? O benim kardeşim.'"
"E ben onun ağzına sıçayım o zaman," demişti Melis. Ancak ben saygısızlık olur ve Emel Hanım bizi kovar telaşıyla gözlerimle işaret yapınca dillerini ısırıp iç çekmişti.
"Ayrılması gerek kızım. Tekrar konuş ve bu sefer net bir şekilde söyle ona. O çiçekler seni yakar. Kurdun öfkelenirse, bağ tamamlanınca her ikinizi de yakar. Belki feromon bezlerin bile bozulabilir. Hem kızgınlıkta ne yapacaksın sen?" demişti büyücü.
"Ben hiç kızgınlık geçirmedim. Feromonlarımı da kurdumun cinsini de bilmiyorum," demiştim.
Yüzünü buruşturmuştu. "Bu çok kötü. Bak kızım, böyle bir durumu sadece söylenti olarak duydum ben, ilk kez gerçekleşmiş halini görüyorum. Ruh eşini kızgınlık geçirmeden bulman zaten düşük bir ihtimalken, bilmediğin, üstelik hem seni hem kendini yakacak bir düşman edinmişsin. Bununla tek başına uğraşamazsın, yaşın küçük. Şayet ailen varsa bir şekilde ailene ve en yakın zamanda eşine açıklamalısın."
Emel Hanım iyi konuşuyordu hoş konuşuyordu da olmazdı ki. Emir bana inanmazdı. Hayır aslında, Emir böyle bir ihtimale inanmazdı. Ailem ise...
"Aileme söyleyemem ki. Biz onların ailesiyle çok yakınız, hemen durumu çözmeye çalışırlar ama ruh eşimin ailesi bu duruma inanmaz. Yani sanmıyorum, çok imkansız; ben bile inanamıyorum ki onları inandırayım? İki taraf birbirine düşman olur. Olmaz, söyleyemem," demiştim çaresizce kendimi ikna etmeye çalışarak.
"Eşin?" demişti Emel Hanım.
"Eşim yok benim," demiştim kestirip atarak.
Melis beni kendine çevirip, "Artık saçmalıyorsun Balın. Emir'den bahsediyoruz ya, ölür o sana kızım. İçi gider onun sana, bir kere anlatsak inanır. Eminim," dedi. Yanılıyordu. İhtimal varsa bile dün gece içimde o ihtimale tutunacak bir düşünce kalmamıştı.
"İçi gider bana, evet Melis. Kardeşiyim ya neticede." Acılı bir şekilde gülüp gözlerinin içine bakmıştım. "Emir beni sevmiyor Melis! Anlıyor musun? Evet, içi gider bana ama Gökhan abiye nasıl gidiyorsa öyle gider, bir kardeşe nasıl gidiyorsa öyle gider. Beni sevmiyor çünkü. Ama Beyza'yı seviyor. Bağ olmadan, ruh eşi çiçeklerimiz olmadan, zorlanmadan seviyor. Şimdi bunu söylersem ne olacak?" Yavaş yavaş korkularımı anlıyordu artık. Mesele sadece acı çekmem, eşimi bulmam değildi; ben Emir'i kaybetmekten korkuyordum. Yıllardır gizli gizli sevdiğim, kimseye söylemediğim ilk aşkımın gözünde nefrete dönüşmekten, zorunluluk haline gelmekten korkuyordum. Bana mecbur kalması yaşayabileceğim en kötü senaryoydu. Ve ilk defa birine, sessizce platonik olduğum yıllarımı gösteriyordum.
"Şu olacak: Beyza'dan ayrılacak ve aileler araya girdiği için zorunlu görüşmeler başlayacak. Emir artık bana kıyamayarak değil, onu sevdiğinden ayıran bir yalancı olarak bakacak. Çünkü onu bana aşık edecek bir bağ yok, çiçek izi yok, aşk yok!" Sesim sonlara doğru bir tık yükselmişti.
Melis de çaresizliğime ne yapacağını bilemez gibi bakıyordu. Benim gözlerim nasıl dolmuşsa, arkadaşımın da öyle doluyordu. Ben bu kızdan bile aylardır kendimi soyutluyordum. Çok kötü bir arkadaştım. Vicdan azabım içimi yemeye başlarken burnumu çekip ağlamamaya çalışarak Emel Hanım'a döndüm.
