117. bölüm · MİLANLI
Zümrüt'ün Ormandaki Nöbeti
📖 3. Sezon 54. Bölüm: "Zümrüt'ün Ormandaki Nöbeti"
(Aden’in Gözünden)
Gözlerimi açtığımda oda boğucu bir sessizlikle doluydu. Karan yoktu. Yatağın bir tarafı soğumuştu, yastığı boştu. Kalbim, henüz tam toparlanamamış bir bedende bile olsa, hızla çarpmaya başladı. Karan, o listeyi alıp tek başına mı gitmişti? Vural Ailesi’nin kalıntılarının arasına, o yılan yuvasına bizzat mı girmişti?
"Karan!" diye seslenmek istedim ama sesim, uyku mahmurluğuyla boğazımda düğümlendi. Yatağın kenarına tutunarak doğrulmaya çalıştım. Omzumdaki yara artık zonklamıyordu, sanki içimde bir şeyler kopmuştu; sağ tarafım uyuşuk, sol tarafım ateşler içindeydi.
Kapıyı zorlukla açıp koridora çıktım. Nöbetçi adamlarımdan biri, beni gördüğünde dehşetle geriledi. "Hanımım, yataktan kalkmamalıydınız!"
"Karan nerede?" diye sordum, dişlerimi sıkarak. "O listeyi aldı, değil mi? Nereye gitti?"
"Milan... Efendim... Efendim Vural Ailesi'nin sığınağına gitti. Tek başına..."
Daha fazlasını duymama gerek yoktu. Oraya gidiyordu. Oraya, o hainlerin beklediği yere. Beni korumak için, benim başlattığım savaşı bitirmeye gidiyordu. Onu orada bırakamazdım. Yaralı olabilir, ölüyor olabilirim ama o benim hayatımdı.
Sarayın arka kapısından, kimseye görünmeden çıkmayı başardım. Orman yolu, sığınağa çıkan en kestirme yoldu. Adımlarım titriyor, her bir basışımda omzumdaki o cehennem ateşi bütün vücuduma yayılıyordu. Ağaçların arasından geçerken dünya dönmeye başladı. Gökyüzü bir aşağı bir yukarı gidiyor, zihnimdeki o "tetikte kal" komutu, bilincimle savaşıyordu.
Bir ağacın köküne çarparak durdum. Dizlerimin bağı çözüldü ve ormanın nemli toprağına, bir kütük gibi çöktüm. Gözlerimi açık tutmaya çalışıyorum, kirpiklerim sanki üzerlerinde tonlarca ağırlık varmış gibi kapanıyor. Ormanın uğultusu, uzaklardan gelen bir çığlık gibi.
Uyuma, Aden. Uyursan, Karan'ı o cehennemde yalnız bırakırsın.
Elimi yaralı omzuma bastırdım. Kan, parmaklarımın arasından sızıp toprağı boyuyor. Bilincim bir mum ışığı gibi titriyor, her an sönebilir. Karan'ı düşündüm. Onun o sert bakışını, bana olan o sahiplenici öfkesini. O orada, düşmanların arasında olabilir; ben ise burada, sadece bir ağacın dibinde, savaşın bittiğini kabul etmeye çalışıyorum.
Hayır. Henüz değil.
Gözlerimi hafifçe aralayıp karanlığın içine baktım. Bilincimi açık tutmak için tırnaklarımı avucuma geçirdim. Acı, bir anlığına zihnimi keskinleştirdi. Karan... Karan, beni bekliyor olmalı. Ya da ben ona yetişmeliyim. Sessiz ormanın ortasında, sadece benim ağır nefes alışlarım ve uzaklardan gelen o belirsiz ayak sesleri var.
Ben Zümrüt Kızı'yım. Ben, bir ormanın sessizliğinde yenilgiyi kabul etmem. Bilincim kararıyor, dünya etrafımda bir girdap gibi dönüyor ama gözlerimi kapatsam da Karan'ın yüzünü hayal ediyorum.
Geliyorum, Karan. Sakın... sakın bensiz bitirme.
