46. bölüm · MİLANLI
Aslanın Uyanışı
📖 2. Sezon 8. Bölüm: "Aslanın Uyanışı"
(Karan’ın Bakış Açısı)
DIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİ...
Kulaklarımda çınlayan o bitmek bilmeyen, düz çizgideki mekanik ses bilincimin kapılarını zorluyordu. Ruhum simsiyah bir nehrin dibine çökmüş gibiydi, yukarı çıkamıyordum. Sol omzumdaki o devasa yangın, tüm bedenimi bir alev topu gibi sarıyordu. Ama o karanlığın içinden, beni o nehrin dibinden çekip alan tek bir fısıltı yükseldi: "Beni unut Karan... Ve asla unutma; ben seni çok seviyorum..."
"Aden..." diye inledim.
Göz kapaklarımı tonlarca ağırlıktaki demir kütlelerini kaldırır gibi büyük bir acıyla açtım. Beyaz, parlak ameliyat ışıkları gözlerimi kör ederken, ciğerlerime keskin bir anestezi ve ilaç kokusu doldu. Kalp monitörünün sesi ani uyanışımla birlikte hızlandı. Başımda bekleyen cerrah ve Kamer şok içinde bana doğru atıldı.
"Karan Abi! Dur, hareket etme! Dikişlerin daha yeni bitti!" diye bağırdı Kamer, elleriyle göğsümden bastırmaya çalışarak.
"Aden..." dedim, sesim boğazımdaki kuruluktan dolayı bir hırıltı gibi çıktı. Sağ elimle Kamer’in bileğini sıktım. Gücüm tükenmişti ama öfkem beni ayakta tutuyordu. "Aden nerede, Kamer? Karım nerede?!"
Kamer gözlerini benden kaçırdı. O an, göğüs kafesime saplanan o korku acısı, kurşun yaramdan çok daha fazla canımı yaktı. Kolumdaki serum iğnelerini tek bir hamlede acımasızca söküp attım, yataktan doğrulmaya çalıştım. Omzumdan fışkıran kanlar beyaz sargıyı anında kırmızıya boyadı. Cerrah panikle geriye kaçtı.
"Abi, yemin ederim durduramadım!" dedi Kamer, sesi titreyerek. "Nizamiyeye bir zarf gelmiş. Zarfta ne yazıyorsa Aden Yenge zarfı aldığı gibi garajdan arabayı alıp tek başına çıktı. Peşine adam takmamıza da izin vermedi!"
"NE DEMEK TEK BAŞINA ÇIKTI?!" diye kükredim. Sesim malikanenin tavanını sarstı. Yataktan fırladım, ayaklarım yere bastığında acıdan dolayı başım döndü ama düşmedim. Düşemezdim. Karım dışarıda, o yılan Gamze’nin bahsettiği o bilinmeyen cehenneme doğru tek başına yürümüştü.
Yerde duran siyah gömleğimi üzerime geçirdim, düğmelerini bile iliklemeden belime gümüş kabzalı silahımı taktım. "Zarf nerede?" dedim, gözlerimden saf bir katliam ateşi saçarak.
Kamer cebinden buruşmuş siyah zarfı çıkardı. Zarfın üzerindeki o kurumuş balmumu mühre baktığım an dişlerimi birbirine geçirdim. Ben bu mührü tanıyordum. Yıllar önce yeraltı konseyini kuran ama sonra ortadan kaybolan, Soykan ve Milanlı ailelerinin geçmişindeki o asıl karanlık gölgenin, o en üstteki liderin mührüydü bu.
Zarfın içindeki o cümleyi okudum: "Babanın o son şarkıyı çaldığı iskelede..."
"Eski liman..." diye fısıldadım. Gözlerim karardı ama iradem çelikten daha sertti. Kamer’in omuzlarından tutup onu sarsarak nizamiyeye doğru yürüdüm. "Kamer! Malikanedeki tüm adamları topla. Ağır silahları alın. Eğer o limana vardığımda karımın saçının tek bir teline zarar gelmiş olursa... Bu gece bu şehri haritadan sileceğim! Arabayı hazırla!"
Gömleğimden sızan kanlar postallarıma doğru akarken, acıyı çoktan zihnimden silmiştim. Bir aslan kendi ininde yaralanabilirdi ama onun dişilerinden birine, karısına dokunmaya kalkan her kimse, o aslanın pençeleri altında un ufak olmaya mahkumdu. Arabanın kapısını açıp sürücü koltuğuna geçerken, yağmurun ortasında fırtınayı yara yara o eski limana, karımı Azrail’in ellerinden almaya doğru yola çıktım.
