34. bölüm / 37
Mührüm ( omegaverse )Mührüm 33
Bölümler 37Şu an: Mührüm 33
- 1 Mührüm 1383 kelime
- 2 Mührüm 2900 kelime
- 3 Mührüm 31.054 kelime
- 4 Mührüm 4774 kelime
- 5 Mührüm 5681 kelime
- 6 Mührüm 61.100 kelime
- 7 Mührüm 71.211 kelime
- 8 Mührüm 81.088 kelime
- 9 Mührüm 91.495 kelime
- 10 Mührüm 10773 kelime
- 11 Mührüm 11912 kelime
- 12 Mührüm 12771 kelime
- 13 Mührüm 13763 kelime
- 14 Mührüm 14903 kelime
- 15 Mührüm 151.131 kelime
- 16 Mührüm 16549 kelime
- 17 Mührüm 17884 kelime
- 18 Mührüm 18693 kelime
- 19 Mührüm 19814 kelime
- 20 Mührüm 201.257 kelime
- 21 Mührüm 211.035 kelime
- 22 Mührüm 22809 kelime
- 23 Mührüm 23577 kelime
- 24 Mührüm 24648 kelime
- 25 Mührüm 25788 kelime
- 26 Mührüm 26665 kelime
- 27 Mührüm 27580 kelime
- 28 Mührüm 28836 kelime
- 29 Mührüm 29610 kelime
- 30 Mührüm 301.389 kelime
- 31 Mührüm 31646 kelime
- 32 Mührüm 32706 kelime
- 33 Mührüm 33630 kelime · Okuduğun bölüm
- 34 Mührüm 34630 kelime
- 35 Mührüm 35772 kelime
- 36 Mührüm 36756 kelime
- 37 Mührüm 37795 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Balın...” demişti yutkunarak üzerime gelirken. “Balın’ım, benim balım.” Diyerek sanki yıllardır görüşmemişiz gibi üzerime doğru hızlanarak gelirken, “Yaklaşma!” diye bağırmamla durmuştu.
Duraksayan adımlarıyla birkaç saniye bana tekrar bakıp ilerlemeye başlarken, “Yaklaşma, dedim sana!” diye bağırıp tekrar durdurmuştum onu.
“Balın... Yapma böyle, güzelim. Doğru düzgün bakamadım bile çiçeklerime, izin ver...” demişti, sesindeki hasret duyulurken.
Çiçeklerim dedikleri, benim bileğimde yer alan izlerdi. Benim çiçeklerimi, ruh eşi izlerimi kendine ait olarak saymaya başlamıştı bile. Ama şu an bile göremiyordu çünkü üstümdeki uzun kollu kıyafet izleri kapatmıştı.
“İstediğin benim iznimse eğer, izin vermiyorum Emir. Eve gitmek istiyorum!” dediğimde, geldiğinden bu yana bende olan sabırsız gözlerinin bir anda karardığını hissetmiştim. Aynı saniye üzerime yürüyen adımları beni geriye doğru birkaç adım atmaya zorlamıştı.
Gerçekten durmuyor ve hızlı adımlarla üzerime geliyordu. Adrenalin kalbimi zorlarken arkamı dönüp koşmaya başlamıştım. Hemen ardımdan gelen adımlarının sesi duyulurken niye bir anda beni kovaladığını anlamış değildim.
Yana doğru attığı adımlarıyla bana çapraz bir şekilde yaklaşırken ufak bir irkilmiş ve yön değiştirip arkama doğru giderken onun arabasına doğru koşmuştum. Gerimde olan adımları, ben arabasına yaklaştığım anda bir anda hızlanmış ve ben o ana kadar bilerek koşup beni yakalamadığını anlamıştım. Yönümü bilerek değiştirtmiş ve ben arabasının yakınına geldiğim anda bir anda hızlanıp koşan bedenimi kucaklamıştı.
Beni kucaklayıp ayaklarımı yerden kestiği anda, “Balım...” diyerek feromon bezimin olduğu boyun kısmıma gömdüğü başıyla derin derin çikolata notalarını içeren feromonlarımı solumuş, “Eşim...” diye içimdeki kurda seslenmeye çalışmıştı.
Boşuna bir çabaydı.
