1. bölüm · MİLANLI
İmza ve Barut
📖 1. Bölüm: "İmza ve Barut"
Devasa çalışma odasının pencerelerine vuran yağmur damlaları, içerideki ağır sessizliği bölen tek şeydi. Odanın ortasındaki maun masanın üzerinde, beyaz sayfaları loş ışıkta parıldayan bir evlilik sözleşmesi duruyordu. Yanında ise siyah, antika bir dolma kalem.
Aden, kollarını göğsünde kavuşturmuş bir halde masanın birkaç adım uzağında dikiliyordu. Üzerindeki siyah elbiseyle, bu karanlık odaya ait gibi görünse de gözlerindeki öfke buraya tamamen yabancıydı.
Masanın arkasındaki deri koltukta geriye doğru yaslanmış olan Karan Milanlı, elindeki kehribar tesbihi usulca masaya bıraktı. Gözleri, avını izleyen bir şahin gibi Aden’in üzerindeydi. Tek bir mimiği bile oynamıyordu.
"Zaman daralıyor, Aden," dedi Karan. Sesi, odadaki loş havayı daha da ağırlaştıran derin, pürüzsüz bir tondaydı. "Konsey yarın akşam toplanıyor. O salondan içeri girdiğimizde, parmağında bu soyadın yüzüğü olmak zorunda."
Aden alaycı bir nefes verdi. Adımlarını masaya doğru yöneltti, ellerini masanın kenarına yaslayıp Karan’a doğru eğildi. Aramızdaki mesafeyi kapatmak göğsündeki kalbi hızlandırsa da geri adım atmadı.
"Bu bir evlilik değil, Karan. Bu, iki düşmanın aynı bardağa zehir doldurması," dedi, sesindeki her kelimeye nefretini üfleyerek. "Benden ne bekliyorsun? Herkese karşı sana aşık, itaatkar bir kadın rolü oynamamı mı?"
Karan yerinde hafifçe doğruldu. Aralarındaki mesafe o kadar azaldı ki, Aden adamın ceketine sinmiş o ağır, odunsu parfüm kokusunu ve hafif barut esintisini net bir şekilde alabildi. Karan, elini masanın üzerindeki kaleme uzattı ve parmaklarının tersiyle hafifçe Aden’in masadaki eline dokundu. Dokunuşu soğuk ama yakıcıydı.
"İtaat, zayıf insanların sığınağıdır. Benim öyle bir kadına ihtiyacım yok," dedi Karan, gözlerini Aden’in gözlerinden ayırmadan. "Benim, konseyin karşısında dik duracak, canımı yakmak isteyenlerin ilk hedefi olduğunda bile gözünü kırpmayacak bir kadına ihtiyacım var. Sen bana nefret besleyebilirsin. Ama dışarı çıktığımızda, o nefretin arkasında duran gücü benim için kullanacaksın."
Kalemi masanın üzerinden alıp Aden’e doğru uzattı.
"Bu imza seni benim eşim yapmayacak," diye fısıldadı. "Seni benim dünyamdaki tek dokunulmaz kılacak. Karar senin. Ya dışarıdaki fırtınada tek başına yok olacaksın ya da o fırtınayı benimle birlikte yöneteceksin."
Aden uzatılan kaleme baktı. Parmakları titriyordu ama bu korkudan değil, içindeki öfkeden ve geri dönüşü olmayan o yola adım atmak üzere olduğunun bilincindeydi. Kalemi Karan’ın parmaklarının arasından sertçe çekti.
"Eğer bu oyunda canın yanarsa," dedi Aden, kalemin kapağını açarken sesi buz gibiydi, "yaranı saracak kişi ben olmayacağım, Milanlı."
Karan’ın dudaklarının kenarı, neredeyse fark edilmeyecek kadar küçük, tehlikeli bir kıvrımla yukarı doğru hareket etti.
"Benim yaralarım çoktan kabuk bağladı, Soykan. Sen sadece o imzayı at."
Aden, gözlerini bir an bile Karan'dan ayırmadan sözleşmenin altındaki boşluğa adını kazıdı. Mürekkep sayfaya yayılırken, yeraltının en büyük savaşının ilk perdesi de resmen açılmıştı.