"Bakın, ben buraya bu bağı koparmak için geldim." Yanımdaki Melis dediklerimle inanamayarak adımı mırıldanmıştı. "Ama yapamıyorsam en başa geri dönüyorum demektir. Bakın, her şeyi düzgünce özet geçiyorum size: Ruh eşimle çocukluktan bu yana beraberiz. Onun yaklaşık dört yıl önce girdiği kızgınlıkla kurdu ortaya çıktı, o zamandan bu yana defalarca sevgilisi oldu. Buraya kadar sorun yok. Asıl mesele beş ay önce benim izlerimin ortaya çıkmasıyla başladı ama ben ne kızgınlık geçirdim ne de kurdumun cinsiyeti belli oldu. Ruh eşimin sevgilisi var..." Yutkundum. "Ve onu seviyor. Ben kardeşiyim gözünde, üstelik çiçekler onda çıkmıyor, bağ tamamlanmıyor. Bana asla inanmaz, anlıyor musunuz? Asla inanmaz ve ben onu sonsuza dek kaybederim."
Ara ara gözlerimdeki yaşlar parlarken tek bir solukta söylediklerimle beraber büyücü kadınla bir süre bakışmıştık. Bir anlık cesaretle öne atılıp elini tutmuş ve "Bana yardım edin," demiştim. Buradan eli boş dönemezdim. Mühürlendiğim gerçeği beni çok korkutmuştu.
"Tamam, araştıracağım kızım. Yine de çok heveslenme derim. Bu hemen sonuç alınacak bir şey değil. Olur olmadık herkese soramam; kara büyünün sahibinin kulağına giderse benim başım belaya girer," demişti. Hak veriyordum. Tanımadığı kız için kendini veya —varsa— ailesini ateşe atmazdı elbette.
"Ben o zamana kadar ne yapacağım peki?" demiştim.
Melis elimi elinin arasına alıp, "Bekleyeceğiz," demişti. Ben de ona bakmadan parmağımla elini okşamıştım.
"Aslında acı çekmemen için bir yol var. Ama..."
Hevesle yüzüne bakıp, "Ama?" diye tekrarlamıştım.
"Bu, çiçeklerinizi soldurur."
Anlamayarak suratına baktım. "Nasıl solduracak?" demiştim.
"Bir karışım vereceğim sana. Bunu zor durumda kaldığında kullanmalısın çünkü bağınızı zayıflatacak. Bu sayede de eğer eşin başka biriyleyse acı çekmeyeceksin. Çünkü onun kurdunu hissedemeyeceksin. Ama sürekli kullanmaman gerek. Dediğim gibi, bağ zayıfladıkça çiçeklerinin izi solar." İçime soğuk bir su dökülmüş gibi hissetmiştim. Artık acı çekmeyecektim.
Melis, "Solduğunda bir şey olur mu? Bağ kopar mı?" demişti. Benim için endişeleniyordu.
"Bağ kopmaz. Ruh eşi bağını hiç kimse; ne bir kurt ne de bir büyücü koparamaz. Ama yan etkileri ne olur bilemiyorum. Kurdun henüz cinsiyetini göstermemiş ve feromonun belirsiz... Bu yüzden nasıl yan etkileri olur tahmin edemiyorum. Beni dinle ve zorda kalmadıkça kesinlikle kullanma," demişti.
Daha sonra karışımı hazırlayıp gelmiş, benden iletişim bilgilerimi alıp not etmişti. Ödemeyi de yaptıktan sonra çıkmıştık. Bir kafeye gidip dün akşamı boylu boyunca anlatmıştım. Beş aydır neden uzak durduğumu artık anlamış ve hak vermişti. Vicdanım tüm ona soğuk yapıp içime kapanmalarım için sızlasa da Melis artık bildiği için daha rahattım. En azından artık yalnız hissetmiyordum ve birinden kendimi soyutlamak zorunda değildim. İnanıyordum ki bir yolunu bulacaktık.
Önümüzdeki günler daha iyi olacaktı.