Gelmeden önce kalan tüm çayı içmiştim. Normalin neredeyse iki katı bir miktar kullanarak sonunu demleyerek yaptığım çayın beni de kurdumu da birkaç gün uyuşturacağını biliyordum. O kadar ki buraya gelip koşturana kadar uyku bastırmaya başlamıştı bile. Umurumda değildi açıkçası.
Tek odaklandığım şey Emir’in omegama seslenemeyecek, aklımı karıştıramayacak oluşuydu.
Tuttuğu kolları arasında havada, o beni sarmalamışken çırpınmış, “Bırak beni!” diye bağırmıştım.
“Bırakmam!” demişti kurdunun da baskınlığını hissettirdiği, hırıltılı ve özlem dolu bir ses tonuyla. “Bundan sonra asla... Asla bırakmam!”
“Emir, beni yere indir!” diye kollarına vurduğum esnada hareketlerimden etkilenmiyordu. Başı hâlâ omzuma yaslı ve feromonlarımı solurken beni daha sıkı kavramış ve ondan kısa olan boyumdan yararlanarak arabaya götürmeye başlamıştı beni.
“Gelmeyeceğim diyorum sana! Ailenin yanına gittiğimiz an seni reddettiğimi söyleyeceğim!” diye bağırmıştım o beni arabaya oturturken. Çırpındığım için zorlanmıştı ancak sürücü koltuğunun yanındaki yolcu koltuğuna oturtmayı başarmıştı.
Ben kapıyı kapattığı an inmek için zaman kollayacaktım ki emniyet kemerini alıp kalın bir ip gibi kullanarak bileklerimi bağlamıştı.
Şokla yaptığına bakıp, “Beni... Beni bağlıyor musun?” demiştim yaptığına bakarken.
Bağlayışını bitirdiği anda çenemi tutup gözlerimi gözleriyle aynı hizaya getirmişti.
“Mecburum, Balın. Sen çiçeklerini işaretlememe izin verene kadar mecburum,” demiş ve başımın kenarına dudaklarını bastırıp geri çekilerek kapıyı kapatmış ve dolaşıp sürücü koltuğuna oturmuştu.
Çiçeklerimi işaretlemekten bahsediyordu... Evlilik gibi bir şeydi bu! Ben onun yüzünü bile görmezken, kendimi onunla bir bağa zorlayacaktım, öyle mi?
Hayal dünyasında yaşıyordu.
“Sen... Sen kafayı yemişsin, Emir! Ben senin yüzünü bile görmek istemiyorum ve sen beni işaretlemekten bahsediyorsun, öyle mi?” demiştim inanamayarak.
Bana yaptıkları, kalbime yaptıkları, tüm o söz ve tavırlarından sonra boşuna bekliyordu. Ona o kadar kızgındım ve hayal kırıklığıyla doluydum ki değil onunla eş olmak, artık arkadaş olmak bile istemiyordum.
Ona aşık olduğum bir gerçekti. Bu, bizim çiçeklerimiz çıkmadan önce bile onun için çarpan kalbimde aşkımı hissettiğim bir gerçekti. Onu yılları bulan uzun bir süredir arkadaş olarak görmüyordum ve bu yüzdendir ki onun beni sevmeyeceğini ve görmeyeceğini kabullenerek hayatından çıkmak istemiştim.
Ve bu tavırları, aşkımı kendi içimde yaşamamı haklı çıkarıyordu.
Kurdum ve kalbim, eş ve aşık olmak için çok yanlış insanı seçmişlerdi.
“Yakında tekrar kızgınlığa gireceksin. O zaman ikimizin de çiçekleri çıkmışken, kurdun bana hayır diyecek mi sanıyorsun? Birkaç ilaç araştırıyorum ben de kendi kızgınlığımı ertelemek için. Eğer yapabilirsem ikimizin de kızgınlığını aynı ana denk getireceğim, güzelim,” demişti kararlılıkla arabayı sürmeye başlarken.
Emir’in söyledikleri tüm düşündüklerimi karıştırırken ben sadece şaşırabiliyordum. Konuşup ne saçmaladığını söyleyecek kadar bile toparlayamamıştım kelimelerimi.
Üstelik gittiğimiz bu yolu tanımıyordum. Nereye götürüyordu bizi?
Bölüm etkileşimi
