14. bölüm · Mührüm ( omegaverse )
Mührüm 13
"Açıkla bakalım, bal kız. Ruh eşin nerede? Ama daha önce şunu söyle bana. Ben senin kurdunu niye hissedemiyorum?" demişti Gökhan abi.
Hissedemiyordu çünkü benim kurdum uyuşmuştu. Hissedemiyordu çünkü ben bile artık doğru düzgün kurdumu hissedemiyordum.
Aynı saniyede telefonumun çalma sesini duymuş ve göz gezdirdiğimde "Büyücü" diye kaydettiğim Emel Hanım olduğunu görmüştüm. Panikle ilk olarak deltaya bakma hatası yaptığımda, o da benim halimi görmüş ve aynı anda telefonumu almaya çalışmıştık. Onun uzun boyu ve uzun kollarıyla baş edemeyeceğim için telefonu kaptırmıştım ve telefonu açıp hoparlöre almıştı.
Emel Hanım'ın, "Beni aramışsın üst üste, canım. Bir sıkıntı mı var?" dediğini duymuştum.
Konuşmak istemediğimi fark ettiği için deltanın göründüğü harelerle bakmış ve konuşmam için feromon salgılarken, istemsizce dudaklarımdan cümlelerin dökülmesini sağlamıştı.
"Ben kızgınlığa girdim."
Hattın diğer ucunda bir süre sessizlik olmuş ve "Ee, bu mükemmel bir haber. Eşinin artık seni de mührü de fark etmesi lazım. Temasta bulundun mu tekrar?" dediğini işitmiştim.
Gözümü kapatıp iç çekerken, "Ben kurdumu hissedemiyorum, Emel Hanım. Kızgınlığa girdiğimi de kokumun ortaya çıktığını da, omega oluşumu da çevredekiler söyledi. Kurdum cevap vermiyor." demiştim.
Emel Hanım'ın korkulu sesiyle, "Eşin?" demesiyle, "Eşimle temasta bulunduk, daha doğrusu kolumu tuttu ama bir fark yok. İz çıkmıyor." demiştim.
"Eyvahlar olsun..." demişti Emel Hanım. "Kızım, sen verdiğim çaydan ne kadar içtin?" demişti endişeli ve yüksek bir sesle.
"Bitmek üzere." dediğim an, "Ne!" diye çığırmış ve "Naptın sen kızım! İntihar bu!" demişti.
Başka çarem mi vardı sanki, niye bu kadar büyütüyordu? Canım yanıyordu, canım yanmasın diye içmiştim.
"Abartıyorsunuz, canım yanmasın diye verdiniz, ben de içtim." demiştim yanımdaki deltanın varlığını unuturken.
"Kurduna anestezi veriyoruz, kızım. Bu kadar sık kullanımda en iyi ihtimalde kurdunu bağımlı hâle getirirsin."
"Kötü ihtimalde?"
"Bunu düşünmeyelim, kızım. Sen en yakın zamanda bana gelmelisin. Ruh eşinle konuşabildin mi?"
"Hayır, konuşmayacağım da. Bana inanmaz." Gözlerimi deltaya dikip, "Böyle bir şeye hiç kimseyi inandıramam." demiştim.
"Kendine kötülük yapıyorsun."
"Mecburum." demiştim.
Büyücüyle en yakın zamanda buluşmak için anlaşıp telefonu kapatmıştım.
Gökhan abi dikkatlice bana bakıyordu.
"Ruh eşin kim, Balın?"
"Bilmeni istemiyorum, delta. Lütfen odamdan çık." demiştim.
Benim bu cüretkâr tavrıma, "Sen deltaya karşı gelecek özgüveni nereden buldun, omega?" demişti.
Omega lafı beni garip hissettiriyordu. Boyun eğmek gerekiyordu. Delta, kendinden pasif birinin meydan okumasını kabul etmezdi. Tek hamleyle boğazını parçalayabileceği, üstelik dişi olan bir kurt, onun gözünden sadece bir avdı. Belki de bunun rahatlığıyla konuşuyordum.
