116. bölüm · MİLANLI
Zümrüt'ün Uyandığı Sabah
📖 3. Sezon 53. Bölüm: "Zümrüt'ün Uyandığı Sabah"
(Karan’ın Gözünden)
Başucundaki sandalyede oturuyorum. Gözlerimi Aden’den ayırmıyorum. İğnenin etkisiyle derin, neredeyse ölü gibi bir uykuda. Omuzundaki o yara... Kendi ellerimle sarmış olsam bile, her baktığımda içime bir kor düşüyor. Bir an, nefes alıyor mu diye kontrol etmek için elini tutuyorum. Parmakları o kadar soğuk ki, sanki kendi canımı ona aktarabilsem geri dönecekmiş gibi hissediyorum.
Dışarıda, sarayın tüm koridorlarında ayak sesleri kesildi. Aden’in emriyle herkes yerli yerinde, kimse nefes almaya bile korkuyor. Ona o kadar büyük bir sadakat, o kadar korku dolu bir saygı aşıladı ki, saray şu an bir mezar kadar sessiz. Ama bu sessizlik beni boğuyor.
Elimi yavaşça yanağına koyuyorum. O sert, o tavizsiz, o "Zümrüt Kızı" Aden burada değil. Sadece çok yorulmuş, çok fazla yükü omuzlamış, benim yüzümden vurulmuş bir kadın var. Onu o halde sürüklerkenki halini hatırlıyorum. O an, dünyadaki tüm düşmanlarımı tek tek öldürebilecek kadar büyük bir nefret duydum. Ama kendimden de nefret ettim. Onu korumak için yemin etmişken, onu kendi savaşımın ortasında kanlar içinde bıraktım.
Odanın kapısı hafifçe aralanıyor. En güvendiğim adam, haberleri getirmek için eşikte bekliyor. Vural Ailesi’nin tüm mal varlığına el konuldu. Geriye kalan son liste... hepsi elimizde. Aden, daha bayılmadan hemen önce o listeyi benim için güvenceye aldı.
Şimdi önümde iki seçenek var:
Dışarıdaki Savaşı Bitirmek: Aden uyandığında, karşısında tamamen temizlenmiş, artık hiçbir tehdidin kalmadığı bir şehir bulmalı. Vural Ailesi’nin son kalıntılarını bizzat ben temizleyip, onun "yükünü" devralmalıyım. O uyandığında artık sadece "Zümrüt Kızı" olarak değil, benim yanımda, savaşsız bir sarayın kraliçesi olarak uyanmalı.
Onu Savaşın İçinde Tutmak: Uyandığında ona olan biteni anlatmalı, o listenin peşindeki son operasyonu bizzat onun yönetmesine izin vermeliyim. Çünkü Aden’in iyileşmesi fiziksel değil, zihinsel. Eğer bu "Zümrüt Kızı" kimliğini elinden alırsam, belki de kendini kaybedecek. Belki de onun "sağlığı", bu savaşın bitişine değil, onun bu savaştaki zaferine bağlıdır.
Ona bakıyorum. Uyurken bile kaşları hafifçe çatık, sanki rüyasında bile hala beni savunuyor.
"Uyan Zümrüt Kızım," diye fısıldıyorum, sesi kendi kulaklarıma bile yabancı geliyor. "Artık dinlenme vaktin geldi. Ama bu şehri sana bir oyun alanı mı bırakmalıyım, yoksa seni bu savaşın gölgesinden sonsuza dek çekip almalı mıyım?"
Karar benim ellerimde. Ama onun nefesi düzene girdikçe, içimdeki Milanlı’nın sesi beni daha tehlikeli bir yola çağırıyor.
