65. bölüm · MİLANLI
Zihindeki Frekans
📖 3. Sezon 10. Bölüm: "Zihindeki Frekans"
(Aden’in Bakış Açısı)
Selim’in elindeki o küçük, gümüş renkli metal kutu şöminenin ışığında soğuk bir parıltıyla parlıyordu. Etrafımızdaki tetikçiler geri çekilmiş, Selim kutunun üzerindeki tuşları çevirmeye başlamıştı. Havada, sadece kulak zarlarımızı sızlatan, köpek düdüğü gibi ince ve rahatsız edici bir frekans sesi yükselmeye başladı.
"Karan!" diye bağırdım, sesim kendi kulaklarıma bile yabancı geliyordu. Ama Karan beni duymuyordu. Yüzü kasılmıştı, gözleri tavandaki bir noktaya sabitlenmiş, damarları alnında belirginleşmişti. Selim, Karan’ın zihnine doğrudan hükmetmeye çalışıyordu!
"Bu cihaz," dedi Selim, sesi o ince frekansın üzerinde buz gibi tınlıyordu, "Karan Bey’in o kazadan sonra yarım kalan hafızasını tamamen silecek ve onu boş bir sayfa gibi yeniden yazacak. Artık ne bir Milanlı, ne bir aşık, ne de bir savaşçı... Sadece benim emirlerimi uygulayan bir gölge olacak."
Karan’ın acı dolu iniltisi salonu inletti. Dizlerinin üzerine çöktü, ellerini başına götürerek kendi saçlarını çekiştirmeye başladı.
"Aden..." diye fısıldadı Karan, sesi zehirli bir suyun içinde boğuluyor gibiydi. "Seni... seni unutmamalıyım. O... o dansı... o yangını..."
"Karan, diren!" diye haykırdım, Selim’e doğru atılmak istedim ama tetikçilerden biri kolumdan yakalayıp beni yere savurdu.
Selim, cihazı iyice açtı. Frekans sesi o kadar şiddetlendi ki salonun camları sarsılmaya başladı. Karan'ın o sarsılmaz iradesi, o buzdan duvarları, bu teknolojik saldırı altında çatlıyordu. Gözlerinden yavaşça o zümrüt yeşili anılarım siliniyordu, bakışları donuklaştı.
Ben o an, hayatımda ilk kez gerçekten "Milanlı" oldum. Karan’ın düşüşünü izleyemezdim. Yerdeki bıçağımı kavradım, can havliyle ayağa kalktım. Selim'in dikkati tamamen cihazdaydı. Bir milim bile tereddüt etmedim. Bıçağı, en yakınındaki tetikçinin bacağına saplayıp onun silahını kaptım ve doğrudan Selim’in elindeki o gümüş kutuya, yani zihin manipülatörüne doğru ateş ettim!
Mermi, gümüş kutuya çarptı ve cihaz büyük bir kıvılcımla patladı. Şok dalgası salonun ortasına yayıldı.
Sessizlik... Ölümcül bir sessizlik çöktü.
Selim şokla elindeki dumanı tüten parçalara baktı. Karan ise yere yığılmıştı, nefes almıyordu. Cihazın patlaması zihnine o kadar ağır bir darbe indirmişti ki...
"Karan!" diye çığlık atarak yanına koştum. Başını kucağıma aldım, nabzını kontrol ettim. Çok yavaştı. Selim, cihazın bozulduğunu görünce öfkeden çıldırmış bir halde, "Öldürün onları!" diye bağırdı.
Ama Karan, o ölümsüz Milanlı iradesiyle, tam o anda gözlerini araladı. O kömür karası gözlerde artık ne bir acı ne de bir donukluk vardı. Sadece saf, katıksız bir öfke...
"O düğmeye basan parmağını," dedi Karan, sesi bir yeraltı kralının hükmü gibi odaya yayıldı, "kendine veda etmek için kullan, Selim."
Karan yerden destek alıp ayağa kalktı. Hafızasının ne kadarını hatırlıyordu bilmiyordum ama şu an karşımda duran adam, Selim’i cehenneme göndermeye ant içmişti.