Tekrar cevap verecektim ki ani bir hamleyle yanıma bitmişti.
Feromonlarının etrafımı sardığını hissederken gözlerini gözlerime dikmiş ve cevap beklemişti. Bu noktada ona karşı gelebilme ihtimalim yoktu. Çünkü cevap beklediği kişi ben değil, kurdumdu.
"Ruh eşim, Emir."
Cümlesi ağzımdan çıktığı an deltanın etkisi üstümden kalkmış ve o şaşkınlıkla bana bakarken ben elimi ağzıma kapatmıştım.
Artık çok geçti.
Bana inanmayacak, bir ton da hakaretler edecekti.
"İmkânsız." diye fısıldamıştı Gökhan abi.
Sesimi çıkarmamış ve geri geri gidip yatağıma oturmuştum.
İnanmıyordu işte, rezil oluyordum.
"Balın, Emir'de çiçek izi yok." dediğinde acı bir şekilde gülmüş, "Evet, üstelik başkasını seviyor, başkasıyla birlikte." demiştim.
İzimiz olsa mecbur kalırdı bana. Başkasını hayatına alamazdı, biliyordu.
"Eşin başka biridir, Balın, ya da ölmüştür çoktan." dediğinde tüm umudumu kaybetmiştim.
"Lütfen, odamdan çıkar mısın?"
Bir süre sessizlik olmuştu. Daha fazla onunla konuşmak istemiyordum. Kızgınlık olmayan kızgınlığımda, tek başıma yatarak düşünmek istiyordum.
Ben ne olduğunu anlayamadan, iz olmayan kolumu tutmuş ve beni balkona çıkarmıştı. Etrafta hiç kimsenin olmaması için kontrol ettikten sonra beni de kucağına alarak aşağı indirmiş ve eve yakın koruluğa saniyeler içinde götürmüştü. Ben yol boyu ne yaptığını sormuş ve itiraz etmiştim.
Ama dinlememişti.
Şimdi ise karşımda bir anda kurt hâline dönüşmüş ve kocaman siyah bir deltayla göz göze gelmiştim.
Beni öldürecek miydi, o yüzden mi getirmişti buraya?
Korkarak geri geri adımlamaya başlarken, beni yalan söylediğimi düşündüğü için öldüreceğine inanamıyordum.
Çığlık atarak kaçmış ve koruluğun içine doğru ilerleyecektim ki bir anda deltanın kurdu beni yere devirip üstüme çıkmış ve çiçek izimi yalamıştı.
Dişlerini sürttüğü çiçek izimle beraber içimdeki kurt, saatlerdir ilk defa tepki vermiş ve hırlamıştı deltaya.
Eşimiz değildi, izimize dokunamazdı. Bu yüzden içimdeki kurt için delta artık bir tehditti.
Delta üstümden çekilerek eski hâline döndüğünde, dönüşmeden çıkardığı kıyafetlerini giymeye başlamıştı. Ben ona arkamı dönüp çıplak bedenine bakmamıştım.
Bu olanlara anlam veremezken, "Gö-Gökhan abi. Ne yaptın?" demiştim.
Mühür izime dokunmakla kalmamıştı, yaptığı şey çok yanlıştı.
"Mührünü geçici olarak işaretledim." dediğinde dehşetle suratına bakmıştım.
Bu eşler arasında yapılırdı, bir başkası bunu yapmamalıydı.
Felaket olurdu.
"Abi, neden?" diye mırıldandığımda ses çıkarmadan giyinmeye devam ediyordu.
Cevap bekliyordum. Beni nasıl işaretleyebilirdi?
Ben tekrar, "Abi, cevap versene!" derken dakikalar içinde arkamda bir hırıltı duymuştum.
Koyu gri bir kurt, deltaya hırlıyordu.
"Bunun için." demişti Gökhan abi, gözlerini ona hırlayan kurda dikerken.
Bu kurdu hayatımda hiç görmemiştim. Ama sahibini yakından tanıyordum.
Etrafa yanık kahve kokuları saçan bu öfkeli, gri, büyük kurt; benim eşim Emir'e aitti.
